2020 Biterken Kürt Meselesi: Ufukta Yeni Bir Şey Var mı?

Kürt meselesinin akıbetine aktörlerin niyetleri ve tahayyülleri üzerinden değil de üzerinde eyledikleri zemini koşullandıran dinamikler üzerinden bakıldığında görünen şu: Ufukta yeni bir çözüm süreci durumu değil, “Kürt meselesi bitti” modundan “Kürt meselesinde normalleşme” moduna geçme ihtimali var.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Çözüm sürecinin çöktüğü 2015’ten bugüne geçen beş senenin ardından, 2020’nin sonunda Kürt meselesinde neredeyiz, önümüzde muhtemelen ne var? Türkiye siyasetinde Kürt meselesinin seyrini biçimlendirdiğini düşündüğüm başat dinamiklere baktığımda gördüğümü liman ve yolculuk metaforlarını kullanarak üç önermeyle özetleyeyim:

 

  1. Uzun zamandır demirlemiş olduğumuz “Kürt meselesi bitti” limanındayız;
  2. “Kürt meselesinde normalleşme” limanına hareket edebiliriz;
  3. Ufukta yeni bir çözüm süreci limanı yok.

Sonuncusundan başlayarak önermelerimi izah etmeye çalışayım. Sonuncu önermem şu: Kürt meselesinin yakın ufkunda çözüm sürecine benzer bir gelişmenin yaşanma ihtimali zayıf, belki hiç yok, en azından bildiğimiz biçimiyle. Bildiğimiz biçimiyle çözüm süreci neydi malum: PKK’nın silahsızlanmasına mukabil bir tür yetki devrini esas alan bir büyük hukuksal düzenleme. Bu biçimiyle bir çözüm süreci ufukta görünmüyor, belki hiç görünmeyecek, çünkü 2015’ten sonra yaşananlar söz konusu biçimin iki unsuru olarak silahsızlanma ve kapsamlı reform arasındaki bağlantıyı koparmış durumda.

 

Bir yanda PKK’nın Türkiye’de etkisizleştirilmiş, Suriye’de ise sınırlandırılmış oluşu, diğer yanda da 2015’ten sonra HDP’nin zayıflatılamazsa da izole edilmesiyle beraber silahsızlanmaya karşılık reform önermesi artık geçersiz. Demem o ki, 2015’ten sonra yaşananlarla birlikte oluşan yeni durum silahsızlanma ve reform işini birlikte ve karşılıklı olarak ele almayı esas alan çözüm süreci mantığını iptal etmiş durumda.

 

 

Öte yandan, bu dediğim Kürt meselesinin yakın ufkunda artık ne silahsızlanma ne de reform var anlamına gelmiyor. Silahsızlanma ve reform, ikisi de ufukta yeniden belirebilir ama pek muhtemelen bir diğerinden bağımsız ve artık eskisinden farklı dinamiklere bağlı olarak. Mesela, Suriye’de ve Irak’ta tarafların büyük kısmınca hazmedilebilir bir statükonun oluşması durumunda ya da bunun karşılığında ve pek muhtemelen uluslararası aktörlerin dahli ve katkısıyla silahsızlanma yeniden ufukta belirebilir.

 

Bu da şu demek: Silahsızlanma Kürt meselesinin ufkundan çıkmış değil, ancak yeniden gündeme gelmesi Türkiye harici dinamiklere bağlı görünüyor, reform işine değil. Buna mukabil, reform işi de yeniden Kürt meselesinin ufkuna girebilir; ama pek muhtemelen Türkiye’nin iç siyasi dinamiklerine bağlı olarak ve yerinden yönetim esprisiyle bağlantısı zayıflamış bir biçimde. Demokrasiye ve parlamenter sisteme dönüşü zorlayan dinamiklerin neticesinde gelişebilecek yeni anayasa tartışmasının bir başlığı da pek muhtemelen Kürt meselesinde reform olur. Ufukta yeni bir çözüm süreci limanı yok önermemi böyle izah etmiş olayım.

 

Kürt Meselesi Bitmedi ama…

 

Şimdi, başa, ilk önermeme, “Kürt meselesi bitti limanındayız” önermesine döneyim. Birkaç senedir içinde olduğumuz hali tasvir etmek için iktidarın meşhur “Kürt meselesi yok artık, bitirdik” iddiasının bir türevi olarak “Kürt meselesi bitti” ibaresini tabii ki bilerek kullanıyorum; katıldığım için değil, tümden manasız olmadığını düşündüğüm için. Manasız değil, çünkü rejimin 2015’ten beri bütün kapasitesiyle kriminalize ettiği HDP Kürtlerin yarısından fazlasının desteğini almaya devam etmekle beraber, Türkiye siyaseti Kürt meselesinin aslında bitmemiş olduğunu pek ala gösteren bu durumu kaale almadan yoluna devam edebiliyor, dengesi bozulmuyor. “Kürt meselesi bitti” önermesini tümden manasız olmaktan alıkoyan bu durum. Var olmaya devam eden Kürt meselesinin siyaseten, siyaset üzerinde etkisiz olması hali.

 

“Kürt meselesi bitti” önermesini tümden manasız olmaktan alıkoyan bu özgül durum üç temel faktörün 2015’ten beri devrede olmasıyla ilgili: Rızasızlık, itaat ve izolasyon. Kürtlerin büyük kısmının kriminalize edilen HDP’ye destek vermekten vazgeçmeyişi de gösteriyor ki, ‘duruma’ razı değiller. Bu razı olmama halini HDP’ye destek vererek göstermenin ötesine geçmemeleri ise Kürtlerin ‘duruma’ itaat ettiğini gösteriyor. Siyasi aktörlerin Kürt meselesinden ve HDP’den uzak durma hali de izolasyonu. Bu üç faktörden ilki Kürt meselesinin var olmaya devam ettiğini gösterirken, Kürt meselesinin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisini zayıflatan diğer ikisi “Kürt meselesi bitti” iddiasını manasız olmaktan alıkoyuyor.

 

“Kürt meselesi bitti” limanındayız derken kast ettiğim de bu: Kürt meselesinin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisinin çok zayıf olduğu bir zamandayız. Kürtler için var olmaya devam eden Kürt meselesi Türkiye siyaseti için neredeyse yok derekesinde.

 

İncelen İzolasyon Duvarı Çatlar mı?

 

Son önermeme geleyim. Son önermem de şu: Kürt meselesinde normalleşme limanına hareket edebiliriz. Şunu kast ediyorum: “Kürt meselesi bitti” durumundan Kürt meselesi üzerindeki kriminalizasyon örtüsünün kaldırıldığı bir yeni hale geçmenin imkanları yavaş da olsa beliriyor. Kısmen “Kürt meselesi bitti” durumunu mümkün kılan faktörlerin eskisi gibi çalışmamasına, kısmen de Kürt meselesiyle ilgisi daha dolaylı faktörlerin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisinin artmasına bağlı olarak, Kürt meselesinde farklı bir faza, normalleşme fazına geçme imkânı var.

 

“Kürt meselesi bitti” önermesini manalı kılan üç faktörden itaat faktöründe bir değişiklik yok. Ancak diğer iki faktörden rızasızlığın kalıcılaşması ama daha mühimi izolasyonun zayıflaması normalleşmenin önünün açılabileceğini gösteren ilk işaret. Görünen o ki, şimdilik İYİ Parti hariç, muhalefetin CHP, Deva, Gelecek ve Saadet gibi belli başlı bütün partileri nazarında Kürt meselesi, üzerinde düşünülebilir bir mesele, HDP de temas edilebilir bir aktör.

 

Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin Kürtçenin eğitimde kullanılmasına ve HDP’nin gayrı meşrulaştırılmasına ilişkin tutumları Kürt meselesi ve HDP etrafındaki izolasyonun yavaş yavaş da olsa zayıfladığını gösteriyor. Muhalefet partilerinin hepsinin şikayetçi olduğu başkanlık sistemi HDP’nin desteği olmaksızın değiştirilemeyeceğinden, Kürt meselesi etrafındaki izolasyonun zayıflama eğiliminin devam etmesi muhtemel. Kürt meselesinde normalleşmenin muhtemel olduğunu gösteren ilk faktör bu: zayıflayan izolasyon.

 

İkinci faktör siyasi aritmetiğin AK Parti’yi ilgilendiren tarafıyla alakalı. Gelecek ve Deva Partilerinin Kürt şehirlerinde gördüğü ilgi Kürt meselesinde takip ettiği mevcut siyasetten ötürü AK Parti’den uzaklaşan Kürt seçmenlere yenilerinin katılabileceğini gösteriyor. 2015’in hemen sonrasında estirilen milliyetçi dalganın getirdiği oylarla telafi edilebilen Kürtlerin AK Parti’den uzaklaşma hali, 2019 seçimlerinin de gösterdiği üzere, 2023 seçimleri için iyiye işaret değil.

 

Kamuoyu yoklamaları da gösteriyor ki, Erdoğan ve AK Parti için 2023 seçimlerini kazanmak kolay olmadığı gibi, şapkadan tavşan çıkarmayı da gerektirebilir. Başkası varsa tercih edilmeyecektir ama şapkadan çıkarılabilecek tavşanlardan birisi de AK Parti’ye oy vermiş Kürtleri yerlerinde tutmaya matuf bir kısım normalleşme düzenlemesine girişmek olabilir. Kürt meselesinde normalleşmenin muhtemel olduğunu gösteren ikinci faktör de bu: Kürtlerin desteğinin azalmasıyla beraber ortaya çıkan seçmen açığını telafi etmenin AK Parti için giderek zorlaşması.

 

Üçüncü faktör de siyasi aritmetiğin AK Parti’yi ilgilendiren tarafıyla alakalı, ama farklı bir açıdan. Erdoğan ve AK Parti açısından 2023 seçimlerini riskli kılan sadece Kürt seçmenlerden gelen desteğin azalması değil; pandeminin ağırlaştırdığı ekonomik durum 2023’te yüzde 50+1 almayı her halükârda zorlaştırmış durumda. Ağırlaşan ekonomik tabloyla beraber muhalefetin ortak bir cumhurbaşkanı adayında ve siyasi hedefte uzlaşma ihtimalinin belirmesi, Erdoğan’ı sistemi reforme etmek türünden bir tartışma açmaya sevk edebilir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Erdoğan, iktidardan olma ihtimalinin güçlenmesi durumuyla, sistemi iktidarda kalmaya izin verecek biçimde reforme ederek ya da buna ilişkin bir tartışma başlatarak baş etmeyi deneyebilir. Bu türden bir tartışma, çok büyük ihtimalle, bir biçimde Kürt meselesinde normalleşme tartışmasına bağlanır. Özetle, Kürt meselesinde normalleşmenin muhtemel olduğunu gösteren üçüncü faktör de bu: Gidişatın sistemin reforme edilmesine doğru olması.

 

Dördüncü faktör de tahmin edileceği üzere, uluslararası dinamiklerle ilgili ve malum burada da önemlice bir değişiklik var: Biden’ın ABD başkanı seçilmesiyle birlikte gündeme gelen ABD ve AB’yle yeniden yakınlaşma ihtimali. Yakınlaşma olur mu, Türkiye ABD ve AB’yle yakınlaşmadan yoluna devam eder mi, bunlar elbette bugünden kestirilebilir değil. Ama işaretler, yakınlaşma ihtimalinin mevcut durumun devam ettirilmesi ihtimalinden daha kuvvetli olduğunu gösteriyor. Bu doğruysa, ABD ve AB’yle yeniden yakınlaşmanın Kürt meselesinde normalleşmeyi de içerecek türden bir siyasi reformu teşvik etmesi kaçınılmaz görünüyor. Kürt meselesinde normalleşmenin muhtemel olduğunu gösteren dördüncü faktör de bu: ABD ve AB’yle yeniden yakınlaşma durumu.

 

Normalleşme mi, Konsolidasyon mu?

 

Önümüzdeki dönemde Kürt meselesinde “mesele filan yok, bitti Kürt meselesi” durumundan bir tür geriye sarma hali olarak “Kürt meselesinde normalleşme” durumuna geçişin muhtemel olduğunu gösteren faktörler bunlar. Kürt meselesinin akıbetine aktörlerin niyetleri ve tahayyülleri üzerinden değil de üzerinde eyledikleri zemini koşullandıran dinamikler ya da faktörler üzerinden bakıldığında görünen bu: Ufukta yeni bir çözüm süreci durumu değil, “Kürt meselesi bitti” modundan “Kürt meselesinde normalleşme” moduna geçme ihtimali var.

 

Şunu kaydederek bitireyim: Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın bütün bu dinamiklerle, bütün bu faktörlerle Kürt meselesinde normalleşme kapısını aralamadan meşgul olmaları, normalleşme işlerine girişmeden baş etmeye çalışmaları ihtimali de yok değil. Kürt meselesi etrafındaki izolasyonu muhalif siyasi aktörleri kriminalize ederek yeniden kuvvetlendirmek, seçmen açığını İYİ Parti ve HDP’yi destabilize edecek manipülasyonlarla kapatmayı denemek, ekonomik sıkıntıları taze para girişini sağlayacak faiz artışı benzeri tedbirlerle ötelemek ile ABD ve AB’yle de “nasıl olsa benden vazgeçemezler” oyununu oynamaya devam etmek; geride kalan dört-beş seneye bakınca bütün bunlar da yabana atılabilir ihtimaller gibi görünmüyor.

 

Bir de mevcut otoriter sistemi ve Batı’dan uzaklaşma halini konsolide etmeyi tercih etmek ihtimali var tabii ki. Allah muhafaza!

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.