2020 Yılı 1968 Değil, Daha Kötü Olabilir.

Toplumsal huzursuzluk Lyndon Johnson’ın başkanlığının sonunu getirmeye yardımcı oldu. Trump’ınkini ise korumakla sonuçlanabilir. 

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Amerika’nın toplam ölü sayısı artıyor. Pek tutulmayan bir başkan yeniden seçilme ihtimali konusunda endişeli. ABD uzaya adam gönderiyor. Aşağıda, yeryüzünde ekonomi zorda. Irksal gerilimler mitinglere, yağmalara ve ülke genelinde kentlerde polisle şiddetli çatışmalara dönüşüyor; siyasi kutuplaşmaları yoğunlaştırıyor ve kuşaklar arası ayrımı açıyor. Başkan, kendisine silahlı kuvvetleri ve ulusal muhafızları herhangi bir eyalete konuşlandırma yetkisi veren 1807 tarihli Ayaklanma Yasası’nı yürürlüğe sokmayı düşünüyor.  

 

Evet, David Frum, James Fallows, Max Boot, Julian Zelizer ve Zachary Karabell gibi geniş bir siyasi yelpazeden yazarların dikkat çekmekte olduğu gibi, 2020 yılı 1968’e çok benziyor. Vietnam’ı Covid-19, Lyndon B. Johnson’u da Donald J. Trump olarak okuyun. Apollo 8’in başarılı bir biçimde ayın yörüngesine girmesini SpaceX’nin Crew Dragon adlı uzay aracının Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlenmesi olarak okuyun. 1968’de Washington, Chicago ve diğer kentlerde gerçekleşenleri de son birkaç haftada Minneapolis, Atlanta ve diğer kentlerde gerçekleşenler olarak okuyun.

 

Ve ah evet, Boston Globe köşe yazarı Michael Cohen araya girdi: ama bugün bir salgınla uğraşıyoruz. Aslına bakılırsa 1968’de de bir salgın vardı. Sonuçta ABD’de 100,000’den fazla, dünyada ise bir milyon insanın ölümden sorumlu olan A/H3N2 grip virüsünden kaynaklı Hong Kong gribi salgını. Ertesi yıl Woodstock’un süper yayıcı bir etkinlik olduğunu unutmak ise kolaya geliyor.  

 

Derek Chauvin 25 Mayıs gecesi Minneapolis’teki Cup Foods’un önündeki sokakta George Floyd’u öldürdüğü için düzinelerce Amerika kentinde protestolar olduğu ve isyan çıktığı doğru. Akabinde, tahmin ettiğiniz gibi, 1968’den bu yana herhangi bir zamanda uygulamaya konulduğundan daha fazla sokağa çıkma yasağı uygulandı. Ancak bu doğru bir analoji mi? Yoksa İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda doğan kuşağın (baby-boomers) kendi coşkulu gençlik yıllarına olan takıntıları mı bizi yönlendiren? 20. yüzyılın sonu hakkında çokça düşünmeye, ama diğerleri hakkında, daha alakalı dönemler hakkında, yeterince düşünmemeye yol açan bu durum ilk değil. 

 

Sıkça başvurulan Weimar analojisi gibi, 1968 imaları “Bu oldukça kötü.” demenin üstten bir yolu, bir çeşit stenografi sadece. Bu analojilerden bahsedenlerin büyük çoğunluğunun 1968 ya da 1933 yıllarından belgeleri hiç incelememiş olduğuna bahse girerim.     

 

Tarihçiler bin yıl için, salgınların vurduğu toplumları istikrarsızlaştırabileceğine dikkat çektiler. Atina’da İ.Ö. 430’daki veba salgınına ilişkin olarak Thukydides şöyle yazmıştı: “Bu yıkım öyle mahvediciydi ki gelecekte kendilerine ne olacağını bilemeyen insanlar dinin ya da kanunların kurallarına aldırmaz oldular.” Atina, İ.Ö. 411’de Peloponez Savaşı’nda Sparta tarafından yenilgiye uğratılmasıyla, demokrasisinin kısa süreliğine işlemez hale gelmesiyle sonuçlanan bir siyasi istikrarsızlık dönemine girdi.    

 

Roma İmparatorluğu’nu vuran iki büyük salgın — muhtemelen bir çiçek virüsü salgını olan Antonine Salgını (İ.S. 165-180) ve bubonik bir veba salgını olan Justinian Vebası (İ.S. 542) — Roma yönetiminin yapılarını zayıflatmış, barbar istilâcıların önemli bir ilerleme kaydetmesine izin vermişti.  

 

İngiltere’ye ilişkin, 1340’lardaki Kara Ölüm denen veba salgını sonrasında yapılan, yakın zamanlı çalışmalar, toprak sahibi sınıfın kronik iş gücü açığının etkilerini dengeleme çabalarının en sonunda 1381 Köylü Ayaklanması’nda patlak veren gerilimin tırmanmasına yol açtığını gösteriyor.   

 

Avrupa boyunca Kara Ölüm binyılcı hareketlerin bir dalgasına, özellikle dini nedenlerle kendini kırbaçlayan tarikatların, -kefaret olarak çektikleri cezanın kendilerini Kıyamet Günü’nden koruyabileceği inancıyla kendini kırbaçlayarak kasaba kasaba gezen grupların- ortaya çıkışına sebep oldu. Bu dini kültlerin genellikle devrimci bir temayülü vardı ve dönemsel yerel ve tinsel hiyerarşilere ters düşüyordu.

 

Avrupa’nın büyük kısmında nüfusun üçte birinden fazlasını öldüren bubonik ve pnömonik veba dalgalarının neden olduğu tahribat, aynı zamanda geniş bir alana yayılmış şiddete, özellikle de anti-semitizmin ortaya çıkmasına yol açtı. Örneğin 1349’da Köln, Frankfurt ve Mainz’deki Yahudi topluluklar katledildi. Yahudilerin su kaynaklarını zehirleyerek Kara Ölüm’e neden olmuş olduğuna ilişkin komplo teorileri geniş çapta yayıldı. Strazburg’un Yahudilerine din değiştirme veya ölüm seçeneği sunulmuştu. Din değiştirmeyi reddedenler Yahudi mezarlığında canlı canlı yakıldılar.

 

Bubonik veba salgının 1890’larda tekrarlaması İngiliz yöneticiler ve Güney Afrika’dan Hindistan’a kadar tebaaları arasında çatışmalara yol açtı. Honolulu ve San Francisco’da yerel Asyalı nüfusa karşı ayrımcılık yapan tedbirlere sebep oldu. Hastalığın belirli bir toplulukta çok sayıda ölüme neden olmuş gibi göründüğü durumlarda sıklıkla bu gibi etnik günah keçilileştirme durumları vuku bulmuştur. 1907 ve 1916 çocuk felci salgını özellikle varlıklı, beyaz New York’a oldukça zarar vermişti. (Daha yoksul nüfuslarda küçük çocuklar sağlık koşullarının kötü olması nedeniyle rutin bir şekilde etkiye açıktı ve bu nedenle antikor geliştirmiş olmaları daha olasıydı.) Güney Avrupalı göçmenler, özellikle de İtalyanlar, salgının ortaya çıkmasından sorumlu tutuldular.

 

Kısacası, tarih tüm salgınların sınıflar ve etnik gruplar arasındaki mevcut sosyal gerilimi oldukça sık şiddetlendirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda karantinalar ve kamusal sosyal kısıtlamaların vatandaşların devlete güvensizliğini artırdığına ilişkin çok sayıda örnek de sağlıyor. 19. Yüzyıl Avrupası’nda, 1831’de St. Petersburg’tan 1892’de Donetsk’e kadar, kolera isyanları çok sıktı. Kuzey Amerika’da çiçek hastalığı karantinaları kalabalıkların hastaneleri ve polis merkezlerini yakmasına yol açtı. Boston yakınlarındaki Marblehead sakinleri iki kez, 1730 ve 1773’te, çiçek hastalığı için aşı yapılmasına karşı ayaklandılar.

 

Covid-19’un Çin’den dünyanın geri kalanına yayılması ve ABD otoritelerinin salgına karşı genellikle aptalca tepkileri bir araya gelerek kentsel çalkantılar için mükemmel koşullar oluşturdu. Hastalık orantısız bir biçimde azınlık gruplarına, özellikle de Afrikalı Amerikalılara, zarar verdi. ABD’de, Birleşik Krallık’ta olduğu gibi, beyaz olmayanların bulaşıcı hastalığa yakalanmaya daha açık, düşük vasıflı ve “zorunlu” mesleklerde çalışması; kalabalık koşullarda yaşaması ve obezite ve diyabet gibi birden fazla tıbbi sorunu bir arada taşıyor olması olasılığı beyazlardan daha yüksek. Kısıtlamalar ekonomik sonuçları açısından da Afrikalı Amerikalıları beyaz Amerikalılardan daha sert ve ağır bir biçimde etkiledi. 2020’yi açıklamak için 1968’e ihtiyacınız gerçekten yok.

 

Beyaz, orta yaşlarda ve üst-orta sınıf bir göçmen olarak, Amerika’da ırk siyaseti hakkında konuşabilecek kişi ben değilim. Bu nedenle Harvard’da birlikte çalıştığımız günlerden beri tanıdığım Afrikalı Amerikalı bir arkadaşımın, ekonomist Rolan Fryer’in, yardımını istedim.[1]

 

Fryer 2016’da polisin siyahlara karşı orantısız öldürücü şiddet kullanmamış olmakla birlikte onlara öldürücü olmayan kuvvet kullanmasının daha olası olduğunu öne süren hayranlık uyandırıcı, ancak tartışmalı bir çalışma yayınladı. (Geçen sene Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları’nda yayınlanan bir çalışma Fryer’in tezini güçlü bir biçimde destekledi.) Yeni, yayınlanmamış başka bir çalışması var ve bu çalışma polisin ateş açmasına ilişkin soruşturmaların ters etkisine bakıyor. Fryer’e bu argümanın üzerinden birlikte geçmeyi teklif ettim.

 

“Bir polisin ateş etmesi internette viral olur, ancak soruşturulma açılmazsa hiç bir şey değişmez. Polisin eylemi ve suçun düzeyi yaklaşık aynıdır. Ancak viral olmuş ve soruşturma açılmış bir ateş etme olayı varsa polisin eylemi düşer ve suç dramatik bir biçimde yükselir” diye açıkladı. Bu durum sadece beş şehirde – Baltimore, Chicago, Cincinnati, Ferguson, Missouri ve California Riverside’de – müteakip 24 ayda neredeyse 900 ölçüsüz cinayete yol açtı. Bunların yüzde 80’i siyah ve ortalama yaşları 28 idi. 

 

Bu tehlikeli bir çıkmaz: “Viral” olan olayları soruşturmazsanız lanetlenirsiniz, soruşturursanız çok daha kötüsünü yaparak bu olayları şekillendirmiş olursunuz.

 

Fryer devam eden gösterileri nasıl yorumluyor? “İnsanlar bezdi,” diyor. “Eğitimde gördükleri eşitsizliklerden usandılar. Adalet sisteminde uğradıkları eşitsizliklerden usandılar. Yaşam beklentisindeki ırksal eşitsizliklerden usandılar. Hepimiz suçluyuz — bunlar gözlerimizin önünde oldu.” Ve bunlara Covid-19’un orantısız olarak siyah topluluğu etkilediği gerçeğini de eklediğinizde: “İnsanlar bıktı. Sabırlarının sınırına geldi.”

 

Bu tür sohbetler, herhangi bir makale ya da kitap kadar, bir konuya bakış açımı değiştirir. Yıllardır, oldukça emin bir şekilde, 1968’in şimdiden çok daha kötü olduğunu söyledim. Ama bunun tersi de olabilir mi— yaşam standartları ya da şiddet oranları anlamında değil ama siyaset ve onu şekillendiren algılar anlamında? Bir başka Afrikalı Amerikalı arkadaşım, Amerika’da ırk konusunda yakın tarihli makaleleri temel okumalardan olan, Coleman Hughes tarafından bana yöneltilen bir soruydu bu.

 

Trump (ya da daha büyük olasılıkla konuşmasını yazan kimse) geçtiğimiz pazartesi günü Beyaz Saray’daki Gül Bahçesi’nde, kendini “kanun ve nizamın başkanı” olarak adlandırırken, Richard Nixon’ın başarılı 1968 kampanyasının mantrasını tekrarlıyordu. Ama Trump, Nixon’ın 1968’de olduğundan farklı olarak, görev başında. Salgın ve ekonomik gerileme Amerikalıları onun gözetiminde vurdu, Vietnam Savaşı’nın Lydon Johnson’ın gözetiminde tırmanması gibi. Ülke içinde bir salgın 1968 yılı ortasında, Amerikalıların üçte birinin hâlâ desteklediği, uzaktaki bir savaştan oldukça farklıdır. Kısıtlamaların yıkıcı ekonomik sonuçları 1968’deki erken enflasyon işaretlerini önemsizleştiriyor. Seçmenler 1968 seçmenlerinden radikal bir biçimde farklı: daha yaşlı ve aynı zamanda göç ve doğum oranlarındaki varyasyonlar nedeniyle etnik olarak daha çeşitli. Geleneksel medya 1968’deki şiddet içeren protestolara sempatizan bir biçimde yer vermiyordu. Bu bakımdan Trump’ın yeniden seçilme olasılığı Johnson’ınkinden daha kötü görülüyor olmalı.

 

Yine de Johnson, 31 Mart 1968’de ikinci bir dönem arayışında olmayacağını açıklamıştı. Çünkü televizyonun en çok izlendiği saatlerde söylediği gibi “Artık Amerikan evinde bir bölünme var”dı. Donald Trump’tan böyle bir teslim olma hâli beklemeyin. Amerikan evindeki bölünme tam da ona dört yıl daha görev alma şansı veriyor.

 

Başka bir deyişle, 1968’den farklı olarak, ırksal boyutu olan kentsel huzursuzluk aslında kuşatılmış durumdaki iktidarı kurtarabilir. Şu an görülen protesto dalgası pek çok bakımdan daha yakın zamandaki olayların bir tekrarı — 2014 Ferguson, 2017 Charlottesville— ve başlıca önemi Amerika siyasal gündemini Trump yönetiminin Covid-19 salgınıyla baş etme yetersizliğinden uzaklaştırarak Trump’ın deneyimli bir savaşçı olduğu alana, kütür savaşı bölgesine çekmesi.

 

1968’de dahi, sadece “kanun ve nizam” ifadesini kullanmak ırkçılık suçlamalarına davetti. Bir başkanın geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’ın önündeki arbedeye bir MAGA (“Make America Great Again”, – “Amerika’yı yeniden büyüt”) kalabalığının katıldığının hayalini kurması durumunda, samimiyetsiz olduğu suçlamasının oldukça sağlam temellere dayandığı görülüyor. Trump doğası gereği kanuna kayıtsız; düzen bozma konusunda daha başarılı. Ve bir çoğu komplo teorilerine ön ayak olan karmaşık online “fenomenler” ağı aracılığıyla mesajını nasıl yaygınlaştıracağını muhaliflerinden çok daha iyi biliyor, ve bu sayede giderek daha çok Amerikalının onlardan haberi oluyor.

 

Son olarak, ve belki de kritik bir biçimde, Kasım seçimlerinin 52 yıl öncesinden farklı olarak iki kişi arasında bir mücadele olması oldukça olası görünüyor. Bu seçimde, 1968’de milyonlarca eski Demokratın oylarını alan ve Nixon’un zaferini garantileyen ırk ayrımı yanlısı George Wallace gibi bir aday yok. Son dakikada adaylığını koyacak üçüncü bir tarafın – Yeşil, Liberter ya da bunun dışında – Wallace gibi geçerli oyun yüzde 13.5’ini alması olası değil.

 

2020 seçiminin sonuçları 1968’den oldukça farklı olacak gibi görünüyor. 2000 yılındakine benzer bir sonuç kabus olur: sonuçların birbirine çok yakın çıkması ve mahkemelerde karara varılması.

 

Tarih salgınların sınıf ve etnik ayrımları açmaya eğilimli olduğunu güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Küçük, korkunç bir polis vahşeti bir isyan dalgasını tutuşturdu: hastalıkla biraz daha, kısıtlamalarla biraz daha ve ekonomik durgunlukla daha da sertleşti, Afrikalı-Amerikalı topluluklarsa galeyana gelmeye hazırdı. Amerika’daki neredeyse her büyük şehirdeki kargaşa manzaraları, iktidarında zaten yüzde 26 artmış olan ölüm oranlarının fazlalığına tanık olan ve şu anda 1968’den üç buçuk kat daha yüksek bir işsizlik oranına başkanlık eden bir yetkili için pek hayra alamet değil.

 

Yine de, kültür savaşlarının dönüşü Trump’ı Covid-19 batağından beklenmedik bir anda kurtarmaya yardımcı olabilir. Öyleyse, Trump’ın yorumcuları arasında aleyhte konuşan pek çoğu – Trump’ın ikinci kez göreve gelememiş olan Richard Nixon olmasını bekleyenler –yanlış bir tarihsel analoji yaptıklarını fark edecekleri gün geldiğinde dizlerini dövebilirler.

 

____

[1] Harvard geçtiğimiz sene, “istenmeyen cinsel davranış”ta bulunduğu iddialarını takiben Roland’ı iki yıllığına idari izne ayırdı. Bunun haksızlık olduğuna ve Harvard’ın sonunda hatasını kabul edeceğine inanıyorum. Öyle olmasa bile, bu vakanın makalenin konusuyla ilgisi yoktur.

Bu yazı 7 Haziran 2020 tarihinde Bloomberg sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.