Yeni bir yıla girerken, her ne kadar COVID-19’a karşı geliştirilen aşı çalışmalarının başarısıyla geleceğe karşı biraz umutlansak da riskin güvenden, kaygının umuttan, kötümserliğin olumluluktan, çıkarın ahlâktan ve kızgınlığın eleştiriden daha görünür ve yaşanır olduğu bir dönemin bizi bekliyor.

2010’lu yıllar ciddi güvenlik riskleri ve jeopolitik çatışmalar, işsizlik sorunu ve ekonomik kriz, demokrasinin zayıflaması ve hukuk krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, yoksulluk, ötekileştirme ve zorunlu göç sorunları sonucunda ortaya çıkan insan trajedisi ve ulusal-bölgesel-küresel düzeyde büyük bir savruluş ve çalkantı içinde geçmişti.

 

2020 yılında korona pandemisi tüm dünyayı rehin alarak, bu savruluş ve çalkantıyı derinleştirdi. Toplumsal yaşamın her alanında ve her ölçeğinde belirsizlik, güvensizlik, korku, endişe, kaygı ve kızgınlık duyguları yaygınlaşırken, dünyamızın “risk toplumu”na dönüştüğü gerçeği daha da netleşti. 

 

Çok zor geçen bir yılı bitirdik.

 

Yeni bir yıla girerken, her ne kadar COVID-19’a karşı geliştirilen aşı çalışmalarının başarısıyla geleceğe karşı biraz umutlansak da riskin güvenden, kaygının umuttan, kötümserliğin olumluluktan, çıkarın ahlâktan ve kızgınlığın eleştiriden daha görünür ve yaşanır olduğu bir dönemin bizi beklediğini biliyoruz. 

 

“Tedirginlik-korku-kızgınlık dönemi” 2021’de de devam edecek.

 

Eskinin öldüğü fakat yeninin doğ(a)madığı; böyle bir geçiş döneminde birbirlerinden farklı, hatta zıt gelişmelerin ve duyguların birlikte yaşanacağı bir yıl bizi bekliyor.

 

2020’li Yıllar: Yedi Risk

 

Geçen yıl, yeni bir on yıla girerken, yapılan araştırmalara dayanarak şu saptamayı yapmıştım:

 

“2020’li yıllarda nasıl bir dünyada yaşayacağız” sorusuna yanıt arama amacıyla yapılan çalışmalarda, “altı farklı dünya”nın ortaya çıkabileceği öneriliyordu. Bu altı dünya tasavvuru içinde 2020 başında ortaya çıkan ve tüm yıla damgasını vuran korona pandemisi yoktu. 2020 yılı, “Pandemi Dünyası”nı yedinci olasılık olarak bu listenin tepesine ekledi.

 

 

Yedi risk, yedi dünya tasavvurunu kısaca açımlayalım:

 

Güvenlik Dünyası: Bu görüşü savunanlar, ABD-Çin arasında şimdiden “ticaret savaşları”yla başlayan çatışmanın jeopolitik alana da yayılacağını ve 2020’li yıllara damga vuracağını, bu nedenle de “güvenlik alanı”nın ekonomi ve demokrasinin önüne geçeceği bir dünyada yaşayacağımız söylüyor. Amerikan liderliğinin ciddi güç kaybettiği; Çin’in gücünü koruduğu bir yıl yaşandı. Suriye, İran, Libya, Doğu Akdeniz sorunlarının devam ettiği, Atlantik yerine Pasifik Okyanusu’nun güvenlik düzleminde ön plana çıktığı, Asya’ya küresel güç kayması temelinde hegemonya mücadelesinin bölgesel anlamda kızıştığı, Asya’nın genel olarak güçlendiği, Batı’nın zayıfladığı ve bu anlamda da zayıflayan hegemon ile yükselen hegemon arasındaki güç ve liderlik rekabetinin kızıştığı “Güvenlik Dünyası” ABD-Çin çatışması temelinde 2021 ve gelecek on yıla damga vuracaktır.

 

Kurallı Çok Taraflılık ve Kurumlar Dünyası: Bu görüşü savunanlar; güvenlik, ekonomik, çevresel ve insani tüm sorunların devam edeceğini kabul etmekle birlikte, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan BM, NATO, AB, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü gibi önemli uluslararası ve bölgesel örgütlerin yeni on yılda etkilerini arttıracaklarını ve bu sorunlara çözüm bulma da önemli rol oynayacaklarını ifade ediyorlar. Çok taraflı hareket eden “Kurallar ve Kurumlar Dünyası” küresel-bölgesel çalkantıya karşı, “istikrar ve normalleşme”ye 2020’lerde dönüşü devletlerden daha etkili olarak sağlayacaktır görüşü dile getiriliyor. Korona pandemisi etkili kurumların ve kurallı çok taraflılığın ne kadar gerekli olduğunu hatırlatırken, Amerika’da 20 Ocak 2021’de başlayacak Biden’ın başkanlık döneminin de bu yönde hareket etmesini bekleyebiliriz.

 

Eşitsiz Dünya: Bu görüşü savunanlar; küresel ölçekte, gerek büyük çapta yaşanan “işsizlik sorunu”nun, özellikle “genç işsizlik sorunu”nun ve dünya nüfusunun 47%’sinin yani 3.5 milyara yakın insanın günde 12 TL altında bir parayla yaşamaya çalışmasını ifade eden “mutlak açlık sorunu”nun gerekse de zengin ile fakir arasındaki gelir ve refah uçurumunun çok ciddi boyutlara ulaşmasının yarattığı “eşitsizlik ve refahtan dışlanma sorunu”nun 2020’leri şekillendireceğini söylüyorlar. Korona pandemisi, işsizlik sorununu çok daha derinleştirdi. Gelecek on yılda, “Eşitsiz Dünya”yı yaşayacağız ve bu soruna çözüm toplumun siyasetten temel talebini oluşturacaktır düşüncesi güçlendi.

 

Kabile Dünyası: Bu görüşü savunanlar bir taraftan Suriye, Irak, Libya, Yemen, Sudan, vb. ülkelerde etnik, dinsel, aşiret temelinde yaşanan “kimlik sorunları”nın, diğer taraftan Amerika’dan Avrupa’ya, Rusya’dan Çin ve Japonya’ya uzanan İslam korkusu, mülteci ve göçmen korkusu, yabancı korkusu temelinde yaşanan “kutuplaşma sorunu”nun, dünyayı “Kabile Dünyası”na dönüştürdüğünü söylemektedirler. Bu sava göre 2020’li yıllar, kimlik ve kutuplaşma siyasetlerinin demokrasi ve hukukun üstünlüğünün önüne geçtiği ve ben-öteki ayrımı üzerinden yaşanan içe kapanmanın ve milliyetçiliğin güçlendiği bir on yıl olacaktır.

 

Isınan Dünya: Bu yaklaşımı dillendirenler güvenlik, ekonomi ve demokrasi sorunlarını ortak kesen, son yıllarda yaygınlaşarak derinleşen ve gençlerden başlayarak tüm kesimler tarafından aktivizm, sivil toplum, siyasi partiler yoluyla güçlü bir sesle dillendirilen bir sorunun 2020’li yılları şekillendireceğini söylemektedirler. Bu sorun, “küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma” sorunudur. Küresel ısınma tüm insanları, tüm ülkeleri, tüm canlıları tehdit eden bir sorundur. Başta sağlık alanı olmak üzere, gıdadan suya ve toprağa, işsizlikten ekonomik istikrara, demokrasiden güvenliğe, her alanda yaşanmakta ve ancak “küresel işbirliği ve yeni bir siyaset-toplum anlayışı”yla çözülebilecek bir sorundur. 2020’li yıllarda “Isınan Dünya” gerçeği artık inkâr edilemeyecek bir gerçeklik olarak yaşanacaktır.

 

Dijital Dünya: Bu görüşü savunanlar; tüm bu sorunları ve riskleri kabul ederken çözümün, son yıllarda giderek hızlanarak gelişen bir gerçeklikte yattığını ve bu gerçekliğin 2020’lere damga vuracağını söylüyorlar: teknolojide devrim niteliğinde yaşanan değişimler, 4. Sanayi Devrimi denilen dijitalleşme ve otomasyon, diğer bir deyişle “Dijital Dünya”nın ortaya çıkması ve hayatın her alanına etki etmeye başlaması. Korona pandemisi, dijitalleşmeyi eğitimden başlayarak çalışma hayatının en önemli boyutu konumuna getirirken; 2020’lerde küreselleşen dünya aynı zamanda giderek belirginleşecek olan “Dijital Dünya”ya evrilecektir.

 

Pandemi Dünyası: Yukarıda sıraladığımız altı olasılığın önüne çıkan Covid-19, tüm dünyada ve yaşamın her alanında 2020 yılını şekillendirdi. Bu durum, 2021 yılında da devam edecek.  Covid-19 küresel ölçekte bir soruna dönüşerek küresel salgın anlamına gelen “pandemi” niteliği kazandı. Covid-19’a karşı mücadele, yaşamın her alanını o kadar güçlü belirledi ki, “post-korona dünya” ya da “yeni normal” kavramları sıklıkla kullanılır oldu. Salgın, yukarıda sıralanan altı alandan çok daha büyük bir etki yarattı; yerelden küresele, günlük yaşamdan dünya siyasetine kadar uzanan geniş yelpazede toplumsal yaşamı ve ilişkileri rehin aldı. Dahası güvenlik, ekonomi, demokrasi, iklim değişikliği alanlarında yaşanan riskleri çok daha derinleştirdi. 2021 yılını ve gelecek on yılı, sağlık alanından ve salgın riskinden bağımsız düşünmek imkansızlaştı.

 

Nasıl Bir Dünya?

 

Bu yedi seçeneği yan yana yazalım: (1) Güvenlik Dünyası; (2) Kurallar ve Kurumlar Dünyası; (3) Eşitsiz Dünya; (4) Kabile Dünyası; (5) Isınan Dünya; (6) Dijital Dünya; (7) Pandemi Dünyası olarak şekilleneceğini söyleyebiliriz. 

 

2020 yılına girerken, pandemi dünyası dışında, “altı seçenekten iki tercih yapmak” isteseniz hangilerini tercih ederdiniz sorusuna yanıt: 70-75% oranda “Eşitsiz Dünya” ve “Isınan Dünya” olarak verilmişti.

 

Sonraki tercih, 50-55 % oranında, “Dijital Dünya” ve “Kabile Dünyası” arasında olmuştu. Bazen biri, bazen diğeri üçüncü olasılık olarak tercih edilmişti. Daha ilginci, beklenen tercih olan ABD-Çin çatışması temelinde şekillenen “Güvenlik Dünyası” beşinci tercih olurken, demokrasi ve hukuk temelinde düşündüğümüz “Kurallar ve Kurumlar Dünyası” son tercihi oluşturmuştu.

 

2020 yılına damgasını vuran Covid-19 virüsünün yarattığı “Pandemi Dünyası”nın artık ilk tercih olacağında hem fikir olabiliriz.  Özellikle işsizlik sorununun 2020’de pandemi nedeniyle de daha da artmasıyla “Eşitsiz Dünya” ve pandeminin nedenlerinden gösterilen “Isınan Dünya” tercihlerinin devam edeceğini de söyleyebiliriz.

 

Bu bağlamda, 2021 ve gelecek on yılın “Pandemi-Eşitsiz-Isınan Dünya” temelinde yaşanacağını önerebiliriz.  Bu dünyalara, kimlik ve kutuplaşma sorunlarının şekillendirdiği “Kabile Dünyası” ve pandemiyle önemi ve yaygınlığı giderek artan “Dijital Dünya” yı ekleyebiliriz.

 

Bu noktada şu saptamayı yapabiliriz: 2021 ve gelecek on yılın dünyası, insanı ve insan-canlı-doğa hayatını dolaysız etkileyecek olan “sağlık, gelir, iş, refah, temel ihtiyaçlar ve küresel ısınma” sorunlarıyla birlikte yaşanacak. Pandemi-Eşitsiz-Isınan Dünya’da yaşarken, kimlik ve kutuplaşma sorunlarının da devam ettiğini, buna karşın dijitalleşmenin öneminin ve yaygınlığının giderek arttığını göreceğiz.

 

Bu, bize aynı zamanda toplum ve dünya yönetimi konusunda da önemli ip uçları veriyor:

 

Birincisi, güvenlik-ekonomi-demokrasi denkleminde, sağlık-ekonomi ve güvenlik vurgusu demokrasinin önüne geçiyor;

 

İkincisi, ekonomiden anlaşılan büyüme, yatırım, finans değil; aksine sürdürülebilir ve dayanıklı insani kalkınma oluyor; daha somutta, “işsizlik ve başta sağlık, gıda, su, iklim gibi temel ihtiyaçlardan yoksunluk” sorunlarına çözüm bulunması talep ediliyor. Diğer bir deyişle, “insani kalkınma” anlayışı “neo-liberal ekonomik büyüme” anlayışının önüne geçiyor.

 

Üçüncüsü, pandemi-eşitsiz-ısınan dünya sorunları devlet egemenliğinden daha çok birey-merkezli “devlet kapasitesi” sorusunu, güvenlik alanında da devlet güvenliğinden daha çok “insani güvenlik” sorusunu ön plana çıkarıyor. Güvenlik anlayışının odağında insan, canlı ve doğa olması isteniyor ve bu bağlamda devlet kapasitesi oluşturulması talep ediliyor.

 

Dördüncüsü, sağlık-eşitsizlik ve ısınma tercihi ve tartışması içinde “haysiyet”, “hakkaniyet”, “adalet” ve “haklar-özgürlük” kavramlarına ve ilkelerine referans veriliyor. Örneğin işsizlik ve yoksulluk sorunu, sadece ekonomik bir sorun değil, insanların haysiyeti ve hakları üzerine bir saldırı olarak da görülüyor. Türkiye ve dünya yönetiminde de insani güvenlik temelinde hakkaniyet, adalet ve özgürlüğe dayalı bir yönetim anlayışı talep ediliyor.

 

Tüm bu veriler içinde 2021 ve gelecek on yılın, alttan gelen ve insani düzeyde seslendirilen “salgın-eşitsizlik ve küresel ısınmaya karşı mücadele” talepleriyle; liderler ve hükümetler düzeyinde, yukarıdan aşağıya hareket eden ve devlet güvenliğini ve ekonomik büyümeyi ön plana çıkartan siyaset ve yönetim anlayışı arasındaki gerilimlerin artması ve derinleşmesi içinde geçeceğini ön görebiliriz.

 

2021 yılı içinde, tüm bu çerçeve içinde çok önemli bir “oyun kurucu/değiştirici” gelişme Amerika’da, 20 Ocak’ta resmi olarak başlayacak olan Başkan Biden dönemi olacak. Biden-Harris yönetimi ve yapmak istedikleri, büyük ölçüde yukarıda açımladığım yedi dünya olasılığı analizine uyuyor. Pandemi-Eşitsizlik-Isınan Dünya tasavvuru, Başkan Biden’ın ajandasının odağını oluşturuyor. Bu bağlamda, bu yıl izleyeceğimiz önemli bir yer Biden yönetimi ve bu yönetimin aldığı kararlar ve hareket tarzı olacaktır.

 

Nasıl Bir Türkiye?

 

2020 yılına girerken ve gelecek on yılı düşünürken, Türkiye içinde, toplumun geniş kesimleriyle hükümet arasında, “Türkiye nasıl yönetilmeli” sorusuna yanıt vermede ciddi bir farklılaşma, hatta kopukluk ortaya çıktığını gözlemlemiştik. Bu kopukluk durumunun, 2020’de yaşanan korona pandemisiyle ve çok ciddi boyutlara ulaşan işsizlik ve küresel ısınma sorunlarıyla çok daha belirgin hale geldiğini gördük.

 

“Yıkıcı kutuplaşma” sorununun siyaset, özellikle hükümet tarafından körüklenmesi, toplum ile hükümet arasındaki kopukluğu daha da arttırdı ve belirginleştirdi. “Hangi sorunlara öncelik vermek ve odaklanmak gerekir” noktasında bu kopukluk daha da belirginleşti.    

 

Yapılan araştırmaların gösterdiği gibi, toplumsal yaşamda ve farklı kimlikler içinde bir bütün olarak, eşitsizliğe ve küresel ısınmaya karşı mücadele edilmesi talebi dile getiriliyor. Toplum, sağlık ve salgın sorunlarına, (genç) işsizliğe, yoksulluğa, yoksunluğa karşı mücadele eden ve bunu yaparken “haysiyet, hakkaniyet, adalet, ve özgürlük ilkelerini” yaşama geçiren bir ülke yönetimi özlemi içinde.   

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise merkezi konuma koyduğu, devlet güvenliği ve ekonomik büyümeyi ön plana çıkartan yönetim anlayışını konsolide etmek istiyor. Liyakat yerine mutlak sadakat, güven yerine kutuplaşma, eleştiri yerine ötekileştirme tercihi 2021’de de sürecek gözüküyor.

 

Devlet yönetimi ile toplum arasındaki bu kopukluk toplum içinde mutsuzluk, güvensizlik, kaygı, korku ve gelecek endişesi duygularını güçlendiriyor. Türkiye toplumu, 2021’e mutsuz, güvensiz ve kaygı duygularının güçlü olduğu bir iklimde girdi. 

 

“İki Türkiye” görüntüsü 2021 ve sonrası devem edecek. Bu da yıkıcı kutuplaşma sorununun ve erken seçim tartışmalarının devam edeceği anlamına geliyor.

 

Bir tarafta, eski gücü ve toplumsal desteği olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı: devlet güvenliğine ve jeopolitik açılımlara odaklaşarak, Libya ve Doğu Akdeniz sorunlarından, Suriye, Irak, ve İran ilişkilerine, Kıbrıs ve Azerbaycan’a uzanan geniş bir alanda  “sert-askeri güç” ve “Güvenlik Dünyası” tercihini yapan; Amerika, AB, NATO, Rusya, Çin arasında kendisine yararlı bir denge noktası arayışı içinde iken;

 

Diğer tarafta, Türkiye toplumu ve insanı: sağlıktan depreme, işsizlikten iklim değişikliğine uzanan endişelerine ve korkularına yanıt veren bir yönetim ve “haysiyet-hakkaniyet-adalet-özgürlük eksen”inde kendisine yaklaşılmasını isterken;

 

Muhalefet aktörleri (Millet İttifakı, HDP, DEVA ve Gelecek Partisi, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları): giderek canlanan ama yeterince güçlenmemiş eylem ve söylem içinde “umut, güven, toplumsal uyum içinde bir Türkiye” için çaba gösterdiği 2021 yılında İki Türkiye tablosu devam edecek gözüküyor.

 

Dahası 2021, önemli bir not olarak, S-400’lerden demokrasi ve hukuk alanında yaşanan ciddi sorunlara uzanan bir alanda ABD ve AB kurumlarından gelen “yaptırımlar yılı” ve Batı’nın “Türkiye yaklaşımı”nın uzaklaşma ve cezalandırma temelinde netleştiği yıl da olabilir.

2021; yıkıcı kutuplaşma, yönetim ve demokrasi sorunları, güven ve umut eksikliği devam eden, Cumhur İttifakı’nın yönetmekte giderek zorlandığı “İki Türkiye” tablosunun devam ettiği zor bir yıl olabilir.

 

Bununla birlikte 2021, 2020’lerin pandemi-eşitsiz-ısınan küreselleşen dünyada Türkiye’nin, sağlık-güvenlik-ekonomi-demokrasi dengesini kurmada bölgesinde öncü olabileceği sürecin başlangıç yılı da olabilir. 

 

2010’ların başında Arap Baharında dile getirilen haysiyet-haklar-adalet talebini tekrardan küresel ve bölgesel barışın sağlanmasını da gündeme taşıyabilen; küresel düzeyde sorumlu ve itibarlı bir devlet olarak hareket eden; yeni bir toplum yönetimi ve dış politika anlayışını, “önce insan” temelinde seslendirebilen bir Türkiye olasılığının ortaya çıkması süreci de bu yıl başlayabilir. İnsan sermayesiyle, muhalefetiyle, sivil toplumuyla Türkiye’nin buna gücü ve potansiyeli var.

 

Şu gerçeği vurgulayarak bitirelim: Tarihsel süreç içinde Türkiye, ne zaman kendi içinde reform-demokrasi-birlikte yaşama üçgeninde başarılı olmuşsa, o dönemde küresel sorumluluklarını yerine getirmede de başarılı olmuş, dünyadaki algısı da olumluya dönüşmüş bir ülkedir.