2021’den 2022’ye Siyaset

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Erdoğan’ın 2022’deki önceliği, toplumun ekonomik şikâyetlerini azaltmak ve muhalefetin siyasal alanını daraltmak olacaktır. Muhalefet ise ülkeyi yönetme güveni oluşturma, ittifakı koruma ve genişletme ve doğru bir aday üzerinde birleşme sınavlarıyla karşı karşıya.

Siyasi takvim açısından Türkiye’de 2021 yılı, Kasım 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi yönetimindeki değişime paralel olarak gündemine aldığı “reform” arayışı ile başlamıştı. 2022 ise Kasım 2021’de Erdoğan’ın bir yıllık arayış dönemini sonlandırdığını sembolize eden “yeni ekonomik model” ilanıyla başladı.

 

2021 yılının Erdoğan’ın aldığı ekonomik kararlarla başlayıp bitmesi, Türkiye siyasetinde ekonominin merkezi bir işlev yüklenmesiyle ilişkili değil (sadece). Bu kararları milada dönüştüren, Erdoğan’ın siyasal arayışlarını yansıtması ve bu arayış sürecinin hem siyasetin kodlarını hem de iktidar-muhalefet dengesini değiştirmesiydi.

 

Kasım 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Merkez Bankası Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanını görevden almaya iten görünür sebep, enflasyonun, işsizliğin ve TL’nin değer kaybının yükselmesiyle derinleşen ekonomik krizdi. Ancak, ekonomik krize yönelik müdahalenin “ekonomide, hukukta, demokraside reform” söylemi üzerinden yeni bir siyasal sürece evrilmesi, ekonomi dışında da Erdoğan’ı kaygılandıran dinamiklerin güçlenmesinden kaynaklanıyordu. Erdoğan ekonomik, siyasi ve jeopolitik birçok dinamiğin önümüzdeki seçimleri kaybetmesiyle sonuçlanabileceğini öngörerek siyasi bir çıkış üretme ihtiyacı duymuştu.

 

Erdoğan’ın Kasım 2021’de “yeni ekonomik model” söylemiyle yöneldiği yeni siyasal süreç de görünürde enflasyonun yükselmesi ve TL’nin değer kaybı gibi ekonomik gerekçelere yaslansa da yeni bir siyasi süreci/dönemi sembolize ediyor. Bu çerçevede, yeni ekonomik model, Erdoğan’ın 2021 yılı boyunca yürüttüğü arayış sürecini bitirdiğini, yeni bir siyasette karar kıldığını ifade ediyor.

 

2021’de Erdoğan: İdari Güç versus Siyasi Güç

 

2021, Erdoğan’ın 19 yıllık iktidarı boyunca idari açıdan en güçlü, siyasi açıdan en zayıf olduğu yıldı. Erdoğan’ın idari gücünü tasvir etmeye ihtiyaç yok. Kullandığı idari yetki/güç açısından Cumhuriyet tarihinde müstesna bir yere sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak aynısını Erdoğan’ın siyasi gücü açısından söylemek zor. Hatta Erdoğan bağlamında idari güç ile siyasi güç arasındaki ilişkinin ters işlediği bile söylenebilir.

 

Erdoğan 2010’a kadar vesayetle ve/ya 2012-2016 arasında Fethullahçı yapıyla mücadele ettiğinde, bugünkü idari gücüne sahip değildi ama bugünkünden çok daha etkili bir siyasi güce sahipti. Karşılaştığı bu güçlü yapıları, daha güçlü idari yetkilere sahip olduğu için değil daha etkili bir siyasal güce sahip olduğu için alt edebildi.

 

Erdoğan, 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında, Cumhur İttifakı, başkanlık sistemi ve beka/güvenlik söylemi üzerinden muazzam bir idari güce kavuştu. Başlarda bu terkibin zaten siyasal güce sahip olan Erdoğan’ı idari güçle de donattığı düşünüldü. Erdoğan’ın aktarılan idari güç karşılığında siyasi gücünden feragat etmek durumunda bırakılacağı öngörülemedi.

 

Erdoğan’ın siyasi gücü, devlete -bir zamanlar revaçta olan terkiple müesses nizama- karşı toplumun sözcülüğüne soyunmasından, devleti demokratikleştirme misyonuna hizmet etmesinden besleniyordu. 15 Temmuz sonrası siyasi denklem ise bu tarihsel-siyasal misyona karşı bir dinamiğe yaslanıyordu. Bu denkleme yaslanmaya devam ettiği müddetçe Erdoğan’ın siyasi gücünün azalması mukadderdi.

 

Cumhur İttifakı’nın siyasi-ideolojik eksenine razı/tabi olarak yürüttüğü iktidar, Erdoğan’ı idari gücünün zirvesine taşırken, siyasal açıdan zayıflattı. Demokratik perspektifin ve rasyonel yönetimin kaybı birçok toplumsal kesimin uzaklaşmasına yol açtı. Muhafazakâr-milliyetçi sağ konsolidasyon bozulurken, Kürtler büyük ölçüde muhalefeti desteklemeye başladı.

 

Erdoğan, başlarda, yeni denklemin -muhtemel- siyasi sonuçlarından endişelenmektense, kullanımına sunulan muazzam idari yetkilere odaklandı. Siyasi kariyeri boyunca geleceği planlamaktansa güne odaklanan, taktiklere stratejiden daha fazla anlam atfeden Erdoğan, daha önceki ittifak tecrübelerinde olduğu gibi iş gördüğü sürece bu denklem doğrultusunda hareket edecek, işlevini yitirdiğine kanaat getirdiğindeyse yeni bir denklem kurmak üzere bu denklemden vazgeçecekti.

 

2021 yılındaki gelişmeler, Erdoğan’ın bu öngörüsünü doğrulamadı. Erdoğan, Kasım 2020’de, sahip olduğu idari güce karşın siyasal açıdan zayıfladığını fark ederek, reform söylemi üzerinden çare arama, çıkış bulma arayışına girdi. Bu arayış, 2021 yılı boyunca sürdü ve Erdoğan lehine bir sonuç üretmeden 2021 Kasım’ında son buldu.

 

Erdoğan’ın siyasi çıkmazı aşması, 15 Temmuz sonrası siyasal denklemi revize etmesine, denklemin üzerine inşa edildiği siyasi-ideolojik ekseni esnetmesine bağlıydı. Ancak reform sözcüğünü kullandığı andan itibaren gördüğü dirençler ittifak eksenini ve ittifakın vazettiği ideolojik-siyasi ekseni esnetmenin mümkün olmadığını gösterdi. Ya bu eksene tabi olunacak ya da bu eksenden vazgeçilecekti. Eksenin bileşenleri veya ideolojik koordinatları müzakereye açık değildi. 2021 yılı boyunca Erdoğan’ın arayışa yöneldiği her aşamada bu durum bütün açıklığıyla -çoğunlukla Bahçeli tarafından- Erdoğan’a hatırlatıldı.

 

2021 yılı Erdoğan’ın çaresizliğinin, kararsızlığının, yönsüzlüğünün bütün açıklığıyla görüldüğü bir yıl oldu. Erdoğan mevcut statüko ile bir şey yapamadığını ancak bu statükoyu değiştirmeye yönelik irade ve imkândan da yoksun olduğunu gördükçe siyaseten zayıflamaya devam etti.

 

Bu temel denkleme bir çare bulamadığı için yöneldiği parçalı-noktasal siyasal mühendislik teşebbüslerinden de bir sonuç alamadı. Cumhur İttifakı’nı genişletmek üzere Saadet Partisi’ni (ve kısmen İYİ Parti’yi) ikna etmeye çalıştı, bir sonuç alamadı. Millet İttifakı’nı baskı altında tutmak -ve mümkünse dağıtmak- üzere HDP ve İYİ Parti’yi hedef alan pek çok hamleye yöneldi, başarıya ulaşamadı. İttifak dinamiklerini kendi lehine değiştiremeyince, seçim yasası üzerinden avantaj üretmeye yöneldi. Ancak bir yıl boyunca MHP ile yürütülen çalışmalar, anlamlı bir sonuç üretmeyince rafa kaldırıldı.

 

Bu sonuçsuz siyasi hamlelerin yanı sıra 2021 yılı boyunca ekonomik göstergeler de istikrarlı bir şekilde iktidar aleyhine işlemeye devam etti. Ekonomik rasyonalite ve öngörülebilirliğin kaybı enflasyonun daha da yükselmesine, TL’nin döviz karşısında değer kaybetmeye devam etmesine yol açtı.

 

İktidar aleyhine yaşanan bütün bu dinamikler, görünür bir oy kaybına yol açarak, iktidar değişimi ihtimalinin belirmesine ve gün geçtikçe güçlenmesine yol açtı. En etkili yansımasını ekonomide gösteren iktidarın siyaset ve yönetim zafiyeti, toplumsal desteğini de istikrarlı bir şekilde azalttı. 2021 yılı kapanırken, AK Parti ve MHP 2002 seçimlerindeki oy oranlarının gerisine düştü, Erdoğan’ın oy desteği de yüzde 30’lara geriledi. Cumhur İttifakı Millet İttifakıyla eşitlenirken, muhalefet bloku ile makas 15 puana kadar açıldı. Cumhurbaşkanlığı senaryolarına yönelik ölçümlerde, muhalefetin muhtemel adayları Erdoğan’dan daha yüksek oylar almaya başladı.

 

Sonuç olarak, Kasım 2020’deki reform arayışı üzerinden başlayan 2021 yılının Erdoğan açısından kötü geçtiği, gerek siyasi irade ve ilişkiler açısından gerekse toplumsal destek bakımından Erdoğan’ın 2021’i dezavantajlı kapattığı söylenebilir.

 

Türkiye 2021 yılı boyunca Erdoğan ile ittifak bileşenleri arasındaki güç mücadelesine ve Erdoğan’ın mevcut ittifak yapısına alternatif bir siyaset kurgulama iradesi gösterememesi dolayısıyla ittifak denklemine tabi olmasına şahitlik etti. Bu yönüyle Erdoğan’ın 2021 yılında yaşadıkları, bir lider-parti-iktidar-ülke için siyasal perspektifin idari güçten daha önemli olduğunu, siyasal perspektiften yoksun idari gücün çözüm üretmediğini ortaya koyan güçlü bir örnek teşkil ediyor.

 

2021’de Muhalefet: Değişen Güç Dengesi

 

Yukarıda iktidar bağlamında değerlendirilen 2021 yılının muhalefet lehine işleyen en önemli sonucu, iktidar-muhalefet arasındaki güç dengesinin muhalefet lehine değişmesi oldu.

 

Muhalefet, 31 Mart yerel seçimlerindeki galibiyetten sonra, iktidara alternatif bir siyaset geliştirmekte zorlansa da iktidarın kötü performansı dolayısıyla gün geçtikçe avantajlı bir konuma yükseldi. 2020 yılı boyunca, toplam oy oranı itibarıyla iktidarla başa baş bir görüntü veren muhalefet, Aralık 2020’den başlayarak iktidarın önüne geçmeye başladı. Erdoğan siyasal açıdan sıkıştıkça, muhalefet ile iktidar arasındaki fark muhalefet lehine açılmaya devam etti ve en sonunda yüzde 15’lere ulaştı.

 

Erdoğan’ın ürettiği siyasal boşluk, ekonomik krizin derinleşmesi ve seçmenin muhalefet lehine hareketlenmesi, muhalefetin siyasi performansını güçlendirdi. 2020 yılı boyunca ittifak bileşenlerini korumaya ve yeni siyasi partilerle genişletmeye konsantre olan muhalefet, 2021’de kazandığı özgüvenle ittifak yapısını güçlendirdi. Millet İttifakı’nın yumuşak karnı haline gelen HDP ile ilişkiler, İYİ Parti ve HDP merkezli polemiklere ve rahatsızlıklara karşın, büyük ölçüde yönetildi. HDP açıkladığı Tutum Belgesi ile iktidara karşı muhalefetle iş birliği yönünde irade beyanında bulunurken, CHP proaktif bir siyasetle hem Kürt seçmen hem de HDP ile yapıcı bir ilişki geliştirdi. Millet İttifakı’na katılım konusunda acele etmeyen Saadet, Gelecek ve DEVA partileri, yoğun lider diplomasisi ve parlamenter sistem gibi ortak çalışma alanları üzerinden muhalefet ekseninde tutuldu. Her an gerilim üretme potansiyeline sahip ortak Cumhurbaşkanı adayı meselesi, bir çözüme kavuşturulamasa da ittifaka zarar verecek bir düzeye taşınmadı.

 

Muhalefet, Eylül ayına kadar, Erdoğan’ın ürettiği siyasi boşluğu doldurmakta ürkek davrandı. İktidarın çizdiği siyasal alanın dışına çıkarak alternatif bir siyaset geliştirmek yerine çoğunlukla Erdoğan’a ve/ya münferit icraat başlıklarına yönelik konu bazlı muhalefetle yetindi. Başka bir deyişle, Erdoğan’a alternatif bir siyaset geliştirmek yerine Erdoğan’a yönelik karşıtlığın doğal adresi olmakla yetinmeyi tercih etti. Bu çerçevede, muhalefetin oylarında görülen artışın seçmenin muhalefete yakınlaşmasından çok esasında Erdoğan’dan uzaklaşmasıyla ilişkili olduğu söylenebilir.

 

Bu dönemin en avantajlı partisi İYİ Parti oldu. Erdoğan, yukarıda işaret edilen kırılma anlarında tökezledikçe, İYİ Parti muhalefet blokundaki en güçlü sağ parti olmanın avantajıyla oyunu artırdı. Ancak, iktidardan ayrılan seçmenin çoğunluğu, muhalefete yönelmek yerine kararsız blokunda durmayı tercih etti. Dolayısıyla Eylül ayına kadar, muhalefet konu bazlı eleştiri, toplumla yakın ilişki ve lider etkileşimleri üzerinden iktidar alternatifi olma konumunu güçlendirerek iktidar blokundan kopan bir seçmen grubunu kazanırken, alternatif bir siyaset geliştirememesi dolayısıyla da iktidardan kopan bir kısım seçmene adres olmayı başaramadı.

 

Eylül ayı, muhalefetin siyasetle ilişkisinde önemli bir kırılmaya sahne oldu. Muhalefet, Eylül ayından başlayarak siyasi inisiyatif almaya, gündem belirlemeye, ürkek de olsa siyaset geliştirmeye yöneldi. İktidar değişimi ihtimali siyasetin merkezine oturdukça, muhalefet iktidarın çizdiği siyasal alanın dışına çıkmaya ve alternatif siyaset geliştirmeye başladı. Bütün muhalefet partileri seçmen hareketliliğinden pay almaya yönelik bir aktivasyona girerken, İYİ Parti merkez sağ parti potansiyelini realize etme, CHP de Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimali üzerinden siyaset üretmeye yöneldi.

 

İktidarın muhalefetin öncülük ettiği siyasi gündeme etkili cevaplar veremeyişi siyasi ve toplumsal muhalefetin özgüvenini artırdı. Bu çerçevede, Kasım ayına gelindiğinde, siyasi gündemin en önemli başlığı, iktidar değişimi ve “muhalefetin zaten kazanılacağı kesin olan” Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hangi aday ile katılması gerektiğine ilişkin tartışmalardı.

 

2021’in Muğlak Sonu

 

2021 yılı boyunca, Türkiye siyasetinin genel işleyişi ve iktidar ile muhalefet arasındaki denge (değişimi) bu çerçevedeydi. 2021 yılına muhalefetle başa baş bir tabloda başlayan iktidar, yıl sonuna geldiğinde siyasal ve sayısal inisiyatifi muhalefete kaptırmış durumdaydı. Kasım 2021’in dondurulmuş fotoğrafı, iktidarın siyasi alanı tamamen muhalefete terk ettiği, Erdoğan’ın kayıtsızlıkla gündem tarafından sürüklenmeye devam ettiği ve muhalefetin her geçen gün artan bir ivmeyle siyasal inisiyatif geliştirip seçimleri kazanmayı -neredeyse- garantilediği yönündeydi. Toplumsal gündemin ana konusu ise yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı üzerinden gün geçtikçe daha da derinleşen ekonomik krizin ürettiği ağır maliyetlerdi.

 

Aralık 2021’de, yeni ekonomik model üzerinden 2022 yılına girilirken, 2021 yılının sonundaki fotoğrafın değişmeye açık olduğu, iktidar ve muhalefetin siyasal performansları veya seçimlerde mutlak kayıp-kazançları ile ilgili keskin yargılar için henüz erken olduğu görüldü. 

 

Yeni Ekonomik Model ve 2022 Projeksiyonu

 

Erdoğan kararsızlık, siyasetsizlik ve arayış ile geçirdiği 2021 yılını, “yeni ekonomik model” ilanıyla sona erdirdi. Yeni ekonomik modelin 2021 yılının bitişini ve 2022 yılının başlangıcını işaret ettiğini düşünmemizin nedeni modelin ekonomik içeriği değil, model üzerinden işareti verilen yeni siyasal karardı. Erdoğan, bir yıl boyunca el yordamıyla yürüttüğü siyasi ve ekonomik arayışa son vererek seçimlere kadar sürmesi muhtemel bir siyasi eksende karar kılmış görünüyor.

 

Bu politika, 15 Temmuz sonrası oluşan siyasi denklemi esnetmeye yönelik çabalarının sonuçsuz kalmasından sonra, Erdoğan’ın mevcut siyasal denkleme yeniden tutunması, hatta içine ekonomiyi de katarak tahkim etmesi ve genişletmesi anlamına geliyor.

 

Bu, 2021 yılındaki gerilim ve kararsızlıktan sonra hem Erdoğan’ın hem de Cumhur İttifakı bileşenlerinin yeniden iç uyumlarını ve konsantrasyonlarını tahkim ettikleri, seçimlere kadar da bu doğrultuda, ekonomiyi önceleyen ama ekonomiyi siyasi bir çerçevenin içinde anlamlandıran bir siyaset üzerinde yol alacaklarını gösteriyor.

 

Bu yeni durum, 2022 yılını 2021’in devamı olmaktan çıkaracak, iktidarın ve muhalefetin konumunu yeniden belirleyecektir. İktidarın siyasal alanı büyük ölçüde muhalefete terk ettiği dönemin 2022 itibarıyla son bulması, önümüzdeki dönemin siyasal gelişmeleri üzerinde doğrudan etkili olacaktır.

 

Önümüzdeki dönem hem iktidar hem de muhalefet açısından seçim takviminin çalışmaya başladığı bir dönem olacaktır. İktidarın ve muhalefetin konumunu da seçime yönelik hamleleri şekillendirecektir.

 

2022’de İktidar

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2021’de siyasal ve sayısal açıdan ciddi güç kaybetti. Toplumda siyasi ve idari kapasitesine yönelik güçlü tereddütler oluştu. Siyasi arayışlarını sonuçlandıramamanın yanı sıra mevcut ittifak/iktidar denklemine mecburiyeti arttı. İktidar değişimi ihtimali gerçekçi bir senaryoya dönüştü. Muhalefet birçok konuda inisiyatif alarak hem toplum nezdindeki desteğini artırdı hem de siyasi gündemi belirlemeye başladı.

 

Erdoğan’ın 2022 yılındaki önceliği, bu dezavantajları gidermek, iradesine yönelik tereddütleri ortadan kaldırmak, toplumun ekonomik şikâyetlerini azaltmak, muhalefetin siyasal alanını daraltmaya yönelmek ve seçimlere avantajlı girmek olacaktır.

 

Ekonomiyi Siyasallaştırma

 

Önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın birinci önceliği ekonominin seçmenin gündemindeki ağırlığını azaltmak olacaktır. Bu doğrultuda, ücret artışları üzerinden seçim ekonomisine geçişten, günübirlik tedbirlerle ekonomik göstergeleri iyileştirmeye kadar her türlü ekonomik enstrümana başvurmanın yanı sıra ekonomiyi siyasi bir tercih ve söylemin parçası kılmaya ağırlık verecektir.

 

20 Aralık öncesi ve sonrasındaki ekonomik kararlar, Erdoğan’ın parametreleri belli bir ekonomik plan çerçevesinde hareket etmekten öte günübirlik politikalar üzerinden “durumu idare etmeyi” önceleyeceğini gösterdi. 20 Aralık öncesinde “düşük faiz-yüksek kur” sloganı üzerinden gündeme taşınan ekonomik modelin TL’yi beklenmedik bir hızla döviz kuru karşısında değersizleştirmesi üzerine 20 Aralık’ta açıklanan tedbirler, önümüzdeki dönemde alınacak kararlarda ekonomik tutarlılık aramak yerine güncel sorunların nasıl giderilebileceğinin önceleneceğini gösterdi.

 

Nitekim birçok ekonomik tutarsızlık, kayıt-dışılık ve orta vadeli maliyetler içerse bile, 20 Aralık kararları döviz kurunun çıktığı hızla gerilemesine yol açarak, Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu psikolojik özgüveni sağlamaya yetti. 20 Aralık hamlesi, iktidar ve muhalefet arasındaki güç dengesi itibarıyla 2021 yılındaki parametrelerin değişmesini ve 2022 yılının yeni bir siyasi zemin üzerinden başlamasını sağladı. Erdoğan, seçmeni nezdinde siyasi iradesini, yönetme becerisini, hamle yapma kabiliyetini güncelledi. Uzunca bir süredir Erdoğan’a atfedilen ve 2021 yılı boyunca gerçekleşmediği için hayal kırıklığı üreten “şapkadan tavşan çıkarma” kabiliyeti, 20 Aralık hamlesi sonrasında tazelendi.

 

Erdoğan önümüzdeki dönemde, kriz olgusunu değiştirmekten öte kriz algısını değiştirmeye ağırlık verecektir. 20 Aralık hamlesi de ekonomik durumu düzeltmek yerine Erdoğan’ın ekonomiyi düzeltebileceği algısını tazelemeye hizmet edecektir. 20 Aralık hamlesinin yaslandığı Kur Korumalı Mevduat uygulamasının ömrü tükendiğinde, başka bir enstrümana başvurulacaktır. Erdoğan krizleri çözmek yerine ötelemeyi, yeni bir krizle karşılaşana kadar zaman kazanmayı önceleyecektir.

 

Siyasal açıdan önemli olan, Erdoğan’ın seçim takvimini başlattığı, seçimlere giderken ekonomiye konsantre olduğu, ekonomik parametrelerden öte siyasal öncelik ve ihtiyaçlarla kararlar alacağı ve sahip olduğu birçok enstrüman ve imkânı bu doğrultuda kullanacağıdır.

 

Öte yandan bu adımlar, kriz olgusunu ortadan kaldırmak yerine kriz algısını yönetmeyi öncelediği ölçüde, Erdoğan’a yeni bir toplumsal destek sağlamayacaktır. Bugün itibarıyla söylenebilecek olan, mevcut politika seti sürdürüldüğünde, Erdoğan’ın tabanındaki erimeyi durdurabileceği, durduramazsa bile bir süre daha öteleyebileceği, uzunca bir süredir muhalefete yönelmek istemediği için kararsız blokunda durmaya devam eden seçmeninin bir kısmını da -belki- geri kazanabileceğidir.

 

Bu politika seti kendisinden beklenen mahareti gösteremediğinde ve/ya ekonomik durum algı operasyonlarıyla örtülemeyecek bir bozulmaya uğradığındaysa, Erdoğan’ın bu kısmi kazanımları elde etmesi de zorlaşacaktır. Ki bu ihtimal daha güçlü görünüyor. Buradaki en önemli dinamik, 2021’de kurdan kaynaklı maliyetle birleşen enflasyonunun 2022’deki ücret artışlarıyla beklenenin üstünde yükselme ihtimalidir. 3 Ocak’ta açıklanan oran da bunu teyit ediyor.

 

Siyaseti Güvenlikleştirme

 

Ekonomiyi siyasi bir çerçeve içinde tutma çabasının yanı sıra Erdoğan, önümüzdeki dönemde 2018 yılından beri defalarca yöneldiği ancak henüz anlamlı bir sonuç almadığı siyasi söylem ve politikaları daha kararlı bir şekilde sürdürecektir. Beka, güvenlik, terör, dış güçler gibi argümanlar, önümüzdeki dönemde hem kendi seçmen konsolidasyonunu sağlamak hem de muhalefet ittifakını dağıtmak üzere yeniden tedavüle sokulacak, kısacası siyaset güvenlikleştirilecektir.

 

İttifak dinamikleri açısından bakıldığında, bütün çabalarına karşın Erdoğan’ın bir kazanım elde etmesi zor görünüyor. İYİ Parti ile ilgili girişimler bugüne kadar sonuçsuz kaldı. Önümüzdeki dönemde de İYİ Parti’nin ittifak değiştirmesi mümkün görünmüyor. Saadet Partisi’ne yönelik davet, Oğuzhan Asiltürk’ün vefatı ve Temel Karamollaoğlu’nun tartışmalı son ziyareti ile sekteye uğradı. Karamollaoğlu’nun kamuoyuna yansıyan kararlı tutumu, önümüzdeki dönemde de Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılmasını ihtimal dışı tutuyor. AK Parti’nin gelecek senaryolarında yeniden Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan isimlerinin tedavüle girmesini arzu etmeyeceğinden Erdoğan’ın Gelecek ve DEVA ile muhtemel bir ittifakı zorlaması da düşük ihtimal. Erdoğan böyle bir seçeneği zorlasa bile her iki partinin bu teklifi kabul etmeme ihtimali daha yüksek görünüyor.  

 

Erdoğan önümüzdeki dönemde HDP’yi baskı altında tutarak hem pazarlık marjını koruma hem de muhalefeti baskı altında tutma politikasını sürdürecektir. Bunun bir adım ileriye götürülüp HDP’nin kapatılmasıyla sonuçlandırılması da mümkündür. Ancak bu politika çizgisi de seçmen dinamikleri açısından Erdoğan lehine değil, aleyhine bir sonuç üretecektir.

 

Bu çerçevede, Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanmasını sağlayacak bir politikaya yöneldiğini söylemek zor. Erdoğan’ın verdiği karar, başka türlüsünü yapamadığı için razı/teslim olduğu bir karardır. Erdoğan 2021 yılı boyunca yokladığı siyasi çıkış imkânını realize edemediği için kriz üreten statükoya teslim olma kararı vermek durumunda kalmıştır. Bir karar vermekle, bir politika setinde karar kılmakla 2021 yılındaki kararsızlık durumuna kıyasla avantajlı bir durumda olacaktır. Ancak bu avantaj önümüzdeki seçimleri kazanmasını garantilemeyecektir.  

 

Geriye kalan tek seçenek, muhalefetin yaptığı yanlışlar dolayısıyla Erdoğan’ın seçimleri kazanma ihtimalinin belirmesidir. Bu da (yeni bir politika setine karar vererek 2022 yılının siyasal gidişatına yön verme iradesine sahip olmasına karşın, bu politika setini yürütmeye devam ettiği müddetçe) seçimlerin sonucu üzerinde belirleyici olacak aktörün Erdoğan’dan öte muhalefet partileri olacağını gösteriyor.  

 

Erdoğan belirlediği politika setiyle, siyasal ve sayısal açıdan 2021 yılı boyunca yaşadığı dezavantajı giderme imkânına kavuşmuş, ancak muhalefet muazzam hatalar yapmadığı takdirde, önümüzdeki seçimleri kazanma ihtimalini de azaltmış görünüyor.  

 

2022’de Muhalefet

 

Muhalefet 2022 yılına ve önümüzdeki seçimlere iktidardan daha avantajlı bir konumda giriyor. Oy oranı itibarıyla Cumhur İttifakı’na eşitlenen Millet İttifakı, bazı pürüzlere rağmen, birlikteliğini muhafaza ediyor. HDP’nin ittifak içindeki nazik konumu bugüne kadar sürdürülebildi, önümüzdeki dönemde de aynı hassasiyet gösterildiğinde bozulması için ciddi bir sebep görünmüyor. Saadet, Gelecek ve DEVA partileri lider diplomasisi ve ortak çalışmalar üzerinden Millet İttifakı’nın çekim alanına girmiş görünüyor. İttifaka dahil olma zamanı konusunda acele etmemelerine karşın, seçim sürecinde Millet İttifakı’na katılmaları daha büyük bir olasılık. Millet İttifakı bu bileşenlerle de desteklendiğinde, muhalefetin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansı iktidar blokuna göre artmış olacaktır.

 

Bu pozitif tabloya rağmen, 2022 yılı içerisinde muhalefeti bekleyen ciddi riskler de bulunuyor. En önemli risk, muhalefetin topluma yeni bir siyaset ve yönetim perspektifi sunmak yerine iktidarın oluşturduğu rahatsızlığa yaslanmaya devam etmesidir.

 

Önümüzdeki dönemde Erdoğan, bütün mesaisini ekonomiye harcayarak, ekonomiyi siyasal bir bağlama yerleştirerek muhalefetin ekonomik krize endeksli kolay siyasetini zorlaştıracaktır. Erdoğan’ın siyasete yeniden dönüşü, muhalefete yönelik alternatif siyaset talebini artıracaktır. Kamuoyu araştırmaları, toplumun muhalefete yönelik birçok endişe taşıdığını ortaya koyuyor. Muhafazakâr kesimler rövanşizmden ve kazanımların kaybından tedirgin olurken, farklı birçok toplumsal kesim de ülkenin iyi yönetilemeyeceğinden, istikrar ve kaos riskinden endişe duyuyor.  Muhalefet bugüne kadar bu iki hâkim endişeyi giderebilecek anlamlı bir siyaset geliştiremedi. Önümüzdeki dönemde, seçim takvimi hızlandıkça muhalefetin gerçekçi bir siyasal alternatif üretme ihtiyacı artacaktır.

 

Türkiye gibi kutuplaşmış bir toplumda, ekonomiyi veri alan, teknik eleştirilerle sınırlı bir siyaset dili muhalefetin avantajlı konumunu zayıflatacaktır. Erdoğan’ın elindeki bütün enstrümanlarla ekonomiye konsantre olduğu bir süreçte, seçmen desteğini artırmak ve kararsız seçmen nezdinde güven uyandırmak için muhalefet, alternatif bir siyaset ve yönetim tarzı geliştirme; ekonomik programdan terörle mücadeleye, sistem değişikliğinden dış politika perspektifine birçok alanda topluma sürdürülebilir, gerçekçi programlar sunma ihtiyacıyla karşı karşıyadır.

 

Muhalefetin bir diğer risk alanını adaylık meselesi oluşturuyor. İktidar değişimi talebi veya Erdoğan’a kaybettirme arzusu seçmen mobilizasyonunda önemli olmakla beraber, en nihayetinde seçmen Erdoğan’a “evet” mi “hayır” mı referandumundan öte ülkeyi kimin yönetmesi gerektiği ile ilgili çok adaylı-alternatifli bir seçime katılacaktır. Seçmen, Erdoğan’a yönelik tutumunun yanı sıra mevcut adaylar arasında bir tercihte bulunacaktır. Erdoğan’ın siyasete geri döndüğü ve etkili bir siyasi kampanya yürüteceği bir ortamda muhalefetin adayının özellikleri daha da önem kazanacaktır. Adayın kimliği ve belirlenme süreci Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kiminle yarışacağının ötesinde muhalefetin Türkiye’yi nasıl yönetmeyi planladığının ve nasıl bir gelecek vaat ettiğinin de işareti olacaktır.

 

İktidarın Yeni Yol Haritası ve Muhalefetin Sınavı

 

2022 yılı hem seçim takvimine geçilmesi hem de iktidar ve muhalefetin birçok siyasi hamle yapma ihtiyacında olmaları dolayısıyla, 2021 yılından daha hareketli ve gergin bir yıl olacaktır. İktidar attığı adımlarla seçim stratejisini belirlemiş görünüyor. Bu strateji, ekonomik kriz algısını gidermek, taban erimesini durdurmak, yakın zamanda ekonomik kriz dolayısıyla giden bir kısım seçmeni geri getirmek, muhalefetin siyasal açmazlarını görünür kılmak, muhalefeti baskı altına alarak hata yapmaya zorlamak gibi unsurlara dayanıyor. Bu unsurlar, Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanmasını garantilememekle beraber AK Parti’yi ve tabanını diri tutmaya ve Erdoğan’ı muhafazakâr kanadın en güçlü aktörü konumunda tutmaya hizmet edecektir. Ayrıca, Erdoğan’ı muhalefetin hatalarından avantaj sağlayabilecek elverişli bir zemine kavuşturacaktır.

 

Erdoğan’ın yeni siyasi yol haritası, muhalefetin iki önemli avantajını kaybetmesine yol açmış görünüyor; ekonomik kriz algısı ve iktidarın siyasetsizliği. Muhalefet, Erdoğan’ın siyaset yapmaya geri döndüğü ve ekonomik kriz algısını yönetmeye konsantre olduğu bir süreçle seçimlere yaklaşıyor. Üstelik sayısal avantajına rağmen parçalı, öncelikleri farklı ve birlikte hareket etme kabiliyet ve iradesi sınanmamış bir yapıya sahip. İktidar ise muhalefete göre çok daha uyumlu ve net bir fotoğraf veriyor.

 

Bugün itibarıyla muhalefet sayısal avantaja sahip olmaya devam etmekle beraber, bu avantajını muhafaza edebilmek için geçmek durumunda olduğu birçok sınavla da yüz yüzedir. Bu sınavları, siyaset yapma, ülkeyi yönetme güveni oluşturma, ittifakı koruma ve genişletme, adaylık sürecini doğru yönetme ve doğru bir aday üzerinde birleşme olarak sıralayabiliriz.

 

Bu sınav alanlarının her biri önümüzdeki dönemin gidişatı ve iktidar ile muhalefetin konumu üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Muhalefet bu sınav alanlarını doğru yönettiğinde seçimlere avantajlı girecek, bu sınav alanlarında beklentileri karşılamadığında avantajı Erdoğan’a devredecektir.

 

Sonuç olarak önümüzdeki dönemde siyasal gündem büyük oranda Erdoğan tarafından domine edilse bile seçimlerin kaderi Erdoğan’dan öte muhalefetin performansı üzerinden belirlenecektir.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.