ABD Başkanlık Seçimlerini Kim Kazanacak?

Eğer son anketler herhangi bir şeyin göstergesiyse, Joe Biden yaklaşan ABD başkanlık seçiminde arayı önemli bir biçimde açarak halkın oyunu alma yolunda ve 2016’da olduğu gibi bu sonucun Seçiciler Kurulu’nca tersine çevrilmesi pek mümkün değil. Ancak anketler, 2016 da dahil olmak üzere, daha önce yanılmıştı.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Temmuz ayı sonlarında yapılan kamuoyu araştırmaları, önümüzdeki başkanlık seçimlerinde, öncelikle COVİD-19 salgınını kötü bir şekilde yönetmesi nedeniyle, ABD Başkanı Donald Trump’ın yerini demokrat rakibi Joe Biden’e bırakacağını açıkça gösteriyordu. Bundan sonra da Trump’ın şansı yaver gitmedi; hatta çok daha kötüye gitti. Şimdiyse Trump, sadece 3 Kasım’da yapılacak olan seçimi kaybetmekle kalmayacak ve 2016’da yaptığı gibi, Seçiciler Kurulu’nu bulandırmayı başaramayacak gibi görünüyor.

 

Parti üyelikleri ile başlayalım. Tablo 1’in gösterdiği gibi, 2016 seçiminden bu yana Demokrat parti safları, Cumhuriyetçiler sadece yüzde 3’ün biraz altında kalırken, yüzde 6 oranında büyüdü. Kendini bağımsızlar olarak tanımlayanlar yüzde 8 oranında azaldı. Kendini hala bağımsız olarak tanımlayanlar arasında, sağa ya da sola yaslananların oranı çok az değişti.

 

Tablo 1. Parti Üyeliklerindeki Değişim

 

 

Bunun yanında, Tablo 2’nin gösterdiği gibi, Mart ayından ve hatta Temmuz’dan bu yana, özellikle ılımlı Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve bağımsızlar arasında – oyları kritik eyaletlerde belirleyici olan üç grupta –  Trump’ın COVİD-19 krizini yönettiği algısı önemli ölçüde azaldı. Trump’ın genel onay oranı da, o derece olmasa da, düştü.

 

Tablo 2. Seçmenin Trump ve COVİD-19 Yönetimine Verdiği Onay, Mart-Ekim (Sağ sütun Mart-Temmuz arasındaki değişimi gösteriyor)

 

 

Regresyon analizi – parti üyeliği ve ideoloji de dahil olmak üzere oy verme davranışı ile ilişkili geniş yelpazede bilindik değişkenlerin kullanımı – COVİD-19 krizinin bu değişimde temel bir itici güç olduğu varsayımını desteklemektedir. Bu hem salgını hem de salgının neden olduğu ekonomik krizi ve istihdam krizini kapsamaktadır.

 

Şüphesiz, genellikle polisin aşırı güç kullanarak müdahale ettiği polis şiddetine ve sistemli ırkçılığa karşı süregelen gösteriler de Amerikalı seçmenlerin dikkatini çekiyor. Ancak bu gösterilerin yorumlanma biçimi – yani seçmenlerin bunların şiddet içerip içermediği ve güçlü bir “kanun ve nizam” müdahalesi gerektirip gerektirmediğine ilişkin inancı – partilerinin çizgisiyle önemli ölçüde tutarlılık gösteriyor ve bu nedenle de seçmen kararını anlamı bir biçimde etkilemesi beklenmiyor.

 

Ekim ayında yapılan YouGov anketlerinin verilerini temel alan Tablo 3’ün gösterdiği gibi, Demokratların sadece yüzde 15’i gösterilerin şiddet içerdiğine inanıyor. Bunların da yüzde 19’unun – yani Demokratların tamamının sadece yüzde 2,85’inin –  gösteriler nedeniyle Trump’a oy verme ihtimali var. 

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Tablo 3. Gösteri Şiddetine İlişkin Görüşler ve Oy Verme Yönelimi

 

 

Demokratlar kararlı bir biçimde, hala ultra-liberal, ılımlı ya da ikisi arasında herhangi bir şey olarak tanımlanıp tanımlanmamasından bağımsız olarak, Trump’a oy verme niyetinde değil. Aksine, Tablo 4’ün gösterdiği gibi, Temmuz ayında bunu yapmayı düşünen çok az kişi Trump’a oy vermeyi planlıyor. Hatta bunların çoğu artık Biden’e oy verme niyetinde.

 

Tablo 4. Demokrat Seçmenin Yönelimi

 

 

2016’da, Trump’ın o zamanın Demokrat rakibi Hillary Clinton’a verilen destek, üç Demokrat seçmen kategorisinin tümünde, özellikle de ılımlı ve muhafazakar Demokratlar arasında (yüzde 81), bugün Biden’e verilen destekten daha düşüktü. Bu veriler pek çok insanın zaten oyunu kullanmış olduğu Ekim ayı ortasında toplandığı için, gösterilerin ya da başka herhangi bir şeyin Demokratların Trump’a desteğini artıracağını düşünmek için çok az neden var.

 

Biden sadece Demokratlar arasında değil tüm seçmenler arasında Clinton’dan daha iyi durumda. 2016’da Clinton seçimi yüzde 2.1 fark ile kazanmış ama anahtar eyaletlerde kaybetmişti. Bu da Clinton’un Seçiciler Kurulu’nda yenilgisi ile sonuçlanmıştı. Tablo 5’in gösterdiği gibi, 2016 yılında Clinton’a oy vermiş olanların büyük çoğunluğu bu yıl Biden’e oy vermeyi planlıyor. 

 

Fakat Biden’in avantajı çok daha fazla. Trump’ı 2016’da destekleyenlerin büyük çoğunluğu yine Trump’a oy vermeyi planlıyorsa da, Trump Demokratlara oy verecek seçmenden daha fazla seçmen kaybetti.  Clinton seçmeninin zaten büyükçe bir grup olduğunu ve Biden’in bu iki grup seçmen içindeki liderliğinin yüzde 8 aralığına ulaştığını da ekleyelim. 2016’dan üçüncü parti seçmenin de bu yıl Trump yerine Biden’i tercih etmesi daha olası. 

 

Tablo 5. 2016 Seçim Örüntüsü ve 2020 Seçmen Planı

 

 

Biden’in avantajı çekişmeli eyaletlerde de arttı. Fark biraz daha az olsa da, Demokratlar 2016’dan sonra Trump’ın sahip olduğundan daha fazla seçmen kazandı ve daha fazla üçüncü parti seçmeni Trump yerine Biden’e oy vermeyi planlıyor.

 

Tablo 6. Kritik Eyaletlerde 2016 Oy Verme Örüntüsü ve 2020 Oy Yönelimi

 

 

Tablo 7’de görüldüğü gibi, oy veren halkın demografik dağılımı, Biden’in öne çıkacağı izlenimini daha da güçlendiriyor. Biden her seçmen kategorisinde – genç ve yaşlı, kadın ve erkek, beyaz olmayanlar ve beyazlar , çok ve az eğitimli – 2016’da Clinton’ın olduğundan daha iyi durumda.

 

Tablo 7. Biden ve Clinton Seçmeninin Demografik Dağılımı

 

 

Tabii ki insanlar fiilen oy veremezse, oy verme konusundaki niyetleri çok az önem taşır. Ve bu seçim, geleneksel oylama yöntemlerini sınırlayan bir salgın söz konusuyken gerçekleşiyor. Ancak Tablo 8’in gösterdiği gibi, çok daha fazla seçmen – özellikle Demokratlar ve bağımsızlar, ama aynı zamanda Cumhuriyetçiler de – erken oy kullanmayı ve posta yoluyla oy vermeyi tercih ediyor.

 

Tablo 8. Oy Kullanma Yöntemleri

 

 

Bunun seçim sonuçları üzerinde ya da, en azından, nasıl alındıkları üzerinde etkisi olabilir. Postayla oy verme sistemlerinden veya hatta uzatmalı bir oy pusulası sayma sürecinden kaynaklanan sorunlar, eyalet düzeyinde sonuçlarda sıkıntı yaşanmasına sebep olabilir. Biden, büyük olasılıkla postayla gönderilen oyları daha fazla alacağından, bu tür sıkıntılara karşı daha açık olacaktır ve başarılı olursa, anket verilerinin çizdiği resmi önemli ölçüde değiştirebilir. Amerika Birleşik Devletleri sonuçları beklerken bir dalgalanma dönemiyle karşı karşıya kalabilir.

 

Bununla birlikte, anketler makul derecede doğru bir gösterge ise, Biden seçimi önemli bir farkla kazanma yolunda ilerliyor ve Seçiciler Kurulu’nun bu sonucu tersine çevrilmesi olası değil. Trump’ın kararlı seçmen tabanı kendisine zafer kazandıracak kadar geniş değil ve bunun yanında Trump ılımlıların ve bağımsızların desteğinden yoksun. Biden, Demokrat Parti içindeki parçalanma nedeniyle – ilerici seçmenler onu desteklememeye karar verirse – mağdur olabilir ancak anketler buna ilişkin bir kanıt sunmuyor. Trump’ı dışarıda bırakmak üzere oy verme arzusu oldukça yoğun görünüyor.

 

Elbette anketler, 2016’da dahil olmak üzere, daha önce yanılmıştı. Her iki taraftaki kilit seçmen gruplarının niyetleri sonuçlara tam olarak yansımayabilir. Aslında, YouGov seçmenlere komşularının oy verme niyetlerine şaşırıp şaşırmayacağını sorduğunda, kentsel ve kırsal seçmenlerin yaklaşık yüzde 10’u “evet” cevabı vermişti, ki bu her iki adayın da “gizli” seçmenleri olabileceğini gösteriyor.

 

Kısacası, Biden Beyaz Saray’a gidecek gibi görünüyor. Ama bu yarış, yarış son bulana kadar bitmeyecek.

 

Bu yazı 2 Ekim 2020 tarihinde Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban-Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.