Plan, sadece Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkı dahil uluslararası ölçekte tanınmış haklarını reddetmiyor, aynı zamanda İsrail’in gelecekte demokratik ve Yahudi çoğunluklu bir devlet olabilmesini de tehdit ediyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” planı neyi temsil etmektedir? Bu plan İsrail-Filistin meselesi için ne ifade etmektedir?

 

Trump’ın anlaşması gelecekte iki devletli bir çözüm tasarlayan uluslararası ölçekte kabul edilmiş geleneksel parametrelerin reddidir. Burada ABD mevcut haksızlıkları ve hali hazırda İsrail’in Filistinliler üzerindeki açık uçlu askeri hakimiyetini sağlamlaştırmayı ve resmîleştirmeyi teklif etmektedir. Aslında bu plan ABD’nin apartheid planıdır. Filistinlilere İsrail hakimiyeti altında ikinci sınıf statüde bir gelecek sunarken İsrail’e, işgal edilmiş Filistin topraklarına yerleşmek ve bu toprakları ilhak etmek için yeşil ışık yakmaktadır. Böylesi bir netice sadece Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkı dahil uluslararası ölçekte tanınmış haklarını reddetmiyor, aynı zamanda İsrail’in gelecekte demokratik ve Yahudi çoğunluklu bir devlet olabilmesini de tehdit ediyor.

 

Bu anlaşma İsrail-Filistin meselesinde, normatif veya pratik, ne tür politika çıkarımlarına neden olacaktır?

 

Plan meseleye ilişkin BM önergelerini ve uluslararası hukukî kararlarını yıkmak çabasıdır. Yıkılmak istenen bu unsurlar Batı Şeria üzerinde İsrail egemenliğinin tanınmaması ve ilhakın yasaklanmasını, İsrail’in savaş suçu olarak da tarif edilebilecek yerleşimci faaliyetlerinin kanunsuz olduğu kararını ve Filistinlilere işgal altında olmaktan ötürü uluslararası hukukî korumaların tanınmasını içerir. Bu ayrıca 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki çok taraflı kurallara dayalı sisteme, BM’nin kurucu metnine ve uluslararası hukukun tam kalbine bir saldırıdır. Tek devlet yapısı içinde İsrail’in Filistin üzerindeki tahakkümünü meşrulaştıracak bir istisna oluşturmaya kalkışarak ABD, uluslararası ilişkilerde etnik milliyetçiliği öne ve merkeze koyarken güçlü ülkeleri önceleyen distopik bir uluslararası düzen yaratmaktadır. Tarih bize bunun uluslararası barış ve refaha yardımcı olmadığını öğretmiştir.

 

Bu anlaşma İsrail-Filistin meselesinde iki devletli çözüm paradigmasının sonunun ilanı mıdır? Eğer öyleyse, başka hangi alternatife sahibiz?

 

Amerikan planı Filistin devleti olarak maskelenmiş bir apartheid. Bu sözde devlet tamamıyla anlamsız ve geçersiz olacak. Amerika’nın iki devletli çözüm konseptinin ardındaki niyet ve asıl anlamını bozmaya yönelik çabalarının amacı uluslararası onay alabilmek. Bu onay olmadığında netice apartheid’den farksız bir adım olur. Böylesi bir sonuç İsrail’e maksimum seviyede Filistin toprağını ve minimum seviyede Filistinliyi kendisine katmasına, aynı zamanda 1967 sınırlarına dayanarak geçerli bir Filistin devletinin doğmasını olanaksızlaştırmasına imkân verir. Bu bağlamda, “iki devletli çözüm” ve “devlet” terimlerini tekrar tanımlamaktaki amaç, Amerika’nın gerçek niyetine ilişkin dikkati dağıtmak ve umutsuzca planı bütünüyle reddetmekten ve Washington’u kızdırmaktan kaçınmak için bir bahane bulmaya çalışan ülkelere bir yol göstermek ve aynı zamanda İsrail’e uluslararası bir maliyet çıkmasını önlemektir.

 

Plana itiraz eden aktörler ve ülkeler (AB, Rusya, Türkiye ve bölgesel devletler başta olmak üzere) karşılık vermek için hangi seçeneklere sahipler?

 

Avrupa hükümetleri başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarında bir Filistin devletini, anlamlı bir Filistin devleti olasılığı yakın gelecekte tamamen ortadan kaybolmadan tanımalıdır. Üçüncü ülkeler, BM Güvenlik Konseyi’nin 2334 No’lu kararı uyarınca İsrail yerleşimlerini İsrail’le ikili ilişkilerinden tamamen ve etkili bir şekilde çıkararak kendi hukukî yükümlülüklerini yerine getirmeli. Aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin muhtemel savaş suçlarını soruşturması gibi, uluslararası hesap verilebilirlik mekanizmalarını bloke etmeyi durdurmalılar ve BM’nin İsrail yerleşimleriyle bağlantılı olan şirketlere ilişkin veri tabanlarını yayınlamasını desteklemeli. Üçüncü ülkeler Filistin topraklarının ilave bölümlerinin ilhakının İsrail’in pozisyonu için ağır sonuçları olacağı konusunda güçlü uyarılarda bulunmalı. Özelde AB iki devletli çözüm için gereken toprak egemenliğinin aşınmasının, karşılıklı iş birliği anlaşmalarını riske sokarak, AB-Israil Ortaklık Antlaşmalarının dayanaklarını tehlikeye atacağı konusunda İsrail’i uyarmalı. Son olarak, uluslararası camia apartheid rejimi ile eşit haklara sahip iki milletli bir devlet arasında seçim yapılması gerektiğinde ikinciyi seçeceklerini açıkça göstermelidir.

 

Filistin sorununda nereye doğru gidiyoruz?

 

Uluslararası kamuoyunun – özellikle Arap ve Avrupa devletlerinin – ne ölçüde Trump’ın planına karşı çıkacağı hala belli değil. Ama karşı çıkmak sadece birinci adım. Sahadaki mevcut dinamikler, 1967’den beri Filistinlilere uygulanan haksızlıklar ve ucu açık işgalle birlikte tek devlet gerçeğini de beraberce ortaya çıkardı. Eğer uluslararası kamuoyu Amerika’nın planına etkili bir şekilde karşı cevap veremezse ve İsrail politikalarının zarar verici sonuçlarının önünü alamazsa, yakında iki devletli çözümden hiçbir şey ortada kalmayacaktır. Filistinlilerin ise iki miletli İsrail- Filistin devletinin içinde eşit haklar çağrısı yapmaktan başka bir şeyleri kalmayacaktır. Fakat tarih ezilen bir azınlığın kurtuluşunun bir gecede olmaktan ziyade, daha fazla kan dökmek pahasına, yavaşça yıllar içerisinde oluştuğunu göstermiştir, on yıllar değilse eğer.

 

Çeviri: Rumeysa Yetimoğlu

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.