Adem-i Merkeziyetçi Bir Eğitim Yönetimi Modeli Başarılı Olur mu?

Ülkemizin bir türlü başarılı olamadığı eğitim alanında, merkezi yönetim modelinden yerelden eğitim yönetimi modeline geçilmesini düşünmenin ve değerlendirmenin zamanı gelmiştir. Evrensel kazanımları yerel için gerekli etkinliklerle zenginleştirmek ve yerelin sağlayacağı desteklerle kalite çıtasını yükseltmek hepimizin hedefidir. Bunu, merkezin karar verme yetkisinin büyük bölümünü tek tek okullara vererek sağlayabiliriz.

Dünyada ve ülkemizde eğitimin merkezden yönetilmesi modeli ile yerelden (adem-i merkeziyetçi) yönetilmesi modeli (bu yönetim biçimine Okul Temelli Yönetim /OTY de denilmektedir) arasında, öncelikle eğitim kalitesi lehine bir fark olup olmayacağı herkesin merak ettiği bir konudur. Yerelden veya okul temelli yönetimden kastedilen okullara verilen özerkliğin artırılmasıdır. Bir başka deyişle merkezi hükümetin elindeki yetkilerin yerel birimlere veya doğrudan okullara devredilmesidir. Genelde politikacılar yerelden yönetimi veya OTY’yi eğitim kalitesini yükseltmenin bir aracı olarak görürler.

 

Ülkemizde OTY’ye geçişin olabilirliğini değerlendiren bir Dünya Bankası çalışmasında, OTY’deki en önemli unsurun hesap verilebilirlik olduğu vurgulanmaktadır. Yetki devrinden sonraki süreçlerin beklenen sonuçları verip vermediğini görmek ancak şeffaf bir sistemle mümkündür. Sağlanan özerkliğin güvencesi hesap verilebilirliktir.

 

OTY modelinin tabii ki avantajları ve dezavantajları vardır. Avantajları arasında aşağıdakiler sayılabilir:

 

– Daha fazla paydaşı içine aldığı için demokratik oluşu,

– Sürecin nasıl işlediği hakkında bilgisi olan yerel aktörleri kullanması ve böylece çözümlerin kolay olması,

– Bürokrasinin daha az olması,

– Daha hesap verebilir olması ki verimliliğin artması için önemlidir,

– Katılım sağlandığı takdirde kaynak sağlamanın kolay olması.

Dezavantajları arasında ise şunlar yer alır:

– Okul düzeyindeki değişikliklerin en az beş yıl alması, başarıda bir iyileşme için yaklaşık sekiz yıla ihtiyaç duyulması,

– Hesap verilebilirlik sağlanamamışsa okul yönetiminin daha fazla özerk olması kaynakların verimli kullanılmamasına yol açabilir,

– İstişare edilmeden yerel makamlara empoze edilmesi durumunda, yerelleştirme (adem-i merkeziyet) işe yaramayabilir,

– Okul personelinin eğitimli olmasını gerektirir,

– İdari işler okul yöneticileri ve öğretmenler üzerine aşırı yük getirerek pedagojik liderlik, eğitim ve hazırlık için gereken zamanı bırakmayabilir,

– Toplumun katılımı zordur ve elit bir grup okul, yönetim kuralları dışına çıkarak yönetime hâkim olmak isteyebilir.

 

Yerelden yönetim veya OTY bizde tecrübe edilmese de dünyada birçok ülkede ve bölgede uygulanmıştır. Bu ülkeler arasında Hollanda, Madagaskar, Ruanda, Senegal, Katar, Nijer, Yeni Zelanda, Guatemala, El Salvador, Endonezya, Kenya, Meksika, Mozambik gibi ülkeleri ve Şikago şehrini sayabiliriz. Bu ülkelerdeki uygulamalar birbirinden farklıdır. Farklılıklar esas olarak karar verme yetkisinin devrindeki iki anahtar boyutta görülebilir. Bunlar; devredilen özerkliğin derecesi (“ne”) ve kime devredildiğidir (“kim”).

 

Hangi Yetkiler, Kime Devredilecek?

 

Hangi yetkiler, yani “ne” devredilecek sorusunun cevabı şunları içerebilir: Bütçe tahsisleri; öğretmenlerin ve diğer okul personelinin işe alınması, terfileri ve işten çıkarılması gibi okul personeli yönetimi; müfredat geliştirme; ders kitaplarının ve diğer eğitim malzemelerinin satın alınması; altyapı iyileştirme ve öğretmen performansı ile öğrenci öğrenme sonuçlarının izlenmesi ve değerlendirilmesi (Dünya Bankası, 2014).

 

Yetkilerin “kime” devredileceği ile ilgili olarak Dünya Bankası çalışmasında dört farklı uygulama olduğu belirtilmektedir. İlkinde yetki okul yöneticilerine verilir. Okul yöneticileri kararlarını verirken gayri resmi olarak öğretmenler, veliler, öğrenciler ya da toplum temsilcileri ile istişarede bulunabilir. Hatta okul yöneticilerine tavsiyelerde bulunmaları için bölge konseyleri oluşturulur. Buna idari kontrollü OTY denilebilir.

 

İkincisinde karar verme yetkisi öğretmenlere aittir. Buna profesyonel kontrollü OTY denilebilir. Üçüncüsü, toplum kontrollü OTY modeli olarak adlandırılabilir ve yetkiler velilere ya da topluma devredilir. Veliler veya toplum, yetkilerini bir karar verme kurulu yoluyla kullanırlar. Dördüncüsüne, dengeli kontrollü OTY modeli denebilir; karar verme yetkisi veliler ve öğretmenler tarafından paylaşılır. Burada okul yönetimini geliştirmek ve okulları velilere karşı daha hesap verebilir hale getirmek için öğretmenlerin bilgisinden yararlanmak amaçlanmaktadır.

 

Zayıf, Ilımlı ve Güçlü OTY

 

Görüleceği gibi hangi yetkinin kimlere devredileceği konusunda pek çok farklı düzenleme olabilir. Bu düzenlemelere bakarak zayıf, ılımlı ve güçlü OTY reformlarını ayırt edebiliriz. Eğer yetkiler bölgesel düzeyde devredilmişse ve okullar çok az bir özerkliğe sahipse bu zayıf bir OTY reformunu gösterir. Ilımlı OTY’de danışma rolü bulunan ve sınırlı da olsa karar verme sürecinde bir özerkliğe sahip okul konseyleri vardır. Bütçe için tavsiyelerde bulunur ama bütçeyi yönetme yetkileri yoktur. Okul konseylerinin okul bütçesi ve personel yönetimi konularında yüksek bir özerkliği varsa bu, güçlü OTY modelidir. Çok güçlü OTY sistemi türleri, velilerin kamu eğitimi üzerinde tam bir seçime ve kontrole sahip oldukları eğitim sistemlerini içermektedir ve okulların operasyonel, finansal ve eğitimsel yönetimi ile ilgili tüm kararlar, okul konseylerinin ya da idarecilerinin elindedir. Ilımlı OTY için Guatemala ve güçlü OTY için Hollanda örnek gösterilebilir.

 

OTY modelini uygulayan ülkelerden gelen sonuçlar farklıdır, ancak okul özerkliği ile eğitimsel kazanım arasında genelde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Buna rağmen başarı ile ilgili sonuçlar daha az benzerlik göstermektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre değişse de OTY’nin sınıf tekrar oranlarını, başarısızlık oranlarını, okulu bırakma oranlarını azaltmada ve okul ortamı üzerinde genel olarak olumlu bir etkisi olduğu gözlenmiştir.

 

Bu teorik bilgilerden sonra ülkemizin neden eğitimde yerelden yönetime/OTY’ye ihtiyacı olduğu sorusuna cevap verilmelidir. İlk neden, merkezi yönetimin en koyu şekliyle hüküm sürdüğü Cumhuriyet döneminden bugüne kadar eğitimde istenilen başarının elde edilememiş olmasıdır. Eğitimle ilgili bütün kararlar merkezdeki Eğitim Bakanlığı tarafından alınır ve uygulanmaları için taşraya yollanır. Taşra, yerel şartlar ne olursa olsun merkezden gelen kararları aynen uygulamaya çalışır. Merkezi yönetimle ne istenilen standartlar ne de beklenen kalite yakalanabilmiştir. Bu durum başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hemen herkes tarafından dile getirilmektedir. Bu durum acaba adem-i merkeziyetçi bir model (yerelden yönetim), kalitenin artmasında merkezi yönetim modelinden daha etkili olabilir mi sorusunu akla getirmektedir?

 

İkinci neden eğitim sistemimizin büyüklüğüdür ki bu, merkezi eğitim modelinin en ciddi sorunudur. Halihazırda 18 milyon öğrencisi, 1,1 milyon öğretmeni, 67,1 bin okulu ve 732,4 bin dersliği olan devasa bir sistemimiz var. Tahmin edileceği gibi bu devasa sistemi hareket ettirmek fevkalade zordur. Yurdun her tarafına yayılmış olan bu sisteme, bırakın hareket ettirmeyi, ulaşmak bile zor olabilir. Modern haberleşme aletleri ile şimdilerde daha kolay hale gelse de merkezden gelen talimatların aynı şekilde anlaşıldığı düşünülemez. Bundan dolayı alanyazında merkezileştirme küçük ölçekli kuruluşlar için en iyi model olarak gösterilirken, büyük ölçekli kuruluşlar için adem-i merkeziyetçi model tavsiye edilmektedir.

 

Yukarıda belirtildiği gibi OTY, uygulaması zor olan bir yönetim modelidir. Önce pilot illerde uygulanmalı, sorunlar görülüp çözümler geliştirildikten sonra yurt sathında uygulanmalıdır.

 

Okul-Aile Birlikleri

 

Ülkemizde OTY modeline geçmek istenirse, sistemde Bakanlık kararlarına yardımcı olacak önemli bir paydaş bulunmaktadır. Bunlar Okul-Aile Birlikleridir. Okul-Aile Birlikleri 2005 yılında kurulmuştur. Esas amaçları velilerin okul içinde temsil edilmelerini sağlamaktır. Merkezi yönetimin okul ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığı zamanlarda ihtiyaçların karşılanması için okullara yardım ederler. Okul adına ayni ve nakdi bağışlar toplarlar, etkinlikler düzenleyebilir, gelir kazanmak amacıyla okulun tesislerini kiraya verebilir ve bir okulun tekrarlanan giderlerinin yüzde 40’ına kadarını ödeyebilirler. Okul-Aile Birlikleri okul malzemeleri, altyapı onarımları, temizlik hizmetleri ve okul harici personel için gereken parayı toplarlar. Bütün bu önemli işlevlerine rağmen okul kararlarına katılımları sınırlıdır.

 

Alanyazında pek araştırılmamış olsa da güçlü Okul-Aile Birliği olan okullarda idare ile veliler arasında olumlu ilişkiler geliştiği ve velilerin taleplerinin dikkate alındığı bilinmektedir. Bu gayri resmi olsa da bazı yetkilere velilerin ortak olduğunun göstergesidir. Millî Eğitim Bakanlığı OTY modelini pilot okullarda denemek isterse, Okul-Aile Birliği iyi çalışan okullara öncelik verilmesi faydalı olabilir.

 

Bu model, ülkemizde pilot okullarda uygulansa yerelin ihtiyaçlarının dikkate alınacağı kesindir. Okul çevresinin ve bulunulan bölgenin özellikleri doğrultusunda öğrencilere o bölge için önemli bazı etkinlikler kazandırılabilir. Örneğin tarımla geçinen bölgedeki bir okulda tarımsal etkinlikleri öğretebilmek için okul yönetimi müfredatta gereken zamanı yaratır ve verilecek dersleri içerikleriyle birlikte hazırlar. Bunu da öğrencinin kazanması gereken çıktılardan ödün vermeden yapar. Burada hem yerelden hem de Millî Eğitim Bakanlığı’ndan tavsiye ve yardım alabilir. Aslında ideal olan okullara öğrencilerden beklenen kazanımları ve standartları bildirmek ve müfredatın işlenişini tamamen okullara bırakmaktır.

 

Merkeziyetçi olmayan eğitim modelinin en faydalı yanı okulları rekabete zorlaması olacaktır. Bu rekabette öne çıkmak için okullar velilerden ve bulundukları yöreden maksimum yardım almak zorundadırlar. Çevre halkı ve özellikle durumu iyi olanlar, çocuklarının daha kaliteli eğitim almaları için okullarına maddi ve manevi destek sağlayacaklardır. Bu destekler okulların bakımı ve ihtiyaçlarının karşılanmasından öğretmeni eksik olan okullara öğretmen temin etmeye kadar değişebilir. Varlıklı insanların kendilerine yardım etmeleri için belirlenen okullara fevkalade yardımcı oldukları bilinmektedir.

 

Merkezi olmayan eğitim-öğretim modelinde, merkezi modelde yapılamayan bazı uygulamalar kolaylıkla yapılır hale gelecektir. Bunlardan ilki, okul takvimini okulun bulunduğu çevre ile uyumlu hale getirmek olabilir. Yapılacak küçük değişikliklerle bölgeye uygun bir takvim yaratılabilir. En iyi örnek, yaz tatilinin bir bölümünün okullarda az başarılı olmuş öğrenciler için bölgenin özelliklerini dikkate alarak kullanılması olabilir. Ülkemizde okullar yaz aylarında maalesef çok uzun süreler öğretime kapalı kalmaktadır. Desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler belirlenen sürelerde okula gelecek ve verilen yaz dersleri ile eksikliklerini tamamlayacaklardır. Şimdilerde de kullanılması mümkün ama kullanılmayan yaz stajları Eğitim Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak bu bağlamda başlatılabilir. Eğitim Fakültesi öğrencileri dört yılda sadece bir dönem yaptıkları stajlarını böylece artıracak ve tecrübe kazanacaklardır.

 

Son olarak, güçlerin tek bir kişinin elinde yoğunlaşması nedeniyle merkezileştirmede kararların zaman aldığı vurgulanabilir. Adem-i merkeziyetçi model ise  kararların eylemlere çok daha yakın alınması nedeniyle hızlıdır.

 

Ehil Okul İdarecileri

 

Ülkemiz şartlarında eğitimin OTY ile yönetilmesi ve bu konuda başarılı olunması için bazı şartların karşılanmış olması gerekir. Bunlardan ilki okullarda çok ehil okul idarecilerinin görev yapmasıdır. Özellikle okul müdürlerinin hem idari hem de eğitim konularında çok iyi yetişmiş olmaları gerekir. Alanyazında “Okul, müdürü kadar okuldur” şeklinde bir darbı mesel vardır. Mevcut haliyle birçok Avrupa ülkesi nüfusundan büyük olan eğitim sistemimizin çok yavaş olan hareket kabiliyeti ehil okul müdürleri yoluyla hızlandırılabilir ve okullardaki kalite artırılabilir. Ancak bu konuda ülkemizin çok şanslı olduğu söylenemez, çünkü idarecilik konusunda çok az tecrübesi olan öğretmenler Bakanlık tarafından müdür olarak atanmaktadır. Yani sistem herhangi bir öğretmenin idari görev olan müdürlüğü yapabileceğini baştan kabul etmektedir ki bu doğru değildir. Bakanlık, verilen sınırlı sayıdaki hizmet içi eğitimleri alan bir öğretmeni müdürlük için yeterli görmektedir. Aslında müdür adaylarının eğitim idaresi konusunda en azından yüksek lisans derecelerinin olması gerekir. Böyle olmaması, sistemdeki pek çok sorunun da kaynağıdır. Ehil idarecisi olmayan okullarda eğitimi yerelden yönetmek başarısızlığı baştan kabul etmekle aynı şeydir.

 

Yeterli sayıda ehil okul müdürünün olmaması yanında adem-i merkeziyetçi modelin uygulanmasını zorlaştıracak bir başka olumsuz durum, siyasi tarihimizden kaynaklanmaktadır. Bu durum özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde eğitimin yerelden idare edilmesinin Kürtlerin muhtariyet taleplerini güçlendireceği düşüncesidir. Yerel yönetim araçları olan belediyelerin bir etnik grubun eline geçmesinden duyulan kaygıların aynısı eğitimin yerelden yönetilmesi için de seslendirilebilir.

 

Ülkemizin bir türlü başarılı olamadığı eğitim alanında, merkezi yönetim modelinden yerelden eğitim yönetimi modeline geçilmesini düşünmenin ve değerlendirmenin zamanı gelmiştir. Evrensel kazanımları yerel için gerekli etkinliklerle zenginleştirmek ve yerelin sağlayacağı desteklerle kalite çıtasını yükseltmek hepimizin hedefidir. Bunu, merkezin karar verme yetkisinin büyük bölümünü tek tek okullara vererek sağlayabiliriz. Millî Eğitim Bakanlığı’nın liderliğinde başlatılacak bu süreçle ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde müfredat kazanımları yanında hayatta kullanabileceği etkinliklere de sahip mezunların yetişmesi mümkün olacaktır.

 

Kaynaklar: Dünya Bankası, Okul-Temelli Yönetim, 2014

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.