AK Parti Seçmeni “Gecikmiş Hesaplaşmasını” Sandığa Gitmeyerek mi Yaptı?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 25 yıl sonra ilk kez İstanbul ve Ankara’yı kazandığı 2019 seçimlerine katılım oranı yüzde 84,6’ydı. Bu seçimlerde AK Parti İstanbul ve Ankara’yı kaybetse de yüzde 44,3 ile birinci parti oldu. 2019 seçimleri, muhalefet için bir rüzgâr estirmeye başlamıştı. Muhalefet, Türkiye’nin en büyük iki büyükşehrini kazanmanın yarattığı özgüvenle 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine girdi. Ancak AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan, karşısındaki geniş muhalif koalisyona rağmen ikinci turda yüzde 52 ile tekrar cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı. Bu, muhalefet için bir “yıkımdı” ve bir süre “siyasetten umudunu kesen muhalifleri” konuştuk. 

 

Sadece 9 ay sonra Türkiye’nin önüne yerel seçim sandığı konuldu. Ama seçim sonuçları, kendi partilerinden umudu kesenlerin önemli bir kısmının seküler muhalifler değil AK Parti seçmeni olduğunu gösterdi. 

 

Seçime katılım oranı 2019 seçimlerine göre yüzde 6,5 oranında azaldı. Geçen yerel seçimlerde 20 milyondan fazla oy alan AK Parti, bu seçimde 16 milyon oya kadar geriledi. İYİ Parti oylarının yarısını kaybetti. Göründüğü kadarıyla bu oylar artık CHP’de ikamet ediyor. Yani seçimin belirleyicileri arasında sandığa gitmeyen AK Parti seçmeni de var. Oy kullanmayan toplam seçmen sayısı 13 milyon 300 bine yaklaşmış durumda. 

 

AK Parti seçmeni, partisiyle “gecikmiş hesaplaşmasını” sandığa gitmeyerek mi gösterdi? Bu tepkinin altında hangi dinamikler yatıyor? Prof. Dr. Ferhat Kentel, Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın ve Dr. Mustafa Çağatay Aslan’a sorduk.

“Hükümetlere Ceza Yerel Seçimlerde Kesilir"

Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın

Yerel seçimlere katılım oranı 1961 genel seçimlerinden itibaren en düşük oranlardan biri. Bunu sanırım bir bunalmışlık ve yorgunluk hali olarak yorumlayabiliriz. Öncelikle ekonomik problemler ve çok uzamış bir iktidar süreci var. Gücün bozucu etkileriyle oluşan daha pek çok yön var. Genelde milletimizin iktidarlara ceza kesme tarzı yerel seçimler olabiliyor. Bunu 1989 yılında Anavatan Partisi’nde gördük. 1,5 yıl içinde oylarının neredeyse yüzde 40’ını ve çok fazla belediyeyi kaybetmişti. Bazen bu tür rüzgârlar esebiliyor. 

 

Seçime katılma oranının düşmesinde açık bir tepki görüyorum. Bu tepkinin geçen seçimde gelmesi de beklendi. 2015’ten itibaren seçmende AK Parti ile Erdoğan’ı ayıran bir anlayış geliştiğini görüyoruz. Erdoğan son seçimde aşağı-yukarı aynı oy oranlarıyla seçildi ama AK Parti 2002’de aldığı oyu alabildi. Aslında geldiği yere dönmüş oldu. Bu seçimde ise genel seçimde gösterilmeyen tepki yerelde gösterilmiş oldu. Seçime katılmama da tepkilerden biri. Emeklilikle ya da ekonomiyle ilgili meseleler, Gazze’yle ilgili açıklamalar ve insanların kendi aralarında şikâyet ettiği pek çok mesele birikti ve yerel seçimlerde kendisini daha net bir şekilde gösterdi. 

 

Muhafazakâr seçmenin Yeniden Refah Partisi’ni de çok ciddi bir alternatif olarak görmediğini müşahede ettik. Ciddi bir alternatif olarak görülseydi belki katılma oranı daha yüksek olurdu ve tepki oylarının da yoğunlaştığı bir partiyi takip etmiş olacaktık. Bu tepki oyları MHP’ye de gitmedi. Sandığa gitmeyen insanların AK Parti seçmeni olduğunu, oyların Saadet, Gelecek ya da DEVA’ya yönelmemiş olduğundan da anlıyoruz. Seçimin asıl kaybedenleri bir yandan da onlar. Çünkü kendilerine bir alan açılmasını beklemek yerine doğrudan Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden, olmamaları gereken, tarihi ve sosyolojik açıdan bulunmamaları gereken bir ittifakta bulundukları için şu anda hesap bir yönüyle de onlara kesilmiş oldu. Tarihsel ve sosyolojik realitelere aykırı hareket ettiğinizde bunun ciddi maliyetleri olabiliyor.

“AK Parti’nin Vatandaşla Bağını Oluşturan Nitelikler Aşındı”

ferhat kentel röportaj

Prof. Dr. Ferhat Kentel

AK Parti’nin son döneminde derin bir umutsuzluk yaşayan kitleler meydana geldi. Tabii ki AK Parti’nin tabanını homojen bir kitle olarak düşünmek mümkün değil. Bu kitle aynı tornadan çıkan insanlardan oluşmuyor. Yani bu kitlenin içindeki bir kesim Erdoğan’la özdeşleşen, onu kurtarıcı gören ve ona adeta tapan insanlar olsa da, diğer yandan başka bir kesim de belli ki bu seçimlerde bariz bir şekilde sınırsız olan bir kibre oy vermek istemedi. Bu seçmenlerin bir kısmı sandığa gitmemeyi tercih etti ya da Yeniden Refah Partisi’ne yöneldi. Öyle anlaşılıyor ki bu kesimden CHP’ye de dalgalar halinde oy gitmedi; belli ki CHP onlar için tam olarak umut vadetmiyor. CHP, ideal anlamda sosyal demokrat bir parti değil ancak özellikle Kılıçdaroğlu zamanında başlayan bir açılım politikası ve Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın kişilikleriyle somutlaşan “her kesime ulaşma” politikası eşliğinde oylarının artırdı. Ama bu, AK Parti’yle kopuş yaşayan insanları henüz tam olarak çekemiyor. Bu durum bahsettiğimiz kitlelerdeki umutsuzluğu aşamıyor ama İmamoğlu tarzı, kutuplaşmaya mesafe alan politika devam ederse, ileride duygusal olarak CHP’ye doğru yakınlaşma daha güçlü olabilir…

 

Aslında AK Parti 2002’den 2010’lara kadar bir “umut” olarak yükseldi. Hemen her meselede büyük bir açılım gösteren bir parti oldu. Bir yandan da popülist yöntemler de kullanarak sosyal desteklerle kitlesini destekledi. Ancak son dönemde AK Parti’ye baktığımızda devletçilikten başka bir şey göremez olduk. Parti, devlet imajı ve kibriyle bütünleşti. Sonuçta da Gazze meselesinde duvara tosladı. “Dünya lideri”, “Türkiye yüzyılı” vb. etrafında kurgulanan ve inşa edilmeye çalışılan “karizmanın” İsrail meselesinde işlemediği ve büyük devlet olma iddiasının Türk’ün Türk’e propagandasından ileri gidemediği -en azından kopuş yaşayan seçmenler nezdinde- anlaşıldı. Söylemde Filistin yanlısı bir tavır sergilenirken, fiiliyatta Filistinlilere soykırım uygulayan İsrail’le ticaretin hız kesmeden devam etmesi de “sorgusuz sualsiz, mutlak bağımlı ve teslim olmuş” çekirdek seçmenler dışında hiç kimse tarafından kabul edilmedi. Bütün “reel politika” (gereklilikler vs.) argümanlarına karşı AK Parti’nin bu konuda “ahlaki zaafı” açıkça ortaya çıktı.

 

Bunlarla birlikte AK Parti, ekonominin durumuna da bağlı olarak asgari geçim şartları, sağlık, sosyal güvenlik ya da emeklilerin durumu gibi meselelerde de vatandaşla hemhal olma meselesinde çöktü. Yıllar boyunca “çok bilmiş Beyaz Türk” imajına karşı AK Parti’ye oy veren kitleler, kendi partisinin de “karşı tarafa” benzediğini gördü. Mutlak totaliter özdeşleşme içinde desteğe devam edenlerin dışında daha “sağduyulu” yaklaşanlar, “Bu parti benim partim olmaktan çıktı” demeye başladı. AK Parti seçmenindeki umutsuzluk bütün bunlardan beslendi ve artık vatandaşla bağ oluşturan nitelikler aşınmış oldu.

"Ekonomik Nedenler, Güç Temerküzü, Alternatifsizlik"

mustafa çağatay aslan

Dr. Mustafa Çağatay Aslan

Daha önce AK Parti’ye oy veren seçmenin bir kısmının bu seçimlerde sandığa gitmeme eğiliminin doğmasının nedenlerinden biri, gönül rahatlığıyla oy verebileceği bir alternatifin olmaması. CHP, İYİ Parti ya da diğer partileri güvenilir bulmuyorlar ya da oy vermeye elleri gitmiyor. 

 

Elbette ekonomik nedenler de bu tepkinin nedenlerinden biri ama aynı zamanda güç temerküzü ile siyasi elit ilişkisi de söz konusu. Liyakat eksikliği ve nepotizm gibi sorunlardan mustarip önemli bir kitle var. Tepkileri var evet ama gidecekleri başka bir parti de olmadığı için ve bu seçimlerde de sonuçta merkezi yönetim değişmeyeceğinden “bu defa sandığa gitmiyorum” tavrı aldığını düşünüyorum. Tepkinin boyutu seçime katılmama oranıyla ve geçersiz ya da boş oyların toplamıyla daha net anlaşılabilir. Sandığa gitmemek de boş oy atmak da tepki göstermenin yolları arasında.  “Memnun olmadığım bu düzene destek olmayacağım” demenin bir yöntemi. 

 

2011’den bu yana yapılan çalışmalar bize şunu gösteriyor: Daha az olsa da CHP de dahil olmak üzere parti aidiyetinde bir düşüş var. AK Parti de bundan ciddi şekilde etkileniyor ve özeleştiri yapması gerekiyor. Çünkü AK Parti’nin oy düşüşü bugün başlamadı. 2018’den bu yana oyları düşüyor. Şu anda elde edilen sonuçta, özellikle büyükşehirlerde MHP’nin de oyları olduğundan AK Parti’nin yüzde 30 civarında olduğunu söyleyebiliriz. Bu da AK Parti’nin şimdiye kadar aldığı en düşük oran. AK Parti’ye artık oy vermeyen seçmen kitlesinin de partiye bir aidiyet duymayan ve olaylara partizanca yaklaşmayan bir kitle olduğunu düşünüyorum. Aslında başka partilere de kayabilecek bir kitle bu. 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

MAHMUT HAKKI AKIN

MAHMUT HAKKI AKIN

2003 yılında Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Ana Bilim Dalında 2005 yılında yüksek lisans ve 2009 yılında doktora eğitimini tamamladı. Sosyoloji alanında 2013 yılında doçent, 2018 yılında profesör oldu. Selçuk Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Marmara Üniversitesinde akademisyen olarak çalıştı. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. Türkiye’de Modernleşme, Türk Sağı, Yerli Modern Farklı, Siyasal Toplumsallaşma, Toplumsallaşma Sözlüğü, Aliya İzzetbegoviç başlıklı kitapları bulunmaktadır. Derleme kitapları, kitap bölümleri, makaleleri, kitap değerlendirme ve eleştiri yazıları dışında çok sayıda düşünce ve deneme yazısı da yayınlandı. Siyaset Sosyolojisi, Türk Modernleşmesi, Türk Siyasal Hayatı alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.

FERHAT KENTEL

FERHAT KENTEL

Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletmecilik Bölümü'nden lisans (1981), Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden yüksek lisans (1983) ve Paris, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales'den Sosyoloji doktora (1989) derecesi aldı. Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümünde, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümlerinde öğretim üyesi olarak çalıştı. Modernite, gündelik hayat, yeni sosyal hareketler, din, İslâmi hareketler ve etnik cemaatler üzerine çalışmaktadır.

MUSTAFA ÇAĞATAY ASLAN

MUSTAFA ÇAĞATAY ASLAN

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler lisans programının ardından Bilkent Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans çalışmalarını tamamlamıştır. Daha sonra London School of Economics and Political Science (LSE) Department of Government Karşılaştırmalı Avrupa Siyaseti Yüksek Lisans Programı’nı ve Universty College London (UCL) Siyaset Bilimi Doktora Programı’nı tamamlamıştır. Uzmanlık alanı karşılaştırmalı siyaset olan Aslan’ın, demokratikleşme süreci, siyasal rejim, siyasi partiler ve parti sistemleri ile seçim sistemleri üzerine çeşitli dergilerde yayınları bulunmaktadır.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.