Aksa Tufanı, İran’ın Heveslerini de Yutabilir

İran, Aksa Tufanı’nı jeopolitik amaçlarının tahkimi için bir hamle olarak değerlendiriyor, Azerbaycan’ı tehdit ediyor, Suudi Arabistan’a da sopa gösteriyor ama bir yandan da mesele İran’ın hevesini aşacak bir düzleme evriliyor. Yeni denklem, sadece Batı’nın ya da sadece İran’ın istekleriyle yüzde yüz mütenasip bir şekilde kurgulanamayabilir.

aksa tufanı

ABD’nin, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dış operasyon birimi olan Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi 2020’de Bağdat Havalimanı’nda öldürmesinin ardından uluslararası basının karşısına çıkan DMO komutanlarından Ali Hacızade, arkasına Ortadoğu’da savaşan bazı örgütlerin bayraklarını aldı ve merakla beklenen açıklamasını öyle yaptı. Hacızade’nin arkasında, Besic Milisleri, Lübnan Hizbullahı, Husiler, Haşdi Şabi, Afganistanlı Şii milislerin örgütü Fatimiyyun ile Pakistanlı milislerin örgütü Zeynebiyyun tugaylarının bayrakları vardı. Bir de Hamas’ın bayrağı.

 

Bu, Ortadoğu’daki kırılgan dengeleri bilenler için bir sürprizdi. Hamas’ın İran’dan askeri ve maddi yardım aldığı bir sır değil, ancak DMO Komutanı Hacızade böyle yaparak İran-Hamas arasındaki ilişkinin stratejik işbirliğinin çok ötesine taşındığının, farklı mezhep tutumlarına rağmen Siyonizm karşıtlığında ve Mescid-i Aksa’nın Müslüman kamuoyuna vazettiği değerlerde birleşen iki gücün birlikteliğinden ziyade dikey düzlemde bir ilişki ağı kurulduğunun işaretini vermek istedi. Hamas’ın bu işarete güçlü bir itirazı olmadı ve siyasi lider İsmail Heniyye, Süleymani’yi “Kudüs şehidi” ilan etti.

 

Ancak biliyoruz ki Hamas’ın siyasi kanadı, örgütün askeri politikalarını belirleyen bir eksen olmadı. Gazze’den ayrılan İsmail Heniyye, Halid Meşal ya da Salih El Aruri Hamas’ın sadece ekran yüzleri konumunda kaldı. Çoğu, suikast endişesiyle Filistin dışında. Asıl hamleler ise -tıpkı Aksa Tufanı’nda olduğu gibi- askeri kanat olan İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın komutanı Muhammed ed-Dayf’dan geliyor. 

 

Yıllar içinde Hamas’ın İran’dan aldığı askeri desteğin niteliğinin de arttığı anlaşılıyor. Bir efsaneye dönen “Demir Kubbe”nin bir zamanlar “soba borusu” denilerek alay edilen Hamas roketleri karşısında son yıllarda yer yer aciz kalması ve roketlerin düştüğü yeri tahrip edecek kapasiteye ulaşması bu nitelik artışının bir işareti. İran’ın Hamas’a sadece silah ve mühimmat bağlamında değil roket üretiminde Ar-Ge desteği verdiği de biliniyor. 

 

Sadece İran Füzeleri Yok, Rus Kornetleri de Var 

 

Ancak Hamas bu kez sadece o roketleri kullanmadı. 

 

İzzeddin El-Kassam’ın elinde, devlet dışı aktörlerin çok da kolay ulaşamadığı Rus menşeli Kornet füzeleri vardı ve bu füzelerin Hamas’a İran’dan değil Mısır üzerinden geldiği düşünülüyor. Evet, İran, Aksa Tufanı’nı jeopolitik amaçlarının tahkimi için bir hamle olarak değerlendiriyor, Güney Kafkasya’da fırsattan istifade ederek Azerbaycan’ı tehdit ediyor, Ali Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin ağzından dökülen “Siyonistlerle ilişkileri sözde normalleştirenler ders almalı” ifadeleriyle Suudi Arabistan’a da sopa gösteriyor ama bir yandan da mesele İran’ın hevesini aşacak bir düzleme evriliyor. (Bir yanda da Wall Street Journal’ın “Hamas’ın saldırısını İran planladı” haberinin ardından direkt olarak İranlı yetkililerle temasta olduğu bilinen Amwaj Medya’da yer alan ve isimsiz yetkililere dayandırılan “İran, Hamas’ın İsrail saldırısının planlanması ya da yürütülmesinde yer almadı” açıklamasını göz önünde tutmakta fayda var. Ancak örtülü operasyonların doğası böyledir; devletler örtülü operasyonları aynı zamanda inkâr opsiyonunu satın alabildikleri için tercih ederler.) 

 

Görüşmelerin Tam Ortasında

 

Bütün bunlarla birlikte Aksa Tufanı’nın Mısır arabuluculuğundaki barış görüşmelerinin tam ortasında gelmesi dikkat çekici. Barış süreci, Kahire ve Tel Aviv’deki Mısırlı ve İsrailli heyetlerin koordinesinde yürütülüyordu. 6 aydır süren müzakereler, Hamas’ın elindeki dört esir meselesinde tıkanmıştı. İsrail, esirlere karşılık Gazze ambargosunu hafifletmeyi önermiş Hamas ise havayolunun ve karadan Gazze ile Filistin toprakları arasındaki kapının açılmasının talep etmişti. İsrail bu talebi ciddiye almadı. Gazze’deki kaynaklarıma göre İsrail, Hamas’ın geçmişte olduğu gibi sadece roket saldırıyla iktifa edeceğini düşündü. Hamas da öyle yapıyor göründü. Roketleri attıktan sonra 1 saat boyunca hiçbir şey yapmadı. Ardından hem havadan hem karadan hem de denizden İsrail’in egemenliği altındaki topraklara, kimsenin beklemediği ölçüde bir saldırı başlattı. Sonuçta Hamas, diplomatik görüşmelerde koz olarak kullanabileceği daha çok asker ve sivil esiri kendi topraklarına götürmüş oldu. Şimdi Hamas’ın temel varsayımı, Tel Aviv yönetiminin esirlerin canı pahasına bir saldırı başlatmayacağı, İsrail’in askeri hamlelerinin Gazze’nin zaten yıllardır alıştığı hava bombardımanını aşacak ölçüde genişlemeyeceği yönünde şekilleniyor. 

 

Peki dünyanın geri kalanında birçok kişinin düşündüğü gibi Hamas bu hareketiyle sonunu mu getirecek? 

 

Bunu söylemek için çok erken. Kuşatmanın ağırlaştığı, enerji sevkiyatının kesildiği Gazze’den konuştuğum bir arkadaşım başka ülkelerde Gazzeliler için korkanların aksine farklı bir halet-i ruhiyede. Sık sık kesilen görüşme sırasında “Bu harekât olsa olsa ölümümüzü biraz daha yaklaştırır. Tek tek öleceğimize toplu halde ölmüş oluruz. Siz de çok dert etmeyin” dedi. Gazze’de yaşayanların (ve Filistin’in diğer şehirlerinin sakinleri ile farklı ideolojilere sahip, örneğin Beyrut’taki mülteci kamplarında birbirlerini öldüren Filistinli grupların üyelerinin de) Aksa Tufanı harekâtına genel bakışı böyle. Çok az taktiksel ihtilaf dışında harekâtı “lanetleyen”, “sonumuzu getirecek” diye panikleyen kimse neredeyse yok.

 

Hamas’ın Sonu mu?

 

Öte yandan gerçekten de yaygın kanının aksine bu hareket Hamas’ın sonunu getirmeyebilir. Az önce, “mesele İran’ın hevesini aşacak düzleme evriliyor” dediğim nokta da burada şekilleniyor.

 

Türkiye ve Rusya’nın 1967 sınırlarını vurgulayan açıklaması, Mısır’ın Gazze’de yaralananları hemen ülkeye transfer etmek için organizasyona başlaması, ambargoya rağmen Gazze ekonomisini ayakta tutan Katar’ın ve İran etkisine rağmen Suudi Arabistan yönetimlerinin Filistin’in yanında durduğunu belirten sözleri, bölge ülkelerinin Ortadoğu’nun bu en kadim ve küresel dengelerle alakalı sorununu farklı bir perspektife taşımak istediklerinin de işareti. Filistin meselesi İran’dan çalınmaya (ya da başka bir deyişle asli hüviyetine döndürülmeye) çalışılıyor. Yani artık bu sorunu ABD’nin bölgeye gönderdiği uçak gemisi çözemeyebilir. Yeni denklem, sadece Batı’nın ya da sadece İran’ın istekleriyle yüzde yüz mütenasip bir şekilde kurgulanamayabilir. Bölge ülkelerinin baskılarının meseleyi rayına oturtması ihtimali, çok daha güçlü bir ihtimal olarak karşımızda duruyor. Hatta bölge ülkelerinin Hamas’ın saldırısını şu aşamada “düzen değiştirici bir hamle” olarak gördükleri bile söylenebilir.

 

Bu savaş askeri olduğu kadar psikolojik. Güvenlik garantisiyle dünyanın dört bir yanından getirilen “yerleşimciler” artık güvende olmadıklarını biliyor. İsrail, “güvenlik” psikolojisini bir sosyolojiye dönüştürdü ve bu sosyolojiden bir ulus inşa etti. Bu şoku atlatmaları zaman alacak. Savaşın İsrail’in kalbine taşınması, İsrail toplumunun artık yorulmuş kesimlerinin İsrail devletine olan sarsılmış güvenini daha da tahrip edecek. En azından Hamas, bu durumun Gazze kuşatmasının hafiflemesine, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskıların sona ermesine zemin hazırlayacağını ve sonunda 1967 sınırlarının kapısını aralayacağını düşünüyor.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.