Almanlar Üşüyünce Biz Isınmış Sayılacak mıyız?

Hükümetin yoğun enerji tüketen sektörlerin kışın enerji kullanımını azaltacak bir üretim ve enerji planlamasını çoktan yapmış olması gerekirdi. Oysa bizi yönetenler Avrupalıların tasarruf ve planlama çağrılarına bıyık altından gülerken, üstüne ülkelerinde enerjiyi pahalı bulan yatırımcıyı ülkemize davet ediyorlar.

“Almanlar yenilince biz de yenik sayıldık.”

 

“Eski ama sürekli gündemde bir klişe; belki de herkesin dalga geçerek söylediği ve bir şekilde Türkiye’deki genel tarih eğitiminin kısa bir tanımlaması gibi olabilen bir cümledir.”[1]

 

Kurt Kışı Geçirir ama Yediği Ayazı Unutmaz

 

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında başlayan enerji savaşının kaybedenlerinin başta Almanya olmak üzere Rus gazına ve petrolüne bağımlı AB ülkeleri olacağı sıkça dile getiriliyor. Ancak “Avrupa bu savaşı kaybetti” demek için henüz çok erken. Bu ülkeler tasarruf önlemlerinden nükleer santrallerin devreye alınmasına kadar birçok planlama ile bu kışı bir şekilde geçirmeye çalışacaklar. Sonrasında Rus gazı ve petrolüne olan bağımlılıklarını daha da azaltmanın yollarına bakacaklar.

 

Alınan önlemleri okuyunca gerçekten de Avrupa’da enerji konusunda alarm zilleri çalındığı görülüyor.

 

Avrupa’da Tasarruf Önlemleri

 

Alman Hükümeti’nin onayladığı plana göre Eylül ayından itibaren, hastaneler dışında kalan kamu binaları 19 derecenin üzerinde ısıtılmayacak; girişlerde, koridorlarda ve bekleme odalarında ısıtma tamamen kapatılacak.

 

İspanya’da da kamu binaları ve büyük ticari binalarda klima kullanımına kısıtlama getirildi.

 

Devlete ait heykel ve anıt eserler, estetik kaygılarla ışıklandırılmayacak; dükkânların geceleri ışıklandırma yapması engellenebilecek.

 

Almanya’da halka da kendi tasarruf önlemlerini nasıl alabileceği anlatılacak.

 

Birçok Avrupa Birliği ülkesi de bu kış enerji tüketimini yüzde 15 azaltacağını duyurdu. Bu kısıtlama henüz zorunlu olmasa da, krizin büyümesi halinde zorunlu hale getirilebilecek.

 

Almanlar Üşüyünce Biz Isınacak mıyız?

 

Avrupa bu radikal önlemleri devreye alırken Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı bizlere Rusya’dan enerji tedarikinde bir sorun yaşamayacağımızı müjdeliyor:

 

“Hamdolsun bizim şimdilik böyle bir sıkıntımız yok. Rusya bize herhangi bir yaptırım uygulamıyor. Hele hele kendisiyle (Putin) fiyat konusunda bir görüşmem, konuşmam olmuştu. O konudaki yaklaşımını da bize müspet olarak gerçekleştirirse o zaman zaten ‘nurun ala nur’ olur.”

 

Bununla da kalmıyor, Cumhurbaşkanı, gelen soru üzerine yaşanan enerji krizi nedeniyle ülkemize Avrupa’dan sanayi yatırımları çekeceğimizi de söylüyor.

 

“Gazeteci:  ‘Avrupa, tarihinin en büyük enerji krizini yaşıyor ve bu enerji krizinin de Avrupa’da üretimde de sanayi üretiminde de aksamalara yol açması bekleniyor. Avrupa’da aksama yaşanacak sektörlerdeki üretimlerin ve bireysel talebin Türkiye’ye kayması bekleniyor. Şu ana kadar buna yönelik yatırım ya da işbirliği talebi geldi mi Avrupa’dan?’

 

Erdoğan:  ‘Şu anda gerek Avrupa’dan gerek dünyanın değişik yerlerinden Türkiye’de yatırım için kapımızı çalanlar var. Tabii hassasiyetleri sebebiyle bu firmaların kimler olduğu konusuna girmeyeceğim ancak şu an itibarıyla toplamda 20 milyar dolar gibi Türkiye’de yatırım yapma konumunda olan firmalar var. Bu rakam inşallah daha da yükselecek, öyle gözüküyor.’”

 

Avrupa enerji tasarrufu ve optimizasyonuna giderken, ülkemiz kesintisiz ve ucuz enerji vaadiyle Avrupalı sanayicileri ülkemize yatırıma çağırıyor.

 

Marjinal Maliyet Nedir Bilen Var mı?

 

Bu çağrıyı duyup da geçtiğimiz haftalarda bu konuda bir paylaşım yapan sevgili Mehmet Ali Verçin üstadımızın analizini hatırlamadan olmaz. Kendisi ülkemizin elektrik üretim yapısını ortaya koyup şu soruyu soruyordu:

 

“MARJİNAL MALİYET: İlave bir birim ürün üretilince maliyetlerde meydana gelen değişim, basitçe.

 

Soru: Türkiye tek bir firma olsa ve ilave bir ton demir veya çimento üretmek istese, elektrik fiyatlarının arttığı bir ortamda, kullandığı elektriğin maliyeti ne olur?”  

 

Üstadın bu sorusunu EPDK’nın yayınladığı verilerle cevaplamaya çalışalım. Aşağıdaki grafikler Türkiye’nin kışın ortası olan 2022 Ocak ayında ve yaz dönemi 2022 Haziran ayında lisanslı elektrik üretimi kaynaklarının paylarını gösteriyor.

 

Ocak 2022

 

 

Haziran 2022

 

 

Bu grafiklere bakınca ülkemizin elektriğinin yaklaşık yarısının yerli kaynaklardan, yarısının da ithal doğalgaz ve ithal kömürden üretildiği ortaya çıkıyor. İthal edilen doğalgazın yaklaşık yüzde 70’inin Rusya, İran, Azerbaycan gibi ülkelerden uzun dönemli kontratlarla satın alındığını biliyoruz. Bu anlaşmaların fiyatları çeşitli nedenlerle açıklanmıyor, ancak şu anki spot piyasaya göre oldukça uygun fiyatlar içerdiğini tahmin edebiliyoruz.

 

Ancak bu anlaşmalardan gelen doğalgaz, elektrik üretimi ve sanayideki ihtiyacın hepsini karşılamıyor. Bu nedenle spot piyasadan doğalgaz ve ithal kömür alımı yapılıyor. Analizler, tükettiğimiz enerjinin en az yüzde 20’sinin spot piyasa fiyatlarından etkilendiğini ortaya koyuyor.

 

“Marjinal Maliyet” sorgulaması da burada önem kazanıyor. Şu an için Rus gazında bir ambargoya tabi olmamamız ve kontratlı fiyatlarla almamız nedeniyle göreceli bir avantajımız söz konusu. Ancak enerjimizin neredeyse beşte birini spot piyasadan alan bir ülke olduğumuzu sanki unutuyoruz. Bu ise Yunanistan veya Romanya’nın yıllık tüketimine eşdeğer bir tutar.

 

Elektrik ticari kullanıcılara marjinal değil, ortalama maliyetten satılıyor. Bireysel tüketicilere ise ortalama maliyetin bile altında verildiği için “devlet olarak biz karşılıyoruz” sözü sıkça tekrarlanıyor. Bunu söylerken de gerçekten para bizi yönetenlerin cebinden çıkıyor diye düşünmemizi istiyorlar sanırım.

 

Ağustos Böceği ile Karınca

 

Tüketiminin beşte biri çok değişken spot piyasaya bağlı olan bir ülkenin yöneticilerinin yapması gereken iş, Avrupa’nın yaptığı gibi tüketimi kısmaya çalışıp oynak fiyatlara olan bağımlılığımızı azaltmak olmalıydı. Hükümetin yoğun enerji tüketen (demir-çelik, çimento, seramik) sektörlerin kışın enerji kullanımını azaltacak bir üretim ve enerji planlamasını da çoktan yapmış olması gerekirdi.

 

Oysa bizi yönetenler onların tasarruf ve planlama çağrılarına bıyık altından gülerken, üstüne ülkelerinde enerjiyi pahalı bulan yatırımcıyı ülkemize davet ediyorlar.

 

Avrupa’da en çok enerji tüketip en az katma değerle çalışan sektörlerin bu çağrıyı duyunca hızla oradaki fabrikalarını buraya taşıma kararı vermeleri gerekirdi. Ancak onlar da gayet iyi biliyorlar ki bir kere geldiler mi önce buraya getirdikleri sermayeleri yüksek enflasyonla eriyecek. Sonra da artan marjinal enerji talebi nedeniyle şimdi cazip görünen enerji fiyatları gerekli planlama yapılmadığı için hızla yükselecek.

 

Bu nedenle yatırım yapmak yerine yoğun enerji tüketen sektörler Türkiye’den siparişlerini artıracaklar. Böylece enerjiyi ortalama maliyetten alan iş dünyası kârlılığını artırıp mutlu olacak, iktidar da “ihracatı nasıl da artırdık” diye sevinecek. Olan ise marjinal maliyetten enerji alıp bunu ortalamadan satan BOTAŞ ve benzeri kuruluşlara hazinenin aktaracağı görev zararlarını kuzu kuzu ödeyecek vatandaşa olacak. Bunu da hepimize “Doğalgaz ve elektrik maliyetinin çoğunu devlet olarak biz karşılıyoruz” şeklinde pazarlayacaklar.

 

___

[1] Sinan Yıldırmaz, Toplumsal Tarih Dergisi, Şubat 2019 sayısı.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.