Amerikan Demokrasisi ve Yumuşak Güç

Başkan Joe Biden 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) diğer liderlerle görüşürken, liderlerin çoğu Donald Trump’ın başkanlığı döneminde ABD’nin yumuşak gücünün gördüğü zararın ne derece kötü olduğunu soruyordu. Gerçek şu ki Trump onarılması gereken demokratik normları işe yaramaz hale getirmiş de olsa Amerikan kültürü karamsarların sıklıkla hafife aldığı önemli direnç kaynaklarını muhafaza ediyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Yakın zaman önce gerçekleşen bir transatlantik dış politika uzmanları toplantısında Avrupalı bir arkadaşımız önceden Amerika’nın sert gücünde bir zayıflama olduğuna dair endişeleri olduğunu, ancak bu konuda rahatladığını söyledi. Öte yandan artık ülke içinde olup bitenlerden ve bunun Amerikan dış politikasının temelini oluşturan yumuşak gücü nasıl etkileyeceğinden endişe duyuyor. Endişelenmekte haklı mı?

 

Akıllı siyasi liderler değerlerin güç yaratabildiğinin uzun zamandır farkında. Eğer sizi kendime çekebilir ve istediğim şeyi yapmaya ikna edebilirsem, sizi istediğim şeyi yapmaya zorlamak ya da size istediğim şeyi yapmanız için ödeme yapmak zorunda kalmam. Eğer Amerika Birleşik Devletleri (ya da herhangi bir ülke) diğerlerine çekici gelen değerleri temsil ederse, “havuç ve sopa” yaklaşımı ile onları idare edebilir. ABD’nin yumuşak gücü kısmen, bunlar diğerleri için çekici olduğunda, Amerikan kültürüne ve dış politikalara bağlıdır. Fakat aynı zamanda değerlerimize ve ülkede demokrasiyi nasıl uyguladığımıza da bağlıdır.

 

Uluslararası anketlerin gösterdiği gibi Donald Trump’ın başkanlık döneminde Amerika’nın yumuşak gücü pek nazik değildi. Bu kısmen Trump’ın müttefiklerini ve çok uluslu kuruluşları dışlayan yerlici dış politikasına ve Trump yönetiminin Covid-19 pandemisine gereken müdahalede bulunmamasına bir tepkiydi. Ancak Trump’ın 2020 seçimini kaybetmesinin ardından siyasal iktidarın el değiştirme düzenini bozma çabası ABD yumuşak gücüne çok daha fazla zarar verdi. 6 Ocak 2021’de Cumhuriyetçi Senatör Ben Sasse’nin ABD Kongre Binası işgalini anlatırken söylediği gibi “özgür dünyanın lideri klavyenin ardına saklanarak Anayasa’ya bağlılık yeminini yerine getiren Başkan Yardımcısının aleyhinde tweet atarken dünyanın en önemli özerklik sembolü yağmalandı.”

 

Amerika’nın müttefikleri ve diğer ülkeler şok oldular, Amerika’nın çekiciliği azaldı. Peki, ABD yumuşak gücü toparlanabilir mi?

 

Bu ilk kez olmayacak. ABD’nin ciddi sorunları var ama aynı zamanda da onu geçmişte de kurtaran bir esneklik ve reform kapasitesine sahip. 1960’larda Amerika’nın ırkçılık mirası önemli kentsel başkaldırıları körükledi ve Vietnam Savaşı protestoları giderek şiddetlendi. Üniversitelerde ve hükümet binalarında bombalar patladı. Ulusal Muhafızlar Kent State Üniversitesi’nde protestocu öğrencileri katletti. Martin Luther King ve iki Kennedy suikastına tanık olduk. George Wallace gibi popülist demagoglar nefreti körükledi. Yine de on yıl içinde Kongre bir seri siyasi reformu yürürlüğe koydu. Gerald Ford’un dürüstlüğü, Jimmy Carter’ın insan hakları politikaları ve Ronald Reagan’ın iyimserliği Amerika’nın çekiciliğini geri kazanmasına yardımcı oldu.

 

Amerika’nın Vietnam politikalarını kınamak için dünya sokaklarında yürüyen göstericilerin “We Shall Overcome”u (Üstesinden Geleceğiz) söylemiş olma olasılıkları “Enternasyonel”i söyleme olasılıklarından daha yüksekti. Medeni haklar hareketinin marşı Amerika’nın çekim gücünün sadece hükümet politikalarına değil; büyük ölçüde sivil topluma, öz eleştiri ve reform kapasitesine bağlı olduğunu gösterdi.

 

Sert güç değerlerinden (silahlı kuvvetler gibi) farklı olarak pek çok yumuşak güç kaynağı hükümetten ayrıdır ve siyasete rağmen diğerlerini çeker. Hollywood filmlerinin ve popüler müziğin bağımsız kadınları ve güçlendirilmiş azınlıkları ön plana çıkarması diğerlerini cezbedebilir. Amerika’nın farklı ve özgür basını, vakıflarının hayır işleri ve üniversitelerinin araştırma özgürlüğü de öyle. Amerika’nın şirketleri, üniversiteleri, vakıfları, kiliseleri ve protesto hareketleri diğerlerinin ülke hakkındaki görüşlerini güçlendirebilecek kendi yumuşak güçlerini geliştiriyor.

 

Ancak barışçıl gösteriler yumuşak güç oluşturabilirken, 6 Ocak’ta Kongre Binası’na ve çevresine toplu saldırı barışçıl olmaktan uzaktı. O gün yaşananlar Trump’ın siyasal kutuplaşmayı şiddetlendirme biçiminin rahatsız edici bir örneğiydi. Trump kendi çalınmış seçim mitini Cumhuriyetçi Parti’de bir turnusol testine dönüştürerek bunu yapmayı sürdürüyor.

 

ABD’nin Trump 2016’da seçilmeden önce de siyasi kutuplaşmada bir artış yaşamış olduğu muhakkak. Trump’ın yeniliği kendi destekçilerinin meydan okuması tehdidi ile Kongre’deki Cumhuriyetçilerin gözünü korkutarak yerlici popülizmi Cumhuriyetçi Parti’nin kontrolünü ele geçirmek için bir siyasal silah olarak kendi çıkarına kullanmak ve şiddetlendirmek oldu. Pek çokları hâlâ Trump’ın 2020 seçimi hakkındaki yalanlarına karşı çıkmaya çok korkuyor. Neyse ki federal bir sistemde pek çok eyalet görevlisi ve meclis üyesi Trump’ın kendilerini oyları “bulma” konusunda korkutma çabalarına karşı koydu. Bazı karamsarlar bunun sürebileceğinden endişe ediyor.

 

Amerikan demokrasisinin yasını tutanların daha önce görülmemiş bir katılım oranının 2020 seçiminde bir demagogu koltuğundan ettiğini hatırlaması önemlidir. Ve seçim sonucu Trump’ın atadıklarının bazıları da dahil olmak üzere bağımsız yargının takibinde görülen 60’tan fazla mahkemede onaylandı. Sonunda Kongre tarafından da tasdik edildi.

 

Bu Amerika demokrasisinde her şeyin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Trump’ın başkanlığı bir dizi demokratik normu aşındırdı. Kutuplaşma sürüyor ve Cumhuriyetçilerin çoğu Trump’ın seçime dair yalanlarına inanıyor. Sosyal medya iş modelleri kullanıcının “bağlılığından” topladığı bilgilerle kar sağlayan algoritmalara dayanarak mevcut kutuplaşmayı şiddetlendiriyor. Buna karşın Facebook ve Google gibi şirketler kamuoyunun ve Kongre soruşturmalarının baskısıyla ancak yavaş yavaş yanıt vermeye başlıyor.

 

Bununla birlikte Amerikan kültürü hâlâ karamsarların geçmişte hafife aldığı toparlanma kaynaklarına sahip. Basın özgürlüğü, bağımsız mahkemeler ve barışçıl gösteri hakkı Amerika’nın yumuşak gücünün en önemli kaynakları arasında. Hükümetin yanlış politikaları Amerika’nın çekiciliğini azalttığında dahi kendi üzerine düşünme ve kendini düzeltme kapasitesi onu hâlâ diğerleri için daha derinlerde cazip kılıyor. Şüphe içinde olan Avrupalı arkadaşımıza da söylediğim gibi, değerler nesilden nesile değişir ve genç nesil umut kaynağıdır.

 

Bu yazı The Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.