Anayasa Yargısı Hükûmet Sisteminin Değil, Hukuk Devleti ve Demokrasinin Garantisidir

Hukuk devleti, demokratik bir anayasa düzeninin sine qua non’u, yani olmazsa olmazıdır. Bu nedenle ülkemizde anayasa yargısını etkisiz kılmaya yönelik girişimler, bir süreden beri güçlenen sınırsız iktidar anlayışını pekiştirerek hukuk devleti ve demokrasinin mutlak anlamda sona ermesine yol açabilir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Bir süreden beri Türkiye kamuoyu, hükûmet sistemlerinin dayandığı temel kurumlar ve işleyişleri hakkında yanlış yönde bilgilendirilmek suretiyle bazı anayasa değişikliklerinin önü açılıyor.

 

Bu yöntem, ilk kez Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi sağlayan 16 Nisan 2017 halkoylaması öncesinde uygulandı ve bu anayasa değişikliğinin yüzde 51.41 gibi zayıf bir çoğunlukla kabul edilmesi sonucunu yarattı. Son günlerde ise Anayasa Mahkemesi’ni hedef alan açıklamalarla anayasa yargısının etkisini zayıflatacak bazı anayasa değişikliklerinin temelleri hazırlanıyor.

 

Kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına, hukuk fakültelerinin birinci sınıfında ve birinci dönemde, anayasa hukuku derslerinin genel esaslar bölümünde öğrencilerimize yaptığımız açıklamaların çok kısa bir özetini burada aktaralım.

 

Hükûmet sistemleri, yasama ve yürütme organlarının ortaya çıkışları ve birbirleri üzerinde kullanabilecekleri yetkilerin varlığı dikkate alınarak sınıflandırılmaktadır. Buna göre, yasama ve yürütme yetkilerinin aynı organda birleştiği sistemler, kuvvetler birliği sistemleridir. Birleşme, yürütme organında gerçekleştiği takdirde mutlak monarşi veya diktatörlükler; birleşme, yasamada gerçekleştiğinde ise meclis hükûmeti sistemi ortaya çıkmaktadır.

 

Yasama ve yürütme yetkilerinin farklı organlara sunulduğu sistemlere kuvvetler ayrılığı sistemleri adı verilir. Yasama ve yürütme organları sert ve kesin olarak birbirinden ayrılmışsa ortaya çıkan model, ABD tipi başkanlık sistemidir. Bu iki kuvvet, nispeten yumuşak ve dengeli olarak birbirinden ayrıldığı takdirde, ortaya çıkan model, parlâmenter sistemdir. Nihayet bu iki sistemin bazı özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşan melez modele yarı-başkanlık sistemi denir.

 

Başkanlık sistemi için kuvvetlerin sert ve kesin ayrılığı ifadesinin kullanılmasının nedeni, bu sistemlerde yasama gücünü kullanacak olan parlâmento üyelerinin seçimi ile yürütme gücünü kullanacak olan başkanın seçimlerinin birbirinden bağımsız olarak farklı tarihlerde gerçekleştirilmesidir. Diğer neden ise, yasamanın yürütmeyi – impeachment hariç – düşürecek bir yetkiye sahip olmaması; yürütmenin, yani başkanın da meclisi feshedememesidir. Bu nedenle her iki organın görev süreleri dört veya beş yıl olmak üzere sabittir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

 

Parlâmenter sistem için kuvvetlerin yumuşak ve dengeli ayrılığı tanımının kullanılma nedeni ise, bu sistemde yasama üyelerinin halk tarafından seçilmesi, yürütme gücünü kullanacak olan bakanlar kurulunun meclis içinden doğmasıdır.

 

Parlâmenter sistemde yürütme organı, devlet başkanı ve bakanlar kurulu olmak üzere iki unsurdan oluşur. Bu organın bakanlar kurulu kanadını, mecliste sandalye çoğunluğuna sahip olan siyasi parti oluşturur. Çünkü parlâmentarizmin özelliklerinden biri, bakanlar kurulunun parlâmentonun güvenine tâbi olmasıdır. Bu sistemde Meclis, bir gensoru önergesi veya erken seçim kararı yoluyla bakanlar kurulunun hukukî varlığını sona erdirebilir. Buna karşılık yürütme organı da parlâmentoyu fesih yoluyla onun hukukî varlığını sona erdirebilir. Böylece ortaya çıkan model, yumuşak ve dengeli bir ayrılığı sergilemektedir.[1]

 

Özetlemek gerekirse, hükûmet sistemlerinin sınıflandırılmasında esas olan, yasama ve yürütme ilişkileridir. Yargının gücü ve konumu, bu sınıflandırmaya dâhil değildir. Tercih edilen hükûmet sistemi ne olursa olsun, demokratik bir anayasa düzeni için yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı garanti edilmelidir.

 

Dolayısıyla başkanlık sistemine uygun yargı modeli, parlâmenter sisteme uygun yargı modeli, yarı-başkanlık sistemine uygun yargı modeli şeklinde herhangi bir sınıflama mevcut değildir. Bu nedenle başkanlık sistemine özgü bir anayasa yargısı oluşturma tezi de hukukî mesnetten yoksun olup bilimsel ve ampirik gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Kaldı ki anayasa yargısının ilk kez ortaya çıktığı ülke, başkanlık sisteminin prototipini sergileyen ABD’dir.

 

Hatırlanacağı gibi, tarihin ilk yazılı anayasası olan ABD Anayasası, aynı zamanda başkanlık sistemini yaratmıştır. Anayasa yargısı ise gene ilk kez ABD’de 1803’te Marbury vs. Madison Davası yoluyla ortaya çıkmıştır. ABD’den sonra ilk kez 1920’de Avusturya’da kabul edilmiş; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise Kıta Avrupa’sına yayılmıştır. Sovyet Bloğunun çökmesinin ardından demokrasiye geçen Doğu Bloğu devletlerinde de kabul görmüştür.

 

Anayasa yargısını kabul eden devletlerin listesi kronolojik olarak şu şekilde sıralanabilir: ABD (1803), Avusturya (1920), İtalya (1947), Almanya (1949), Fransa (1958), Türkiye (1961), Yunanistan (1975), Portekiz (1976), İspanya (1978), Polonya (1982), Macaristan (1989), Bulgaristan (1991), Romanya (1992).

 

Burada üzerinde durulması gereken bir başka nokta ise anayasa yargısının tek bir modelinin olmamasıdır. Anayasa yargısının ABD modeli ve Avrupa modeli biçiminde iki türü mevcuttur.

 

ABD modelinde anayasaya uygunluk denetimi, özel yetkili bir mahkeme tarafından değil, genel yetkili mahkemeler aracılığıyla yapılır. Bu mahkemelerin verdiği kararlar, Yüce Mahkeme (Supreme Court) tarafından onaylandığı takdirde tüm mahkemeler için bağlayıcı hale gelir.

 

 Avrupa modelinde ise anayasaya uygunluk denetimi, münhasıran bu maksatla kurulmuş olan özel yetkili bir mahkeme tarafından yapılır. Bu mahkeme genellikle Anayasa Mahkemesi olarak adlandırılır.

 

Her iki modelin yetkileri mukayese edildiğinde, ABD modeli, sadece somut norm denetimine olanak tanıdığı halde; Avrupa modelinin soyut ve somut norm denetiminin her ikisine de imkân verdiği görülmektedir. Bu nedenle anayasanın üstünlüğünün garanti edilmesinde Avrupa modelinin daha etkili olduğu söylenebilir.

 

Nihayet vurgulanması gereken en önemli özellik, ABD modeli anayasa yargısıyla Avrupa modeli anayasa yargısının uygulanan hükûmet sisteminin türüyle hiçbir ilişkisinin olmamasıdır. Diğer bir deyişle ABD modeli anayasa yargısı, yani genel yetkili mahkeme modeli, başkanlık sistemi veya parlâmenter sistemi kabul eden bir anayasa düzeninde uygulanabileceği gibi Avrupa modeli de her iki hükûmet sistemiyle birlikte uygulanabilir. Kısacası bu modellerden hangisinin tercih edileceği, hükûmet sisteminin türüyle ilişkili değildir.  

 

Bütün bu açıklamalar, anayasa yargısının varlığıyla hükûmet sistemleri arasında bir ilişki olmadığını göstermektedir. Anayasa yargısının varlığı ve işleyişiyle bir ilişki yaratılmak isteniyorsa bu, ancak kurumun demokrasiyle olan ilişkisi biçiminde ortaya çıkabilir.

 

Anayasa yargısı, devletin tüm organ ve makamlarının hukuka uygunluğunu hedefleyen, böylece devlet otoritesinin keyfî tezahürlerini önleyerek bireyin hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlayan hukuk devletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü anayasa yargısı yoluyla kanunların anayasaya uygunluğu denetlenerek parlâmento çoğunluklarının anayasayı ihlâl etmeleri önlenmektedir.

 

Hukuk devleti ise demokratik bir anayasa düzeninin sine qua non’u, yani olmazsa olmazıdır. Bu nedenle ülkemizde anayasa yargısını etkisiz kılmaya yönelik girişimler, bir süreden beri güçlenen sınırsız iktidar anlayışını pekiştirerek hukuk devleti ve demokrasinin mutlak anlamda sona ermesine yol açabilir.

 

Hukuk devleti ve demokrasinin ortadan kalktığı, yönetimde keyfîliğin hâkim olduğu bir sistemin ise, böyle bir sistemi savunanlar dâhil, hiç kimseye bir faydası olmayacaktır.

____

 

[1] Ayrıntılar için bakınız Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-başkanlık Sistemleri – Türkiye İçin Bir Değerlendirme, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2017, sy.1-2.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.