Aşılar ve Batı’nın Güvenilirlik Krizi

Güven oldukça kıymetli bir meta. Batı’nın gelişmiş ekonomileri, dünyanın mümkün olduğunca çabuk aşılanmasını sağlama konusunda çabalamayarak en önemli kaynağını boşa harcıyor ve refahının dayandığı uluslararası sistemi tehlikeye atıyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Birbirine bağlı tüm ekonomik sistemlerin düzgün bir biçimde işlemesi güvene bağlıdır. Aynı zamanda, gelişmiş ekonomiler tarafından tasarlanmış olan bir küresel sistem de gelişen dünyanın önemli düzeyde desteğine ihtiyaç duyar. Çin’in başını çektiği gelişen ekonomilerin kazandığı sistemsel önem arttıkça, bunlar daha da önemli hâle geliyor.

 

Dünya Covid-19’dan kaynaklanan ağır ekonomik şoku atlatmaya çalışırken aşının küresel olarak kullanıma sunulmasındaki başarısızlık İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan uluslararası sisteme duyulan güveni zayıflattı. Bugün yapılan yanlışlar, gelişmiş ekonomilerde başlayan 2008 küresel mali krizinin hatıralarıyla birleştiğinde, kimi ülkeler arasında uluslararası düzenin artık amacıyla örtüşmüyor olabileceğine dair şüpheler artıyor. Özellikle Batı bu endişeleri ciddiye almak zorunda. Hâlihazırda bulunan sistemin yerini alacak başka bir çok taraflı sistem olmadığından, tek alternatif küresel dağılmanın söz konusu olduğu ve ekonomik, sosyal ve siyasal gerilimlerin arttığı bir senaryo olacaktır.

 

Birleşik Krallık nüfusunu aşılama konusunda diğer ülkelerin pek çoğunun önündeyse de Hindistan kaynaklı yeni B.1.617.2 varyantına bağlı vakaların üstesinden gelme mücadelesi herkes güvende olmadığı müddetçe kimsenin güvende olmayacağının bir hatırlatıcısı. Diğerlerini de düşünen Britanya eski Başbakanı Gordon Brown’un belirttiği gibi “ABD ve Birleşik Krallık vatandaşlarının neredeyse yarısı Covid-19 aşısının en azından bir dozunu oldu”. Halbuki bu sayı Hindistan’da yüzde 11’e düşüyor. Sahra Altı Afrika’da ise nüfusun yalnızca yüzde biri tek doz aşı olabildi.

 

Gelişen ekonomilerin bazılarında ülkeye özgü sorunlar aşıyı yaygınlaştıramamaya ve yaygınlaştırmada yetersizliğe neden oluyorsa da, asıl mesele yeterince tedarik edilememesi. Birleşmiş Milletler’in Mart ayında dikkat çektiği gibi “Covid-19 aşılarının yaklaşık yüzde seksenini … on zengin ülke elinde bulunduruyor.” Bu da onların – 12 yaşındaki çocuklar da dâhil olmak üzere –  düşük risk gruplarını dahi aşılamaya başlamalarını sağlıyor. Diğer yandan gelişen dünyada milyarlarca insan tamamen korunmasız kalmayı sürdürüyor. Uluslararası Para Fonu büyük aşı stoku olan ülkelerin 2021’de, ülkelerindeki aşı önceliğine zarar vermeden, bir milyar doz aşı bağışlayabileceği tahmininde bulunuyor.

 

Ayrıca birkaç gelişmiş ekonomi de sonbaharda takviye aşılama yapmayı planlayarak büyük oranda fazlaca aşı stokladı. Bunun yanında COVAX için kaynak yetersizliği, uluslararası toplumun aşılara adil küresel erişim sağlama hususunda dünyanın kalanına yardım etme tereddüdünün ayrıca altını çiziyor. Tabii bu sadece ahlaki ve etik bir başarısızlık değil; aynı zamanda uygulama açısından bir başarısızlık. IMF’nin araştırmasına göre, küresel aşılama girişimlerine sağlanacak 50 milyar dolarlık ek kaynağın ekonomik yararı 9 trilyon dolar olur.

 

Küresel aşı tedariki ne kadar uzun sürerse, zaten sıkıntılı olan uluslararası sisteme uzun vadede vereceği zarar da o kadar büyük olacaktır. Neredeyse 80 yıl önce tasarlanmış olan bu sistem, tarihsel olarak sabit bir uluslararası rezerv para birimi (ABD doları) ve çok taraflı kuruluşlar için önemli bir kaynak yaratma gibi temel “kamu malları” sağlamış olan gelişmiş ekonomilere odaklanmıştır. Gelişmiş ekonomiler bu katkılarına karşılık olarak küresel yönetişim, para birimi senyorajı konularında fiili veto ve daha düşük günlük fon maliyetleri (başkalarının tasarrufları için bir hedef işi görerek) dâhil olmak üzere çok büyük ayrıcalıklardan yararlandılar.

 

Savaş sonrası uluslararası sistem küresel meselelerde gelişmiş ekonomilere orantısız bir nüfuz sağlasa da güvenirliği ve temel işleyişi en nihayetinde delegelerinin sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerine bağlı. 2008 mali krizi bunu yapmaktan sıyrıldıklarını ve zengin dünyanın para politikasına aşırı bağımlı bir politika karışımına sürekli olarak ve haddinden fazla bel bağlamasının güvenilirliklerine verdiği zararı artırdığını göstermektedir.

 

 

Bu bağlamda dengelenmemiş, adil olmayan ve yetersiz aşı dağıtımı uzun vadede sistemin ayakta kalabilmesine büyük bir darbe indirmeyi göze almak demektir. Bu da kesinlikle Çin’i memnun eder. Büyüyen ekonomik gücü ve artan küresel erişimiyle Çin, güven vermeyen ve gelişmekte olan ülkelerle olan asimetrik ilişkilere bağlı diye tanımladığı Batı egemen düzenin meşruluğuna ve albenisine memnuniyetle meydan okumaktadır.

 

Ancak kimse herhangi bir şeyi olmayan bir şeyle değiştiremez. Bu nedenle de varılan yer bir tür hibrid sistemin yavaş ancak istikrarlı evrimidir. Savaş sonrası sistem yerinde duruyor ancak nüfuzu, nüvesini baypas eden tanzimlerin yayılmasıyla günbegün erozyona uğruyor. Yeni çok taraflı kuruluşlar (Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası gibi), yeni bölgesel planlar (bilhassa Çin’in Bir Kuşak, Bir Yol Projesi) ve yeni ikili ticaret ve yatırım anlaşmaları buna örnek verilebilir.

 

Bu gelişmeler nedeniyle küresel ekonominin geniş çaplı etkisi zayıfladı ve bunun herkes için önemli sonuçları var. Gelişen dünyanın pek çok kısmı aşılamada geride kalmayı sürdüğü müddetçe, aşılanmış olan ülkeler daha fazla baskı hissedecekler ve bu baskılara kaşı defansif bir tutum takınmaları gerekecektir. Uluslararası sistem parçalandıkça, ülkelerin performanslarını artırmak için ihtiyaç duydukları bir tür senkronize küresel büyüme beklentisi azalacak, daha az güvenilir olacaktır. Buna ek olarak, sisteme duyulan güven aşınmayı sürdürdükçe gelişmiş ekonomiler ilave ulusal güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalacaktır.

 

Güven kıymetli bir meta: Oluşturması güçtür, kolay zedelenir ve yeniden kazanması ziyadesiyle zordur. Kusursuz olmaktan uzak olsa da, mevcut uluslararası düzen alternatiflerinin herhangi birinden daha iyi ve hâlâ yeniden düzenlenebilir. Gelişmiş ekonomiler küresel aşılama çabalarını ağırdan alarak bunu riske atmamalıdır.

 

Bu yazı Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.