ADNAN BOYNUKARA

1987-2009 yılları arasında farklı kurumlarda mühendis ve yönetici olarak çalıştı. 2009-2015 yılları arasında Adalet Bakanlığı’nda Yüksek Müşavir olarak görev yaptı. 25 ve 26. dönemlerde Adıyaman milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Boynukara, Ankara Enstitüsü’nde araştırma direktörü olarak görev yapmaktadır.

ADNAN BOYNUKARA

1987-2009 yılları arasında farklı kurumlarda mühendis ve yönetici olarak çalıştı. 2009-2015 yılları arasında Adalet Bakanlığı’nda Yüksek Müşavir olarak görev yaptı. 25 ve 26. dönemlerde Adıyaman milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Boynukara, Ankara Enstitüsü’nde araştırma direktörü olarak görev yapmaktadır.

TÜM YAZILARI

ABD, Körfez’e onlarca yıldır güvenlik sattı, güvenlik taahhüdü vermedi. Fark küçük görünse de belirleyicidir. Güvenliği satan taraf, o güvenliğin sınırlarını da belirler. Taahhüt veren taraf ise bunun hesabını vermek zorundadır.

Ortadoğu’da yaşananlar bir savaştan fazlası. Yeni denklem, devletlerin dayanıklılığı üzerinden kuruluyor. Bölgesel krizler, iç yapısı güçlü olanları ayrıştırıyor. Türkiye bu ayrışmanın kritik eşiğinde.

Petrol fiyatlarındaki her sıçrama, özellikle kırılgan ekonomiler için yalnızca bir maliyet artışı değil, aynı zamanda ekonomik baskının ve borç sarmalının başlangıcıdır. Savaş, yalnızca bir çatışma değil, aynı zamanda küresel borç sistemini güçlendiren ve zayıf ekonomileri daha bağımlı hâle getiren bir döngü üretmektedir.

Ortadoğu’nun modern siyasi tarihi bize bölgenin en temel sorunlarından birinin bölgesel özerklik eksikliği olduğunu gösteriyor. Bölge ülkeleri kendi aralarında sağlıklı bir işbirliği zemini oluşturamazsa Ortadoğu’nun geleceği yine dış aktörlerin stratejik hesapları tarafından belirlenecektir. Ortak bir stratejik vizyon geliştirilemezse bölgenin kaderi dış güçlerin tasarladığı güvenlik projeleri tarafından şekillendirilmeye devam edecektir.

Modern siyasal düşüncede meşruiyet, “zorun” değil, rızanın ve hukukun ürünüdür. Silahlı örgütler, kendilerini genellikle “hak mücadelesi”nin temsilcisi olarak sunarlar. Hak dediğimiz şey zorla dayatılarak değil, rıza ve hukuk zemininde anlam kazanır. Bu nedenle hak, silahın değil, kamusal mutabakatın alanına aittir. Silah, hak üretmez, sadece itaat üretir. İtaatin hâkim olduğu bir yerde ise özgürlükten değil, tahakkümden söz edilebilir.

Gazze için gündeme gelen planlar, kalıcı barışı tesis etmekten ziyade, bölgeyi yeni bir belirsizlik dönemine sürüklemektedir. Çünkü bunlar Filistinlilerin siyasi haklarını daha da arka plana itmekte, Gazze’yi teknokratlar yönetimi aracılığıyla uluslararası denetim altına almakta ve Filistinlerin iradesini oldukça sınırlı bir alan olarak tanımlamaktadır.

Şara sonrası Suriye meselesi, yalnızca dış politika konusu değil, Türkiye’de ideoloji, güvenlik ve siyaset arasındaki gerilimin yeni bir yansımasıdır. Bu gerilim, analitik bir çerçeveyle ele alınmadığı sürece, sorun çözmek yerine yeni kutuplaşmalar üretmeye devam edecektir. Bu çerçevede tartışmanın merkezinde Şara’nın kimliği değil, Türkiye’de ideoloji ile gerçeklik arasındaki mesafenin giderek büyümesi bulunmaktadır.

Suriye’nin geleceği, silahlı yapılardan arındırılmış bir siyasal düzenle; Kürt meselesinin geleceği ise şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün. Hem örgütler hem de devletler açısından temel hedef, demokratik dönüşüm olmalı.

Seyretmek, anlamak için gereklidir. Ancak siyaset, seyretmekle yetinemez. Türkiye’de bugün ihtiyaç duyulan şey, daha fazla söz değil, daha fazla sorumluluk üstlenen, pozisyon alan siyasal tutumlardır.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.