BESİM F. DELLALOĞLU

1984’de Galatasaray Lisesi’ni, 1990’da Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Yüksek Lisans ve Doktorasını Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji alanında yaptı. Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde (1998), Paris VIII Üniversitesi’nde (2002), Lizbon Üniversitesi’nde (2014), Strasbourg Üniversitesi’nde (2017-2018), Mainz Gutenberg Üniversitesi’nde (2018-2019) doktora sonrası araştırmalarda bulundu ve dersler verdi. Türkiye’de Mimar Sinan, Marmara, İstanbul Bilgi, Yıldız Teknik, Galatasaray, Kırklareli, İstanbul ve Sakarya Üniversitelerinde dersler verdi. 2019’da üniversiteden emekli oldu.

BESİM F. DELLALOĞLU

1984’de Galatasaray Lisesi’ni, 1990’da Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Yüksek Lisans ve Doktorasını Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji alanında yaptı. Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde (1998), Paris VIII Üniversitesi’nde (2002), Lizbon Üniversitesi’nde (2014), Strasbourg Üniversitesi’nde (2017-2018), Mainz Gutenberg Üniversitesi’nde (2018-2019) doktora sonrası araştırmalarda bulundu ve dersler verdi. Türkiye’de Mimar Sinan, Marmara, İstanbul Bilgi, Yıldız Teknik, Galatasaray, Kırklareli, İstanbul ve Sakarya Üniversitelerinde dersler verdi. 2019’da üniversiteden emekli oldu.

TÜM YAZILARI

Doğu/Batı, ilerici/gerici, yerli/yabancı ayrımlarının bu kadar güçlü olduğu bir kültürel ortamda kanonik bir okuryazarlığın yeşermesi hiç de kolay değil. Bu ayrımlar bir yandan okuryazarların zihinlerini teslim alıp, idrak seviyelerini düşürürken; diğer yandan da fikri bir kamunun oluşmasını engelliyor ya da en azından bu kamuyu daraltan bir işlev görüyor. Bugün artık tıp dünyası iyi beslenmenin çok […]

Türkiye gerçekten bir akademik üretim patlaması yaşıyor ama en azından benim şahit olduğum son yarım yüzyılında Türkiye’de var olan sorunların hiçbiri çözülmüş değil. Bu durumu eyyamcılıkla nitelendirmek çok mu insafsızlık olur? Gazete Duvar’da ve Perspektif’te yazdığım en azından birkaç yazıda “eyyamcı” sıfatından söz etmiştim. Bu yazıda meseleyi biraz daha geliştirmeye çalışacağım. Türkiye’de futbola ilgi duyanlar […]

Okumak; bu topraklarda desteklenen, hoş görülen bir etkinlik değildir. Fazla okuyor olmak hep biraz tuhaf karşılanır. Hatta patalojik bulunur. Hastalık addedilir. Bunun en önemli nedeni okumanın pek işe yarar bir şey olmadığı kanaatinin yüksek olması ve okuyanların azınlıkta kalmasıdır. Bu topraklarda okumak normal addedilmez. Çok okumak ise kesinlikle anormaldir. Bu topraklarda “okumak” fiili okula gitmek, […]

Organik aydın bir ideoloji, siyasi parti veya program ile toplumun geniş kesimleri arasındaki ilişkiyi kuran, bir anlamda bu ilişkiselliğin katalizörü olan bir işlevdir. Entelektüel fikir üretir, (organik) aydın ise üretici değildir genellikle. Mevcut fikirleri, daha önce düşünülmüş olanı toplumsallaştırır, kamusallaştırır. Fikirleri topluma taşır. Toplumdan geri besleme alır. Onunla da merkezi yönlendirir. Türkçe okuryazarlıkta sanki şöyle […]

Şahsiyet farklılıktır. Kimlik değil, kişiliktir. Hiç kimseye benzememektir. Nevi şahsına münhasır olmak ya da bir alamet-i farika haline gelebilmektir. Şahsiyet cemiyette oluşur, diğerleriyle ilişki içindeyken inşa ettiğiniz bir şeydir. Şahsiyet; cemiyeti, kamuyu, tüm ötekileri öngörmeden mümkün değildir. “Şahsiyet”ten ahlakı ve haysiyeti çıkardığımızda geriye kalan palyaçoluktur. Tıpkı Perspektif’te geçen hafta yazdığım “Haysiyetin Sosyolojisi” yazısında olduğu gibi […]

Otoriter rejimler haysiyet celladıdır. İnsanda haysiyet de, şahsiyet de bırakmaz. Çünkü herkes otoriteye benzemek zorundadır. Her şeyin, herkesin yekpare bir otorite etrafında, neredeyse onun klonları olarak vücuda geldiği ortama artık toplum demek bile mümkün değildir. İşte en vahimi de budur: Herkesin birbirinin neredeyse aynı olduğu yerde aslında kimse kalmamıştır. Elbette haysiyet de. Haysiyetin insanlar arasında […]

Bir toplumda çalışma yaşında olanların yaklaşık yüzde 15’i işsizse, çalışanların yüzde 45’i asgari ücretle çalışıyorsa, asgari ücret açlık sınırının altındaysa, emeklilerin büyük bölümü asgari ücretin altında ve açlık sınırının yaklaşık yarısı kadar bir gelire sahipse o toplum ahlak-sızdır. Toplanan verginin üçte ikisinin tüketimden alındığı bir topluma ahlak henüz uğramamıştır.   Ahlaksız insan olur mu? Ya […]

Tanpınar Araştırmaları Akademisi, en azından 2032’de açılmak üzere pekâlâ planlanabilir ve bu kurumun mekânı olarak da Narmanlı Han düşünebilir. Bu akademi Tanpınar’ın bütün el yazmalarını arşivler ve internet üzerinden araştırmacıların çalışmalarına açar. Düzenli bir Tanpınar Araştırmaları dergisi çıkarır. Tanpınar hakkında başka yayınlara öncülük eder, konferanslar, sempozyumlar düzenler. Okumaya başladığınız bu yazıyla birlikte haftalar önce Tanpınar […]

Portekiz’de Fernando Pessoa için düşünülebilmiş bir şey, niçin Türkiye’de Ahmet Hamdi Tanpınar için düşünülemiyor? Neden bu toplum Tanpınar’ı 57 milyon dolara değişebiliyor? Narmanlı Han deyince Türkiye’de akla neden Ahmet Hamdi Tanpınar Evi ya da Müzesi değil de, AVM ya da rezidans geliyor? Aslında elbette mesele sadece Narmanlı Han’ın müze olması değil, Tanpınar’dan bu kadar kolay […]

Bugün Portekiz’de, özellikle de Lizbon’da nereye gitseniz karşınıza Pessoa çıkıyor. Bu büyük şair/yazar ülkesinin en önemli markası konumunda neredeyse. Onun ülkesine sahip çıktığı oranda, hatta daha fazlasıyla ülkesi de ona sahip çıkıyor. Peki, Tanpınar’ın takıldığı hangi kahve ya da lokanta şu an mevcut İstanbul’da? Bu ülkede eğer muhafazakârlık diye bir şey olsaydı, bütün bunların da […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.