BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER

Ortadoğu ve Dinler Tarihi uzmanı. Gazeteci-Yazar.

BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER

Ortadoğu ve Dinler Tarihi uzmanı. Gazeteci-Yazar.

TÜM YAZILARI

Yeni Şam yönetiminin Hizbullah ve İran politikasının ideolojik, güvenlik, ekonomik ve konjonktürel parametreleri, bugün nispeten uyumlu bir çizgide buluştu. Ancak bu uyum, ne kalıcı ne de garanti altında. Suriye’nin kırılgan ekonomisi, mezhepsel gerilimler ve zayıf kurumsal kapasite, Hizbullah’a yeni gedikler açma fırsatları sunuyor.

İran’ın Ortadoğu politikasını anlamanın yolu, yalnızca dışarıdan yürütülen analizlerden değil, rejimin kendi iç çatışmalarından da geçmektedir. İran’ın ‘mazlumların savunucusu’ söylemi, bizzat mazlumları öldürme pratiğiyle giderek daha derin bir çelişki tablosu oluşturur. Bu gerilim, münhasıran Batılı kaynakların ürettiği bir analiz değil; kendi devrimci kuşağından figürlerin içeriden dile getirdiği bir saptamadır.

ABD-İsrail’in İran saldırısı strateji açısından hedefleri belirsiz, sonuçları tahmin edilemez bir maceradır. İran’ın iç siyaseti açısından rejimi daha sert kılacak, olası demokratikleşme umutlarını törpüleyecek bir dinamiği devreye sokmuştur. Bölgesel denge açısından ise Körfez’i, Lübnan’ı ve daha geniş Orta Doğu’yu derin belirsizliğe sürükleyen bir fay hattı açmıştır.

Süleyman Tapınağı’nın karanlık dehlizlerinden Epstein’in gizemli adasına uzanan bir iktidar zinciri… Asmodeus, Hiram Abiff ve ‘Görünmeyen El’in antik kökenlerini ele alan eden bu makale, modern suç şebekelerinin ardındaki kadim doktrinlerin ezoterik haritasını çıkarıyor.

8 Aralık 2024’te Şam’ın düşüşü, Suriye’de yalnızca bir rejimin değil; içten çürümüş bir devlet modelinin, bölgesel vesayet düzeninin ve Soğuk Savaş’tan miras kalan statükonun çöküşünü simgeledi. Bu kırılma, dış komploların değil; sosyolojik fay hatları, tükenen hami güçler ve muhalefetin devletleşme kapasitesiyle şekillenen tarihsel bir sonun ilanıydı.

Kur’ân, hem parçalı hem bütünsel olarak özgün bir kompozisyon ortaya koymuş ve 7. yüzyıla ait olduğu bilimsel bir gerçeklik olarak ortaya konmuştur. Buna rağmen farklı dönemlerde çeşitli komplo teorileri üretilmiştir. Ancak bu iddiaların hiçbirinin tarihsel veya filolojik bir temeli bulunmamaktadır; erken mushaflar, yazıtlar ve dış kaynaklar Kur’ân’ın 7. yüzyılda varlığını teyit etmektedir.

Nebî, her toplumda farklı biçimlerde ortaya çıkan ama özünde aynı işlevi gören evrensel bir bilinçdışı yapıdır. Kur’ân’ın bu figürü evrensel olarak tanımlaması, arketip kuramını teyit eder niteliktedir. Böylece Jung’un psikolojik antropolojisi ile Kur’ân’ın evrensel teolojisi arasında doğrudan bir kesişim kurulabilir.

5-6 Mart’ta başlayan, 7 Mart’ta zirveye ulaşan geniş kapsamlı isyanın temelinde aslında bir mezhep hassasiyeti yok. Gerek uyuşturucu trafiği ve mafyatik egemenliğin sürdürülmesi gerek geçmişte işlenen suçların hesabını vermeme çabası gerekse de İsrail ve İran’la bu uğurda girilen kirli ilişkilerin üzeri Alevi kimliği ile örtülüyor. Bu kimlikçi maskenin ürettiği şiddet ise karşı şiddeti ölçüsüz biçimde tetikliyor ve sonuç, Nusayri ve Sünni sivillerin katledilmesi oluyor.

Sürdürülebilir olmayan, zoraki desteklerle ayakta kalan Esed rejiminin dış konjonktürün değişimiyle ve iç dengelerinin bitişiyle birlikte çöküşü, hem mülteci durumuna düşürülen muhalif kitlelerde hem de Şam rejimi kontrolünde yaşayan kitlelerde geniş bir sevinç dalgası oluşturdu. Bu dalganın üzerinde Şam’a taşınan HTŞ iktidarı da İdlib’de edindiği tecrübe sayesinde süreci mümkün olduğunca intikamsız, kansız ve itidalli yürütüyor. Ancak bu itidal hassas dengeler üzerine kurulu…

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.