EMİNE UÇAK ERDOĞAN

1973 yılında Siirt’in Şirvan ilçesinde doğdu. İlköğretimi ve liseyi Şirvan’da tamamlayan Uçak, 1990 yılında İstanbul İletişim Fakültesi’ni kazandı ve buradan 1994 yılında mezun oldu. Uçak gazetecilik ve televizyonculuğun yanında uzun süre İhlas Haber Ajansı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi çeşitli kurumlarda çalıştı. Sivil toplum alanında gönüllü ve profesyonel olarak bir çok kuruluş ve platformda yer alan Emine Uçak, yüksek lisans eğitimini Medeniyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kültürel İncelemeler bölümünde, İstanbul’daki Suriyeliler: Gündelik Hayat ve Mekan isimli teziyle tamamladı. Yayımlanmış kitapları: “Çanakkale Savaşı'nda Kürt Civanlar”, Keje: Bir Gecede Büyümek ve Malan Barkirin (Özlem Yağız, D. Yıldız Amca ve Necla Saydam’la birlikte)

EMİNE UÇAK ERDOĞAN

1973 yılında Siirt’in Şirvan ilçesinde doğdu. İlköğretimi ve liseyi Şirvan’da tamamlayan Uçak, 1990 yılında İstanbul İletişim Fakültesi’ni kazandı ve buradan 1994 yılında mezun oldu. Uçak gazetecilik ve televizyonculuğun yanında uzun süre İhlas Haber Ajansı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi çeşitli kurumlarda çalıştı. Sivil toplum alanında gönüllü ve profesyonel olarak bir çok kuruluş ve platformda yer alan Emine Uçak, yüksek lisans eğitimini Medeniyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kültürel İncelemeler bölümünde, İstanbul’daki Suriyeliler: Gündelik Hayat ve Mekan isimli teziyle tamamladı. Yayımlanmış kitapları: “Çanakkale Savaşı'nda Kürt Civanlar”, Keje: Bir Gecede Büyümek ve Malan Barkirin (Özlem Yağız, D. Yıldız Amca ve Necla Saydam’la birlikte)

TÜM YAZILARI

İran’ın lider kadrosunu öldüren saldırılar taktiksel ustalığı gösterdi. Ancak taktiksel ustalık strateji değildir. İran’ın misillemesi -coğrafi olarak geniş kapsamlı, ekonomik olarak yıkıcı ve siyasi olarak ayarlanmış- çatışmanın yapısını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor. Tahran, savaş alanını genişleterek ve savaşı uzatarak, mücadeleyi askeri yetenekler savaşından siyasi dayanıklılık savaşına dönüştürüyor.

Başörtüsü yasağını geride bırakmış bir toplumda hâlâ yasak ihtimali üzerinden siyaset üretmek, ülkenin gerçek meselelerini ıskalamaktır. Asıl konuşmamız gereken; eşit yurttaşlık, adaletin herkes için işlemesi, hukukun herkese güven vermesi ve refahın daha adil paylaşılmasıdır.

Yapılması gereken açıktır ve çokça gecikmiştir: Anayasa Mahkemesi kararı derhal uygulanmalı, Tayfun Kahraman’ın tutukluluğu sona erdirilmeli ve sağlık ve yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır.

6 Şubat depremleri, evet çok büyük büyük afetlerdi. Ancak yaşadığımız şey, kavramın tam anlamıyla asrın ihmaliydi. Depreme hazırlanmamanın, deprem anında etkili müdahale edememenin ve sonrasında koordinasyonu sağlayamamanın birikmiş sonucuydu. Bugün aynı anlayış bu kez “asrın destanı” ve “asrın inşası” kavramlarıyla yeniden üretiliyor.

Mevcut tablonun değişmesi için bir çok alanda olduğu gibi medya alanında da bütünlüklü bir reform ihtiyacı var. Çözüme giden yolda ilk sırada her alanda olduğu gibi demokratikleşme ve hukuk devletine dönüş yer alıyor.

Hukuk devletinde yargı, bağımsızlığını hesap verebilirlikle birlikte taşır; gücünü keyfîlikten değil, hukukun sınırlarından alır. Kimse hukuk önünde eşit olmadığını, kararların kişiye göre değişeceğini, adaletli olmayacağını kolay kolay düşünmez. Oysa bugün karşı karşıya kaldığımız örneklerde olduğu gibi, yargı ülkesinde ise bambaşka bir iklim var.

BİRTEK-SEN’in “Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı” raporu, sektörün büyüme stratejisinin sürdürülemezliğini kadın işçilerin yakıcı deneyimleriyle ortaya koyuyor Rapordaki tanıklıklar, 30 fabrikanın içinden toplanmış. Her biri farklı ünlü markalara üretim yapan bu fabrikaların ortaklaştığı üç temel konu var: Düşük ücret, dayanmanın güç olduğu uzun çalışma saatleri ve emeği de hayatı da sessizleştirilen kadınlar.

Kardeşçe ve huzur içinde yaşamanın yolu “kol kırılsın yen içinde kalsın” değildir. Görünmez kılınan hiçbir yara zamanla iyileşmez, acılar hep teper. Sıkıntılı da olsa ilerlemenin yegane yolu yüzleşmektir. Ya da bile isteye kolu kırmamak. Ama iktidar, istediği zaman kol kırmanın, istediği zaman yara açmanın olduğu kadar “iyileşmenin” de kendi tekelinde olmasını istiyor.

Mehmet Ali Çalışkan uzun yıllardır toplum içindeki görünür-görünmez bariyerleri ortadan kaldırmak, önyargı ve kutuplaşmaları azaltıp teması artırmak için çalışan, üreten biri oldu. Sivil toplum, özel sektör ve siyaset için ürettiği her veride hep ‘iç cepheyi güçlendirmeyi’ esas aldı. Bilgisini, emeğini, desteğini ihtiyaç duyan hiç kimseden esirgemedi. Bu desteği verirken mahalleler üstü diyaloglar kurmayı da hep […]

Demografik dönüşüm karşısında ihtiyaç duyduğumuz politikalar, hak temelli ve bütünlüklü olmak zorunda. Bu da kısa vadeli teşviklerle, ya da popülist vaatlerle değil; kalıcı ve kuşatıcı refah sisteminin inşasını mümkün kılacak bir bakışla olabilir. Türkiye, bir kez daha yapısal yönü olan bir krizini yüzeysel şekilde ve günübirlik çözümlerle tartışıyor. Demografik dönüşümden bahsediyorum. 2014 yılında 2,38 olan […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.