HÂLE SERT

Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisansını yine aynı üniversitenin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. Serbest çalışma hayatında geçirdiği bir dönemden sonra Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde başladığı doktora programını 2016 yılında “Dil Devrimi’nin Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Şiir ve Çeviri Bağlamında Türk Edebiyatı’na Etkisi (1932-1950)” adlı teziyle bitirdi. 2016-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. 2019 Yılında “Çocukça Bir Direniş” isimli öykü kitabı yayımlandı. Öyküleri, öykü eleştirileri, denemeleri ve edebiyat odaklı düşünce yazıları farklı mecralarda yayınlanmaya devam ediyor.

HÂLE SERT

Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisansını yine aynı üniversitenin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı. Serbest çalışma hayatında geçirdiği bir dönemden sonra Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde başladığı doktora programını 2016 yılında “Dil Devrimi’nin Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Şiir ve Çeviri Bağlamında Türk Edebiyatı’na Etkisi (1932-1950)” adlı teziyle bitirdi. 2016-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. 2019 Yılında “Çocukça Bir Direniş” isimli öykü kitabı yayımlandı. Öyküleri, öykü eleştirileri, denemeleri ve edebiyat odaklı düşünce yazıları farklı mecralarda yayınlanmaya devam ediyor.

TÜM YAZILARI

Savaşa görüntüler üzerinden tanıklık etmekle edebî metinler üzerinden değinmenin ayrışan yanları olduğunu düşünüyorum. İlkinde dışarıdasınız, diğerinde ise savaş kelimelerle içinize nüfuz etmiş hâlde. Kelimelerin ortaya çıkardığı resim ne gariptir ki gerçek olarak addedilen görüntülerden daha gerçektir. Okur, ilkinde dâhil olamadığı görüntünün içinde ve tüm varlığıyla oradadır. Ekran görüntüleri değil, hikâyeler savaş tanığını dönüştürür.  “Savaşa tanıklık […]

İstanbul’da geçirdiğim üç günün sonunda Cumhuriyet’in kültür-sanat yüzlerini yakından tanımanın heyecanı ve kendi yüzümü de onların arasına katabilmenin umuduyla doldum. ‘Tarihi yapan el beni de yapmıştı’ ama ben de bu ülkede, kendimden izler bırakmaya çalışarak ülkenin tarihini yapmaya küçücük de olsa bir katkı sunmuyor muydum? Çocukluğumdan beri 29 Ekimlerde coşku duyduğumu çok hatırlamıyorum. Ritüellerin, geçiş […]

Ekim ayında Bilkent, Hacettepe ve İstanbul Bienali ağında yaptığım gezinti; doğa, kültür, edebiyat, çevresel tahribat, çiçek kokuları, müzik, tüketim toplumu eleştirisi gibi farklı ancak birbiriyle yakından ilişkili alanlarda keşifler yapmama olanak tanıdı.      Ekim ayında akademik ve kültürel hayattaki hızlanmaların bereketinden payıma Ankara’da bir sempozyum ve dinleti ile İstanbul’daki Bienal düştü. Katıldığım ilk etkinlik 14 […]

Haksızlıklara alışmamak için hep yazmak gerekir. Yazmak kendini inşa etmek kadar kendini yıkmak, kendinden parçalar koparmak, kendi zihin dünyanı tüm eleştiri oklarına açık halde çırılçıplak meydana koymaktır belki de. Yazmak hiçbir mazereti kabul etmez, yazmayı çok istiyorsan bunun bedelini de ödemen gerekir. Yıldız Ramazanoğlu’nun Papağanlar Panayırlar Hasatlar isimli denemeleri yaşamın içinde boşluklar ve baloncuklar açarak […]

Terane Vahid’in Karınca Takvimi isimli kitabındaki öyküleri ağacın, kuşun, balığın, tüm canlıların dilini duymaya ve duyurmaya meraklı metinler. Bu öyküler bize ekolojik yıkımı, insanın bu tahribattaki payını ve bir gün kurulacak mahkemede hayvanların insanlardan fazlasıyla alacaklı olduğunu anlatıyor. Günümüz Azerbaycanlı öykücülerinden Terane Vahid, Türkçeye aktarılmış Karınca Takvimi (2021) isimli kitabında hayvanların, ağaçların hayatına yakın duran, […]

İnsan hayatının yanında hayvanınkinin değeri nedir? Bir seçim yapmak zorunda kaldığımızda hangisini seçeriz? Kimi kime feda ederiz? Özbek yazar Lokman Börihan’ın “Avcı Kısmeti” isimli öyküsü, bizi hayvan hakları dolayımında ahlaki ilkeleri tartışmaya sevk ediyor. “Avcı Kısmeti”, Özbek yazar Lokman Börihan’ın 2015 yılında yayımlanmış bir öyküsü. Öykü bizi avcıların ve doğanın tekinsiz yaşamına götürüyor. Bir avcının […]

Conatus, canlı-cansız tüm sonlu varlıkların var kalma çabasıdır. Bu var kalma çabası ise bizim ve diğer varlıkların birbiriyle karşılaşmalarının imkân verdiği ölçüde devam eder. Daha doğrusu öteki, bizim var kalma çabamızı imkânsız hâle getirene kadar sürer. Bu karşılaşmalar bizim seçimimiz dışında gelişir, işte çaba da buna rağmen var olmak, direnmektir.  Günümüz Özbek Öyküsü ile ilgili […]

Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’un Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde isimli romanı, insan ve hayvanlar arasındaki orantısız güç ilişkisini sorguluyor. Romanın okura geçirdiği en kritik his, bir şeylerin değişme vaktinin geldiği. Hayvanların insanlardan intikam alma vakti geldi de geçiyor ya da daha genel çerçevede insan, doğa, evren, uzay, varoluşla ilgili bilgilerimiz tersyüz edilmeli. İnsan ve hayvan/lar […]

Profesyonel ormancı, yaban hayatı ekoloğu, eğitimci, doğa koruma avukatı ve yazar Aldo Leopold, Bir Kum Yöresi Almanağı isimli kitabında doğa gözlemlerini, doğa ve çevredeki insanlar arası ilişkiyi, kaybolmakta olan türleri ve keşfetmekten büyük mutluluk duyduğu eşsiz deneyimlerini edebi ve şiirsel üslubuyla aktarıyor.  Yaşadığımız 21’inci yüzyıl “insan çağı”, diğer bir deyişle Antroposen olarak adlandırılıyor. Bu kavram […]

Clotilde, Eligia, Belgin, Bergen… Sonunun elbet geleceği erkek şiddetine karşı simge isimler olarak varlıklarını sürdürmeye devam edecekler. Hem ‘yüz yalnızca sevgi uğruna gösterir kendisini’. “Yüz kutsaldır”, Çöl ve Tohumu isimli romanda böyle geçiyor. Romanda yüzüne asit atılmış Eligia’nın hikâyesine oğlu Mario’nun dilinden ve bakış açısıyla şahitlik ediyoruz. Yüzün önemine ilişkin şu cümle, neden başka bir […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.