İSMET EMRE

Adıyaman’ın Besni İlçesi’nde doğdu. Gölbaşı Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1991 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde asistanlığa başladı. 2006’da doçent, 2011’de profesör unvanı aldı. 2011-2014 yılları arasında Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2014’te Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, 2017’de ise eski ismi Gazi Üniversitesi olan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Polatlı Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığına atandı. Sağduyu, Yeni Şafak, Milli Gazete ve Milat gazetelerinde köşe yazarlığı yapan, yerli ve yabancı gazetelerde yüzlerce makalesi yayımlanan Emre’nin yayımlanmış 40 kitabı bulunmaktadır.

İSMET EMRE

Adıyaman’ın Besni İlçesi’nde doğdu. Gölbaşı Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1991 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde asistanlığa başladı. 2006’da doçent, 2011’de profesör unvanı aldı. 2011-2014 yılları arasında Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2014’te Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, 2017’de ise eski ismi Gazi Üniversitesi olan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Polatlı Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığına atandı. Sağduyu, Yeni Şafak, Milli Gazete ve Milat gazetelerinde köşe yazarlığı yapan, yerli ve yabancı gazetelerde yüzlerce makalesi yayımlanan Emre’nin yayımlanmış 40 kitabı bulunmaktadır.

TÜM YAZILARI

İktidarın cehaleti, cehaletin iktidarına dönüştüğünde artık uzam baştan aşağı kötücül bir karmaşaya evrilir ve bu karmaşadan hayır çıkma ihtimali yoktur. Cehaletin genelgeçere dönüştüğü, cahilin en tepeye kurulduğu bir dünya ise kelimenin gerçek anlamıyla dehşet vericidir. En iyiler en aşağıda, en kötüler en yukarıda temsil bulur. Haklılar ezilir, haksızlar ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşır.    Cehalet […]

Muhafazakârların iktidarı iktidarın muhafızlığına soyunmak anlamına gelmemeliydi. İdeolojiye dönüşen bütün güzel kavramlar gibi gelenek de muhafazakârlığın elinde boyası dökülmüş, orası burası yırtılmış, yüzey yapıları aşınmış, ne olduğu belli olmayan tuhaf bir halitaya dönüştü. Eldeki resimler netliğini yitirince hikâyeler de ciddiyetini kaybetti. Hafıza zamanın fotoğraf makinesidir. Kim bilir, belki de hayatın bize renkli görünmesinin sebebi budur. […]

Türkiye’de başlangıçtan beri siyaset, olması gerektiği biçimiyle gücünü toplumdan ve toplumsal yapılardan almıyor; hayatın geriye kalan neredeyse bütün alanlarını kendisiyle ilişkilendirerek ipotek altına almayı tercih ediyor ve bu da kendiliğinden hayatın her alanının siyaset tarafından zehirlenmesi, en azından dondurulması sonucunu doğuruyor. En büyük sorunlarımızdan biri de diğer bütün alanlarda olduğu gibi başlangıçtan beri toplumsal yapılarımızın […]

Bugün içine siyasetin girmediği hiçbir kurum, organizasyon veya toplumsal yapı yok. Meşruiyeti ve gücü sadece siyasetle ilişkilendirmenin yarattığı travma güncel dil başta olmak üzere hayatın her alanını travmatik ve geri dönüşsüz müzmin hastalık alanlarıyla doldurdu. Öfkenin rengi bordodur, insanı içindeki çürümüşlük ile yüz yüze getirdiği için yüzünü buruşturur ve iltihap kokar. Eylem ve söylem halinin […]

Türkiye’de iktidar olan her parti kurumsal, kökleşmiş ve müzmin vesayetlerin bütünüyle ortadan kaldırılması yerine, onların üstünün kazılması, törpülenmesiyle oluşan boşluklara kendi vesayetini yerleştirmiştir. Üstelik tuhaf biçimde, vesayeti yok etme sözü vererek gelen partilerin vesayetle boğuşmaları onun tamamen ortadan kaldırılıp ilanihaye feshiyle değil belki de ondan çok daha katılarının kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Anormal bir durum olmaz ve […]

Normal şartlarda devlet aklı, kriz dönemleri dahil sağduyusunu yitirerek hareket etmez, öfkeyle hareket etmez, her zaman makuliyetini korur ve bu makuliyet de ona her şey olup bittiğinde konjonktürel faturaları ödememenin yollarını açar. Günübirlik hareket eden devletler o an için ve kısa vadeli başarı kazanmış olsalar da orta vadede yaptıkları yanlışın bedelini güç kaybederek, uzun vadede […]

Normal şartlarda devlet aklı, kriz dönemleri dahil sağduyusunu yitirerek hareket etmez, öfkeyle hareket etmez, her zaman makuliyetini korur ve bu makuliyet de ona her şey olup bittiğinde konjonktürel faturaları ödememenin yollarını açar. Günübirlik hareket eden devletler o an için ve kısa vadeli başarı kazanmış olsalar da orta vadede yaptıkları yanlışın bedelini güç kaybederek, uzun vadede […]

Kelimeler, üretildikleri kültürün misyonerliğini üstlenen öncü kuvvetlerdir. Kültürünüzü, değerlerinizi, medeniyetinize ait neredeyse bütün üretimleri kelimelerin sesleri arasına yerleştirerek ihraç edersiniz ve her kelimenin üretene bir getirisi, tüketene bir faturası vardır. İşgal önce zihinlerde başlar ve kelimeler işgalin görünmez ajanlarıdır. Hayat biraz da yargılara dönüşen izlenimlerden ibarettir. Dış dünyayla kurulan ilişkide izlenimler yargılara, yargılar yasalara, yasalar […]

Bütün dünyada otoriter diller güç topladı bu süreçte. Boğazı sertleşen gırtlaklar suskunlukla onardı kendini. Sürekli görünür olmaktan karakter aşınmasına uğrayan belli başlı bütün liderler mekânlarına çekilerek yüzlerini unutturdu, halkları üzerindeki egemenliklerini daha da pekiştirdi bu süreçte. Dünya ütopyalar ile distopyalar arasındaki tercihini çoktan yaptı: Ütopyalar geçmişin hoş hatıraları olarak kalırken, distopyalar şimdileşmiş bir geleceğe çok daha güvenle […]

Korona dahil bütün virüsler sonuçtur. Veba da, ebola da, sars da, aids de doğa ile insan arasındaki gramerin bozulması, karşılıklı kurulan dilin iflası demektir. Bir denge yitimidir virüs, bir ölçü tahribatı, bir kötüye gidiş semptomu… Tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Başlangıç ile bitişin iç içe geçtiği, başlangıcın kendini dev bir hamle ile sona attığı, sonun büyük bir […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.