ZEKİ ALPTEKİN

İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra girdiği Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulu’nu 1978 yılında bitirdi. Birkaç yıl sendikal çalışmalardan sonra gittiği Almanya’da 1982/83 yılında Bielefeld Üniversitesi’nde başladığı ekonomi yüksek lisans öğrenimini, Bremen Üniversitesi’nde ekonomi-politik ağırlıklı olarak devam ettirerek 1987-88 yılında mezun oldu. Burada, üniversitenin enstitüsünde asistan olarak çalıştıktan sonra, ithalat-ihracat üzerine ek eğitim alarak serbest meslek hayatına atıldı. İnternette çeşitli mecralarda yazıları, incelemeleri yayımlandı.

ZEKİ ALPTEKİN

İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra girdiği Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulu’nu 1978 yılında bitirdi. Birkaç yıl sendikal çalışmalardan sonra gittiği Almanya’da 1982/83 yılında Bielefeld Üniversitesi’nde başladığı ekonomi yüksek lisans öğrenimini, Bremen Üniversitesi’nde ekonomi-politik ağırlıklı olarak devam ettirerek 1987-88 yılında mezun oldu. Burada, üniversitenin enstitüsünde asistan olarak çalıştıktan sonra, ithalat-ihracat üzerine ek eğitim alarak serbest meslek hayatına atıldı. İnternette çeşitli mecralarda yazıları, incelemeleri yayımlandı.

TÜM YAZILARI

Tam otomasyonla üretim süreci “insansızlaşınca” canlı işgücü sömürüsüne dayanan artı değer ortadan mı kalkıyor? Bu durumda sermaye birikiminin kaynağı ve toplumsal sınıflar ne olacak? Marx, kapitalistlerin bu çelişkisinin farkına varmış ancak bunun varacağı sonucu nedense söylememiş. Sonradan geliştirdiği ya da kafasında var olan Devrim Teorisine “ters düşme” tehlikesinden dolayı olabilir mi? Bilemeyiz.

İşçi sınıfının mücadeleleri, yalnızca hak arayışı değil, üretici güçlerin gelişimini tetikleyen tarihsel bir dinamiktir. Grevler ve toplu talepler, kapitalistleri teknik yeniliklere zorlayarak üretimi dönüştürmüştür. Bu nedenle grev hakkının kısıtlanması, sadece sendikal değil, toplumsal ilerlemeye karşı da bir engeldir. Tarihsel deneyimler, güçlü sendikaların hem işçi refahını hem de ülke ekonomisini ileri taşıdığını göstermektedir.

Donald Trump, ABD’yi ve dünyayı kendi anlayışı ile yeniden dizayn ederek, birinci başkanlık döneminde özellikle Çin’e karşı gümrük cezaları ile başlattığı “ticaret savaşları”nı küresel karaktere büründürüyor. Ancak üretici güçlerin gelişmesinin küresel planda gelmiş olduğu seviyeden geri dönüş imkânsızdır. Tarihte politik düzeyde geçici “geri dönüşler” olmuştur; ama ekonomik alanda ulaşılmış bir seviyeden geri dönmek öyle kolay değildir, olması durumunda bunun çok ağır sonuçları vardır.

ABD yönetiminin planı, anti-demokratik, illiberal, merkeziyetçi, kuvvetlerin birliğine dayanan “tek lider” odaklı bir düzen kurmak. Bunun yolu “parçala-yönet”ten; birlikleri irili-ufaklı ulus-devletlere bölerek yönetmekten, tek tek ülkelerde iktidara kendileri gibi düşünen illiberal paydaşlarının gelmesinden geçiyor.

İlk defa 2011 Hannover Endüstri Fuarı’nda dile getirilen ve federal hükümet tarafından desteklenen, 2020 yılında federal hükümetin Yüksek Teknoloji Stratejisi kapsamına alınan, başlangıçta olgunlaşmasının 10-20 yıl arası süreceği tahmin edilen, ancak gelişmesi hâlâ devam eden Endüstri 4.0 tasarımı ile, öncelikle üretim tekniğinin dijitalleştirilmesinin üst seviyelere taşınması planlanıyor. Hedefte “akıllı fabrika”ya ulaşmak var.

Enerji krizi ile kastedilen, genelde enerji (ham)maddelerinin yetersiz olmasıyla veya enerji fiyatlarının normal enflasyon oranlarının oldukça üzerinde seyretmesi ile ortaya çıkan ekonomik krizlerdir. Enerji güvenliği ise ülkeler için makroekonomik açıdan yaşamsal önemdedir. Burada sorulması gereken, kriz olasılığının hangi tedbirlerle önlenebileceği, kriz durumunda neler yapılabileceğidir.

Türkiye’nin iklim değişikliği ve enerji konusundaki hedeflerine nasıl ulaşacağı konusunda somut bir yol haritası yok. Avrupa’da sıfır-karbon hedefi bağlamında hızla terkedilmesi gereken kömür enerjisinde termik santrallerin geliştirildiği tek ülke de Türkiye. Böyle olunca sıfır-karbon hedefine ulaşmak güçleşiyor.

Rakamlar, karbonsuz-nükleersiz bir enerji dönüşümü için Türkiye’de (maddi) şartların var olduğunu; görece yüksek yenilenebilir enerji potansiyelimiz nedeniyle, Türkiye ve Almanya’nın aşağı-yukarı benzer olan (elektrik) enerjisi hedefine ülkemizin önümüzdeki yaklaşık 25 yıllık geçiş sürecinde -ev ödevlerini hakkıyla yerine getirmesi durumunda- rahatça ulaşabileceğini gösteriyor.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.