Ayrımcılığı Sona Erdirmek İçin Merkezi Sınavları Yeniden Düşünmek

Giderek daha fazla ülke ve üniversite, başka akademik vaatler ve toplumsal etkileri dikkate almak için kabul politikalarını ve uygulamalarını değiştirmeye başlamışlardır. Bunu yaparken, ister akademik olsun isterse başka türlü olsun yeteneğin sadece sınavla yakalanamayacak birçok farklı biçimde ortaya çıktığını da kabul etmiş oluyorlar.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

21 Mayıs 2020’de Amerika’da çokça ses getiren bir gelişme yaşandı. Kaliforniya Üniversitesi Mütevelli Heyeti, üniversiteye yeni başvuru yapacaklar için SAT ve ACT de dahil olmak üzere merkezi (standart) sınavların zorunlu olmasını ve kullanılmasını askıya aldı.

 

Kaliforniya Üniversitesi (UC), 2021 ve 2022 sonbahar döneminde birinci sınıf adaylarına üniversite seçimi için isteğe bağlı olarak sınav yapacak ve “2023 güz döneminden başlamak ve 2024 güz döneminde bitmek üzere, adayların seçilmesi için üniversiteler test puanlarını dikkate almayacak ve test puanına bakmaksızın seçimler yapacak.”

 

Mütevelli Heyeti, yaklaşık diğer 1.200 üniversite ve kolej ile birlikte, 2021 yılı için College Board ve ACT’nin COVID-19 salgını nedeniyle sınavı iptal etmesinin ardından zorunluluğu kaldırmıştı.

 

Mütevelli Heyeti, Akademik Senato ve üniversite yönetiminden 2025 sonbaharında eğitim öğretim başlayana kadar, lise öğrencilerinin, üniversiteye hazırlığa daha iyi uyum sağlayan yeni bir sınav geliştirmesini ya da mevcut Smarter Balanced sınavını uyarlamasını istedi.

 

Ancak bu çabada başarısız olurlarsa, UC, Kaliforniya öğrencileri için merkezi sınav zorunluluğunu kaldıracak.

 

SAT’ın yaygın kullanımına karşı çıkanlar, SAT sınavının uzun süredir istenmeyen sosyoekonomik tabakalaşmayı teşvik ettiğini iddia ediyorlar: Sınav, yüksek gelirli ailelerden ve gruplardan öğrencilere ayrıcalık tanıyor; çünkü bu kişiler, piyasada bulunan, pahalı sınava hazırlık kursları ve danışmanlık hizmetlerinden faydalanabiliyorlar. Ama en önemlisi, UC’deki akademik başarıda, lise notları test puanlarından daha iyi bir gösterge durumunda.

 

Mütevelli heyeti üyelerinin de 2020 kararı bu görüşü yansıtıyor.

 

UC Berkeley’deki merkezim (Yükseköğretim Araştırmaları Merkezi) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma makalesinde kaydettiğim üzere, UC’nin merkezi sınavlarla ilgili kaygılarının uzun bir geçmişi var. Aslında, UC, kamu ya da özel, çok talep gören diğer üniversitelerle karşılaştırıldığında, SAT’ı kabullerde bir şart olarak benimsemede nispeten daha ağır davranmıştır.

 

Bu arka plan bilgisiyle, mütevelli heyeti üyelerinin Mayıs 2020 kararı ve bu kararın, öğrencilerin hayatlarında belirleyici olan merkezi sınavlarla ilgili küresel etkileri hakkında birkaç gözlemi sunuyorum.

 

Siyasi Boyut Yeni Değil

 

Birincisi, yükseköğretimin değeri birey için ve genel olarak toplum için arttıkça; sınırlı ve çokça talep edilen bir kamu yararının, kabul edilmenin dağıtılmasındaki zorluklar, seçici üniversiteler için çok daha yoğunlaşmaktadır. Kaliforniya Üniversitesi gibi seçici devlet üniversitelerinde kabul politikasını oluşturma ve etkilemede genellikle birbiriyle çatışan çıkarlar olduğu için, politika yapmanın doğası gereği sürecin politik bir boyutu vardır.

 

Kabul kriterlerinin belirlenmesi sadece rasyonel bir seçim değildir; kriterlerin belirlenmesi, bir üniversitenin politika davranışlarını şekillendiren iç ve dış politikanın da bir biçimde yansımasıdır.

 

Kaliforniya Üniversitesi söz konusu olduğunda, SAT’ın zorunlu tutulması, zaman içerisinde politika yapıcıların algılanan kurumsal hedeflere uyacak şekilde benimsediği veya değiştirdiği ve çoğu zaman büyük paydaşların endişelerine cevap olan, daha geniş kabul şartlarının bir parçasıdır. UC, SAT’ı ilk olarak 1979’da Kaliforniya liselerindeki not şişirmelerine karşı denge oluşturması için kabul etti.

 

Keyfi Karar Verme?

 

Test puanlarının kullanımı ve kabul koşulları konusundaki giderek artan tartışmalarda büyük ölçüde kaybolan bir başka aksiyom da şudur: Yüksek derecede seçici devlet üniversiteleri nispeten şeffaf kabul kriterleri oluşturmaya çalışabilir, ancak nihayetinde karar verme sürecinin çoğu keyfidir.

 

Örneğin, UC Berkeley, Kovid-19 pandemisinden önce, 2019-20 akademik yılı için yaklaşık 87.000 başvuru aldı, bunların neredeyse tamamı UC’ye uygundu, çoğunluğunun 4,0 not ortalamaları (Onur dereceleri ve AP dersleri ile notları şişirilmiş) vardı.

 

Ancak Berkeley tarafından sadece 14.600 aday kabul edilecek. Kabul edilenlerin yaklaşık %60’ı başka yerlere kayıt olacak ve net 6.500 öğrencilik kayıt hedefi var. Bu, Berkeley’de istatistiksel olarak çok başarılı olabilecek 73.000 genel anlamda yüksek nitelikli ve yetenekli öğrenciyi reddetmek anlamına geliyor.

 

Berkeley’e veya diğer yüksek derecede seçici üniversitelere girmek isteyen yetenekli ve başarılı öğrencilere dair böyle bir orana sahip olduğunuzda, kabul politikaları ne kadar rasyonel olursa olsun keyfi sonuçlar olacaktır. Bu sonuca, ABD sınırlarının ötesinde de varılabilir.

 

Çok Talep Edilen Bir Kamu Malının Yeniden Dağıtılması

 

Üçüncüsü, politikadaki bu değişikliğin amacı, az temsil edilen gruplara daha fazla erişim sağlamaktır. Bu aslında sıfır toplamını yeniden dağıtma fırsatı anlamına geliyor: Öğrenci sayısını önemli ölçüde artırma için finansmana sahip olmayan ve Kaliforniya Yükseköğretim Master Planına göre, mezun olunan lisenin en başarılı % 12,5’lik dilimindeki öğrencileri kabul etme şeklindeki yasal sınırı olan seçici bir devlet üniversitesine erişim.

 

Mütevelli Heyeti üyelerinin oy birliği ile aldığı karar, merkezi sınavların UC’deki az temsil edilen azınlıklara ve düşük gelirli öğrencilere ayrımcılık yaptığı şeklindeki iddiadan dolayı büyük ölçüde gerekçelendirilmiştir.

 

Mütevelli heyeti üyelerinin kararının amacı, özellikle Meksikalı/Latin Amerikalı ve Afrikalı Amerikalılar olmak üzere yeterince temsil edilmeyen grupları artırmakken, ‘aşırı temsil edilen’ grupların, üniversite seçiminde SAT puanlarının kullanımından genellikle yararlanan özellikle Asyalı Amerikalıların daha az temsil edilmesini gerektirecektir.

 

Örneğin Berkeley, 2028 yılına kadar “Hispaniklere Hizmet Eden Bir Kurum” (bir kolej veya üniversitenin toplam kayıt oranının %25’ini veya daha fazlasını Meksikalı/Latin Amerikalıların temsil etmesi durumda o kurum için kullanılan federal bir tanımlama) olmayı hedeflediğini belirterek Meksikalı/Latin Amerikalı nüfusunu artırmak istiyor. 2019 sonbaharında Berkeley 5.855’i (veya %13’ü) Meksikalı/Latin Amerikalı olmak üzere toplam 43.204 öğrenciyi kaydetti.

 

Berkeley’de veya tüm UC sisteminde ve neredeyse her ölçüde, (sosyo-ekonomik arka plan açısından önemli farklılıklar gösteren geniş bir kategori olan) Asyalı-Amerikalılar önemli ölçüde ‘aşırı temsil’ ediliyorlar. Uluslararası öğrencilerde beklenen düşüş, az temsil edilen gruplar için daha fazla kayıt alanı sağlayabilir.

 

Ancak, UC’ye uygunluğun ve üniversiteye öğrenci kabulünün belirlenmesinde merkezi sınavların kaldırılmasının, eyaletin en az temsil edilen grubunun giderek daha fazla lehine olacağı düşündürebilir. Meksikalı/Latin Amerikalılar şu anda Kaliforniya nüfusunun %39’unu temsil ediyor ve 2050 yılına kadar %47’nin üzerinde olmaları bekleniyor. UC’de SAT’ı kaldırmaya çabalamanın başka ne amacı olabilir ki?

 

Küresel Çıkarımlar

 

Dünyanın birçok yerinde, öğrencilerin hayatlarında belirleyici olan merkezi/ulusal sınavlar, devlet üniversitelerine kimlerin gireceğini belirler. Çin, Güney Kore, Japonya, Brezilya, Avrupa’nın çoğu, Rusya ve diğer yerler gibi çeşitli yerlerde, öğrenciler lise zamanlarının çoğunda sadece böyle bir sınava hazırlanırlar, kaderleri genellikle tek bir oturuşta belirlenir.

 

Bununla birlikte, bu sınavların bir öğrencinin gelecekteki akademik performansını ne derece tahmin edebildiği veya öğrencilerin hayatlarında belirleyici olan bu tür sınavların öğrencilerin lise öğrenimlerini olumlu veya olumsuz olarak nasıl etkilediğine ilişkin, ABD dışında, çok az araştırma vardır.

 

Çin’deki gaokao, Japonya’daki reforme edilmiş senta shiken, Güney Kore’deki CSAT, Brezilya’daki ENEM, Fransa’daki Baccalauréat ve Nijerya’daki UTME gibi sınavlar, sadece birkaç örnek vermek gerekirse, merkezi sınav puanlarını en iyi üniversitelere girişin birincil yolu olarak kullanırlar.

 

Yine de en makul soru şudur: Bir öğrencinin üniversite düzeyinde başarılı olma yeteneğini ölçme, yetenek çeşitliliği oluşturma ve toplumun daha büyük sosyoekonomik hareketlilik ihtiyaçlarına hizmet etme açısından bu sınavların diğer etmenler ve yollara kıyasla tahmin (yordama) geçerliliği nedir?

 

UC’deki SAT tartışması tam da bu konulara odaklanmıştır ve belki de dünyanın diğer bölgelerinde merkezi sınavların kullanımına daha analitik bir yaklaşım için bir pencere açabilir.

 

Yüksek düzeyde yolsuzluğa sahip toplumlarda, ulusal merkezi sınavlar, en iyi ulusal üniversitelere erişim sağlamak için görünüşte eşit bir yol sunuyor.

 

Ancak giderek daha fazla ülke ve üniversite, başka akademik vaatler ve toplumsal etkileri dikkate almak için kabul politikalarını ve uygulamalarını değiştirmeye başlamışlardır. Bunu yaparken, ister akademik olsun isterse başka türlü olsun yeteneğin sadece sınavla yakalanamayacak birçok farklı biçimde ortaya çıktığını da kabul etmiş oluyorlar.

 

Belki de UC’nin kararı tüm dünyada yankılanan bir ses olmalıdır.

 

Bu yazı,  17 Haziran 2020 tarihinde University World News  sitesinde yayınlanmış olup, yazarın şu çalışmasına dayalıdır: THE UNIVERSITY OF CALIFORNIA VERSUS THE SAT: A Brief History and Contemporary Critique, by John Aubrey Douglass, CSHE 8.20 (June 2020). Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.