Belarus SSCB’nin Hala Çökmekte Olduğunu Hatırlatıyor

Bağımsız bir Belarus ulusal kimliğinin ortaya çıkışıyla Sovyetler Birliği’nin düşüşünde yeni bir aşamaya giriyoruz. İmparatorluğun miadının resmi olarak dolmasından otuz yıl sonra Orta Avrupa’da Sovyet otoriteryanizminin kalan son mevzisinde nihayet güneş açabilir. Bu değişimin sonuçları bölgede hissedilecek ve er ya da geç Rusya’nın içinde de buna benzer bir şeye yol açarak Sovyetlerin nihai olarak çöküşünü hızlandıracaktır.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Tarihi, belli başlı tarihler ve ayırıcı zaman dilimleri serisi olarak görmek yaygındır. Ancak gerçek hayat nadiren bu kadar düzenli ve derli topludur. Aslında imparatorluklar ve çağlar gökyüzündeki bulutlar gibi yayılma ve dağılmaya eğilimindedir; geleneksel kronolojilerin eksikliklerini açığa çıkarırcasına yollarda karışırlar, harmanlanırlar ve birleşirler. Bu fenomenin görece yakın zamana ait bir örneği Sovyetler Birliği’nin çöküşüdür. SSCB’nin düşüşü genel olarak, nispeten 1990-1991de, ağırlıklı olarak belli bir dönemde meydana gelen bir dizi dramatik gelişme olarak görülür. Oysa Belarus’taki son olaylar, bunun aslında küresel jeopolitik iklimi şekillendirmeyi sürdüren, devam etmekte olan bir olay olduğunu hatırlatıyor.

 

Günümüz Belarusu’nun ulusal bilinç kazanması özellikle çarpıcı, çünkü bu olay eskiden SSCB geleneklerine, sembollerine ve anlatılarına eski Sovyet cumhuriyetlerinin herhangi birinden daha fazla coşkuyla bağlı olan bir ülkede gerçekleşiyor. Putin’in Rusyası son yirmi yılda Sovyet geçmişinin bazı yönlerini iyileştirme konusunda hatırı sayılır bir yol katederken, Lukaşenko’nun Belarusu Komünist dönemin özel devlet idaresini ve iktisadi uygulamalarını benimsemeye devam etti.

 

Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko 26 yıllık hükümranlığı süresince ülkeyi minyatür bir Sovyetler Birliği’ne dönüştürdü. Lukaşenko 1994’te ilk kez iktidara geldiğinde bağımsız Belarus’un beyaz-kırmızı-beyaz bayrağını kabul etmeyip, niyetinin Sovyetler döneminde kullanılan kırmızı ve yeşil bayraktan yana olduğunu açıklamıştı. Komsomol tarzı siyasi gençlik örgütlerinden, Büyük Vatanseverlik Savaşı (İkinci Dünya Savaşı) konusunun üniversitede zorunlu tutulmasına kadar, Sovyet günlük yaşamının birçok yönü de yeniden canlandırıldı. Lukaşenko’nun zafer kazandığı ilk seçimi izleyen tek bir seçim bağımsız ya da adil kabul edilmeyerek, otoriter bir hükumet modeli uygulamaya koyuldu. Bu arada, Belarus dili Rusça karşısında marjinalleştirildi. 2020 itibariyle Belaruslu çocukların neredeyse yüzde 90’ı Rusça eğitim veren okullara devam ediyordu.

 

Lukaşenko’nun siyasi atmosferdeki hakimiyeti halkın muhalefetini zorlaştırdı, ancak bu görünüşün altında yavaş yavaş, rejimin hiç gelişmeyen Sovyet nostaljisi ile ilişkisini kesmesini isteyen yeni nesil Belaruslular ortaya çıkmaya başladı. Bu nesil son yılda ülkenin kamusal yaşamında giderek daha fazla ses çıkarır oldu. Telegram, YouTube, indirimli hava yolları ve küreselleşmiş pop kültürü kılavuzluğunda, Lukaşenko’nun arkaik otoriterliğinden çok da uzaklaşamadılar.

 

2000li yıllar boyunca pek çok genç Belaruslunun hayali ülke dışına göç etmekti. Ancak son yıllarda bu trend, ülkenin eski kültürel köklerini ve zengin Avrupa mirasını kucaklarken Rusya ve Sovyet egemenliğindeki nesiller tarafından dayatılan emperyal anlatıları reddeden, yeni ve kendinden emin bir Belarus kimliğinin ortaya çıkmasıyla geride kaldı. Bugün gördüğümüz demokrasi yanlısı protesto hareketinde bu genç Belarusluların böyle önemli bir rol oynuyor olmaları şaşırtıcı değil.   

 

Bu yeni ve bağımsız Belarus ulusal kimliğinin yükselişi bir çok dönüm noktasından geçerek mümkün oldu. Komşu ülke Ukraynada 2013-2014’de gerçekleşen Euromaidan Devriminin Belaruslar üzerinde özellikle derin bir etkisi oldu ve Ukrayna’nın otoriter bir iktidardan kurtulma ve imparatorluk sonrası bir ulusal kimliği sahiplenme mücadelesine pek çoğu empati duydu.

 

Binlerce Belaruslu bu dramaya ilk elden tanıklık etmek için Kiev’e seyahat etti. Bu arada Ukrayna’nın ulusal uyanışı Belarus kültürüne daha önce görülmemiş bir ilginin ortaya çıkmasına da yardımcı oldu. Euromaidan Devrimi’nin ardından folklorik tarzda nakışlı kıyafetler giyen Belarusluları daha sık görmeye başladık. Belarus dili kursları tüm ülkede yaygınlaşmaya başladı.

  

Bir başka sembolik an 19. yüzyıl Belarus ulusal kahramanı ve 1863’te Çar hükümranlığına karşı ayaklanmaların liderlerinden olan Kastus Kalinovski’nin 2019’da yeniden defnedilmesiydi. Kalinovski genellikle modern Belarus devletinin kurucu babası olarak görülmektedir. İsyanının başarısızlığının ardından Ruslar tarafından idam edilen Kalinovski’nin kalıntıları 2019 yılında Vilnius’ta bulundu ve Litvanya’nın başkentinde düzenlenen bir törenle defnedildi. Bu törene binlerce Belaruslu katılırken çoğu bu anı yaşamlarını değiştiren bir deneyim olarak tanımlamıştı. Kalinovski’nin cenaze töreni, dikkate değer bir biçimde, Litvanya Prensliği ve Polonya-Litvanya Federasyonu’nun dahil olduğu Orta Avrupa mirasını devraldıkları fikriyle, modern Belarus’u Litvanya ve Polonya’ya bağlayan bağlara ilişkin tartışmaları da canlandırdı.

 

Belarus kimliği ve tarihine dair değişen algı, giderek çeşitlenen medya aracılığıyla son on yıla yansıdı. Belsat gibi bağımsız medya organlarının sayısının artması sansürsüz Belarus tarihine erişime imkan verdi. Bu arada, renkli Belarus sineması ve çağdaş sanat da yeni, Sovyet olmayan bir kimliğin gelişimini benzer şekilde etkiledi.

 

Son devlet başkanlığı seçim kampanyası sırasında muhalefetin başı Sviatlana Tsikhanouskaya ve kampanya ortağı Maria Kalesnikova başlangıçta ulusal kimlik siyasetini benimsemedi. Bunun yerine seçimlerin özgür olması talebine ağırlık verdiler. Bu ihtiyatlı yaklaşım, muhalefetin halkın belli kesimlerini, özellikle de yaşlı kuşakları, yabancılaştırma korkusunu yansıtıyordu. Hal böyle olsa da mitinglerde beyaz-kırmızı-beyaz bayrakların giderek yaygınlaşması, Ağustos ayı başlarında patlak vermeden önce Temmuz ayında hız kazanmaya başlayan demokrasi yanlısı hareketin altında yatan kimlik meselelerinin önemini yansıtıyordu.

 

Gösterilerde hakim olan alternatif beyaz-kırmızı-beyaz bayrak güçlü bir sembol. Bu sembol Belarusun 1918’de, Rus Devrimi sonrasında, kısa ömürlü olarak devletleşmesine dayanmaktadır ve Beyaz Rusya’nın bağımsızlık mücadelesinin amblemi olarak görülmektedir. Bunun aksine pek çokları da Lukaşenko tarafından 1990larda kabul edilen kırmızı ve yeşil bayrak versiyonunu Kremlin’e Sovyet tarzı bağlılığın bir işareti olarak görmektedir.  

 

Son birkaç haftanın radikalleşen olayları sadece birbirine ters düşen bu çağrışımların güçlenmesine hizmet etti. Polis şiddetinin sayısız mağduru beyaz-kırmızı-beyaz bayrak taşıdıkları için gözaltına alındı, rejime sadık olanların hükumet onaylı mitingleri ise kırmızı ve yeşil bayrak ve pankartlardan kolayca tanınabiliyordu.   

 

Rejim yanlısı toplanmaların 9 Ağustos’tan bu yana Kremlin tarafından Lukaşenko rejiminin toparlanması sürecine önderlik etmek üzere Beyaz Rusya’ya gönderilen Rus uzmanlar tarafından koordine edilen bir kampanyanın parçası olması olası. Stratejileri ise, ağırlıklı olarak Sovyet kimliğine vurgu yaparak ve İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan kolektif Sovyet acısına duygusal göndermelerde bulunarak, Moskova’nın ülkenin 2013-14 devrimi sırasında Ukrayna’ya karşı yürüttüğü bilgi savaşının özelliklerinin çoğunu taşımaktadır.

 

Yakın zamanlı Lukaşenko yanlısı mitinglere, daha öncesinde Kremlin’in Doğu Ukrayna’da sürdürdüğü savaşla yakın ilişkisi nedeniyle Belarus’ta uzak durulan, Çarlık tarihindeki kökleri ile Rus emperyalizminin bir sembolü olan Aziz George Kurdelası ile dekore edilmiş bayrak görünümü damgasını vurmuştur. Lukaşenko da dahil olmak üzere rejim yetkilileri protestocuları Nazi ve faşist olarak damgalamaya da başlamıştır.

 

Benzer Nazizm suçlamaları bir zamanlar Sovyet propagandasının dayanak noktasıydı. Yakın zamanlarda Sovyet sonrası Rusya’nın işbirliği yapmayan komşularına yönelik bilgi saldırılarının merkezi haline geldiler. Bu hakaretler, İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan Kremlin çarpıtmalarından kaynaklanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman birlikleri doğuya doğru ilerlerken, ilk olarak Belarus ve Ukrayna gibi esir altındaki Sovyet uluslarının ulusal sembollerini yeniden canlandırdılar. O zamandan beri Moskova, Ukrayna, Belarus ve Baltık devletlerindeki bağımsızlık mücadelelerini bir tür faşizm olarak etiketleyerek itibarsızlaştırmak üzere Nazi işgaliyle ilişkilendirerek kendi çıkarına kullanmaya çalıştı.

 

Bu taktikler önceki yıllarda işe yaramış olabilir ama bugünün Belarus’unda bu durum artık sona ermiş görünüyor. Yeni bir Belarus ulus kimliğinin gelişimi son on yılda daha da belirgin hale geldi ve son birkaç ayda meydana gelen olaylar, bu tarihi süreç için güçlü bir itki oldu. Rusya’nın Sovyet tarzı propagandası Belarus toplumunun bazı kesimlerinde hala yankı buluyorsa da bunun üstesinden geliniyor.

 

Kimlikteki bu değişim yeni Belarus ve komşusu Rusya arasındaki ilişkiyi kaçınılmaz olarak zora sokacaktır. Bağımsız bir Belarus ulus kimliğinin ortaya çıkışı, Moskova’nın kendini, Rusya’nın en hayati ulusal çıkarlarına ilişkin vizyonunun merkezinde kalan bir ülkede gerçekleşmekte olan değişimlere uyarlamasını zorlaştırır.

 

Bu, muhtemel bir Rus istilası beklemememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Kremlin Ukrayna’daki yanlışlarından ders almış ve askeri saldırı yoluyla bir başka “kardeş ülke”yi daha yabancılaştırma hatasına düşmemeyi tercih edecek görünüyor. Yine de bu durum, Rusya’nın Lukaşenko rejimine halihazırda sağladığı ekonomi, güvenlik, diplomasi ve bilgi bileşenlerini de içeren kayda değer desteği sürdürmesinin beklenebileceği anlamına geliyor. Moskova zaman kazanmak ve Kremlin’in kendi geleneksel etki alanının derininde utanç verici bir başarısızlığa düşmesini önleyecek makul bir alternatif bulunabilene kadar Lukaşenko’yu desteklemek zorunda. 

 

Mevcut durumda, Rusya Belarus’un ulusal bilinçlenmesine karşı koyma araçlarından nispeten mahrum görünüyor. Belarus’taki küçük bir etnik Rus grubuyla Rus etnisitesini cezbedecek rakip bir anlatının ortaya çıkmasını destekleyecek çok az alan var. Ukrayna’da Kırım ya da Donbas’takine benzer ayrılıkçı bir işleve hizmet edebilecek yoğun Rus yanlısı duyarlılık alanları da yok. Kremlin’in, bunların yerine, Slavcılık ya da Ortadoksluğun desteğine güvenmesi muhtemel.

 

Bir diğer temel hedef Belarus’un Litvanya ve Polonya’yla tarihsel bağlarını önemsizleştirmek ya da itibarsızlaştırmak olacaktır. Modern Rusya Batı dünyasının çekiciliği ile yarışamaz, ama Ukrayna ve Belarus gibi eski imparatorluk topraklarını ile yakın bağlarını meşrulaştırmak üzere ortak geçmişi kullanmayı ister. Ancak bu ülkelerin aynı zamanda Orta Avrupa ile de köklü tarihsel bağları vardır ve bu bağlar Rus müdahalesinden daha öncesine dayanmaktadır. Genellikle de çok daha olumlu hatırlanmaktadır. İnsanların Litvanya’nın başkenti Vilnius’tan Belarus sınırına kadar bir insan zinciri oluşturduğu 23 Ağustos Özgürlük Zinciri, Moskova’da kayda değer bir kızgınlıkla karşılanmıştı.

 

Bağımsız bir Belarus ulusal kimliğinin ortaya çıkışıyla Sovyetler Birliği’nin düşüşünde yeni bir aşamaya giriyoruz. İmparatorluğun miadının resmi olarak dolmasından otuz yıl sonra Orta Avrupa’da Sovyet otoriteryanizminin kalan son mevzisinde nihayet güneş açabilir. Belarus’taki olaylar dengesini buldu, fakat ülkenin aynı kalmayacağı şimdiden belli. Bu değişimin sonuçları bölgede hissedilecek. Ve er ya da geç Rusya’nın içinde de buna benzer bir şeye yol açarak Sovyetlerin nihai olarak çöküşünü hızlandıracaktır.

 

Bu yazı 26 Ağustos 2020 tarihindeAtlantic Council sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.