Belirsizlik Salgını

Karar alıcıların en önemli görevi, salgının ağır hasara uğrattığı bireylere ve sektörlere acil durum yardımı sağlamayı sürdürürken COVID-19 nedeniyle ortaya çıkan ve uzun süredir devam eden büyük belirsizliği azaltmaya çalışmak. Ancak salgının körüklediği güvensizliğin, uzunca bir süre sonra dahi, küresel ekonomi üzerine yük olması mümkün.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Gelecek birkaç ay önümüzdeki küresel iyileşmenin biçimi hakkında bize pek çok şey söyleyecek. Menkul değerler piyasalarındaki kabarışa rağmen, COVID-19 hakkındaki belirsizlik her yanı sarmaya devam ediyor. Bu nedenle, salgının seyrinden bağımsız olarak, dünyanın virüsle şu ana değin mücadelesi muhtemelen oldukça uzun bir süre büyüme, istihdam ve siyaseti etkileyecek. 

 

Olası iyi haberlerle başlayalım. İyimser bir senaryoda, yetkililer bu yılın sonu itibarıyla en azından önde gelen ilk nesil iki COVID-19 aşısına onay vermiş olacaktır. Hükumetlerin olağan dışı düzenleme ve mali desteği sayesinde, daha insan üzerinde yapılan klinik deneyler neticelenmeden bu aşıların üretimine başlanacaktır. Bioteknoloji firmaları, bu aşıların etkili olduğunu varsayarak, 2020 sonuna kadar 200 milyon doz kadar aşıyı hazırda bulunduracak ve milyarlarcasını üretme yolunda olacaktır. Bunların dağıtımı bile başlı başına oldukça büyük bir sorumluluk almak demek, çünkü halkın süreci hızlandırılmış olan bir aşının güvenli olduğuna ikna edilmesi gerekecek. 

 

Şansın yardımıyla, aşı olmak isteyen zengin ülke vatandaşları 2021 yılı sonunda aşılanmış olacaklardır. O zamana kadar Çin’de neredeyse herkese aşı yapılmış olacaktır. Bundan birkaç yıl sonra da, gelişen ve gelişmekte olan ekonomilerde yaşayanlar da dahil olmak üzere, dünya nüfusunun büyük bir kısmı  aşılanmış olacaktır.

 

Bu senaryo güvenilirse de gerçeğe dönüşme olasılığı uzak. Koronavirüs beklenenden daha inatçı olduğunu gösterebilir ve ilk nesil aşılar sadece kısa bir süreliğine etkili olabilir ya da öngörülenden daha kötü yan etkileri olabilir.      

 

Böyle bir durumda dahi iyileştirilmiş test protokolleri, daha etkili antiviral tedaviler ve halkın ve (umalım ki) politikacıların davranışsal önerilere daha iyi uyması ekonomik koşulların kademeli olarak normalleşmesine yol açacaktır. Dünya genelinde en az 50 milyon insanı öldürmüş olan – pek çoğu bugün COVID-19’un şu aralar gerçekleşmesinden korktuğumuza benzer türden öldürücü ikinci dalgası ile olmak üzere – korkunç 1918-1920 grip salgınının nihayetinde zayıfladığını ve herhangi bir aşı olmadan ortadan kaybolduğunu hatırlamakta fayda var. 

 

Ancak daha kötümser bir senaryoda, bu kriz sonlanmadan başka krizler – ABD-Çin ticaret sürtüşmelerinde çarpıcı bir yükseliş, bir siber terör saldırısı ya da siber savaş, iklimle ilgili bir doğal felaket ya da büyük bir deprem – ortaya çıkabilir. Dahası, iyimser bir senaryo bile 2019 sonu gelir seviyelerine hızlıca bir geri dönüş olacağı anlamına gelmiyor. Salgın sonrası büyümenin –şayet olursa– toparlanmanın modern tanımını karşılaması (başlangıçtaki kişi başına düşen gelire geri dönüşü), derin bir piyasa durgunluğu sonrasında, yıllar alabilir.  

 

Salgın gelişmiş ekonomilerdeki büyük eşitsizlik sorununun altını çizmiş olsa da, yoksul ülkeler çok daha fazla zarar görüyor. Gelişen pazarların ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunun önümüzdeki yıllarda COVID-19 ile mücadele etmeyi sürdürmesi ve gelişmede bir on yıl kaybetmiş olma ihtimali ile karşı karşıya kalması çok olası. Sonuçta, çok az hükumetin, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Japonya’nın sağladığı ölçekte, acil mali destek sağlama kapasitesi var. Düşük gelirli ülkelerdeki uzun süreli durgunluklar, muhtemelen bir borç ve enflasyon krizi salgınına yol açacak.  

 

Ancak COVID-19 krizi gelişmiş ekonomilerde de derin ve kalıcı izler bırakabilir. Halk sağlığında bir kötüye gidiş ya da başka bir salgına dair endişeler sebebiyle işletmeler yatırım yapma ve işe alım konusunda daha ürkek olabilir. Krizin artırdığı devasa siyasi dalgalanmadan bahsetmeye gerek bile yok.

 

Gelişmiş ekonomilerde tüketici harcamalarında başlangıçta “telafi”den kaynaklı bir yükseliş olabilirse de, uzun vadede, tüketicilerin daha fazla tasarruf etmeye yönelmesi olası. Bir süre önce gerçekleşen ve yılda bir toplanan Jackson Hole Sempozyumu’nda sunulan ilginç bir makalede, Julian Kozlowski, Laura Veldkamp ve Venky Venkateswaran, salgının ABD ekonomisi için kümülatif uzun vadeli maliyetinin, kısa vadeli etkilerinden daha büyük bir mertebede olmasının ihtimal dahilinde olduğunu savunuyor. Bunun nedeni, kısmen, halk arasında uzun süredir artmakta olan huzursuzluk.

 

Sempozyum’da da ele aldığım bu analizler özellikle tüketiciler konusunda ikna edici. 1930’ların Büyük Buhran’ını yaşamış olanların çocukları ya da torunları, iz bırakan bu deneyimin yaşamları boyunca davranışlarını etkilediğini bilir.

 

COVID-19, yatırıma ve işe alıma doğrudan etkilerine ek olarak, daha uzun vadeli üretkenlik maliyetleri de dayatacaktır. Salgın son bulana kadar bir nesil çocuk, özellikle de düşük gelirli hanelerden olanlar, bir yıl okula devam etmemiş olmanın etkisini yaşayacaktır. Halihazırda can çekişmekte olan bir emek piyasasında ilk işlerini bulmak için mücadele etmekte olan genç yetişkinler gelecekte umduklarından daha az kazanmayı bekleyebilirler.

 

Bazı iyi şeyler de var. Salgın pek çok şehirde ticari gayrimenkul değerlerinde bir düşüşe yol açmış olsa da, şehrin çevresindeki yerleşim alanlarında ve aynı zamanda uzun zamandır mağdur olan küçük ve orta boyuttaki şehirlerde büyük bir yeni inşaat ve yatırım dalgasına yol açabilir. Genel olarak, uzaktan çalışma konusunda gönülsüz olan şirketler şimdi bunun işe yaradığını ve pek çok faydası olduğunu kabul ediyor. Boşuna umutlanmamız gerekse de, salgın politikacıları evrensel olarak daha genişbant internet sağlamanın yollarını aramaya ve daha az ayrıcalıklı çocukların bilgisayara erişimini sağlamaya teşvik edebilir.

 

Küresel ekonomi şu anda bir yol ayrımında. Politikacıların en önemli görevi, salgından en çok etkilenen bireylere ve ekonomik sektörlere acil yardım sağlamayı sürdürürken, devasa boyutlardaki belirsizliği azaltmaya çalışmak. Ancak COVID-19’un körüklediği güvensizliğin, en kötüsü geçmişte kaldıktan çok sonra bile, küresel ekonomiye yük olması muhtemel.

 

Bu yazı 3 Eylül 2020 tarihinde Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.