Biden-Putin Zirvesinden Öğrendiğimiz Beş Şey

Soğukkanlı olma durumunda kalmış olmanın hissedildiği bir normallik, 2018’in talihsiz Helsinki zirvesinin akıllardan silinmesine yardımcı oldu. Peki başka nelerin üstesinden gelindi?

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

1) Tuhaf ve öngörülemeyen Trump dönemi sona erdi. Donald Trump 2018’de, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Putin ile kötü bir zirve gerçekleştirmişti. Dönemin ABD başkanı, ortak bir basın toplantısında, Putin’in Moskova’nın 2016 ABD seçimlerine müdahale etmediğine dair sözlerine inandığını söylemişti. Bu Amerika için öyle küçük düşürücüydü ki Trump’ın baş danışmanı Fiona Hill yangın alarmını çalıştırarak ya da tıbbi bir acil durum uydurarak toplantıyı bir an önce sonlandırmayı düşünmüştü.

 

Buna karşın Cenevre’de sağduyulu bir normallik sergilendi. Biden, ABD-Rusya zirvesi için hazırlıklıydı. Putin’e, düzenbaz Kremlin davranışının damga vurduğu bir dönemin ardından, “öngörülebilir” bir ilişki istediğini söyleyerek rahat bir izlenim bıraktı. Zirve olağan diplomatik seyirde aktı: El sıkışma, birkaç saat süren yoğun görüşmeler ve ardından yapılan ayrı basın konferansları. Helsinki’nin hayaleti uzaklaştırıldı. 2018’de Trump, yardımcıları ve hatta Trump’ın kendi tercümanı olmadan Putin ile yalnız başına görüşmüştü. Bu kez 2018’den farklı olarak tartışılanların üzerinde uzlaşılmış bir kaydı olacak. Yine de ne söylendiğini bilmiyoruz.

 

2) Putin’in Washington’a bakışı (hâlâ) olumsuz. Son yirmi yılda beş Amerika başkanıyla görüştü. Bu süre zarfında Putin jeopolitik kinlerinin bir listesini tuttu: NATO’nun genişlemesi, ABD’nin Rusya’nın iç meselelerine karıştığı iddiası ve Irak’ta ve başka yerlerde gösterdiği “riyakârlık.” Çarşamba günü Putin siber saldırıların ardında Moskova’nın olduğu iddialarına karşılık verdi ve Rusya’nın bu olayın sorumlusu devletler listesinde dahi yer almadığını ileri sürdü. ABD’nin kışkırttığına inandığı, 2014’te Ukrayna’da gerçekleşen “kanlı darbe” hakkında da şikâyette bulundu.

 

Putin Soğuk Savaş zamanlarındaki gibi Amerika’yı küresel bir rakip ve hasım olarak görüyor. Cenevre zirvesi Putin’e ülkesinde kendisini uluslararası sahnede Biden’ın dengi olarak sunmasını sağladı. Görüşmelerdeki tutarlı ilerlemeye rağmen Putin’in ABD baskısına boyun eğmesi pek mümkün değil. Muhaliflerini baskı altında tutmayı sürdürecek ve tutuklu muhalif lider Aleksey Navalni’ye sempati duymadığını açıkça belirtti. Putin, Rusya’nın “büyük güç” ideolojisine içsel olarak arka bahçesi olarak gördüğü bir ülke olan Ukrayna konusunda tavizde de bulunmayacak. Son yıllarda Kremlin siber saldırılarla, siyasi müdahalelerle ve göze çarpan devlet cinayetleriyle batıya karşı, inkâr edilebilir (neredeyse) bir savaş açtı. Bu yıkıcı taktiklerin süreceğini sanıyorum.

 

3) Zirve bazı somut sonuçlara ulaştı. İkili ilişkilerin durumu göz önünde bulundurulduğunda Çarşamba günü gerçekleşen toplantı öncesinde beklenti düşüktü. Sonundaysa açık ve rahatlatıcı “çıktılar”a erişilebildi. Bu çıktılardan biri Rusya ve Amerika büyükelçilerinin durumunu normalleştirmek oldu. Rusya’nın Washington büyükelçisi Biden’ın Putin’i “katil” olarak nitelendirmesinin ardından geri çekilmişti. ABD’nin Moskova elçisi John Sullivan da Nisan ayında ABD’ye dönmüştü. Şimdi her ikisi de elçiliklerine dönerek diplomatik hayatlarına kaldıkları yerden devam edecek.

 

ABD ve Rusya dışişleri bakanlıkları arasında, 2024 yılında süresi dolacak olan Start III nükleer anlaşması ve siber güvenlik de dahil olmak üzere çeşitli konularda istişareler de yapılacak. Anlaşılan o ki, Moskova’da şaibeli suçlarla uzun süre tutukluluğa mahkûm edilen eski deniz kuvvetleri mensupları Trevor Reed ve Paul Whelan davalarında da bir ilerleme kaydedilmedi. Kremlin, bu iki Amerikalı’nın ABD’de uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanan Rus pilot Konstantin Yaroshenkoy’la takas edilmesini önerdi.

 

 

4) Putin bir yön saptırma ve “whataboutism”* ustası. Bir basın toplantısının ardından gerçekleşen görüşmelerde Batılı muhabirler Rusya’da gençlerin yönetim aleyhinde gösteri yapmasına neden izin verilmediğini öğrenmek istedi. Kremlin muhaliflerinin zehirlenmesine ilişkin sorular da sordular. Putin bu sorulara uzun ve ilgisiz tekrarlarla oyalanarak yanıt verdi. 6 Ocak’ta Washington’da Kongre Binası’nı basan Trump yanlısı 400 göstericinin sadece makul siyasi taleplerini ifade ediyor olduklarını söyledi. Şimdi haksız yere hedef alındıklarını ve haksız hapis cezalarıyla karşı karşıya olduklarını öne sürdü. Rusya’nın benzer bir kargaşaya engel olmak istediğini de ekledi.

 

Rusya’ya “bir düşman” gibi davrandığını söylediği ABD Kongresi hakkında da şikâyette bulundu. ABD, Rusya’daki siyasi grupları destekleyerek Amerika’nın “siyasi emelleri”ne katkıda bulunmaya çalışıyordu. Yabancı bir gücün “ajanlar”ı oldukları için devletin oldukça makul bir biçimde onlara aman vermediğini açıkladı. Bunların hiçbiri gerçekten doğru değil. Putin eleştirileri başından savmaya alışkın ve bunu yapma fırsatının keyfini çıkarıyor gibi görünüyor. Aynı zamanda BBC’nin Moskova’daki kıdemli muhabiri Steve Rosenberg’i de beğeniyor gibi. Putin, Rusya’nın dış politikasının “öngörülebilir” olup olmayabileceğini sorduğunda Rosenberg’in “sanatsal yeteneğini” methetti.

 

5) Putin’e göre ayarlanırsa, önemli görüşmelere zamanında yetişebilir. Rusya Devlet Başkanı’nın dünya liderlerini uzunca bekletme geçmişi var. Bunu kasıtlı olarak, üstünlük sağlamak için yapıyormuş gibi görünüyor. Cenevre zirvesinden önce üst düzey ABD yetkilileri, ilk gelenin Rus lider olmasını sağlayacak bir protokol hazırladılar. Bu endişelerinin haklı gerekçeleri vardı. Putin 2012 yılında Meksika’nın Los Cabos kentinde yapılan G20 zirvesinde Başkan Obama’yı 40 dakika beklemek durumunda bırakmıştı. Bundan üç yıl sonra Vatikan’da Papa Francis ile yapılan resmî bir görüşmeye bir saat geç kalmıştı. 2003 yılında Britanya’ya yapılan bir devlet ziyaretinde Kraliçe’yi bile 14 dakika bekletmişti. Ancak bu sefer Putin kusursuz davrandı. Birçok araçtan oluşan konvoyu kendisinden birkaç dakika sonra gelen Biden’dan önce zirvenin gerçekleşeceği Villa La Grange’a varmıştı.

 

* ‘peki şunun hakkında ne diyeceksiniz’ ya da ‘peki siz neredeydinizcilik’ olarak da çevrilen, soruya karşıt sorularla cevap verip konuyu dağıtma metodu.

 

Bu yazı The Guardian sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.