Bilim ve Dinin Kesişme Alanında “Kur’an Arkeolojisi”

Son 150 yıldır Kur’an ve arkeoloji arasında bağ kurma çabaları mevcut olmakla birlikte sistematik bir disiplin inşa edilememiştir. Kur’an Arkeolojisi bu açıdan merkezinde Kur’an metninin belirleyici olduğu yeni bir metodoloji; arkeolojik bulguların Kur’an ölçüleriyle “yorumlanması” demektir.

kuran arkeolojisi

Arkeoloji; özetle, geçmişte yaşamış veya kökleri geçmişten günümüze uzanmış canlılar, kültürler ve uygarlıklara ait her türlü fosil, alet, malzeme, yapı, yazı ve kurgusal maddi kalıntılar ile sosyal norm ve manevi kültür varlıklarını inceleyen bilim olarak tanımlanabilir. Kutsal metinler ve anlatılar da geçmişte yaşanmış birçok olayı hikâye ederek bu olaylardan ahlaki dersler çıkarmakta, kendi tarih anlatıları üzerinden bir kültür inşa etmektedir. Dolayısıyla arkeoloji ve din çoğu zaman yolları kesişen iki önemli unsurdur.

 

Konu Yakın Doğu olunca bu ilişki daha da önemli hal alıyor. Çünkü Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın evi olan bu coğrafya en önemli arkeolojik kazı bölgesidir aynı zamanda.

 

mağara, kış, dış mekan, tünel içeren bir resim

 

Arkeolojinin kurucu babalarının Hristiyan hassasiyetine sahip olması ve Kutsal Kitap anlatılarının kökenlerini araştırmak için bu bilimi kurduklarını da unutmamak gerekir. Bu sebeple Biblical Archeology (Kutsal Kitap Arkeolojisi) çalışmaları 19’uncu yüzyılın sonlarında İngiliz ve Amerikalı arkeologlar tarafından Kutsal Kitap’ın tarihselliğini doğrulamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Filistin’in İngiliz yönetimi altına girdiği I. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 1920’ler ile 1960’lar arasında İncil arkeolojisi, William F. Albright ve G. Ernest Wright gibi isimlerin öncülüğünde Levanten arkeolojisinin baskın Amerikan ekolü haline geldi. Çalışmalar çoğunlukla kiliseler tarafından finanse edildi ve teologlar tarafından yönetiliyordu.

 

1960’ların sonlarından itibaren Kutsal Kitap Arkeolojisi süreçsel arkeoloji (Yeni Arkeoloji) tarafından etkilendi ve araştırmanın dini yönlerini bir kenara itmesine neden olan sorunlarla karşılaştı. Bu durum Amerikan okullarının Kutsal Kitap çalışmalarından uzaklaşmasına ve Kutsal Kitap’taki anlatıyı kanıtlamaya ya da çürütmeye çalışmak yerine bölgenin arkeolojisine ve bunun Kutsal Kitap metniyle ilişkisine odaklanmasına yol açtı.

 

Günümüz itibarıyla Yahudi ve Hristiyanlara ait onlarca Kutsal Kitap Arkeolojisi araştırma enstitüsü faaliyet göstermektedir. Bu alanda arkeologlar yetiştirilmekte ve bu bilim insanları birçok keşfe imza atmaktadır.

 

Kutsal Kitap arkeolojisinden uzaklaşarak seküler bir disiplin haline gelen ve bugün itibarıyla pozitivist skeptik/kuşkucu bilim insanlarından oluşan arkeoloji akımları da çeşitlilik kazanmıştır.[1]

 

Din ve bilimin birbirine rakip olduğu, hatta dinin zararlı bir unsur olup bilim yoluyla onunla mücadele etmek gerektiğine dair ideolojik önyargı da arkeolojinin dinle mücadelede araçsallaştırılmasını beraberinde getirmiştir. Oysa din ve bilimin farklı alanlar olduğu ve çatışmak zorunda olmadıklarını görmek gerekir. Bu ayrışmada elbette dindarların da payı da vardır. Bilimlere yönelik güvensizlik ve ilgisizlik, bilim yapmanın gereksiz görülmesi gibi tutumlar din-bilim ayrışmasına hizmet etmiştir.

 

Kur’an’ın en önemli söylemlerinden biri de geçmişte yaşanmış kıssaların doğru şekilde anlatmasıdır. Kitab-ı Mukaddes ve üzerine tarih boyunca eklenen Mişna, Talmud Midraş literatürü ile genellikle aynı kıssaları konu edinir. Ancak Ehl-i Kitap literatürünün tarihsel aktarımında yaşanan sorunlar, ekleme, çıkarma, asıl metin ve kimi yorumların birbirine karışması sebebiyle bu anlatılar deforme olmuştur. Kimi deformasyonlar o denli fazladır ki tarih biliminin de alanına giren konular adeta tanınmaz hale gelmiş, masalsı bir boyut kazanmıştır. Böylesi bir durum, bilim insanlarının Kutsal Kitap’ın ve diğer Ehl-i Kitap literatürünün tarihe dair anlatılarını gerçek olmayan hayali hikâyeler şeklinde görmesine de yol açmıştır.

 

Kur’an’ın doğrusunu anlatma iddiasına rağmen Müslüman dindarların arkeolojiye ilgisizliği ise büyük bir boşluk oluşturuyor. Öyle ki Müslümanlar Kur’an merkezli bir arkeolojik perspektif oluşturma, bu bakış açısını bir metodolojiye dönüştürme ve sonrasında sahada kazı yapmaktan halen çok uzakta. Yahudi ve Hristiyanların bu alanda bir hayli önde olduklarını yukarıda belirtmiştim. Tüm bu tablo da Muhammed Halefullah gibi bazı Müslüman akademisyenlerin Kur’an’daki kıssaların aslında yaşanmamış olabileceği iddiasına kadar sürüklemiştir.

 

Kur’an Arkeolojisi henüz doğum aşamasında. Bir elin parmakları kadar az sayıda araştırmacı ve akademisyenin uğraş verdiği bu alanın öncü isimleri 20’nci yüzyılın başlarında neşet etmeye başladı. Ancak burada iki olgu arasındaki farkı da belirtmek gerekir ki son 150 yıldır Kur’an ve arkeoloji arasında bağ kurma çabaları mevcut olmakla birlikte sistematik bir disiplin inşa edilememiştir. Kur’an Arkeolojisi bu açıdan merkezinde Kur’an metninin belirleyici olduğu yeni bir metodoloji; arkeolojik bulguların Kur’an ölçüleriyle “yorumlanması” demektir. Bu çerçeve elbette arkeolojik bulgulardan edindiğimiz bilgilerin çarpıtılması anlamına gelmez. Ancak tıpkı Kutsal Kitap Arkeolojisi’nde olduğu gibi Kur’an’ın işaret ettiği anlatılar ile arkeolojik kanıtların buluşturulmasını, bu çerçevede Kur’an’a iman eden kitlelerde bir tarih bilincinin oluşturulmasını hedefler. Kur’an tarihi, ahlaki dersler çıkartmak için muhataplarına aktarır. Bu sebeple çoğu kez detay vermez. Ancak tarihi detaylara aykırı kurgular da içermez.

 

Öncü Çalışmalar

 

kayıp binyıl

 

Müslüman alimlerin çağdaş arkeolojinin ortaya çıkmasından yüzyıllar önce tarihi eserlere yönelik ilgileri sistemleşmese de hep var olagelmiştir. Mısırlı araştırmacı El-Daly’nin Türkçeye Kayıp Binyıl: İslam Dünyasında Hiyeroglifler ve Eski Mısır adıyla tercüme edilen Egyptology: The Missing Millennium isimli araştırması, klasik dönem Müslüman yazarların arkeolojik çalışmalarının miktarını ve niteliğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.[2]

 

Hint alt kıtasında Hindu ve Hristiyan eleştirmenlere cevap verme ve İslam’ı savunma ihtiyacı entelektüel olarak bu bölgedeki birçok Müslüman alimi motive etti. Bu da gerek dinler tarihi gerekse de arkeoloji, sosyal antropoloji gibi bilimlerde araştırma yapmayı beraberinde getirmişti. Özellikle 19 ve 20’nci yüzyılın en önemli müfessirlerinden olan Allâme Hamiduddin Ferâhî’nin (1863-1930) ilmî çalışmaları Kur’an ve arkeoloji arasındaki sıkı bağların ilk örnekleri olarak anılabilir.[3]

 

farahi islahi

 

Konuyu önce Tefsîru niẓâmi’l-Ḳurʾân ve teʾvîlu’l-Furḳān bi’l-Furḳān adlı kapsamlı tefsirinde işlemiş daha sonra ise müstakil olarak konuya dair er-Raʾyu’ṣ-ṣaḥîḥ fî men huve’ẕ-ẕebîḥ (A’zamgarh 1331, 1338) adlı bir kitap kaleme almıştır. Ferâhî’nin bu eseri, Hz. İbrahim’in kurban etmeye teşebbüs ettiği oğlunun İshak değil İsmail olduğunu Yahudi ve İslam kaynaklarıyla mukayeseli olarak ortaya koyduğu bir eserdir. Kitap, Emîn Ahsen Islâhî tarafından Urducaya çevrilerek neşredilmiştir (Delhi, ts.; Lahor 1395/1975).

 

Ferâhî’nin izinden giden Ebu’l Âla Mevdudi’nin (1903-1979) Tefhimu’l Kur’ân adlı tefsiri ile Seyyid Süleyman Nedvî’nin (1884-1953) Arżu’l-Ḳurʾân (I-II, A’zamgarh 1915-1918) eseri örnek verilebilir. Bu kitap Kur’an-ı Kerim’de geçen coğrafi mekânlar ve kavimler hakkında Urduca ilk çalışmalardandır. Nedvî bu eserini sîret projesinin bir parçası olarak göstermektedir (Şah Muînüddin Ahmed Nedvî, s. 192-193). Seyyid Muzafferüddin Nedvî’nin büyük ölçüde bu kitaptan faydalanarak A Geographical History of the Qur’an adıyla kaleme aldığı eser (Lahore 1968; Delhi 1985), Nedvî’ye nisbet edilerek Kur’ân Coğrafyası: Kavimler ve Toplumlar: Ad Semud Medyen ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir (Trc. Abdullah Davudoğlu, İnkılap Yay., İstanbul, 2003).

 

kuran coğrafyası

 

Dinler tarihi ve arkeolojiyi Kur’an çalışmalarıyla meczeden bir başka alim ise yine Hindistan coğrafyasından Ebû’l Kelâm Âzâd’dır (1888-1958). Âzâd’ın bu alanlarda Aṣḥâb-ı Kehf (Delhi, ts.), el-Bîrûnî aur Coġrâfiye-i ʿÂlem (New Delhi, 1980), Ḥażret-i Yûsuf (Delhi, ts.) ve Ẕülḳarneyn (Lahor, ts.) isimli eserleri bulunmaktadır.

 

zülkarneyn kimdir

 

21’inci yüzyılda Kur’an kıssalarının arkeolojik bulgularla temellendirilmesi, anlaşılması ekseninde çalışmalar artış göstermiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri de Madain Projesi’dir. Proje “İbrahimî Arkeoloji” kavramsallaştırması yaparak Kutsal Kitap Arkeolojisi sonuçlarıyla İslam Arkeolojisi’ni tek bir arşiv çatısı altında buluşturmayı hedeflemektedir. Projenin internet sayfasında kavramsallaştırma ve kapsam şu şekilde anlatılmaktadır:

 

İbrahimî Tarih Nedir?

 

İbrahimî Tarih, dini ve teolojik yönleri dikkate almaksızın üç İbrahimî din açısından tarih ve arkeolojinin incelenmesidir. İbrahimî Tarih’in amacı, dini öğretilerin ve davranışların zaman içinde nasıl ve neden geliştiğini ve değiştiğini anlamaktır. Çiftçiliğin gelişimi, şehirlerin ortaya çıkışı veya büyük medeniyetlerin çöküşü gibi önemli kültürel olayların evrimindeki kalıpların üç büyük İbrahim dinini neden ve nasıl etkilediğine dair ipuçları aramayı amaçlar.

 

İbrahimî Tarih bağlamında Madain Projesi’nin özü, tarih ve arkeoloji alanlarını belirli milliyetçi veya dini (dogma) gündemlerin ötesinde incelemek ve ara bağlantıları vurgulayan ve kutlayan yeni (doğrusal), kapsayıcı bir tarih vizyonunu teşvik etmektir. Üç İbrahimî din arasındaki çapraz okumalar, alışverişler ve işbirliğidir.

 

İbrahimî Arkeoloji Nedir?

 

İbrahimî Arkeoloji, arkeolojinin dini ve teolojik yönleri dikkate alınmaksızın üç İbrahimî din açısından incelenmesidir. Bu uzmanlıkta izlenen yöntemler ve analitik prosedürler genellikle tarihin ve arkeolojinin diğer dallarından türetilmiş olsa da, İbrahimî dinlerin maddi kayıtlarının incelenmesi açısından İbrahimî Arkeoloji’nin ne ölçüde özel olarak tanımlanması gerektiği hâlâ açık değildir.[4]

 

“Kur’an ve Arkeoloji”den “Kur’an Arkeolojisi”ne

 

Şevki Ebû Halil’in kaleme aldığı Kur’an Atlası ve Cevad Ali tarafından telif edilen el-Mufassal fi Tarihi’l-Arab Kable’l-İslâm isimli 10 ciltlik ansiklopedik eser önemli çalışmalardır. Ali, ortaya koyduğu çalışmalarının kaynağı olarak şunları zikretmektedir. 1-Yazıtlar ve yazılar, 2-Tevrat, Talmud ve diğer İbranice kitaplar, 3-Yunanca, Latince ve Süryanice vb. kitaplar, 4-Diğer Arap ve İslami kaynaklar.

 

Batı literatüründe İslam kültürünü ilgilendiren unsurların arkeolojik bulgularla desteklenmesi ve karşılaştırılması bağlamında bazı çalışmalar yapılmıştır. Bunların başında ise Marcus Milwright’ın An introduction to Islamic archaeology[5] ve Bethany J. Walker, Timothy Insoll ve Corisande Fenwick imzalı The Oxford Handbook of Islamic Archaeology gelmektedir.[6] Kur’an Arkeolojisi kavramına Şeyh Hurşid Hasan’ın Kur’ân Arkeolojisi başlıklı makalesinde rastlıyoruz.[7]

 

1996’da arkeolog Eyyüp Ay’ın kaleme aldığı İlâhi Mesaj’ın Kadim Medeniyetlerdeki İzdüşümleri: Kur’an’ın Arkaplanına Arkeolojik Bir Yaklaşım başlıklı makalede[8] arkeolojinin Kur’an mesajının arka planını anlamada önemli bir yöntem olduğu vurgulanmıştır.

 

Kur’an ve arkeoloji ilişkisine dair derli toplu ilk çalışmalar ise ülkemizde Prof. Dr. Bahattin Dartma tarafından yapılmıştır.

 

Dartma, Kur’an-ı Kerim Işığında Arkeoloji isimli makalede daha çok arkeolojik bulgulara yönelik Kur’an merkezli bir bakış açısının ne olabileceğini tartışmıştır. Aynı müellif Kur’an ve Arkeoloji adlı kitabında da, Kur’an’da geçen bazı peygamberlerin kıssalarındaki hidâyet ve ibret mesajlarını ele almış, bu açıdan “bulgular ve perspektif/değerlendirme” bütünlüğünü sağlamaya çalışmıştır.[9] Tüm bu çalışmalar ve araştırmalar büyük oranda Kutsal Kitap Arkeolojisi çalışmalarından etkilenmiş ve o çalışmaları kullanmak zorunda kalmıştır.

 

göbeklitepe


Kur’an ve arkeoloji ilişkisini daha genel bir çerçevede Din Arkeolojisi şeklinde irdeleyen bir diğer akademisyen ise Prof. Dr. Bilal Toprak’tır. Toprak’ın Din Arkeolojisinin İmkânı ve Göbekli Tepe başlıklı doktora tezi 2022’de Din Arkeolojisi ve Göbekli Tepe adıyla yayınlanmıştır.[10] Çalışma, dinler tarihi ile arkeoloji arasında disiplinlerarası bir alan olarak Din Arkeolojisi’nin imkânını tartışmaktadır. Bu bağlamda öncelikle bir bilgi üretme pratiği olarak arkeolojinin tarihsel seyri eleştirel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Böylece gerek Batı’da ve gerekse ülkemizde arkeolojinin tarihsel süreç içerisindeki konumu incelenmektedir. Devamında diğer sosyal bilimler gibi arkeolojinin de şekillenmesine etki eden politik, ideolojik ve dinsel etkenler bahse konu edilmektedir. Bu durum geçmişi maddi kültür üzerinden ortaya koymaya çalışan arkeolojinin zaman zaman ideolojik bir aygıta dönüştürülmesi açısından da önem arz etmektedir.

 

Disiplinlerarası bir alan olarak önerilen Din Arkeolojisi’nin teorik çerçevesinin sunulduğu ikinci bölümde ise ilkel, din, ritüel ve Şamanizm gibi arkeoloji ve dinler tarihinin ortak kavramları üzerinden eleştirel bir okuma yapılmaktadır. Bu sayede 19’uncu yüzyılda etkin olan paradigmadan önemli izler taşıyan söz konusu kavramların geçmişimizi anlamamız hususunda yüklendiği olumsuz duruma dikkat çekilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise, son dönemlerin en önemli arkeolojik keşiflerinden olan Göbekli Tepe’nin Din Arkeolojisi perspektifinden incelenmesine yer verilmektedir. Böylece ilk iki bölümde ele alınan teorik tartışmaların Göbekli Tepe üzerinden pratik bir düzlemde incelenmesi hedeflenmektedir. Göbekli Tepe’deki T biçimli dikilitaşlara resmedilen hayvan tasvirlerinin ve soyut sembollerin ancak disiplinlerarası bir çalışma alanı olarak Din Arkeolojisi bağlamında nasıl anlaşılabileceği tartışılmaktadır.

 

ademin çocukları
kuran arkeolojisi

 

Kur’an Arkeolojisi’ni ilk kez bir disiplin olarak sistematize etmeye çalışan bilim insanı ise Prof. Dr. Güngör Karauğuz’dur. Eski Çağ tarihçisi ve arkeolog olan Karauğuz, Hitotolog olmasının yanı sıra Kur’an’ın Yakın Doğu coğrafyasına dair anlatıları ile arkeolojik bulgular arasında müstakil bir disiplin olarak Kur’an Arkeolojisi’ni sistemleştirmeye çalışmaktadır. 2017’de kaleme aldığı Âdem’in Çocukları” isimli eserinde çalışmalarını bir kronoloji ekseninde yayınlayan Karauğuz, 2023’te yazdığı ikinci eseri Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Hz. Lut Bağlamında Kur’an Arkeolojisi: Bir Yöntem Teklifi adlı kitabında bu çalışmalarını daha da geliştirmiş, üç peygamberin yaşamlarına odaklamış ve sistematize ettiği Kur’an Arkeolojisi yönetimini uygulamalı olarak göstermeye çalışmıştır.

 

Kur’an Arkeolojisi kavramına dikkat çeken bir diğer akademisyen de Doç. Dr. Ahmet Özdemir’dir. Özdemir, Kur’an’ı Anlamada Yeni Bir Yöntem Önerisi Olarak Kur’an Arkeolojisi[11] başlıklı makalesinde arkeolojiye Kur’an eksenli bir perspektifle yaklaşılabileceğini savunur. Özdemir, yöntem önerilerini Kur’an’ın Sümerlerde Kökeni mi Yoksa Sümerlerde Tevhit İzleri mi?[12] başlıklı makalesinde uygulamaya çalışmıştır.

 

kuran arkeolojisi

 


Kur’an Arkeolojisi alanında Arapça yazılmış en kapsamlı eser Tunuslu ilim adamı Sâmi Amiri’dir. Âmirî, El-Vucûdul Tarihî lil-Enbîya ve’l Cedelul Bahsî Arkeulucîy” (Nebîlerin Tarihsel Varlığı ve Arkeolojik Araştırma Tartışması) adlı 556 sayfalık hacimli eserinde Kur’an’da adı geçen tüm peygamberlerin Kur’an, Kitab-ı Mukaddes ve arkeolojik bulgularla gerçekte yaşayıp yaşamadıklarını ele almış ve onlara dair bulguları bir araya getirmeye çalışmıştır.[13]

 

Türkiye akademisinde ise genellikle İlahiyat Fakültelerinin Tefsir ve Dinler Tarihi bölümlerinden hocaların arkeolojiyle doğrudan ilgilendiğini belirtebiliriz. Özellikle bu isimler arasında çalışmalarında arkeolojiyi de esas alan Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Prof. Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Prof. Dr. Baki Adam, Hakan Olgun, Kürşat Demirci, Zafer Duygu ve Yasin Meral’i anmadan geçemeyiz. Akademi dışından da bağımsız araştırmacılar Kur’an ve arkeoloji arasında mekik dokuyan nitelikli bir çok çalışmaya imza atmışlardır. Özellikle bu isimler arasında şu isimleri sıralayabiliriz: Mete Firidin, Rıdvan Çeliköz, Hikmet Zeyveli, Kurtuluş Berzan.

 

Kur’an ve arkeolojinin bir araya getirilmesi ayrıca Kur’an’ın temel iddialarının akli zemininin de gösterilmesi demek. Örneğin İslam kendisini tüm inançların özü olan Tanrı’ya teslimiyetin evrensel adı olduğunu söyler. Yani tarih-üstü biçimde yeryüzündeki tüm monoteist inançların ortak ismi “Tek Tanrı’ya teslim (Muslîm) olmak” çatısı altında görülür. Yine Kur’an her insanın özü itibarıyla (fıtraten) Tek Allah’a iman üzere doğduğunu ancak daha sonra çevre, nefsani arzular ve aile gibi faktörler sebebiyle bundan uzaklaştığını söyler. Bireylerin doğum sonraları gibi aslında tüm dinler de önce monoteist iken sonraları bozularak farklı dinlere dönüşmüşlerdir.

 

Yine İslam tüm toplumlara içlerinden seçilmiş kişilerin (Resul/Nebî) gönderildiğini ifade eder. Bu da peygamberlerin sadece Mezopotamya’ya gönderilmediği ve peygamberlerin sadece Kur’an’da anlatılanlarla sınırlı olmadığı anlamına gelir. O halde Dinler Tarihi ve Din Arkeolojisi alanları bu iki perspektifle, yani “monoteizmin esas, diğer inançların monoteizmin dejenere versiyonları olması” görüşü ve “tüm toplumlara Allah tarafından peygamber gönderildiği” bakış açısı ile incelenmelidir ki böylesi kapsamlı bir çalışma da araştırılmayı beklemektedir.

 

__

  1. Colin Renfrew, Paul Bahn, Arkeoloji: Anahtar Kavramlar (Archaeology. The Key Concepts), Çev. Selda Somuncuoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2021 (1. Baskı-Aralık 2013).

  2. Okasha El-Daly, Kayıp Binyıl: İslam Dünyasında Hiyeroglifler ve Eski Mısır, İthaki Yayınları, İstanbul, 2013.

  3. Ferâhî hakkında en kapsamlı çalışma Dr. Orhan Güvel tarafından yapılmıştır: Hamîduddin El- Ferâhî ve Kur’an’ı Yorumlama Metodu: Kur’an Surelerinde Yapısal Ve Tematik Bütünlük, KURAMER Yayınları, İstanbul, 2020.

  4. https://madainproject.com/frequently_asked

  5. Edinburgh University Press Ltd., Edinburgh 2010.

  6. Oxford University Press, 2020.

  7. Shaikh Khurshid Hasan, “Qur’ānic Archaeology”, Islamic Studies, Vol. 35, No. 2, Summer 1996, pp. 203-209 Islamabad Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan Islamic Studies dergisinde yayınlanmıştır. https://www.jstor.org/stable/20836942. Türkçesi: Dücane Demirtaş, Umran Dergisi, Temmuz 2018, s. 56-59

  8. Eyüp Ay, “’İlahî Mesaj’ın Kadim Medeniyetlerdeki İzdüşümleri: Kur’an’ın Arka Planına Arkeolojik Bir Yaklaşım’”, İslami Araştırmalar, 9/1-2-3-4, 1996.

  9. Bahattin Dartma, “Kur’ân-ı Kerîm’in Işığında Arkeoloji, Kur’an Mesajı”, İlmi Araştırmalar Dergisi, c.2, sayı. 10-11-12, 1998; Kur’ân ve Arkeoloji, Pınar Yayınları, İstanbul, 2005; “Arkeolojik Veriler Bağlamında Kur’ân Kıssalarının Fiilen Gerçekleşmemiş Hadiseler Olduklarına Dair”, Journal of Academic Studies, c.5, sayı.18, 2003, ss. 163-176; “Yazının Keşfi Konusuna Dinî Metin ve Arkeolojik Bulgular Çerçevesinde Yeni Bir Yaklaşım”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi , c.16, sayı. 41, 2009, ss.1-15.

  10. Bilal Toprak, Din Arkeolojisi ve Göbekli Tepe, Milelhnihal Yayınları, İstanbul, 2022.

  11. Ahmet Özdemir, “Kuranı Anlamada Yeni Bir Yöntem Önerisi Olarak Kuran Arkeolojisi”, İslami Araştırmalar Dergisi, 30/2, 2019, s.278-297.

  12. Ahmet Özdemir, “Kur’an’ın Sümerlerde Kökeni mi Yoksa Sümerlerde Tevhit İzleri mi?”, Journal Of Social Humanities Sciences Research (JSHSR), 4(12), 2017, s.858–866.

  13. Amiri, Sâmi, “El-Vucûdul Tarihî lil-Enbîya ve’l Cedelul Bahsî Arkeulucîy”, Ravasih Yayınları, Kuveyt, 2021.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.