Bir Aşı Avının İç Yüzü

BioNTech insanlığa pandemiden çıkış yolu teklif eden bir aşı geliştirdi. Alman şirketinin arkasındaki karı-koca ekibi teknolojilerinin tıbbı da dönüştürebileceğine inanıyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Arama geçen Pazar akşamı, Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin Almanya’nın Mainz kenti yakınlarındaki mütevazı evlerinde evrak işlerini yetiştirmeye çalıştığı sırada geldi. Telefon, bazen tartışmalara yol açan, ömürlük çalışmalarının insanlığa Covid-19 pandemisinden çıkış yolu sunabilecek bir çığır açtığını doğruladı.

 

12 yıl önce beraber kurdukları BioNTech şirketi tarafından geliştirilen bir aşı adayı hastalığı önlemede yüzde 90 üstü bir oranda, grip, zona veya kuduz için yaygın olarak kullanılan aşılarınkinden çok daha yüksek bir seviyede etkiliydi. Bu ölümcül virüsün bilim tarafından yok edilebileceğini ilk kez kanıtlamış oldu.

 

Ama bu iki içki karşıtı Pazar günü haberlerde boy gösterip siyah çay demleyerek bu anı kutlasa da ne Dr. Şahin ne de araştırma ortağı ve eşi Dr. Türeci BNT162b2 kod adı verilen kıymetli ürünlerinin neden işe yaradığını tam anlamıyla açıklayabiliyor.

 

Bu büyük ölçüde öyle tasarlanmasından kaynaklanıyor.

 

Altı ülkede 43.000’den fazla çalışanı olan ABD’li ilaç grubu Pfizer tarafından yapılan deneylerde test edilmekte olan aşı, Mart’tan beri şirkete düzenli erişimi olan Financial Times’a konuşan Dr. Şahin’e göre, “bazı açılardan neredeyse mükemmel bir aşı.” Biri veya birkaçının Sars-Cov-2’yi yeneceği umuduyla birtakım patojenle mücadele aracını eşzamanlı olarak seferber ederek çalışıyor. Ama şimdiye kadar hangilerinin gerçekten başarılı olduğunu bilmiyorlar.

 

 

BioNTech’in genel müdürü de olan Dr. Şahin, “Koruma oranına neyin neden olduğunu hala anlamaya çalışıyoruz ve bu önümüzdeki 12 ayda belli olacak” diyor.

 

BioNTech aşısının dayandığı, mesajcı RNA veya mRNA olarak bilinen yeni platform kızamık ve çocuk felci gibi hastalıkları neredeyse yok eden aşıların aksine bağışıklık tepkisini tetiklemek için zayıflatılmış veya etkisizleştirilmiş bir virüsü kullanmıyor. Bunun yerine, şimdiye kadar lisanslı bir ilaçta hiç kullanılmamış olan ve on yıllardır bilim camiasında şüpheyle karşılanan bir metotla vücuda genetik talimatlar enjekte ediyor.

 

Ancak korona virüsü krizi Dr. Şahin ve Dr. Türeci’ye teknolojinin temel özelliklerinden biri olan bağışıklık sisteminin farklı güçlerini belirli bir hedefe karşı hızla sevk etme yetisinin 25 yıldır tanıtımını yaptıkları devrimin habercisi olabileceğini kanıtlama fırsatı verdi.

 

BioNTech’in genel tıp müdürü de olan Dr. Türeci, “bu hastalıkla mücadele etme konumunda bulunmamız şanslı bir rastlantı oldu” diyor.

 

“Kişiye özel kanser aşıları için üretme bağlamında RNA ile çok fazla deneyimimiz oldu” diye ekliyor. Bu BioNTech’in ancak yakın zamanda yüksek kaliteli üretim için yeterince istikrarlı tutmayı başardığı bir süreç. “Pandemi üç yıl önce yaşanmış olsaydı bu çok daha zor olurdu.” diyor.

 

‘Bağışıklık Sistemine Fısıldayanlar’

 

BioNTech için Sars-Cov-2’nin zamanlaması şirketin beklenmedik başarısına yol açan birkaç talihli olaydan sadece biri.

 

Dr. Şahin ve Dr. Türeci 1960’larda, Almanya’ya göç etmiş Türk ebeveynlerin çocukları olarak doğup birbirlerinden 250 km mesafede büyümüş ve şaşırtıcı bir şekilde, sonunda birleşecek olan benzer yollardan geçmişti.

 

Dr. Şahin’in babası Köln’deki bir Ford otomobil fabrikasında çalışmış. 55 yaşındaki Şahin, 11 yaşında itibaren “inanılmaz derecede güzel ve karmaşık” bağışıklık sistemine hayran kaldığını hatırlıyor. “Bizim zamanımızda Google yoktu, kasabaya her gidişimizde kitapçıya giderdim” diyor. “Kasabadaki kütüphaneciyle de aram iyiydi; benim için yeni [fen ve matematik] kitaplar sipariş eder ve ben gelene kadar onları bir kenarda ayırırdı.” diye ekliyor.

 

Dr. Türeci’nin bilime büyük ilgisi olan cerrah babası, onun eğitiminde daha doğrudan bir rol oynamış. Çocukluktan itibaren hastane vardiyalarında ve hatta ameliyathanede babasını takip edermiş. “İlk apandisit ameliyatını altı yaşımda izlemiştim” diyor.

 

Farklı üniversitelerde neredeyse aynı yolu takip etmiş, tıp diplomalarını bir doktora programıyla birleştirmişlerdi: Dr. Türeci moleküler biyoloji, Dr. Şahin ise immünoterapi alanında.

 

Çift 1990’ların başında tanışmış: Türeci Saarland’da bir hastanede kan kanseriyle ilgilenen bir birimde rotasyondayken Şahin orada stajyer doktor ve Türeci’nin süpervizörüymüş. İlk buluşmalarını klinik öncesi buluşları (vakur Dr. Şahin daha o zamandan bilimsel makalelerin sonuçlarını ezberinden alıntılayabiliyormuş) ve kanser terapileri oluşturmaya yönelik ortak bir hedefi tartışmakla harcıyorlarmış. İkili, düğün günü bile laboratuvar işine zaman ayırmış.

 

Dr. Türeci “Akademik alanlarımızın birbirini tamamladığını fark ettik” diyor ve buruk bir tebessümle “O yüzden onlarla ve birbirimizle evlendik” diye ekliyor.

 

Dr. Türeci kendisini araştırmalara adamak için hekimlik eğitimini bıraktıktan sonra, Türeci’nin şimdi esprili bir ifadeyle işlerini ‘bağışıklık sistemine fısıldayanlar’ diye nitelediği çift, kanserojen tümörler üzerindeki antijenleri bulup onlarla savaşacak benzersiz bir araç bulmaya çalışıyordu.

 

Dr. Türeci, “Geniş anlamda [birçok] farklı teknolojiye ilgimiz vardı ve bunların hepsi kabul görmüyordu. Tipik inek öğrencilerdik.” diyor.

 

Dr. Şahin viral vektörler veya rekombinant proteinler gibi metotların çift 1990’ların ortalarında mRNA olarak bilinen özgün platformu duyana kadar “sınırlı” olduğunu söylüyor.

 

Hem BioNTech hem de Dr. Şahin ve Dr. Türeci’nin ilk şirketleri olan Ganymed’in kurulmasına yardımcı olan immüno-onkoloji öncüsü Cristoph Huber, mRNA aşılarının “bulaşıcı olmayan” yani kişinin aşısını yaptırdığı hastalığı kapma riski bulunmayan bir platform olmanın yanında basitçe hücre mekanizmasında okunabilen talimatlar göndererek “hastanın kendi ilacını üretmesini sağlayan bir yol” sunduğunu belirtiyor.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Bilimi İspatlamak

 

Yine de daha geniş bilim dünyası bu teknolojiyi, özellikle de vücudun mRNA terapilerine işgalci muamelesi yaptığını gösteren ilk deneylerden sonra büyük ölçüde görmezden geldi.

 

Dr. Şahin, şimdi bir Nobel Ödülü yolu açılan, mRNA çalışmalarına kendini adamış bir avuç araştırmacı için “küçük bir topluluktu ve bu küçük topluluk içinde bile birbirimizi görmezden geliyorduk” diyor.

 

Sermaye piyasaları ve ilaç şirketleri de ikna olmayarak bunun yerine 2016’da kabaca 1,4 milyar dolara satılan Ganymed’deki antikor terapilerine odaklanmıştı.

 

Arkadaş ve meslektaş çevrelerinde bilimsel dergilere bağımlılığıyla kibarca alay edilen Dr. Şahin, Ocak 2020’de Lancet dergisinde Çin’in Hubei eyaletinde ortaya çıkan yeni bir korona virüsüyle ilgili bir makale okumuş. Hemen Dr. Türeci ve BioNTEch genel kurulunun diğer üyelerini kanıtların raporun yazarlarının bile tahmin ettiğinden daha hızlı yayılma potansiyeli olan bir patojene işaret ettiğine ikna etmiş.

 

Sars-Cov-2’in gen diziliminin 12 Ocak’ta kamuoyuna açıklanmasından sadece iki hafta sonra BioNTech Covid-19 aşı programına başladı.

 

Dünya Sağlık Örgütü Mart başında küresel bir pandemi olduğunu açıkladığında şirketin elinde geliştirme aşamasında olan 20 mRNA adayı bulunuyordu. Günler sonra, yaklaşık 1.300 personeli olan şirkete klinik deneyler ve kitlesel üretimde yardımcı olmak için Pfizer ve Çinli Fosun şirketleriyle anlaşmalar imzaladı.

 

Mart’ta FT’ye konuşan Dr. Şahin düzenleyicilerin “iyi niyetiyle” onaylanmış bir ürünün yıl sonuna kadar hazır olabileceğini söylemiş ama bunun “imkan sınırlarını zorlamak” anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu.

 

Çiftin bir aşının bir yıl içinde teslim edilebileceğine duyduğu sessiz güveninin arkasında 2003’teki Sars salgını sırasında yapılan, virüslerin üzerinde akciğer hücrelerinde yaygın olarak bulunan bir reseptöre bağlanan “diken” proteinlerinin varlığını ortaya çıkaran ve bir mRNA aşısının antikorları savaşa çağıracak bir tepkiyi etkinleştirebileceği bir keşif vardı.

 

Başarılı olursa bu antikorlar, Sars-Cov-2’de özellikle güçlü olan diken proteinine reseptörlere bağlanmasını engellemek için bağlanırken eşzamanlı olarak da hücreleri virüsü fagotize etmeye veya yutmaya çağıracak.

 

Şirket Project Light-speed’i hızlandırırken klinik öncesi veriler düzenleyicileri Nisan’da klinik deneylere izin vermeye ikna edecek kadar güçlüydü. BioNTech kendi adaylarının sayısını dörde indirdi.

 

Ancak solunum virüsleri patojen burun veya ağız yoluyla çok çabuk akciğerlere ulaşabildiği için baş edilmesi zor olmakla biliniyor. Bununla savaşmak için BioNTech, kendi mRNA aşısını T-hücreleri olarak bilinen ikinci bir savunma hattını etkinleştirecek şekilde tasarladı.

 

Aşı iki tür T-hücresi üretiyor. İlki CD8 olarak biliniyor ve enfekte olmuş hücrelerin içine bakıp virüsle karşılaşırsa bu hücreleri öldürebilen tarama molekülleriyle donanmıştır. İkincisi ise planlayıcı olarak bilinen ve antikorların virüsün doğru tarafına saldırıp virüse çok güçlü bir şekilde bağlanmasını sağlayan CD4 hücreleridir. Ayrıca CD8’in çalışmasına da yardım ederek bağışıklık sisteminin diğer birçok parçasını da yardıma çağırırlar.

 

Dr. Türeci, “Kartopu etkisiyle kaldıraç gücü olarak kullanabileceğiniz tüm bir bağışıklık mekanizmaları serisini faaliyete geçirebilirsiniz.” diyor.

 

Ancak bunun insan testlerinde nasıl işleyeceği bu haftaya kadar pek bilinmiyordu.

 

BioNTech ve Pfizer, üç aşı adayını eledikten sonra (bir tanesi hastaların yüzde 75’inin ateşinin yükselmesine neden oldu) Temmuz sonunda geniş ölçekli bir son aşama deneyini başlattı.

 

Deney katılımcılarının kabaca yarısına plasebo verilip yaklaşık 21000 kişiye üç hafta arayla iki aşı vurulurken Dr. Şahin ve Dr. Türeci, bağımsız gözlemcilerin genel etkililik oranını hesaplayabilmesi için gereken 62 gönüllünün Covid-19’a yakalanmasını bekledi.

 

O eşik 3 Kasım ABD seçimlerinden hemen sonra geçildi ve dış komitelerin aşının yüzde 90 etkili olduğunu bulduğu yönündeki haberler günler sonra ulaştı.

 

Yüzde 80 etki oranı bekleyen ve sonuçları beklerken işlerle kendini meşgul eden Dr. Şahin haberi Pfizer genel müdüründen duydu. Dr. Şahin, “Albert [Bourla] beni arayıp, verileri duymak istiyor musun, diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim. Bu müthiş bir rahatlamaydı. Bağışıklık olduğuna dair çok sayıda gösterge vardı ama kesin kanıt yoktu.” diyor.

 

Ama küresel tepki BioNTech’te kimsenin beklemediği kadar daha büyük ve daha politikti. Evlerinde televizyon olmayan ve sosyal medyadan uzak duran Dr. Şahin ve Dr. Türeci göçmen başarı hikayesi, şimdi Deutsche Bank’tan daha değerli olan şirketleri özel sermeyenin gücünün bir örneği olarak selamlandı.

 

Arkadaş ve meslektaşları çifte, pandemiyle mücadelenin siyasetinden uzak durmaya özen gösterip Trump yönetiminin süreci etkileme girişimleriyle ilgilenme işini Pfizer’in genel müdürü Bourla’ya bırakan Dr. Şahin’i çileden çıkarma pahasına bu haberlerden kesitleri email ile gönderdi.

 

Hayat hikayelerinin göçmenlerin katkıları tartışmalarına malzeme yapılmasından bıkan Dr. Şahin “Elbette hikayemizden cesaret alan göçmen kökenlere sahip insanlar var.” diyor. “Bizi göç lehine bir argüman olarak kullanabilirsiniz ama bir şeyler ters giderse de göç aleyhine kullanabilirsiniz.” diye ekliyor. “Yalnızca gerçeklere odaklanmalıyız.”

 

BioNTech’in hala ABD ve AB düzenleyici kurumlarının güvenlik testlerinden geçmesi gereken aşı adayı nihai başarısını nükleozit-modifiyeli mRNA adı verilen ve ABD’ye göç etmiş Macaristanlı bir bilim insanı olan Katalin Kariko’nun öncülük ettiği bir teknolojiye borçlu.

 

2013’te Mainz merkezli şirkete kabul edildiğinde Pennsylvania Üniversitesi’ndeki bölümünde bulunan bazılarınca alaya alınmıştı. Eski iş arkadaşlarından biri şirketin o dönemde bir web sitesinin bile olmadığına işaret etmişti. Ama Kariko şöhretten keyif almıyor. “Reddedilmeyi kaldırabilirim ama ilgi odağı olmak korkutucu” diyor.

 

‘Aşırı Zorlama’

 

Hala 2.000’den az personelle çalışan BioNTech ünlü olma yolunda ilerliyor.

 

Ama çift, Amerikalı üst düzey bulaşıcı hastalıklar uzmanı Anthony Fauci’nin muhabirlere “mRNA platformunu doğruladığını” söylediği başarılarının 1,29 milyon insanın ölümüne neden olan bir pandemiyi bitirmekten çok daha önemli sonuçları olabileceğine inanıyor. Bu hafta milyardere dönüşmelerine rağmen prostat, yumurtalık, pankreas ve diğer kanserlere yönelik mRNA aşıları üzerinde çalışmayı sürdürmeyi planlıyor.

 

İkili yeni mRNA güvenlik verilerinin zenginliği ve artan yatırımları değerlendirerek 1991’de kurdukları kişiye özel kanser terapileri hayalini gerçekleştirmeye sadece birkaç yol uzaklıkta olabilir.

 

Dr. Türeci asırlarca en çok matbaa devriminin doğum yeri olarak bilinen bir şehirdeki çabalarının artık “daha az şüpheyle” karşılanacağını belirtmesi zaferciliğin en küçük emaresini ele veriyor. “Tüm endüstriye devrim getirebileceğine hala inanıyoruz.”

 

Bu yazı 14-15 Kasım 2020 tarihlerinde Financial Times sitesinde yayınlanmış olup Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.