Bir Çöküş Planı

Muhalefeti dar bir tabana ve mahalle duvarlarına hapseden ideolojik saplantısı yüksek bir siyasetten ne CHP’ye ne de Kılıçdaroğlu’na ekmek çıkar. ‘Erdoğan kaçacak’a bel bağlayan bir siyaset, akıl kârı değil.

Kemal Kılıçdaroğlu, 24 Mayıs’ta partisinin grup toplantısında, saat 22.00 için randevu verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ülkeden kaçışına dair bir plan açıklayacak ve yeri yerinden oynatacaktı. CHP Genel Merkezi de sosyal medya hesaplarından “Bir Kaçışın Anatomisi” başlıklı bir video yayınlayıp beklentiyi yükseltti. Kamuoyunda bir merak uyandı, keskin muhalif saflarda nefesler tutuldu.

 

Söz verilen saat geldi ve büyük bir gürültü koparılarak reklamı yapılan video yayına kondu. Meğer Kılıçdaroğlu’nun “kaçış planı” dediği, içinde Erdoğan’ın aile üyelerinin ve yakınlarının bulunduğu iki vakfın, ABD’de kurulu bir başka vakfa yaptıkları para transferleri imiş. Kılıçdaroğlu bazı dokümanlar gösterdi, bazı rakamlar telaffuz etti ve nihayetinde Türkiye’deki TÜRGEV ve Ensar Vakfı’nın ABD’deki TÜRKEN Vakfı’na toplamda 1 milyar TL gönderdiğini söyledi.

 

Peki, “kaçış planı” nerede? Kim kaçacak? Kaçacak olanların adları, sanları, hepsini kapsamasa da en azından birkaçını içeren bir listesi yok mu? Nasıl kaçacaklar? Hangi yolları kullanacaklar? Ne zaman kaçacaklar? Beş dakikalık videoda, bu sorulara dair tek bir bilgi kırıntısı yoktu. Dahası, Türkiye’deki vakıflardan ABD’deki vakfa yapılan transferin hukuksuz olduğuna, paranın hukuk dışı yollardan gönderildiğine dair bir ifadesi de olmadı Kılıçdaroğlu’nun.

 

Velhasıl ana muhalefetin lideri bir alay-ı vala ile bir kaçış planından söz etti ama ortada ne bir kaçış vardı ne de bir plan. Peki, olan neydi? Olan, Alper Görmüş’ün ifadesiyle, “kendi varsayımını delil saymak” ve buradan bazı kesimler için çekici ama temelsiz finale ulaşmaktı:

 

“ABD’de vakıf kurdular, Türkiye’deki vakıflar üzerinden para aktarıyorlar, demek ki ABD’ye kaçacak ve oraya yerleşecekler.”

 

Peki, nerede bunun kanıtı? Kanıt yok, ama biz akıl yürütmeyle bu sonuca ulaşıyoruz. Güzel! 

 

“Yalancı Çoban”

 

Dağ artık fare doğurmaktan yorulmuş olmalı.

 

17-25 Aralık 2013’ten bu yana, Erdoğan ve ailesinin ülkeden kaçacaklarına ilişkin sayısız senaryo üretildi. Kılıçdaroğlu da bunları ciddiyetle dile getirdi ve hatta üzerine bir siyaset kurdu. Erdoğan’ın kaçması, keskin muhalifler için o kadar arzu edilen bir senaryo ki, bu her söylendiğinde akıl tatile gönderiliyor. Meselenin önü arkası düşünülmüyor ve olur-olmazı hesap edilmiyor. Aralarında herhangi bir illiyet bağı bulunmayan hadiseler birbirine eklenerek gerçekliği olmayan ama kendilerinin istedikleri bir sonuca varılıyor. Ve bir inandırıcılığının olup olmadığına bakılmaksızın vardıkları bu sonuç, geniş toplum kesimlerinin önüne sunuluyor.

 

Her seferinde elde kalan hüsran oluyor elbette.

 

Çünkü aslı astarı olmayan “Erdoğan kaçacak” temalı siyaset, muhalefete iki taraflı zarar veriyor: Bir taraftan, intikama ve hesap sormaya dayalı sert bir çizgi, iktidar saflarındaki seçmenlerin kenetlenmesine yol açıyor, onları partilerine daha fazla kol kanat gerer hale getiriyor. İktidarı yıpratmayı hedefleyen bu ataklar, tersi bir etkiyle iktidarı tahkim ediyor.

 

Diğer taraftan, gerçekliğe bir yerden değmeyen bu tür iddialar, evvela sahibinin güvenilirliğini bitiriyor. Sürekli müracaat edilen bir argümanı her defasında boşa çıkan biri, kaçınılmaz olarak, artık yalancı çobanın kaderini yaşıyor. Güvenirliğini yitirdiğinden artık hayati bir konuda çok doğru sözler söylese de, insanları kendisine inandırmakta zorlanıyor.

 

Sert Lider ve Çatışmacı Siyaset

 

Peki, genelde muhalefete özelde de CHP’ye hiçbir yararının dokunmadığı besbelli olan bu siyasette neden ısrar ediliyor? Cevabımı özetlemeye çalışayım:  

 

Bana kalırsa Kılıçdaroğlu’nun bir siyasi aktör olarak gücü; onun sakinliğinden, karşılıklı konuşmaya yatkınlığından ve başka kesimlerle ilişki kurmaya açık olmasından kaynaklanıyor. Bağırıp çağırması, sert bir çehreye bürünmesi ve elini masaya vurması gibi davranışlarının, onu kuvvetlendirmeyeceğini, bilakis zayıflatacağını düşünüyorum. Erdoğan’da iş gören özellikleri Kılıçdaroğlu’na uyarlamayı ve Erdoğan gömleğini Kılıçdaroğlu’na giydirmeye çalışmayı, ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olarak görüyorum.

 

Lakin anlaşılan yakın çevresinde etkili olan bir kesim bu kanaati paylaşmıyor. Onlar “yumuşak” profilinden hoşnut olmadıkları Kılıçdaroğlu’ndan daha “sert” bir lider çıkarmaya gayret ediyorlar. Başarıyı, saldırgan bir liderin ve çatışmayı merkeze alan bir siyasetin getireceğine inanıyorlar.

 

Çatışma odaklı bakış, doğal olarak, Kılıçdaroğlu’nun farklı toplumsal kesimlere dönük hamlelerinden pek bir memnuniyet duymuyor. Misal “helalleşme” söylemi bu kesimde pek bir heyecan uyandırmıyor, aksine yüzleri ekşitiyor. Onlar, uzlaşmadan ziyade fazla karşıtlık içeren bir siyaseti tercih ediyorlar. “Erdoğan kaçacak” iddiası, tam da bu tür bir siyaset için biçilmiş bir kaftan! 

 

İdeolojik saplantısı yüksek bu siyaset okumasında, bir iddianın gerçekliği veya mantıkiliği bir mana taşımıyor. Asıl mühim olan, kendi mahallesinde mutlak bir birliği sağlamak ve rakip olarak görülene duyulan karşıtlığı çelikleştirmek oluyor. Dolayısıyla “Erdoğan kaçacak” iddiası da, muhalefet cephesindeki Erdoğan karşıtlığını körüklediği için değerli görülüyor ve sürekli gündemde tutuluyor.

 

Ancak muhalefeti dar bir tabana ve mahalle duvarlarına hapseden ideolojik saplantısı yüksek bu siyasetten ne CHP’ye ne de Kılıçdaroğlu’na ekmek çıkar. “Erdoğan kaçacak”a bel bağlayan bir siyaset, akıl kârı değil.  

 

Erdoğan’ın kaçacağı yok, ama bu akıllara yaslanan bir planın çökeceği ve Kılıçdaroğlu’nun da altında kalacağı kesin….

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.