‘Bir Daha Asla’ Diyordunuz, Peki Ya Gazze?

Yaklaşık 80 yıl önce dünya, Holokost gibi bir vahşetin tekrarlanmayacağına söz vermişti. Oysa bugün Gazze’de aynı dehşet tekrarlanıyor.

gazze soykırım

İsrail’in Gazze halkına yönelik son saldırısının 100’üncü gününü geride bıraktık. Üzerinde durulması gereken iç karartıcı bir dönüm noktasıydı 100’üncü gün. Filistinlilerin her türden vahşi yöntemle acımasızca yok edildiği 100 gün. 100 gün İsrail bombaları onları paramparça etti, İsrail kurşunları kafataslarını deldi ve İsrail’in uyguladığı kuşatma onları aç bıraktı ya da tedavi edilebilir enfeksiyonlar nedeniyle öldürdü.

 

Yaklaşık 80 yıl önce “bir daha asla” diyen ülkelerin yok edilmemizi durdurmak için hiçbir şey yapmadığı 100 gün. Bizlerin yalvardığı, insani yardım kuruluşlarının yalvardığı, Birleşmiş Milletler’in yalvardığı ve dünyanın dört bir yanında sokaklara dökülen insanların yalvardığı ama hepimizin görmezden gelindiği 100 gün.

 

Belki de bu sessizliğe şaşırmamalıyız. İsrail’in acımasız ve yasa dışı işgalinin, tüm rekorları altüst edip modern tarihin en uzun süreli işgali olmasına onlarca yıl boyunca sürmesine izin verildi ne de olsa.

 

Geçen süre zarfında işgalci İsrail devleti, hükümetleri ve ordusu Filistinlilerin yaşamlarının her alanını fiilen kontrol etti: Siyasi, iktisadi, sosyal hayatını ve belki inanmayacaksınız ama aşk hayatını da.

 

İsrail bize ne yiyebileceğimizi, ne içebileceğimizi, ne satın alabileceğimizi, nereye gidebileceğimizi, nereye seyahat edebileceğimizi, nerede yaşayabileceğimizi, nerede bahçecilik yapabileceğimizi, nerede hayvanlarımızı otlatabileceğimizi, nerede balık tutabileceğimizi, nerede okula gidebileceğimizi, nerede sağlık hizmeti alabileceğimizi (varsa şayet) ve evet, kime aşık olabileceğimizi, kiminle evlenebileceğimizi ve kiminle anlaşabileceğimizi söyleyip duruyor.

 

İsrail bize bir ulus olarak kim olduğumuzu bile söylemeye çalıştı. Filistinlilere Arap, Müslüman, Hıristiyan, Dürzi ya da Çerkes olduklarını ama Filistinli olmadıklarını söyledi. Filistinlilerin sosyal dokusunu parçalamak için elinden gelen her şeyi ama her şeyi yaptı.

 

İsrail Filistin’deki siyasi güçler arasında da ayrılık tohumları ekti ısrarla. Geçtiğimiz 15 yılda Filistin’in en büyük iki partisi Hamas ve El Fetih arasında bir birlik hükümeti kurulmasına yönelik her türlü arabuluculuk çabasının başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı. Siyasi bölünmüşlük Filistin toplumuna büyük zarar verdi ve nihayetinde iç çatışma ve zayıflığa yol açtı.

 

Ekonomik Yıkım

 

İsrail sadece süregelen mülksüzleştirme (toprak hırsızlığı, yerinden etme ve ev yıkımları) yoluyla değil, ekonomik bağımlılık yoluyla da yoksul ve kırılgan kalmamızı sağladı.

 

Filistin ekonomisini kasıtlı olarak çöküşün eşiğinde tuttu, ekonomik faaliyeti ve özel işletmeleri boğdu. Bu da yüksek işsizlik oranlarına yol açtı ve birçok Filistinlinin işgalciler için (hatta kimi zaman kelimenin tam anlamıyla kendilerinden çalınan topraklara inşa edilen yasadışı Yahudi yerleşimlerinde) çalışmak zorunda bıraktı.

 

İsrail Filistin’in geçmişten bugüne en güçlü ekonomik sektörlerinden biri olan tarım sektörünü de mütemadiyen baltaladı. Toprağa ve su kaynaklarına erişimin kısıtlanması, Filistinlilerin tarımsal üretiminin kayda değer ölçüde azalmasına yol açtı ve geleneksel geçim kaynaklarını temelden sarstı.

 

Gazze’deki ekonomik yıkım, İsrail’in 17 yıldır uyguladığı ablukayla daha da kötü bir hal aldı. İthalat ve ihracatı ciddi şekilde kısıtlayan abluka, dış dünya ile ticareti büyük ölçüde durdurduğu gibi imalat ve tarım sektörlerini harap etti. İsrail ancak hayatta kalmamıza yetecek kadar yiyeceğimiz olsun diye Gazze’ye girmesine izin verdiği gıdanın kaç kalori olduğunu dahi hesapladı.

 

Barışçıl yollarla ya da başka bir şekilde direndiğimizde ise işgalci İsrail hiç merhamet göstermedi. Öldürdü, sakat bıraktı, hapsetti, işkence etti ve toplu olarak cezalandırdı.

 

Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden saldırıda, Filistin halkını yok etme çabası soykırım boyutuna ulaştı.

 

İsrail, Gazze’deki ölüm tarlalarında 100 günde en az 31 bin Filistinliyi katletti. 23 bin Filistinlinin öldüğü resmî olarak tespit edilebildi. Cansız bedenleri hâlâ enkaz altında olduğu ve onları çıkaracak kimse olmadığı için kayda geçmeyen en az 8.000 kayıp var.

 

Biz hayatta kalabilenler ise İsrail’in ayrım gözetmeyen bombardımanı ve topyekûn kuşatması altında korku, açlık ve susuzluğun ölümcül birleşimiyle karşı karşıya kaldık.

 

İsrail işgali geçtiğimiz 100 gün boyunca Gazze Şeridi’ne gıda, su ve ilaç girişine izin vermedi. Sadece bu da değil, İsrail hava saldırıları tüm yaşam kaynaklarını hedef aldı. Su kuyuları ve su arıtma tesislerinden fırınlara, çiftliklere, elektrik jeneratörlerine ve güneş panellerine kadar sistematik bir biçimde Gazze halkına yardımı olacak ne varsa İsrail’in hedefi oldu.

 

Şu anda Gazze Şeridi’ne gelen yardımların nüfusun küçük bir kısmının bile ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtmek gerekiyor. İnsanlar açlık ve susuzluk nedeniyle öyle çaresiz hale geldi ki gelen yardım kamyonlarının saldırıya uğradığı ve yağmalandığı oluyor. Yağmalanan yardımlar sokaklarda normal fiyatının üç ila beş katına satılıyor. Bu yüzden de en çok ihtiyacı olanlar gelen yardımlara ulaşamıyor.

 

Kuşatmanın gerçekleşmesi amaçlanan sonuçlarından biri de buydu şüphesiz. Bir diğeri de Ekim ayında Knesset üyesi Tali Gottlieb tarafından dile getirildi.

 

Tali Gottlieb “Gazze halkı arasında açlık ve susuzluk çeken olmazsa, işbirlikçi bulamayız, istihbarat toplayamayız, istihbaratımız olmasını sağlamak için insanlara rüşvet olarak yiyecek, içecek, ilaç veremeyiz” derken İsrailli yetkililerin soykırım hedeflerini kamuoyu önünde sergileme konusunda ne kadar cüretkâr olduklarını ve ABD’nin desteğinin getirdiği cezasızlığın onlara nasıl bir güven verdiğini ortaya koydu.

 

İsrail işgal güçleri “istihbarat elde etme” sürecine destek olmak için havadan düzenli olarak Filistinlilere “işbirliği” karşılığında yiyecek, ilaç ve güvenlik sunan broşürler atıyor.

 

Topyekûn Yok Etme

 

Ancak İsrail’in peşinde olduğu çok daha sinsi bir amacı daha var. Gazze’de günlük yaşamın öngörülemezliği ve çetinliği, acizlik ve çaresizlik duygusu yaratıyor. Birçok Filistinli, özellikle de çocuklar, depresyon, anksiyete ve stres bozukluklarından muzdarip; birçoğu henüz bu saldırı başlamadan önce, geçmişte yaşadıkları travmaları atamamıştı. İsrail sadece bedenlerimizi çökertmek ve yok etmek istemiyor; zihinlerimizi ve ruhlarımızı da yıkıp yok etmek istiyor.

 

Tarihi biraz deşersek bu acımasız taktiklerin daha önce de kullanıldığını görürüz. İsrail nüfusunun bir kısmının ataları Holokost sırasında bunları yaşamıştı.

 

Avrupa’nın dört bir yanındaki Yahudiler 1940’larda gettolara ve toplama kamplarına sürülmüş; burada açlık, kötü muamele ve toplu ölümle karşı karşıya kalmıştı. Naziler açlığı bir kontrol ve insanlıktan çıkarma yöntemi olarak kullanmıştı. Sürekli olarak şiddet, sürgün ve ölüm tehdidi altında olmak bedenleri ve ruhları yok etti.

 

Gettolar ve toplama kampları hakkında duyduğumuz hikâyeler, bugün 2,3 milyon insanın gittikçe daralan alanlara sıkıştırıldığı ve yaşanamaz koşullara katlanmak zorunda bırakıldığı Gazze’de yankılanıyor. İki halkın karşı karşıya kaldığı zulümleri yan yana koyduğunuzda, tarihin tekerrür ettiğini, ama bu sefer tüm dünyanın olan biteni seyrettiğini ve durdurmak için hiçbir şey yapmadığını göreceksiniz.

 

Holokost’un küllerinden doğan vakur “bir daha asla” yemini, aynı dehşetin tekrarlanmasını önlemek içindi. Dünyanın kolektif vicdanına kazınan bu taahhüt, dünyanın dört bir yanındaki savunmasız halklara korunacaklarına, işkencecilerinin durdurulacağına dair bir sözdü.

 

Şimdi, bakışlarımızı devam eden Filistin mücadelesine çevirdiğimizde, bu vaat inandırıcı gelmiyor. Geçmişte yaşanan mezalimin gölgeleri Filistin halkının bugünkü hayatında da varlığını sürdürüyor.

 

Acımasız katliamın 100’üncü gününü geride bırakırken yine de bir umut kıvılcımı parıldıyor. Güney Afrika “bir daha asla” ilkesi için ayağa kalktı ve İsrail devletini tüm dünyanın gözü önünde soykırım yapmakla suçlayarak yargı önüne çıkardı. Güney Afrika, doğru olanı savunduğu ve umutsuzluğa düştüğümüzde bize umut verdiği için sonsuz sevgi ve minnetimize mazhar oldu.

 

Bu karanlık zamanlarda, “bir daha asla” sadece bir anma ifadesi olarak kalamamalı; bir eylem çağrısı haline gelmelidir. Tüm dünya, yeryüzünün her bir köşesindeki tüm insanların onurunu ve haklarını koruma taahhüdünü yerine getirmeli ve yeni bir soykırım yaşanmasını engellemelidir.

 

Bu yazı Al-Jazeera sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.