Bir Özal Portresi: Muhafazakâr ve Reformist

Siyasette birçok açıdan “yalnız” bir figür olduğu unutulmaması gereken Özal’a göre, Türkiye’nin sorunlarının kaynağında insanımızın hem iktisadi hem de siyasi alanda elini kolunu bağlayan, enerjisini emerek potansiyelini açığa çıkarmasına engel olan devletçi zihniyet, kısıtlama ve uygulamalar yatıyordu.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

17 Nisan 1993’te kaybettiğimiz Turgut Özal, Türkiye’nin 1980’li yıllarına damgasını vurmuş bir siyasetçiydi. Özal, mirasçısı olduğu Demokrat Parti ve Adalet Partisi geleneği gibi Cumhuriyetçi modernleşme projesini tepeden inmeci olmakla, dini ve geleneksel değerleri ikinci plana itmekle eleştirmekle birlikte, Cumhuriyet’in temel ilke ve kurumlarına köklü bir karşıtlık içinde olmayan muhafazakâr modernleşmeci bir çizgiyi temsil ediyordu. Kendisinin farklılığı, bu gelenek içinde piyasa ekonomisini iyi bilen, siyasi liberalizme de uzak olmayan bir siyasi profil olmasında aranmalıdır. Özal’ın özellikle devletçi yönüyle öne çıkan iktisadi rejimi ve bir ölçüde de siyasal rejimi liberalleştirmeyi siyasi hayatının merkezine koyan vizyon sahibi ve cesur bir siyasetçi olduğu söylenmeli. Özal’a göre, Türkiye’nin sorunlarının kaynağında insanımızın hem iktisadi hem de siyasi alanda elini kolunu bağlayan, enerjisini emerek potansiyelini açığa çıkarmasına engel olan devletçi zihniyet, kısıtlama ve uygulamalar yatıyordu.

 

Yasak Karşıtı ve Kalkınmacı Yönü

 

Özal, 1950’lerle başlayan çevrenin taleplerinin merkeze taşınması ve çevreden gelenlerin siyasal sistemdeki ağırlığının artması sürecinin bir ürünü olduğu gibi, bu sürece ivme de kazandırdı. Hızla şehirleşerek köylülüğü tasfiye etme yoluna giren 80’ler Türkiye’sine hitap edebildi. Hamasi milliyetçilikten uzak kalmaya çalıştı. Başta Kürt sorunu olmak üzere, merkez sağ siyaset geleneği için tabu olan birçok konuya cesurca dokundu. 12 Eylül rejiminden çıkış sürecinde sivilleşme ve demokratikleşme konusunda önemli adımlar attı. Avrupa Topluluğu’na 1987 yılında tam üyelik başvurusu yapılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının kabul edilmesi, Türk Ceza Kanunu’nun 141., 142. ve 163. maddeleri ile 12 Eylül döneminde getirilen Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması bu adımlardan bazılarıdır.

 

Özal, Türk toplumunun özgüvenini kazanmasının önemini vurgularken, her alanda dünya ile rekabet edebilen bir Türkiye tasavvurunu öne çıkardı. Dış politikada daha esnek, pro-aktif ve risk alan bir çizgi önerdi. Balkanlar, Ortadoğu ve Türk Dünyası ile ilgilenmeyi dış politikasının merkezine yerleştirmeye çalıştı. Bir yandan bu ülkelerle ticari ilişkileri geliştirmeye çalışırken, diğer yandan da ABD ve AB ile yakın ilişkiler kurarak Türkiye’nin stratejik konumunu -hem içerde hem dışarda- güç toplamak için kullanmayı denedi.

 

Tıpkı Adnan Menderes ve Süleyman Demirel gibi Özal da, modernleşmenin öncelikle iktisadi veçhelerini öne çıkaran bir isimdi. Modernleşme dediğinde her şeyden evvel maddi yaşam koşullarının iyileştirilmesini anladı. Düzenli şehirleşme, büyük fabrikalar, otoyollar, havalimanları, barajlar, gelişmiş bir iletişim altyapısı olmazsa olmazdı. Modernleşme, öncelikle yoksulluktan kurtulmak ve sürekli zenginleşmek demekti. Özal’ın siyasi liberalleşmenin sosyo-ekonomik sorunlar çözüldükten sonra daha sağlam bir zemin üzerine oturacağına dair bir beklentisi de vardı.

 

Özal, korunan iç pazarda palazlanmış özel sektörü uluslararası rekabete açmaya çalışırken, bir yanda da Türk toplumunun kapitalist kültürü içselleştirmesi için çaba gösterdi. Yoksulluğun ve elindeki ile yetinmenin neredeyse bir erdem hâline getirildiği bir kültürde, girişimciliği vurguladı zenginleşme ve para kazanmanın kötü bir şey olmadığını anlatmaya çalıştı.

 

Kendisi dindardı. Kamusal alanda dindarlığını öne çıkarmamak için özel bir çaba göstermedi. Bu yüzden de Cumhuriyetçi laiklik anlayışını savunanlar tarafından çok eleştirildi. Ancak öte yandan dindar olmayı ya da dindar görünmeyi en önemli özelliği olarak da sunmadı. Çalışma arkadaşlarını seçerken de dindarlık kriterini temel ölçüt olarak aldığı söylenemez. Bu yönüyle hassas bir dengeyi tutturabilmişti. Özal, dindar muhafazakâr camianın kapitalizm ve liberalizme dair önyargılarının biraz da olsa kırılmasında etkili oldu. Din ve vicdan hürriyeti, düşünce hürriyeti ile teşebbüs hürriyetinin birbirlerinden ayrılamayacağını vurguladı. Biri olmadan diğerleri de olmazdı. Ayrıca, Müslüman olmanın modernliği yakalamaya ya da ona ayak uydurmaya engel olduğu fikrine de karşı çıktı. Esasen yaşam pratiğiyle, bu fikri yanlışlamaya çalıştığını söylemek de mümkündür.

 

Hukuk Onun İçin de Bir Parantezdi

 

Devletçi iktisadi ve siyasi düzeni kısmen de olsa liberalleştirmek isteyenlerin yaşadığı açmazları Özal da yaşadı. Sistemin kuralları içinde kalarak reform yapmak çok zordu. Kendisi de bürokrasiden gelen Özal, bürokratik direncin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Fakat bir kez yerleşik kurumları zorlayıp kuralları ihlal ettiğinizde, rekabetçi kapitalist ekonominin olmazsa olmazı “hukuk” kavramı ve pratiğinin yerleşmesini de güçleştiriyordunuz. Dışsal bir zorlama olmadıkça hukukun ciddiye alınmamasının büyük bir sorun olmadığını düşünen Özal da, seçim yapmak zorunda kaldığında kuralları zorlamak ve hatta ihlal etmekten kaçınmadı.

 

Ülkemizde hukukun, farklı toplumsal grupların barış içinde bir arada yaşamalarına hizmet eden ve devleti de bağlayan bir olgu olarak görüldüğünü söylemek zordur. Hukuk daha çok devletin kendi iradesini kabul ettirebilmek için kullandığı ve işine gelmediğinde uymadığı bir araç olarak algılanır gibidir. Hukuk, devlete tasarruf eden iradenin istediği şey, hukukçu ise bu isteği kitabına uyduran kişidir. Böyle bir algının yaygın olduğu bir kültürde sonucuna bakılmaksızın hukuk normlarına uyulması gerektiği fikri çok az destek bulacak ve fırsat bulunduğunda hukuka uygun hareket etmemek büyük bir tepki ya da rahatsızlık yaratmayacaktır. Nihayetinde Özal da bu kültürün bir ürünüydü ve bu davranışlarının ciddi bir toplumsal tepki çekmeyeceğini hesaplayabiliyordu.

 

Böylece devletçi dönemin keyfiliği, kayırmacılığı ve yolsuzlukları farklı biçimlerde kendini göstermeye devam etti. Şehirleşme ve kapitalist anlayışın yaygınlaşması ile birlikte geleneksel ahlâk kalıpları çözülürken, yerine yeni normlar sisteminin gelmesi gerektiğini muhtemelen Özal da iyi biliyordu. Fakat bu konuda adımlar atmaya öncelik verdiğini söylemek zordur. Bu nedenle, kapitalizmin işi bilenin kuralsız bir biçimde zenginleştiği bir kapkaç düzeni olduğu algısının yerleşmesinde Özal’ın “da” sorumluluğu vardır. Özal, bir yandan kapitalizmle yaşamak istiyorsanız oyunun kurallarını bilmeli ve ona göre oynamalısınız derken, diğer yandan da kapitalizmin bencillik ve kuralsızlık olduğunu iddia edenlere bolca malzeme sağlamıştır.

 

Sempatik ve Teknokrat Lider

 

Özal aşina olduğumuz siyasetçilerden değildi. Her zaman resmiyet ve protokolü pek de önemsemeyen bir tutum ve davranış sergiledi, sahici ve samimi bir görüntü verebildi ve bu yüzden de sevildi. “Tonton” lakabı bu sempatiyi yansıtıyor olsa gerek. Türkiye, ilk kez Özal ile birlikte vatandaşlarla denize giren, canlı yayında şarkıcılara eşlik eden, yurtdışı gezilerine iş adamlarını davet eden, makam arabasının direksiyonuna geçen bir başbakan ve cumhurbaşkanı ile karşılaştı.

 

Esasen Özal hep “teknokrat” olarak kaldı, “siyasetçi” yönü güçlü olmadı. Siyasetin amacı hizmettir dediğinde, sanki tamamen “teknik” veya “idari” bir meseleden söz ediyor gibiydi. Sert siyasi üsluba sahip, kutuplaşmadan beslenen, aykırı fikirler duymaktan hoşlanmayan bir figür de değildi. Kutuplaştırıcı siyasetin Türkiye’ye hep kaybettirdiğine inandı. 12 Eylül öncesine dönüş riskinden bahsederken tamamen pratik siyasi hesaplardan hareket etmiyordu, sahiden de o dönemin sert ikliminin çok zarar verdiğini düşünüyordu. Siyaset kayıkçı kavgasına dönüşmemeliydi. Hâlen çok eksik olan altyapıyı tamamlamak, pragmatik bir yönelimle iş yapmak ve iş yapanların önünü açmak daha önemliydi. İktisadi popülizmden olabildiğince uzak kalmayı denedi.

 

Eksiklikleri ve Hataları

 

Siyasi ve iktisadi statükonun sinir uçlarına dokunabildiği için son derece sert bir muhalefet ile karşı karşıya kalan Özal’ın, yapıp ettikleri ve yap(a)madıklarıyla muhalefete çokca malzeme sağladığı belirtilmeli. Çekirdekten bir siyasetçi olmayan Özal’ın kendisi ve hükümeti hakkında yaratılmak istenen algılara karşı önlemler almayı önemseyen bu algılarla ustalıkla mücadele edebilen bir siyasetçi olduğunu söylemek zordur. Keza, değişen konjonktüre uygun olarak ittifaklar kurup bozmakta da iyi değildi. Zaten bu eksikliklerinin bedelini de ödedi.

 

Her siyasetçi gibi Özal’ın da birçok eksiği ve hatası oldu. 12 Eylül idaresinin getirdiği siyasi yasakları referanduma götürmesi ve referandumda hayır kampanyası için çalışması, ekonomiyi liberalleştirmeye çalışırken yerel dinamiklerle daha uyumlu bir gelişme politikası ve ona uygun uzun vadeli strateji(ler) oluşturma çabasında yetersiz kalması, sınırlı ve sınırlandırılmış iktidardan pek hazzetmeyip genel olarak hukuku bir ayakbağı olarak görmesi bunlar arasında sayılabilir. Özal’ın eksikliklerinden söz ederken, kendisinin “yalnız” bir figür olduğunu da unutmamak gerekiyor. Liberal düşünce ve siyaset geleneğinin toplumumuzdaki zayıflığı Özal’ın işini zorlaştıran faktörlerden biriydi. Bu dönemde uygulanan politikaların eksiklik ve hatalarını işaret ederek yeni önerilerle gelebilecek bir çevrenin pek zayıf kaldığını söylemek gerekir.

 

Hiç şüphe yok ki, kısa bir süre iktidar olabilmesine rağmen Özal silinmeyecek izler bırakmıştır. Bu dönem hakkındaki değerlendirmelerimiz ne olursa olsun, Özal’ın son derece yaygın devletçi yapılanma ve zihniyet dünyasını sarstığı söylenmeli. Türkiye’nin son 30 yılında olumlu gelişme hanesine yazılacak ne varsa, bunların Özal’ın dile getirdiği, işaret ettiği ya da yol açtığı zeminin üzerine inşa edildiğini söylemek abartılı bir değerlendirme olabilir ancak gerçeklikten tamamen uzak olduğu söylenemez. Liberal, demokratik ve daha müreffeh bir Türkiye arzulayanların Özal tecrübesinden öğrenecekleri çok şey var.

 

* Bu yazı, 2018 yılında Muhafazakar Düşünce Dergisi’nde (Muhafazakar Düşünce, 15, 55 (2018), ss. 57-76) yayımlanmış “Turgut Özal: Reformcu Bir Siyasetçi Hakkında Bazı Notlar,” adlı makalemin çok kısa bir özetidir.

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR