Bir Travma olarak Koronavirüs Salgını ve Ruhsal Büyüme Olgusu

Bu dönemde hepimize düşen görev, ister kendimiz ister başkaları için olsun, travmanın bir kısmını hafifletmek için uğraşmak, yani onu kişi için tolere edilebilir düzeye çekmektir. Bu düzeye inmese bile kişinin bunu hissetmesi, değişimin mümkün olduğunu düşünmesi yetecektir. Travma dönemlerinde insan ruhu için en önemli duygu ümittir ve literatür bize umutsuzluğun psikolojik olgunlaşmayı gölgelediğini, olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

2019’un son haftalarında Çin’den dünyaya yayılan Covid-19 virüsü sebebiyle 2 milyara yakın insan evlerine hapsolmuş durumda ve dünya çapında toplam vaka sayısı 5.5 milyona ölüm sayısı ise 350 bine ulaşmış durumda. Bunun elbette ki uzun vadede ve küresel anlamda olumsuz etkileri olacaktır. Normallerimizin değişeceğinden hatta virüsün tamamen ortadan kaybolmasının yılları alabileceğinden bahsedilmektedir.

 

Hiç şüphesiz Covid-19 bu anlamda insanlık için bir travmadır. Etkileri sağlıktan ekonomiye hayatın hemen her alanında kendini göstermektedir. Enfeksiyon uzmanları pandeminin travmatik etkileri eşit şekilde herkeste görülmeyecek olsa bile nüfusun çoğunluğunun enfekte olacağını, dolayısıyla da etkileneceğini ifade etmektedir. Aile içi şiddetin ve boşanmaların arttığı haberleri gelmektedir. Dramatik ekonomik küçülmeler bu süreci hızlandıracaktır. Ekonomik olanları bir kenara bırakacak olursak, iyilik halinin genel anlamda bozulacak olması ve pek çok insanın ruhsal sağaltıma ihtiyaç duyacak olması sebebiyle gözler bir kez daha travma psikolojisine çevrilmiştir.

 

Travma

 

İnsanlar esasında sürekli üzülecekleri olayların içinden hep geçerler, hayatın kendisi bu galiba! Bir anne bebeğini doğal fizyolojik ve fiziksel süreçlerin yanı sıra bünye için travmatik sayılabilecek bir güç kullanımı ile doğurur. Onca acının yanısıra vücudunda meydana gelen ruhsal değişiklikler anneyi buna hazırlar ve vücutta uyum temelli bir olgunlaşma oluşur. Aynı şekilde, her şeyin anında verildiği bir ana rahminden çoğu ihtiyacını karşılaması için ağlamasının gerektiği bir dünyaya doğması da bebek için travmatiktir. Ama annesinin ya da bakıcısının varlığı ona gereken büyümeyi sağlayarak durum dengelenir.

 

Bütün bu doğal durumlar bazı kişiler tarafından zaman zaman travmatik bir şekilde yaşanır. Bunun sebebi, tıbbi ve ruhsal hastalıkları hariç tutarsak, bireysel yaşam ve algılardaki farklılıklardır. Durumların travmatik olması zaman zaman kişinin algılarına, öğretilerine ve inançlarına bağlı olarak değişebilir, örneğin, dün evde doğum yapmak sağlıklı ve doğal iken bugün, popüler kültürün de etkisiyle, pekçok anne için fikri bile ürkütücü olabiliyor.

 

Travmanın tanımında gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidinin, fiziksel veya yaşamsal bütünlüğü tehdit etmesi vardır (Akcan, 2018). Savaşlar ve doğal afetler bunlara güzel örneklerdir ve derin yarılmalara ve yaralanmalara sebep oldukları bilinmektedir . Tüm bu farklılıklara rağmen bir durumu travmatik yapan şey o durumun kişiyi hiç beklemediği bir anda yakalaması ve onu hiç sevmediği duygularla yüzleştirmesidir; kişinin acizliği, çaresizliği ve başkalarına muhtaç oluşu gibi.

 

Hal böyle iken ruh sağlığı alanında yapılan geniş çerçeveli ve disiplinlerarası çalışmalarda insanın bütünlüğünü bozan pek çok durumun travma kapsamına girebileceği gösterilmiştir. Maddi kayıplar, iş, ev ya da evlad kayıpları, hastalık ve kaza sonucu oluşan organ kayıpları, kronik hastalıklar, beceri kayıpları gibi pek çok durum insanlar tarafından travmatik olarak algılanabilmektedir.

 

Hatta bazen kötü bir olayı, örneğin herhangi bir kazayı ya da şiddeti, uzaktan izlemek ve duymak bile kişi için travmatik olabilir; buna İkincil ya da Sekonder Travma adı verilmektedir. Fakat bu duygu bazen olayları görmeden sadece dinleyerek de gelişebiliyor. Fidan (2017) doktora çalışmasında tercümanların hastalar ya da müvekiller adına işkence, tecavüz ve ölüm durumlarını sağlık ve hukuk çalışanlarına aktarırken travmatik duygu durumları geliştirdiklerini belirtmiştir.

 

Dolayısıyla travmayı kişinin bütünlüğünü bozan bazen de bu algıyı yaratan durumlara vermiş olduğu duygusal yanıtlar ve tepkiler olarak tanımlayabiliriz. En yaygın duygusal tepkiler arasında inkar, öfke, uykusuzluk, yalnızlık, çaresizlik, duygusal donukluk ve kendine güven kaybı verilebilir (DSM-IV, 1994). Bunlar travma esnasında ve sonrasında çıkabilir.

 

Travma sonrasında devam etmekte olan stres bozukluğu, psikolojideki adıyla Travma Sonrası Stres Bozukluğu, yaygın bir ruhsal problem olup travmaya verilen uzamış tepkiler bütünüdür. Bu tepkiler yıllar sonra kabus gibi tetikleyici bir faktörle ortaya çıkabilir, duygu ve düşüncelerde bozulmalara ve ardından kaçınma davranışlarına evrilebilir (Bonanno, 2004).

 

Bazı faktörler travmatik yaşantıları geri çağrıştırır ve travma sonrası stres bozukluğu için risk oluşturur. Bunlar arasında çocuklukta travma geçirmiş olmak, yaralanma ya da ölüm tehlikesi geçirmek, sosyal ve duygusal destekten uzak kalmak, madde kullanımı ve ruhsal hastalık geçirmiş olmak sayılabilir. Bu tür durumlarda tıbbi ve psikososyal destek almak çok önemlidir.

 

Travmaya Bağlı Olgunlaşma Süreci

 

Travmalar insanların kapasitelerini hem iyi hem de olumsuz yönde zorlar, fakat çoğu zaman insanların varoluşları gereği uyumlarını sağlayacak birtakım değişiklikleri yapmalarını zorunlu kılar. Pek çok insan başka bir sebep ya da altta yatan başka bir sorunu yoksa bu uyumu zaman içerisinde gösterir ve hayatına devam eder. Bazı bireyler çok, bazıları ise az yaralanarak hayata devam ederken bazıları bu mücadeleden başarılı bir şekilde çıkar. Ben bu olguyu Travmaya Bağlı Olgunlaşma Süreci olarak adlandırıyorum.

 

Buradaki önemli ayrıntı büyümenin travmanın kendisiyle alakalı olmayabileceğidir. Kişinin ruhsal, zihinsel, sosyal ve manevi dünyasını büyüten şey, olayın kendisinden ziyade içinden geçtiği süreçtir. Atalarımız bunu “Zaman en güzel ilaçtır” diyerek güzel bir şekilde özetlemiştir. Bireyden bireye ve toplumdan topluma göre değişen bir süreç olup aynı durum farklı yazarlar tarafından benzer isimlerle tanımlanmıştır, Post Travmatik Büyüme ya da Travma Sonrası Büyüme gibi (Slyke, 2014; Tedeschi, Park ve Calhoun, 1998).

 

Zaman mefhumunu kısıtlamak istemeyişimin sebebi uluslararası klinik gözlem ve tecrübelerimde bireylerin travmaya bağlı uyumlarının travma ile eşzamanlı olduğunu gözlemlememdir. Tam bir uyum ve büyüme tablosu çok sonradan gözlense bile insanların beklemedik yaşantılara uyumları o anda devreye giriyor. Benzer bir şekilde, bir psikolog olarak kendi danışanlarımda, toplum psikolojisi alanında ve tercüman olarak hasta ve mültecilerle olan çalışmalarımda insanların travmatik olaylar esnasında pek de hasta olmadıklarını, kendilerini bırakmadıklarını, hayata tutunduklarını ve o esnada hiç de azımsanmayacak şekilde yeni şeyler öğrenip yeni durumlara uyum sağladıklarını gördüm. İnsanların göç, afet, işkence ya da ağır fiziksel hastalık ve maddi kayıp gibi durumları yaşadıktan, kendilerini güvene aldıktan sonra ruhsal sıkıntılar geliştirdiklerini gördüm, hatta kendilerini de en çok şaşırtan konu ‘Neden o zaman değil de şimdi ortaya çıkmış olmasıydı’.

 

Nasıl ki fiziksel hastalıklarda ve uzun süreli tıbbi tedavilerde vücutta toksik maddeler birikiyorsa, uzun süren ruhsal sıkıntılar ve travmalar da insanların ruhlarında ve zihinlerinde toksik duygu ve düşünceler bırakır. Bilinçaltına itilen bu duygusal ve bilişsel yapılar, kişi kendine gelmeye ve kendini güvende hissetmeye başladığında bilince gelmeye yani kıyıya vurmaya başlar. Akabinde kişi büyük bir şaşkınlıkla neden huzurunun kaçtığını, depresyona ve derin korkulara garkolarak panik durumlara girdiğini anlayamayabilir. Bunu ruhsal ve zihinsel temizlenme süreci olarak değerlendiriyorum. Bu süreci az zararla atlatabilen bireylerde ruhsal büyüme kaçınılmazdır. Bu, insan beyninin adaptasyon becerisi olup ve ‘Savaş ya da Kaç’ mekanizmasının işletilmesidir.

 

Bunları İngiltere’de farkı kültürlerden ve inançlardan gelen bireylerde de görmek olayın evrensel boyutuna işaret etmektedir. Bu benim için insanların kapasitelerinin gücünü göstermesi açısından çok anlamlıydı. Dolayısyla bireylerin çevresine düşen görev, değişimi ve dönüşümü anlayışla karşılamak ve kolaylaştırmaktır. Kişi böyle bir çevreden yoksun ise psikososyal destek almayı düşünmelidir.

 

Psikolojik Sağlamlık Nedir?

 

Travmaya bağlı olgunlaşma sürecinin psikolojik sağlamlık, dayanıklılık, iyimserlik ve tutarlılık gibi özelliklerle doğrudan ilişkili olduğu bilinmektedir. Psikolojik sağlamlık gelişimsel bir süreç olup zorlayıcı durumlara uyum becerisi ve kapasitesi olarak tanımlanır , kısacası bir hastalıktan, kayıptan sonra hayatta kalma becerisidir (Earvolino-Ramirez,2007; Karaırmak, 2006).

 

İlk etapta insanların aklına gelmeyebilir fakat ruhsal sağlamlık düşünsel güçle de yakından ilişkilidir. Eleştirel düşünme becerilerinin, açık fikirliliğin, inanç sahibi olmanın, zorluklara karşı zihinsel hazırlıklı olmanın ve kendini doğa ile bir bütün içinde hissedebilmenin ruhsal sağlamlıkla ve profesyonel yeterlilikle doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiştir (Fidan, 2018).

 

Eleştirel düşünebilme, kişinin geçmişle gelecek arasında bağ kurup bugünü anlamasına ve yaşamasına yardımcı olur, kişiye kendini tartması için fırsat yaratır. Bu, psikolojide ‘topraklanma’ dediğimiz bir sürece denk gelir, yani ayakların yere değmesi. Bu metafor hem fiziksel olarak hem de zihinsel olarak ayakların yere değmesini çağrıştırmaktadır. Bu süreci işleten kişiler varsayımlardan ziyade gerçekliklere odaklanır, bilgi kirliliğinden bilinçli bir şekilde kaçınır ve tepkilerini rasyonel ve ahlaki olma standartlarına tabi tutar. Kişi bu zihinsel yaklaşımla hayatın her türlü kuşatması, oyunu ve sürprizlerine olumlu anlamda hazır olur. Daha da önemlisi kişinin ihtiyacı olan şeyin erişilmeyecek yerlerde değil de çok yakınında, hatta kendi içinde olduğunu farkeder. Bu öze dönüş, tüm süreç boyunca aydınlanmanın veya travmaya bağlı büyümenin en önemli ayaklarından birisini oluşturacaktır.

 

Bu noktada psikolojik sağlamlık ve dayanıklılık için gereken özelliklere bakabiliriz. Travma geçirmiş bireylerle yapılan uzun dönemli çalışmalarda ruhsal büyüme gösteren insanlarda ortak olarak aşağıdaki özellikler saptanmıştır (Çam & Büyükbayram, 2017):

 

– Belirsizliğe tahammül edebilmek,

 

– Güvenli bağlanma gerçekleştirebilmek,

 

– Zihinsel esneklik,

 

– Zamanında tepki verebilmek,

 

– Tepkileri ve duyguları öteleyebilmek,

 

– Yalnızlığı tolere edebilmek,

 

– Gerçekci değerlendirmelerde bulunabilmek,

 

– Kendini yakın hissettiği duygusal ve sosyal ilişkiler geliştirebilmek,

 

– Olayları ve kişileri olduğu gibi kabullenebilmek,

 

– Sorular karşısında aktif hale geçebilme çabukluğu ve becerisi,

 

– Öncelikleri belirleyebilmek.

 

Unutmayalım ki yukarıdaki özelliklere sahip bireyler de büyük stresler ve travmalar yaşarlar, aradaki fark streslerinin farkında olarak üzüntülerini farklı kaynaklara aktararak süreci daha az zararla tamamlamalarıdır. Travma üzerine yapılan araştırmalarda bazı bireylerin birtakım kazanımlardan bahsettikleri bildirilir ve bu kazanımlar duygusal olduğu gibi maddi hatta manevi bile olabilir. Örneğin; Ölümcül hastalıklar ya da ameliyatlar geçiren bir kişinin ‘vücudum yenilendi, hastalıklarımdan kurtuldum…’ diyerek hayata daha istekli tutunması, dul kalmış bir kişinin hayatını idame ettirecek becerileri öğrenerek güçlenmesi, ya da ‘hayatın kıymetini daha iyi anladım, hayat yaşamaya değer.’ demesi gibi. Bu anlamda Covid-19 pek çok insan için zorlayıcı koşullar ve yeni yeni çözümler ya da uyumlar demek olacaktır.

 

Yaşanan stresin düzeyi ve travmatik olaydan sonra ne kadar zaman geçtiği de önemlidir. Kişinin içine düştüğü durum kendi kontrolü dışında devam ediyor ve düzelmiyorsa, travmaya bağlı olgunlaşma süreci ya çok gecikir ya da hiç başlayamayabilir. Örneğin cinsel ya da fiziksel şiddete maruz kalmanın uzun süre devam etmesi veya çok erken yaşlarda yaşanması gibi durumlar olgunlaşmayı geciktirebilir. Ayrıca, araştırmalarda sadece orta düzeydeki stresin travmaya bağı büyümeyi kolaylaştırdığı ve hızlandırdığı bildirilmiştir (Kira ve diğerleri, 2013).

 

Dolayısıyla bu dönemde hepimize düşen görev, ister kendimiz ister başkaları için olsun, travmanın bir kısmını hafifletmek için uğraşmak, yani onu kişi için tolere edilebilir düzeye çekmektir. Bu düzeye inmese bile kişinin bunu hissetmesi, değişimin mümkün olduğunu düşünmesi yetecektir. Travma dönemlerinde insan ruhu için en önemli duygu ümittir ve literatür bize umutsuzluğun psikolojik olgunlaşmayı gölgelediğini, olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir (Dürü, 2006).

 

Psikolojik Dayanıklılık İçin Neler Yapılabilir?

 

Covid-19 pandemi günlerinde ruhsal olarak nasıl bir direnç gösterileceği herkes için bir merak konusudur, çünkü aylardır kesintilerle uygulanan ‘evde kalma’ karantina sürecinin her kesimden insanı farklı şekillerde etkileyeceği ve bunların sonradan ortaya çıkacağı öngörülmektedir. Ekonomik boyutuyla, önemli bir kesim için zorlu günlerin başlangıcı olmuş, sosyal boyutuyla tamamen sokağa, kafelere, lokantalarda ve parklara taşınmış olan sosyal hayatın keskin bir bıçakla kesilmesi, duygusal anlamda yalnızlık duygusunun ve endişe halinin patlaması demek olmuştur.

 

Aynı şekilde kalabalık olan, yaşam alanı dar ve maddi zorluklar ve ruhsal rahatsızlıklar geçiren aileler için her şeyin olumsuz anlamda katlanması demek olmuştur. Bütün bunların sonucu olarak toplumda çok çeşitli duygusal ve fiziksel tepkiler gözlenmiştir. Bu tepkileri kendimizde ve çevremizde gördük, hatta literatürden ve medyadan bu süreçlerin kültürlerarası yansımalarını dahi gözledik.

 

Yaygın görülen duygusal, fiziksel ve zihinsel tepkileri şöyle özetleyebiliriz:

 

– Şaşkınlık ve inkar

 

– Korku ve şok

 

– Enfekte olma korkusu

 

– Başkasına bulaştırma korkusu

 

– Gelecek anksiyetesi

 

– Sevdiğini kaybetme korkusu

 

– İş ve gelir kaybı korkusu

 

– Süreğen moralsizlik ve duygusal donukluk

 

– Suçluluk ve çaresizlik duyguları

 

– İsteksizlik ve içe kapanma

 

Yaygın görülen fiziksel ve davranışsal tepkiler ise şöyle özetlenebilir:

 

– Öfke patlamaları

 

– Aşırı yemek yeme ya da yemekten kesilme

 

– Panik ataklar

 

– Yerinde duramama

 

– Aşırı uyuma ya da hiç uyuyamama

 

– Evde kavga çıkartma

 

– Aşırı konuşkanlık ya da az konuşma

 

– Protest olma hali, şiddet eğilimi

 

– Alkol ve madde kullanma eğilimi

 

– Başağrıları ve titremeler

 

– Konsantre olmada zorluklar

 

– Ağlamalar

 

Bunlar esasında doğal tepkiler olup ruh sağlığı çalışanları açısından beklenen sonuçlardır. Şiddet eğilimlerini dışarıda bırakmak koşuluyla aşırıya kaçmamış bu tepkilerin çoğunu sağlıklı insanların bir özelliği olarak tanımlayabiliriz. Çünkü ani bir yaşam değişikliği olmuş, kabuller ve alışkanlıklar değişmeye zorlanmış ve daha da önemlisi geleceğin ne getireceği tam anlamıyla bir bilinmeze dönmüş.

 

Burada, medyanın büyük katkısı olmuştur diyebiliriz, medya bilgilendirme anlamında güzel bir iş yaparken zaman zaman dozu kaçırarak özellikle kırılgan gruplara korku salabilmektedir. Medya günümüzde sadece sosyal değil pek çok insan için profesyonel yaşamın bir parçasıdır. Gençler için olmazsa olmazdır, dolayısıyla ruhsal sağlamlığı anlarken ve teşvik ederken insanların iyilik hallerini nelerin etkilediğini iyi tespit etmek gerekir.

 

Psikolojik dayanıklılığın bir diğer önemli özelliği öğrenilebilir olmasıdır. İyilik halinin yaşla, dönemle, çevreyle, zihinsel ve ruhsal duruşla ilişkili olduğu bilinmektir. En güncel İyilik Hali (well-being) tanımları artık çok katmanlı olan bu duygu durumlarını içermektedir, yani sadece fiziksel ve duygusal iyilik hali değil bireyin evrenle ya da Aşkın olanla bağı da önemsenmektedir. Bu bütünsellik, bireyi bir nevi sonu gelmez dünyevi prangalardan kurtarıp ona özünde sahip olduğu özelliklerini hatırlatır.

 

Pandemi pek çok doğal afetlerde gördüğümüz gibi bazı bireylerin olup bitenleri manevi anlamda ilahi olanla bağlantılandırdığını gösterdi. Bu, kimi insanda ruhsal toparlanmaya yol açarken kiminde de daha ileri anksiyete ve korkuya yol açmıştır. “Dünyanın sonu geldi, tanrı hepimizi cezalandırıyor.” şeklindeki düşünceleri örnek olarak vermek mümkün. Bireysel farklılıklardan dolayı bazı bireylerde kendine gelme, daha da kötüsüne hazırlanma güdüsünü işletmiş, bazılarında ise “sonumuz geldi yapacak bir şey yok!” düşüncesi altında çaresizlik duygularını harekete geçirmiştir. Bu, bize iyilik halinin manevi hayatla ne kadar içiçe olduğunu gösteriyor.

 

Farklı inanç sistemleri insanların travmalarını farklı şekillerde ele almıştır; örneğin, İslam’da acı manen temizlenmenin, sabırla büyümenin ve nihayetinde cennete girmenin şartı olarak nitelendirilir. Mevlana Celaleddin Rumi için acı, sevgiliye kavuşma aracıdır. Varoluşçu felsefe düşünürlerine göre ise travmalar hayatı sorgulamanın doğal sebepleridir. Zorlayıcı yaşam olayları kişileri mücadelelere sürükler ve bunun sonucu olarak pozitif yönde bazı duygusal, zihinsel ve davranşışsal değişiklikler ortaya çıkar.

 

Psikolojik dayanıklılık nasıl geliştirilebilir sorusu artık iş dünyası, eğitim dünyası ve politika yapıcılar için bir kez daha önemli olmuştur çünkü, günümüz insanında duygusal ve psikolojik problemler bir salgın boyutuna gelmiş ve ciddi bir halk sağlığı problemine dönüşmüştür. Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında her kırk saniyede bir kişinin intihar ettiğini ve kendine yardım stratejilerinin, özellikle iyilik halinin arttırılmasında ve psikolojik sıkıntılarla başa çıkmada en etkin yöntem olduğunu rapor etmiştir.

 

Amerikan Psikologlar Derneği ‘nin (2016) ortaya koyduğu psikolojik sağlamlık geliştirme stratejilerine göz attığımızda ilişkiselliğin, mahalle ve toplum ruhunun ve kendiyle barışık olmanın önemli olduğunu bir kez daha görebiliyoruz.

 

Bu stratejiler söyle sıralanmıştır:

 

– Aile üyeleri ve yakın çevreyle iyi ilişkiler içinde olmak

 

– Sosyal gruplar içerisinde rol almak

 

– Gereksinimi olduğunda yardımı kabul edebilmek

 

– Baş edilmez gibi görünen sorunlardan kaçmamak

 

– Sorunların çözümünde gerçekçi beklentiler içinde olmak

 

– Olası sorunları önceden değerlendirebilmek

 

– Beklenmedik olası durumları yaşamın doğal bir parçası olarak kabullenmek

 

– Ulaşılabilir hedefler belirlenmek 

 

– Acı veren bir olay yaşansa da olayı gerçeğin dışında abartmamak

 

– Yaşama dair olumlu beklentileri artırmak

 

– Öz bakıma dikkat etmek

 

– Hoşlanılan ve rahatlatıcı aktiviteleri yapmak

 

Bazı araştırmacılar travma sonrasında insanlarda şefkat, empati ve kendine ait güç farkındalığında artış olduğunu belirtmiştir (Slyke, 2014). Başka bir deyişle, bugüne dönerek anı hissedebilme ve yaşayabilme motivasyonu işler hale gelir. Bu, kendi içinde ciddi ruhsal dönüşüm demektir. ‘Burada ve Şimdi olmak’ ruhsal destek terapilerinde salık verilen bir yöntemdir ve kişiyi bugünün sorunlarını anlayıp çözüm bulabilmesi için o anda destekler. İnsanlar bazen farklı sebeplerden ve karakterlerinden dolayı geçmişte yaşar, bazı insanlar ise gelecek kaygısı ile bugünden koparlar.

 

Ruhsal Büyüme

 

Karakter özelliklerini ve maneviyatı inceleyen araştırmalar travma sonrası ya da travmaya bağlı büyümenin aşağıdaki özelliklerle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Prati & Pietrantoni, 2009; Sumalla ve ark., 2009; Linley and Joseph, 2004):

 

– Kendine yetme becerilerinde artış

 

– Sosyal destek arama yatkınlığı

 

– Kendisi hakkında bilgi verebilme

 

– Yeni deneyimlere açık olma

 

– Yumuşak başlılık ve pozitif olabilme

 

– Dışa açık olma ve kendine güven

 

– Varoluşla ilgili sorulara hazır olma

 

– Olumlu olanı yakalamak için uyanık olma

 

– Yeniden anlam yaratmak ve yazmak

 

– Dindarlık ve dini etkinliklere katılmak

 

Travma sonrası büyüme ya da olgunlaşma herkeste farklı şekillerde ve aşamalarda ortaya çıkar. Pek çok insan için bu, hayatın bir normalidir ve manevi bir altyapısı vardır, örneğin İslam’a göre insanların sürekli imtihan içinde olması inancı gibi. Kimi için ise hayatta başarılı olmanın bir ölçümü kimine göre ise iş dünyasının olmazsa olmasıdır.

 

Burada ruhsal büyüme yaşayıp yaşamadığımızı nasıl anlayabileceğimize dair bazı ipuçları vermek istiyorum. Travma sonrası büyümeden bahsedebilmek için insanların bazı süreçlerden geçmesi ve bazı şeylerin farkına varması gerekir. Bu ipuçlarını ya da kılavuzu, Covid-19 küresel salgın esnasında ve sonrasında kendimizi test etmek için kullanabiliriz. Kendimizde halihazırda ortaya çıkan ve çıkacak olan duygusal, zihinsel, ruhsal ve manevi değişiklikleri takip edebiliriz; bu, kendimize olan saygı ve güvenimizi arttıracaktır.

 

Aşağıdaki liste potansiyel olarak söyleyeceğimiz ya da soracağımız bazı soruları ve konuları içeriyor. Liste, alandaki yazarların kullandığı maddelerle de örtüşmektedir (Tedeschi ve Calhoun, 1996). Çoğuna evet diyebiliyor olmanız ruhsal büyüme yaşantısı anlamında doğru bir çizgide olduğunuzu gösterecektir.

 

– Bir çok şeyin kıymetini anladım.

 

– Kendimi daha iyi tanımaya başladım.

 

– Yaşamın anlamını farklı açılardan kavradım.

 

– Artık beni zorlayan şeylerden korkmuyorum.

 

– Azdan zevk alabiliyor, basit olanın kıymetini anlıyorum.

 

– Elimde olanlara daha fazla şükrediyorum.

 

– İlgi alanlarım genişledi.

 

– Olduğumdan daha güçlüyüm.

 

– Sınırlarımı farkettim.

 

– Sevmediğim ve korktuğum bazı şeylerin öyle olmadığını farkettim.

 

– Bol bol düşünme fırsatım oldu; hem yalnız hem de yalnız olmadığımı anladım.

 

– İnsanları düşündüğümden daha çok sevdiğimi farkettim.

 

– Beni sevenlerin olduğunu gördüm. 

 

– Başkalarına yardım etmenin önemini anladım.

 

– Faydasız şeyleri artık daha iyi farkedebiliyorum.

 

– Evin önemini ve kıymetini anladım.

 

– İnançlarım güçleniyor; bu dünyaya boşuna gelmemişim.

 

– İnsanlara ve evrene olan saygım ve sevgim artıyor.

 

Unutmayalım ki her birey farklı hisseder ve farklı zamanlarda büyür. Önemli olan kendini bu süreçte yabancılaşmış ve yalnızlaşmış hissetmemektir. Arkadaş ve yakınlarımıza bunu hissettirmemektir. Bunu duygusal dayanıklılık anlamında, kendimize ve hayata karşı esnek olarak, durumları iyi okuyarak ve kabullenerek başarabiliriz; örneğin kendinize tehditleri zihninizde abartmamanız gerektiğini, her şey olmasa da bazı şeylerin öngörülebilir ve çözülebilir olduğunu hatırlatabilirsiniz. Bu, karanlıklardan çıkmak için bir fener görevi görecektir.

 

En az yukarıdakiler kadar önemli diğer bir konu ise kendi dünyamızda yaşadığımız ve zorluklarına rağmen kendimizi iyi hissettiren duygular, düşünceler ve tecrübelerdir. Bunların büyüklüğü ya da küçüklüğü hiç önemli değil, onlar bizim gerçekliğimiz ve bizim için anlamlı olandır.
_____

1. Akcan, G. (2018). Travma sonrasi buyume: Bir gözden geçirme. SP: 61-70

 

2. Bonanno GA. (2004). Loss, trauma, and human resilience: have we underestimated the human capacity to thrive after extremely aversive events? Am Psychol 59:20-8.

 

3. Çam, O., Büyükbayram, A. (2017). Hemşirelerde psikolojik dayanıklılık ve etkileyen faktörler. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 8(2):118–126

 

4. Diagnostic And Statistical Manual of Mental Disorders (DSM‐IV), 1994. APA.

 

5. Dürü, Ç. (2006). “Travma Sonrası Stres Belirtileri ve Travma Sonrası Büyümenin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi ve Bir Model Önerisi.”Yayımlanmamış doktora tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006.

 

6. Earvolino-Ramirez, M. (2007). Resilience: a concept analysis, Nurs Forum, 42 pp. 73-82

 

7. Fidan. M. (2017). ‘The third person in the room: The impact of the interpreter on the counselling process with non-English speaking clients.’ Doctorate Thesis. University of Leicester.

 

8. Fidan, M. (April 2018). ‘The perception of social justice in mental health field: A case of Britain.’ II. International Critical Analytical Thinking Symposium. University of Istanbul. Turkey. (Speaker)

 

9. Karaırmak, Ö. (2006). Psikolojik sağlamlık, risk faktörleri ve koruyucu faktörler. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi; 26:129–42.

 

10. Kira, İ. ve diğer. (2013). “The Dynamics of Posttraumatic Growth Across Different Trauma Types in a Palestinian Sample.” Journal of Loss and Trauma, 18.2, ss. 120‐139.

 

11. Linley, P. A., & Joseph, S. (2004). Positive change following trauma and adversity: A review. Journal of Traumatic Stress, 17(1), 11-21

 

12. Prati, G., & Pietrantoni, L. (2009). Optimism, social support, and coping strategies as factors contributing to posttraumatic growth: A meta-analysis. Journal of Loss and Trauma, 14(5), 364-388.

 

13. Tedeschi, R. G., Park C. L. and Calhoun, L. G. (1998). Posttraumatic Growth: Positive Changes in the Aftermath of Crisis. Routledge,1998.

 

14. Slyke, Jenna Van (2014). Post‐Traumatic Growth.

 

15. Sumalla, E.C. & Ochoa. C. &, Blanco, I. (2009). Posttraumatic growth in cancer: reality or illusion? Clin Psychol Rev 29:24-33.

 

16. Tedeschi and Calhoun (1996). The Posttraumatic Growth Inventory: measuring the positive legacy of trauma. J Trauma Stress. Jul;9(3):455-71.

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.