Bir Yerel Yönetim Tahayyülü: Yerel Yönetim ve Yerel Demokrasi

Yerel yönetimlere ilişkin bir tahayyülün ete kemiğe bürünmesinden önce ilk adım, iyilik ve kötülüğün seçiminde oyunuzu, yani iradenizi hangi taraftan yana kullandığınızdır.

yerel medya yerel demokrasi

Yönetim ve organizasyon bilim dalı, ülkelerin idari teşkilatlanmasını merkezi yönetim ile yerel yönetim şeklinde ikili bir yapıyla anlatır. Bu anlatının, sanayi toplumuyla gelişen demografik yapının kırlardan şehirlere kümelenmesiyle ortaya çıktığı rahatlıkla söylenebilir. Sanayi toplumuyla birlikte nüfusun artması ve mekânsal farklılaşmada yaşanan değişim; bir şehri, bölgeyi veya ülkeyi yönetebilir kılmada insana şimdilik bu ikili yapıyla çözüm sunar. İlerleyen dönemlerde bunun hangi modelle gerçekleştirileceği ise şimdilik muamma. 

 

Günümüz toplumları, gündelik hayatlarına ve geleceklerine ilişkin bir şeyleri değiştirme bilinci ve iradesini ağırlıklı olarak merkezi yönetimler (siyasi erk, hükümet) üzerinden gerçekleştirmeyi hedefler. Bu makro plandaki bir eğilimdir. Yerel yönetimler ise ıskalanan ya da daha az önemsenen bir hedef olarak modern toplumların gündemine girmiş olsa da, bu durum son yüzyılda yerel yönetimlere olan mazhariyeti engelleyememiştir. Bu mazhariyet, insanın kendi iradesiyle değiştirme cezbesine kapılmasından neşet eder. Çünkü insan, yerel yönetimler üzerinden birebir içinde bulunduğu ve dokunduğu evine, sitesine, sokağına, mahallesine ardından da şehrine kendi irade ve arzusunun dışından gelebilecek olumsuzlukları defetme, bunun yerine kendi taleplerini ve hedeflerini yine kendi iradesinin yansıması olan oyuyla ikame etmede aktif bir özne olduğunu düşünür. Bu da mikro plandaki bir eğilimdir. Bu eğilimin bilince, bilincin iradeye, iradenin de tekillikten çıkıp organize çoğulluğa evrilmesiyle (sivil toplum, kent konseyleri gibi) bir yerel demokrasinin köşe taşları da döşenmiş olur.  

 

Yerel Demokrasi

 

Yerel demokrasi kuramsal olarak bu şekilde teşekkül olurken, yerel yönetimlerin nasıl bir yönetim, yani yöntem ve ne üzere bir yönetim, yani hangi ilkeler üzerine yönetileceği sorunsalı ise açıklığa kavuşturulmayı bekler. Yönetim ve organizasyon bilimi ile insanlığın bugüne kadar oluşturduğu müktesebat, bu iki sorunsala ilişkin şimdilik bir şeyler sunmamış denilemez. Müktesebatın dinsel modeli, liberal modeli, sosyalist modeli ve milliyetçilik modeli gibi daha başkaca modelleri sıralansa da örtüşen ve ayrışan noktalarının olduğu da bir gerçektir. İnsan farklı devirlerde farklı ülkelerde bu deneyimleri duydu, gördü, yaşadı. Liberal paradigma katılımcılık, rekabet, refah, birey ilkelerine odaklanırken; sosyalist model halkçılık, eşitlik, dayanışma, enternasyonallik; dinsel model yardımlaşma, ahlak, ümmet, istişare; milliyetçilik modeli ise millilik, soydaşlık, üniterlik, ilkelerine odaklanır. 

 

Yerel yönetimlerin yerel demokrasiye evrilip-evrilemeyecekleri şu sacayağına veya kaynaklara muhtaçtır. Biri finansal kaynak, diğeri insan kaynağı, üçüncüsü de felsefi ifadeyle idea, dini terminolojiyle dava, modernliğin jargonuyla paradigma diyeceğimiz husustur. İlk iki kaynağın nerelere kullanılacağı, kimin için kullanılacağı ve nasıl kullanılacağı üçüncüsüne ya hizmet eder ya da ifsat. 

 

Ampirik veriler bize, yerel yönetimlerin salt Türkiye’ye özgü olmayan Avrupa ve Amerika’da da görülen gerçeğinin, hizmetten çok ifsada dönüştüğü/dönüştürüldüğünü göstermektedir. Kimi olumlu, tekil örnekler de söz konusudur. Peki yerel demokrasiye evrilemeyen bu gerçeklik nasıl bir mekanizma ile vücut bulmaktadır. Bu vücut bulmayı sağlayan insan kaynağı ile finansman kaynağı ayrı başlıklar halinde değil, iç içe şöyle açıklanabilir:

 

Yerel yönetimlerin finansal kaynağı, toplumu daha yaşanabilir bir şehre amade kılacak sol jargonla ifade etmek gerekirse, halkın çıkarına tahvil edilmediğinde karşılaşılacak olgunun yolsuzluk düzeni olduğu bir gerçektir. Yerel yönetimlerin finansal gücünün imar kararlarından ihalelerin dağıtımına kadar envaiçeşit aşırma yol ve yöntemleri, bu yolsuzluk düzeninin hem peydahına hem de sağlamlaşmasına yol açar. Mali kaynakların; evin, sitenin, sokağın, mahallenin ve şehrin güzelleşmesine ya da yaşanabilir bir mekân kılınmasına akıtılıp buradan bir kitle desteğine dönüşmesi beklenirken, siyasetin finansmanına, yerel yönetim aktörlerinin kasasına, kişisel ikballerine veya nepotizme transferi yerel yönetimin yerel demokrasiye dönüşmemesinde bir tür dinamit işlevi görür. Yerel yönetim aktörlerinin değişmesine rağmen, yerine gelen yeni seçilmiş aktörler de toplumun oylarıyla aynı yolsuzluk düzenine belli bir süreden sonra teşne olmaktan kurtulamamaktadır. Bu da yolsuzluk düzeninin sürgit devamına, toplumların da “menfaatten başka bir şey değildir şu seçimler” serzenişinde bulunmaktan öteye geçmemesine yol açar.  

 

Yerel yönetimlerin mali kaynağını yöneten hiyerarşik yapıda, başta başkan olmak üzere alt aktöre kadar giden insan kaynağı ise, bu yolsuzluk düzenine kiminin göbeğinden kiminin kıyısından kiminin sessizliğinden kiminin de çıkar çatışmasından kaynaklı karşı çıkışından ötürü pay sahibidir. Belediyelere işe alımlardan başlayarak (bilindiği gibi buralarda sınavla değil adamına ve parasına göre çark dönmekte) kendini gösteren bu liyakatsizlik, adaletsizlik ve nepotizm bununla kalmaz. İnsan kaynağının hizmet süreçlerinde zamanla yolsuzluk düzeninin bazen fazla mesaisine, bazen üst yönetici olma hırsına, bazen devasa para kaynağının büyüsüne, bazen “rahat bir işim olsun da bu bana yeter” konformizmine, bazen de kendi cemaati, örgütü, aşireti, meşrebi, partisi, derneğine maddi ve manevi menfaat devşirme için o konumda kalmaya iten envai hallerinden dem vurmak mümkün. Hangi hal içinde olunursa olsun, insan kaynağı son kertede bozulmaya ve kirlenmeye başlamış, zamanla da bu bozulma ve kirlenme sistematik kokuşmuşluğa ve bir türlü ıslah olmaz ifsada giden yolu açmıştır. İnsan kaynağı ile insanın ve toplumun emrine amade kılınacak mali kaynaklar sıklıkla dile pelesenk olmuş “bir avuç azınlığın” elinde debelenince, yukarıda sorulan yerel yönetimlerin mali kaynağının nerelere, kimlere ve nasıl gideceği sorusu da cevaplanmış olmaktadır. 

 

Beş yıl sonra başka aktörler veya daha önce seçilmiş aynı aktör bu müesses düzeni sürdürerek kariyerlerini başarılı bir şekilde lanse etmekte de oldukça mahirdir. Halkın çıkarına ya da kamunun yararına dönük olması gereken yerel yönetimler, bu bir avuç azınlığın kollarında yerel demokrasiyi de dinamitlemekten geri durmamaktadır. Roma’dan Osmanlı’ya, Yunan’dan Ortadoğu’ya, modern toplumlardan Türkiye Cumhuriyeti’ne, yani günümüze kadar sürgit devam eden bu tablo karşısında ortak akıl şu soruyu sormaya bir şekilde cüret eder: Bu kısırdöngüden çıkışın yolu yok mudur? Ya da insan tarih boyunca neden kötü yolu, iyi yoldan daha çok tercih etmiştir? Neden temiz siyaset, temiz toplum, temiz yönetim değil de yolsuzluk ve kötülük artmaktadır?

 

Yerel Yönetim Tahayyülünün İlk Adımı

 

Bu haklı sorular, karşımıza iyilik ve kötülük problemi gibi daha asli ve metafizik sorunla yüzleşmeyi getirir. O halde kaynakların (burada finansman) arzu edilen noktaya ulaşmaması (burada idea/dava/paradigma/ülkü) kaynağın ya da aracın doğası gereği kötülüğünden değil, insanın (burada belediye başkanları ve siyasetin aktörleri) kötülüğü iyiliğe tercih edişinden kaynaklanmaktadır. Bu da oy vererek ifa edilen seçimlerin içerik olarak hizmete değil ifsada dönüşmesiyle, yani ampirik verilerin söylediği gibi olumsuz yerel yönetimlerin çokluğunun, olumlu yerel yönetimlerin azlığına galebe çalmasına yol açmaktadır. Bu olumsuzluk modern toplumlarda ve bireyde, hep bir azınlığın mutluluğuna, çıkarına hizmet eden yerel yönetimler olduğu gerçeğine ister istemez insanı götürmektedir. Bu gerçeklik, toplumu veya bireyi yerel yönetimlere ya katılmamayı ya gönülsüz katılmayı ya da ilerde bu ranttan kendine de bir pay düşeceği vehmine dayanarak seçimlerin insanlığın tarihinde belirmesinden 2024 yılına, yani bugüne kadar hep böyle sürgit devamına yol açmıştır. Merkezi yönetimler de bundan azade değildir. Dün Roma İmparatorluğu’nda da böyleydi, Osmanlı’da da, Bizans’ta da, New York Belediye seçimlerinde de… 2019 yılındaki Türkiye yerel seçiminden 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere de bu böyledir. Bunu coğrafyanın kaderi ile dinsel kader telakkisi ile ya da determinizm ile bağdaştırmak ahlaki olmadığı gibi rasyonel de değildir. 

 

Bu insanın ister merkezi yönetimde olsun ister yerel yönetimde olsun, hizmete tahvil edilmesi gereken mali kaynak ve insan kaynağını, kimi zaman kasa, kimi zaman nisa, kimi zaman masa, her zaman da iyilik ve kötülüğün var olduğu fıtratındaki/yapısındaki kötülüğü oylarıyla seçiminden ibarettir. Üstelik bu seçim, yerel yönetimlerde tercih edilen parti seçiminden daha aslidir, daha veballidir, daha ifsat edicidir. Yazının başında belirttiğimiz ideaya/davaya/paradigmaya ya hizmet eder ya da ifsat seçeneğini kimin belirlediği de böylelikle ortaya çıkmış olur. Öyleyse yerel yönetimlere ilişkin bir tahayyülün ete kemiğe bürünmesinden önce ilk adım, iyilik ve kötülüğün seçiminde oyunuzu, yani iradenizi hangi taraftan yana kullandığınızdır.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.