Biraz Kara Biraz Komik

Cem Yılmaz’ın filmlerinde hayatın neresine baksak karşımıza çıkabilecek eksik, aksak, adresini bulamamış, bir baltaya sap olamamış, elini kolunu nereye koyacağını tam bilemeyen ama özünde “iyi niyetli” Türk erkeğinin hikâyesi Kara Komik Filmler 2’de de sürüyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Komik, zamana ve mekâna göre değişiklikler arz eder ve şüphesiz toplum nezdinde imge gücünün nasıl çalıştığına dair de işaretler barındırır. Toplumun kurduğu ortak dilin en görünür tepkilerinden biridir belki de gülmek. Bu zaviyeden baktığımızda, Türk sinemasında öne çıkan komik tiplemeler de ülkenin içinden geçtiği süreçlerin, toplumsal dönüşümlerin bir nevi göstergesidir.

Sinemamızda 1921’de perdede zuhur eden ilk komik, Şadi Fikret Karagözoğlu’nun canlandırdığı tipleme Bican Efendi’den bugüne çok şey değişti. Henüz güldürü sinemasından bahsedemeyeceğimiz bir dönemin ifadesiydi Bican Efendi; Şarlo’nun sinemamızdaki ilk mukallidi. Bu tiplemenin varyasyonlarının sinemamızda yoğunlaştığı yıllar 1960-70’lerdir. İlk olarak 1960’larda perdede zuhur eder Feridun Karakaya’nın meşhur tiplemesi Cilalı İbo’da öne çıkan daha çok konuşma biçimi ve şaşkın tavırlarıdır. Yine aynı dönemde konuşmasındaki tonlamaları, tipi ile hatırda kalan isimlerden biri de nam-ı diğer Kart Horoz, Vahi Öz’dür. Bu dönemin komikleri, kendilerinden önceki ve sonraki kuşaktan farklı olarak, muhalefet ton pek barındırmayan, büyük oranda beden diline yaslanan bir mizahı tercih eder, dili ve bedeni kabalaştırmaya dayalı bir güldürüdür söz konusu olan. ‘Temem bilakis’, ‘abudik gubudik’, ‘Adanalı Celal’ replikleriyle Öztürk Serengil’in canlandırdığı Adanalı Tayfur örneğinde de olduğu gibi. O yıllar için anmamız gereken isimlerden biri de, Cem Yılmaz’ın sinemasında gördüğümüz her daim ‘kaybeden’ ama komik karakterlerle ilişkilendirebileceğimiz, Sadri Alışık’ın hayat verdiği Turist Ömer’dir.

70’lere geldiğimizde Ertem Eğilmez Hababam Sınıfı serisiyle çıkışını yapar. Bu filmlerde dikkat çeken isim İnek Şaban tiplemesi ile Kemal Sunal’dır. Sunal’ın bu başarısı Hababam Sınıfı’ndan taşar ve İnek Şaban dönemin pek çok komedi filminin ana ifadesine dönüşür. Daha önceki komiklerden farklı olarak toplumsal sorunlarla daha alakadardır, köy filmlerinde de, köyden kente göç edenleri canlandırdığı rollerinde de mutlaka izleyenlere aktarmak istediği bir mesajı vardır. 80’lerde komedi filmlerinde toplumsal eleştiri, sosyal meselelere göndermelerin vurgusu artar. İlyas Salman, Müjdat Gezen, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Münir Özkul, Şener Şen, Ayşen Gruda’nın da aralarında bulunduğu karakterlerden müteşekkil daha geniş bir ‘komik’ seçkisinden söz edebiliriz artık. Bu yılların sinemadaki komik algısında önemli payı bulunan, günümüzde de etkisi yadsınamayacak olan; Banker Bilo (1980), Davaro (1981), Çiçek Abbas (1982), Şekerpare (1983), Züğürt Ağa (1985) filmlerinin senaryo hanesinde ise hep aynı isim görülür: Yavuz Turgul.

1990’larda ilk örneklerini izlediğimiz Yeni Türk Sineması’nın karakteristiği 2000’li yıllara geldiğimizde iyice belirginleşir. Yılmaz Erdoğan’ın 2004’te çektiği Vizontele Tuuba’nın canlı renk paleti, dinamik oyunculuk tercihinin ardında politik değiniler dikkat çeker. 12 Eylül’ün sebep olduğu tahribatı bu kadar dolaylı bir dil ile anlattığı için Erdoğan o yıllarda eleştirilecektir. Kural tanımayan, her önüne geleni yıkıp deviren, kaba saba cüssesi, belden aşağı esprileriyle gişe rekorları kıran Recep İvedik ile tanışmak için ise 2008’i beklememiz gerekecektir. Toplumda hız kesmeden ilerleyen lümpenleşmenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir Recep İvedik. Önüne geçen her şeyi, herkesi devirir. Yedinci filmi için çekim süreci başlayan Recep İvedik’in gişedeki başarısı, kısa sürede perdede türevlerini artırır. (Recep İvedik’in kadın versiyonu için bknz. Maide’nin Altın Günü, 2017)

Hem Öteki Hem Ben

Üniversitede öğrenciyken Leman mizah dergisinde çizimler yapan, ilk gösterisini dergide çalıştığı yıllarda Leman Kültür Merkezi’nde gerçekleştiren ve daha sonra Beşiktaş Kültür Merkezi’nde (BKM) sahneye çıkan, 1998’de senarist ve oyuncu olarak sinemaya adım atan Cem Yılmaz’a geldik nihayet. Sahnede siyah kostümleri içerisinde tombul bedenini kullanma biçimi, gözlem yeteneğini karakterlerine giydirmedeki başarısı, dili kullanmadaki kıvraklığıyla ‘mizah tarihimiz’ açısından önemli bir aşamadır onun katkısı. Kendinden önceki komikler ya da çağdaşları ile arasındaki en belirgin fark; mizahının kaba el, söz şakaları yerine ironiye yaslanmasıdır. Gösterilerinde sokaktaki insanın en naif, ‘saf’ hâllerini kendine konu eder. Tamamen muhalefete dayalı politik limanlarda aramaz malzemesini, lehçe komiğine sığınmaz. Kendisinden önceki kuşakta otoriteye, iktidara, düzene yöneltilen eleştirel mizah dili Cem Yılmaz’da incelmiştir. Fakat bu tercihleri onun mizahının muhalefet barındırmadığı anlamına da gelmez. Yahşi Batı’daki (2010) “Amerikan rüyasından uyandım.”, A.R.O.G.’daki (2008), “Bu darbe bizi 10 yıl geriye götürdü.” ve benzeri replikleri hatırlayın… Cem Yılmaz’ın mizahındaki muhalif tonu yumuşatan temel unsur, toplumun periferisinde kalanlar ile merkezdekileri aynı çizgi üzerinde buluşturmasıdır. Yılmaz, mümkün mertebe hepsine aynı mesafeden yaklaşır; onların içinde bulundukları durumları, kullandıkları ifadeleri, hayat tarzlarını nesneleştirerek hepsinin belirli bir mesafeden görünmesini sağlar. Seyircinin ciddi bir psikolojik ihtiyacını karşılar bu eğilimi, bilinçaltına ittikleri ile yüzleşmesini sağlar. İzleyenin kendisinde görmek istemediği saflık, dalgınlık, gariplik, kabalık ve aşırılıkları bir kalıba dökerek hem belirli bir mesafeden bakmasını hem de kullandığı ben diliyle içselleştirmesini sağlar. Hayatın yükünü hafifleten, arabulucu, sağaltıcı bu mizah tonu ile ‘ben’ ile ‘öteki’ arasındaki mesafe daralır, ‘ben’ler ‘biz’e dönüşür.

Cem Yılmaz’ın filmleri genellikle ikiye ayrılır. G.O.R.A. (2004), A.R.O.G.Yahşi Batı, Arif V 216 (2018) filmleri sahnedeki mizah dilinin filme dönüştürülmüş hâli, peş peşe sıralanmış skeçler gibidir. Diğer filmlerinde ise dramatik yapı ön plandadır. Burada renkler biraz daha softlaşır, patlayan ışık hüzmeleri arasından yüzünü seçtiğimiz ‘tutunamayan’ karakterin dramı belirginleşir ve tabii ki bu ‘kaybeden’, aksak karakterlerin başına gelen komik hâller üzerine kurgulanır senaryo. Sinemaya ilk adım attığı Her Şey Çok Güzel Olacak (1998), 2006 tarihli Hokkabaz gibi son iki filmi Kara Komik Filmler de ikinci kategoride değerlendirilebilir. Filmlerin gişe başarılarından yola çıkacak olursak, izleyicilerin Cem Yılmaz’dan daha çok skeçlerinden esinlenen, bol güldüren filmler yapmasını beklediği söylenebilir fakat Yılmaz’ın üzerine en çok konuşulan, tartışılan, kültleşme potansiyeline sahip filmleri ikinci kategoride andıklarımızdır. Sinema üzerine kafa yoran, sanat sineması ile ana akım arasında bir dil arayışı içerisindeki Yılmaz’ın yapmak istediği sinema da daha çok hayatın damarlarında gezinen ama bir taraftan da izleyiciyi eğlendiren bu ikinci kuşak gibi görünüyor.

İki orta metraj filmin bir araya gelmesinden oluşan Kara Komik Filmler 2’nin ilk hikâyesi Deli, bir taksicinin aşk hikâyesine odaklanır. Bu seriyi kara ve komik olmalarının yanı sıra ortak bir değerlendirmeye tâbî tutmamızı sağlayan diğer unsurlar bir aşk hikâyesinin etrafında şekillenmesi, kaybeden erkek bir ana karakterin merkezde bulunması ve sinematografik tercihleridir. Cem Yılmaz filmografisini tanımlamak istediğimizde sıralayabileceğimiz diğer alt başlıklar da bu filmler için geçerlidir. Her filminde kendini hissettiren nostalji duygusu, karakterlerin kusurlarından beslenen bir hikâye, Yeşilçam ve Hollywood klasiklerine göndermeler ve daha önceki filmlerinde uzaya, taş devrine, Amerika’nın Vahşi Batı’sına gönderdiği Türk imgesini anlamaya dönük çaba… Kara Komik Filmler’de de diğerlerinde olduğu gibi Anadolu insanının hallerine, tepkilerine dair önemli analizler mevcut. Bu filmlerde de başrolü canlandırıyor Yılmaz ve senaryo kendisine ait.

Deli’de, işinde gücünde, kendi hâlinde, mahalledeki bir kıza âşık olan ve bu güzel kızın taksisine binmesinden, gözlerine bakıp hülyalara dalmaktan başka gayesi olmayan Güven’i izleriz. Bir gece taksisine binen iki garip iş adamı, ardından şahit olduğu cinayet ile hayatı altüst olur. Sisli bir orman, beklenmedik bir cinayet, mazlum erkek gibi kodlar üzerinde ilerleyen filmin ‘kara’ tonu bu bölümde kendini gösterir, mizah tonu ise ana karakter tımarhaneye düştükten sonra parlatılacaktır. Hapse girmekten kaçarken, hayli garip, az da olsa komik bir deli çetesinin eline düşer Güven. Filmin son sahnesi ise bir hayal gibi aydınlık, bir o kadar da puslu melodramın içine bırakır izleyiciyi. Mazlum erkek, fantezisine ulaşmıştır evet ama yine de kaybetmiştir.

Kara Komik Filmler 2’nin ikinci filmi Emanet’te ise son yıllarda televizyon kanallarını istila eden yetenek yarışmaları ve buradaki umut vaadinin etrafında kümelenen küçük insanların dramı vardır. Birol, Anadolu’da yaşayan, bir kolu aksak, kendi hâlinde bir delikanlıdır. Babasının vefatının ardından onun dolaptaki yaldızlı deri ceketini, eldivenini (büyük ihtimal babasının gerçekleştiremediği hayalini) giyinerek İstanbul yollarına düşer. Yetenek yarışmasında görüp âşık olduğu kız (Özge Özpirinçci) ile bir şekilde yolu kesişir fakat bu aşk hikâyesi de hüsranla sonuçlanacaktır. Emanet’te Birol karakterini canlandıran Cem Yılmaz’ın ve aynı otel odasını paylaştığı, yine bir yetenek yarışması için İstanbul’a gelen dansçı rolündeki Çağlar Çorumlu’nun oyunculuğundan ayrıca bahsetmek gerek. Çorumlu, dansçıyı oynarken televizyon kültürünün dayattığı ezber cümle kalıpları, vurguları, mimikleri, hâlleri oldukça başarılı hicvediyor.

Cem Yılmaz’ın filmlerinde hayatın neresine baksak karşımıza çıkabilecek eksik, aksak, adresini bulamamış, bir baltaya sap olamamış, elini kolunu nereye koyacağını tam bilemeyen ama özünde “iyi niyetli” Türk erkeğinin hikâyesi anlatılır. Kara Komik Filmler 2’de de bu erkek karakterlerin hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olan hayalleri, kavuşamayacakları aşklarında tecessüm eder. Deli’de hemen her gün aynı sokakta karşılaştığı güzel kadın ulaşılmaz bir vaattir Güven için. Kavuşmaya dair bir umudu yoktur. Emanet’te ise Birol, bir televizyon programında gördüğü kadına âşık olacaktır. Birol’un kendi üzerine kapalı duruşu, uzattığı saçları ile yüzünü/kendini saklamak ister bir hâli vardır ama hayatının atılımını yapar ve sevdiği kadına ulaşabilmek adına yetenek yarışmasına katılır. Cem Yılmaz karakter yaratma konusunda başarılı, özellikle kendisinin canlandırdığı rollerde beden dili, bakışlar, diyalog tercihlerindeki titizlik hissedilmekte. Hikâye örgüsü ve kurguda ise bir acelecilik söz konusu. Hâlbuki biraz daha ince işçilik ile karakterlerin derinleşmesi, ete kemiğe bürünmesi ve izleyici üzerinde daha güçlü bir tesir bırakması muhtemel. Kara Komik Filmler’in bölümlerinde dolaşan; para kesesi, Kaçamak Lokantası gibi ortak detaylar ise hem seriyi birbirine bağlamakta hem de izleyici için keyifli bir bulmacaya dönüştürmekte seyri.

Mizah bir toplumun bilinçaltından izler taşır. Deleuze ve Guattari’den alıntılayacak olursak: “Bütün toplumların kesinlikle en korktukları şey, benliklerinin derinlerindeki kendi görüntülerinin ‘negatifi’dir, yani kodları çözülmüş ‘arzu’nun serbest dolaşımı.” Cem Yılmaz’ın filmleri bu kodları bozuma uğratır, dolaşıma sokar, bilincimizden kaçan yanları başka kılıklara sokarak tekrar tekrar karşımıza diker. İzleyici, gündelik hayatta gözünü kaçırdığı bu gerçeklikle farkına varmadan da olsa yüzleşmek durumunda kalır. Birol’un bir türlü yoluna giremeyen ya da Güven’in bir gecede tepetaklak olan hayatında aslında hep kendinden izler görür ve izledikçe hafifler.

____________________________________________________________________________________________________________________

KARAKOMİK FİLMLER 2

Yönetmen: Cem Yılmaz
Senaryo: Cem Yılmaz
Oyuncular: Cem Yılmaz, Büşra Develi, Özkan Uğur,
Özge Özpirinçci, Çağlar Çorumlu, Cem Davran
Yapım Yılı: 2019 

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR