Bolsonarizm Şimdiden Kazandı

Bolsonaro’nun zaferi Brezilya’da faşizmin derinleşeceği anlamına gelebilir. Evanjelist köktenciliğin daha da artmasını sağlayabilir ve Amazon’daki yıkımın büyümesine yol açabilir. Ülkenin demokratik kurumlarının bozulmadan ayakta kalıp kalmayacağı şüpheli. Brezilya demokrasisinin hayatta kalıp kalmayacağını kestirmek de güç.

Jair Bolsonaro

Virginia Üniversitesi medya çalışmaları doçenti David Namer, Brezilya seçimlerinin 1 Ekim’de yapılan ilk turundan üç gün sonra “Twitter Brezilya değil. Brezilya Twitter’da da değil” diyor; hem solun hem de sağın seçim sonucu tahminlerinin fazlasıyla Twitter’daki trend ve hashtag’lere dayandığına dikkat çeken pek çok uzmanın görüşlerini yansıtıyordu.

 

Seçimler sonuçlandığında Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, anketçilerin yanıldığını kanıtlamış oldu. Bolsonaro, beklendiği üzere eski Devlet Başkanı İşçi Partisi adayı Luiz Inacio Lula da Silva’nın gerisinde kalırken, iki isim arasındaki fark yüzde 5’te kaldı ki bu tahmin edilen iki haneli farktan çok daha azdı. Bolsonaro, seçimlerin 30 Ekim’de yapılacak ikinci turunu zorlamayı başardı. Lula oyların yarıdan fazlasını almış olsaydı ikinci tura gerek kalmayacaktı.

 

Belki çok daha önemlisi, bu seçimle Bolsonaro’nun Liberal Partisi, Brezilya aşırı sağına, ülke neredeyse 40 yıl kadar önce demokrasiye döndüğünden bu yana görüp görebileceği en iyi seçim gecesini yaşattı. Liberal Parti, Brezilya Kongresi’nin avam kamarasında 99 koltuk aldı; 2017’de aldığından 23 fazla. Böylece, tek başına avam kamarasındaki en büyük parti olan Liberal Parti, ittifakla da yasama meclisinin neredeyse yarısının kontrolünü bilfiil elinde tutuyor olacak.

 

Hüküm net: Seçimin son turu nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, kazanan, Devlet Başkanı’nın siyasal ve toplumsal muhafazakârlar ve evanjelistlerin de desteklediği aşırı sağ hareketi, yani Bolsonarizm oldu.

 

Uzmanlar, Lula’yı geçmesi durumunda Bolsonaro’nun Kongre’deki sayısal üstünlüğünü kullanarak Yüksek Mahkeme yargıçlarını görevden alabileceğinden endişe ediyor. Askeri diktatörlüğün yıllar önce yaptığı gibi, ideolojik olarak kendinden yana yargıçlar atamak için Yüksek Mahkeme’deki koltuk sayısını artırabilir de. Yüksek Mahkeme, hükümetin idari merkezlerinin kontrolündeki bir yalan haber şebekesini soruşturmak dahil, hükümete karşı önemli bir diğer ağırlık merkezi işlevi görüyordu. Bolsonaro, Mahkeme hakimlerine yönelik saldırılarının yanında, yeniden iktidara gelmesi halinde yargı düzeninde ufak tefek değişiklikler yapabileceğini önceden söylemişti.

 

Bolsonaro 30 Ekim’de kaybetse bile, Kongre’deki destekçileri herhangi bir ilerici girişimi engellemek de dahil Lula yönetiminin çalışmasını oldukça zorlaştıracak güçte olacak.

 

Siyasi analist ve New School for Social Research’te sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren Felippe Ramos, “Aslına bakılırsa, Lula da Silva’nın neredeyse 20 yıl önce yönettiği ülke artık yok” diyor.

 

Brezilya Değişti

 

Bu, Brezilya toplumunun 2003 ile 2010 arasında ülkeye başkanlık eden merkez solun temsilcisi Lula yönetimi döneminde ilerici olduğu anlamına gelmiyor. Ülke, Bolsonarizmin destek bulabilmesine imkân veren çarpıcı siyasi, ekonomik ve demografik bir değişime tanık oldu. Ramos “Değişimi yönlendiren ne varsa siyasetten çok daha derinde” diyor.

 

Ramos’un belirttiği gibi, son yıllarda tarım endüstrisinin giderek ekonominin lokomotifi haline gelmesiyle birlikte Brezilya bir sanayisizleşme sürecinden geçiyor. Bu durum, geleneksel olarak muhafazakâr bölgelerin ekonomiye etkisinde bir artışa yol açtı. Brezilya müziğinin country’si Sertanejo’nun anaakımlaşmasında da görüldüğü gibi, bu değişim kültürel alana da yansıyor.

 

Bu arada, Brezilya’nın evanjelistlerinin, yani Bolsonaro’nun sağlam destekçilerinin, nüfustaki paylarının 30 yıldan daha kısa bir zamanda yüzde 5’ten 30’un üzerine çıkmış olması da daha büyük ölçekte bir muhafazakâr kaymaya işaret ediyor. Bu durum evanjelistlere ülke siyasetinde önemli bir yer kazandırdığı gibi, genel olarak nüfusun ahlaki meseleleri değerlendirme biçiminde etkili olmalarını da sağlıyor.

 

Evanjelist çevreler, yeniden iktidara gelmesi halinde Lula’nın kiliseleri kapatabileceği ya da eski Devlet Başkanı’nın Satanist olduğu gibi yalan haberler yaymakla da suçlanıyorlar.

 

Twitter değilse de teknoloji, seçimlerin sonucunda önemli bir rol oynadı. Aslında Bolsonaro ve ittifakındakilerin yoksullar ve merkezde olmayan topluluklarda propaganda ve dezenformasyon yaymak için kullandıkları araç WhatsApp’tı.

 

Bolsonarizmin Yükselişi

 

Yine de Brezilya’da sağa kayma, yani bu değişimin kendisi yavaş yavaş ortaya çıktı.

 

Bolsonaro’nun etrafında birleşmeyi başaran farklı aşırı sağ güçler arasında yıllarca pek mükemmel olmayan bir uyum söz konusuydu. Bugünse kalbinde merkezi bir ilkenin yer aldığı daha kapsamlı bir ideolojik aynılıktan bahsedilebilir: Katı Bolsonarizm ya da lidere aşırı sadakat.

 

Bolsonaro, Brezilya siyasetinin geleneksel sağ ve merkez kutuplarını parçalayarak kendine kattı ve diğer geleneksel aşırı sağcı akımların da önüne geçen bir hareket oluşturdu.

 

İspatı için bugün eleştirmene dönüşen ve seçimde kötü performans gösteren eski dostlarının akıbetine bakmanız yeterli: 2018’de Bolsonaro’nun partisinden aday olan ve 1 milyondan fazla oy alarak Kongre’ye seçilen eski gazeteci Joice Hasselmann gibi. Sonradan Bolsonaro’yla arası açılan Hasselmann, bu seçimde 14 bin oy dahi alamadı.

 

İronik olan şu ki ilerici muhaliflerin sendikal mücadeleyi bıraktıklarında bile kendi alanları dışındaki fikirlerle ilgilenemiyor görünmeleri de Bolsonarizmin ekmeğine yağ sürüyor.

 

Bölünmüş Bir Ülke

 

Aslına bakılırsa Brezilya siyaseti, Sao Paulo Üniversitesi’nde kamu politikaları alanında ders veren Pablo Ortellado’nun söylediği gibi, bugün “bir yanını Bolsonaro’nun, diğer yanını da Lula ve İşçi Partisi’nin temsil ettiği iki kutup” etrafında hizalanıyor.

 

Aradaki gerilim siyasal şiddet patlamasıyla sonuçlanıyor. Halihazırdaki Devlet Başkanı’nın destekçileri birkaç İşçi Partisi seçmenini öldürdü, nadir olmakla birlikte Lula destekçileri de Bolsonaro kampındaki mevkidaşlarına karşı şiddete başvurdu.

 

Bolsonaro’nun zaferi Brezilya’da faşizmin derinleşeceği anlamına gelebilir. Evanjelist köktenciliğin daha da artmasını sağlayabilir ve Amazon’daki yıkımın büyümesine yol açabilir. Yerli ve solcu aktivistlere yönelik şiddetin daha da artacağının ve Brezilya’nın uluslararası izolasyonun daha da büyük çapta olacağının göstergesi olabilir. Ülkenin demokratik kurumlarının bozulmadan ayakta kalıp kalmayacağı şüpheli. Brezilya demokrasisinin hayatta kalıp kalmayacağını kestirmek de güç.

 

Lula’nın zaferi ise, Lula’yı kutuplaşmış ve giderek daha muhafazakâr hale gelen bir toplumda, parlamentoda planlarını hayata geçirmesinin önünde engel oluşturabilecek güçlü bir Bolsonaro yanlısı muhalefetle karşı karşıya bırakacaktır.

 

Bolsonaro, kaybetmesi durumunda seçimlerin sonuçlarına itibar etmeyeceğini sürekli yineleyerek tehditler savursa da sahip olduğu nüfuzu elinde tutmasını sağlayacak bir darbeye ihtiyacı olmayacak. Kongre’deki sadık ve güçlü destekçi tabanı -Devlet Başkanı olarak değilse bile- Bolsonaro’nun Brezilya siyasetinin atmosferini karartmaya devam etmesini sağlayacak.

 

Bu yazı Al Jazeera tarafından yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.