Britanya Monarşisinin Sıradanlığı

Harry ve Meghan ‘Şirket’ten (konuşma dilinde Saray) ayrılabiliyor, yetişkinler olarak yeni ve ‘sahici’ bir hayat kurabiliyorsa, ben ve milyonlarca Kanadalı bunu neden yapamasın ki?

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
Oprah Winfrey’in Prens Harry ve Meghan Markle ile Amerika televizyonu CBS için yaptığı röportaj 7 Mart 2021’de yayınlandı.

Ah şu monarşinin sıradanlığı.

 

Arkadaşları ve komşuları Oprah Winfrey’in yönettiği, tabloid televizyon için yapılmış bir “röportaj”da Kraliyet ailesinin aforoz edilmiş iki üyesi, Harry ve Meghan, net ve rahatsızlık verici bir biçimde yine ekranlarda.

 

Bu hoş, baş başa görüşmeyi bir röportaj olarak nitelendirmek doğru olmaz. Bu görüşme daha ziyade, şöhretli bir milyarder ve eşit derecede şöhretli iki multi milyoner arasında geçen, üç arkadaşın konforlu malikanelerinin yakınlarında bulunan, benzer biçimde konforlu bir Kaliforniya malikanesinde filme alınmış keyifli bir sohbetti.

 

Oprah, Meghan’ın kendisine ödeme yapılmadığını ve soruların daha önceden kendisiyle paylaşılmadığını baştan netleştirmesini sağlayarak, bu hoş ve dikkatli bir biçimde organize edilmiş sohbete meşruluk süsü vermeye çalıştı.

 

Bu röportaj, çocukları eğlendirirken onlara top oynama becerisi kazandıran beyzbol ve softbolun basitleştirilmişi olan t-ball oynayan ünlülerin dünya televizyonlarında yayınlanan bir maçıydı.

 

Hal böyle olunca sorular da alakasızdı. Meghan’ın “Şirket”in bir üyesi olarak geçirdiği görece kısa dönem hakkında genellikle övgü dolu olmayan ve tabi ki dedikodu mahiyetindeki anektodları lafı evirip çevirmeden paylaşmasına aracılık ediyordu. Daha sonra, Harry de “Şirket”teki görev süresi kesinlikle daha uzun olmasına rağmen, büyük ölçüde aynısını yapmak üzere sohbete dahil oldu. İkisine de medyada konuşma yapmaları için ekstra ödeme yapmaya gerek olmamıştır diye düşünüyorum.

 

Her şekilde bu çift dikkat çekici manşetler için gerekeni verdiler – Meghan, kraliyet üyesiyken intihar etmeyi düşündüğünü ve doğacak ilk çocuğunun ten renginin tam beyaz olmayacağı konusunda endişeler olduğunu söyledi. Aksi takdirde, pembe dizileri yayımlamak için 7 milyon dolar ödeyen Amerika yayın ağı CBS’nin keyfinin kaçacağına şüphe yok.

 

Yine de, bu hesaplanmış anlardan gözlerini almadılarsa eğer, izleyiciler çiftin, benim gibi cumhuriyetçilerin tüm bu anlamsız şovun kesin olarak, kalıcı bir biçimde kaldırılması gerektiğine dair monarşiye ilişkin suçlamaları savunurken kralcıların sadık kaldığı mitleri sessizce bozduğuna dikkat edebilmiştir.

 

“Şirket”, Meghan’ın dediğine göre, monarşinin önemli olduğu algısını parlatmayı kafasına takmış. Kraliçe ve işlevsiz grup, bu neredeyse yegane halkla ilişkiler girişimi için, kraliyetin zamanını ve enerjisini, nüfuzlu editör ve muhabirleri genişleyen mülklerinde verdikleri büyük bahçe partilerinde şımartmaya harcayarak, ağırlıklı olarak Britanya’nın bozuk tabloidlerinden medet umuyor diyor.

 

 

Saray ve bu sefiller (basın) arasındaki bu anlaşmanın oldukça önemli bir amacı bir illüzyon oluşturmak ve bu illüzyonu korumak. Bu illüzyon da şu; monarşi bu görünür safsatalara, ahmaklıklara ve kusurlarına rağmen vazgeçilmez bir kurum olmayı sürdürüyor.

 

Meghan, bunun da aslında bir yalan olduğunu söyledi. Oprah’a ailesinin bugün artık “gerçekçi olmayan bir masal”ı değil, “sahici” bir hayat yaşadığını söyledi.

 

“Şirket,” tabloidlerin kendilerine yönelecekleri, istemedikleri yönleri açığa vuracakları ve böylece potansiyel olarak monarşinin varlığına bir tehdit oluşturabileceklerine ilişkin sürekli bir endişe tarafından kontrol edilmekte ve bunun esiri olmayı sürdürmekteyken, O ve Harry özgür.

 

Harry de bu görüşe kısmen katılıyor, babası ve ağabeyinin onları esir eden “sistem”in içine “sıkışmış” olduğunu söylüyor. Anlayışlı bir tavırla “buradan ayrılamazlar” diyor.

 

Bu pek alışılmadık bir itiraftı: Tahtın varisleri anlaşılan tahta geçmeyi değil bu göz alıcı pandomimden kurtulmayı da tercih edecekti.

 

Bu ifşaların berisinde Meghan ve Harry’nin Oprah’a sunduğu Buckingham Sarayı’ndaki hayat turu, İngiliz Devletler Topluluğu’nun yalnız unvandan ibaret, devlet başkanlığı adına ciddi işler yapan, ciddi insanlarla dolu olduğu gibi aptalca bir fikre kapılanları bu düşünceden vazgeçirmiş olmalı.

 

Saray ufak işlerle, çekememezlikle, karşılıklı ithamlarla, kan davalarıyla ve iddia edildiğine göre ırkçılıkla zehirlenmiş sıkıcı bir yuva.

 

Harry “Şirket”ten ayrılmak istediğini söyledikten sonra Prens Charles oğlunun telefonlarına yanıt vermedi. Cambridge Düşesi Kate Middleton düğün gecesi Meghan’ı ağlattı, iddia edildiği gibi bunun tersi olmadı. Ama ne olursa olsun Meghan Kate’i affetti. Harry’nin kraliyet kumbarasıyla ilişkisi 2020’de kesildi. Meghan’a ağzını kapalı tutması ve evde kalması söylendi, ağır bir depresyon içinde bulunuyorken kendisine yardım edilmedi. Dahası, kraliyet ailesinin ismi verilmeyen bir üyesi – ki bu üye Kraliçe (kendisi çok kibar) ya da Prens Philip (hasta) değil – Harry’e kendisinin Archie’nin koyu ten rengine sahip bir bebek olacağından endişe ettiğini söyledi.

 

Monarşinin İngiliz Anayasası’nın “asil” kolunu temsil ettiğini yazmasıyla tanınan on dokuzuncu yüzyılın Britanyalı gazetecisi ve deneme yazarı Walter Bagehot Pazar gecesi kraliyet hakkındaki bu günah çıkarma seramonisini izleyebilmiş olsaydı, muhtemelen bu nitelendirmesini sınırlandıracak ya da geri alacaktı.

 

İki saat süren bu üzücü gösteri Bagehot’un hayaletini şimdi hareketlendiremediyse, Prens Andrew’in cinsel istismar amacıyla insan kaçakçılığı yapan ve yargılanmamak için hapishanede kendi hayatına son veren Amerikalı yatırımcı Jeffrey Epstein ile uzun süreli yakın ilişkisine dair şaibeli, değişen hikayeleri de kuşkusuz onu şu günlerde monarşinin ne kadar “asil” olduğunu yeniden gözden geçirmeye sevk edecekti.

 

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

 

Kanadalıların yakın tarihli bir Ipsos araştırması – ki bu araştırmadan aslını söylemek gerekirse anketler ve anketörlere dair kuşkularımdan bağımsız olarak argümanımı uygun bir biçimde desteklediği için bu köşede bahsediyorum –  benim gibi vatandaşların büyük çoğunluğunun belirsiz bir tezahür anı yaşıyor gibi göründüğünü ortaya koymaktadır. Kraliçe öldükten sonra Kanada’da monarşinin ölmesi gerektiğini düşünüyorlar.

 

“10 Kanadalıdan 6’sı Kraliçe’nin ve kraliyet ailesinin Kanada toplumunda herhangi biçimde resmi bir rolü olmaması gerektiği görüşüne katılıyor. Bu oran 2016’dan bu yana iki puan artış göstermiş. Kanada’nın tüm bölgelerindeki Kanadalıların büyük bir çoğunluğu bu tutumla hem fikir, bu oran Alberta’da yüzde 55 ila Quebec’te yüzde 76 arasında değişiyor” diye yazıyor bu araştırmanın bulguları hakkında yazan bir raportör.

 

Bu iyi ve hoşa giden bir haber. Eğer Harry ve Meghan “Şirket”ten ayrılabiliyor ve yetişkinler olarak yeni ve “sahici” bir hayat kurabiliyorsa, özgürlük ve potansiyelini kullanmayı engelleyen eski anlaşmaların itaatkar olmayan tebaası olarak neden ben ve milyonlarca Kanadalı aynı şeyi yapamasın?

 

Kanadalılar neden Kanada’nın lanet koloniyal geçmişinin sembolik bir kalıntısı olan bir Kraliçe’ye sadakat duyacaklarını vaat etmeyi sürdürsün? Söylentilere bakılırsa, 1970’lerde büyük ve “utanç verici” özel servetini gizlemek üzere bir kanunu değiştirmek için birbiri ardına gelen Britanya hükumetleri ile lobiler yürüten bir devlet başkanını ne diye arkalarında bırakamıyorlar ki?

 

Bunların retorik sorunlar olduğunu kabul ediyorum. Kanada medyasında ve siyasetinde Britanya monarşisinin Kanada’yı anayurda bağlayan bir takım mistik, rahatlatıcı sadakati sembolize ettiğine ilişkin duygusal sahtekarlığı onaylamayı memnuniyetle sürdürecek etkili, kemikleşmiş güçler var.

 

Kanada tıpkı Meghan ve Harry gibi belirli bir olgunluğa erişti. Kanada, Meghan ve Harry gibi, kraliyet bağlarının geçmişte sağlamış olduğu korumaya artık ihtiyaç duymuyor.

 

Meghan, Oprah’a şans, doğum ve tarih avantajı ile kral ve kraliçelere vaftiz edilmiş bir ailenin kaprislerinden ve dayatmalarından kurtulmanın ne demek olduğunu şöyle açıkladı: “Aslında sadece ayakta kalmadık, aynı zamanda kuvvetlendik de … ve bir bakıma bu bizim için sadece bir başlangıç.”

 

Ah, Kanada’nın da bir gün özgür olmasını ne çok isterim.

 

Bu yazı 11 Mart 2021 tarihinde Al-Jazeera sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.