Bu Kış Komünizm Gelir mi?

Başta enerji olmak üzere kıt kaynaklarımızı daha verimli kullanabilmek için komüniteryen değerlerin daha baskın olacağı bir dünya bizi beklerken, bunun artan küresel otoriterleşme hatta totaliterleşme dalgasına da su taşıyacağı ortada.

İnşallah gelmez ama Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, 1991’de, Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142’nci maddeleri mülga olmasaydı sırf bu başlıktan bile komünizm propagandası yaptığım gerekçesiyle kovuşturmaya uğramak olasıydı. Belki Türkiye’nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ömrünün son demlerinde sıklıkla kullandığı Türk sağının fobisini korteks üstüne taşıdığı “Bu kış komünizm gelecek” cümlesine atıf yaptığım ve soru cümlesi olduğu için kovuşturmaya gerek olmadığı kanaatine ulaşılmasıyla yırtabilirdim. Elbette her söz ve eylem kendi bağlamında bir anlama sahip. Aslında Karl Marx ve Friedrich Engels’in Aralık 1847-Ocak 1948 arasında hazırladıkları ve Şubat 1848’de Londra’da Almanca yeşil bir broşür olarak basılan Komünist Manifesto, gerek yazıldığı ve basıldığı mevsim gerekse de peşrevi itibarıyla Bayar’ın endişelerini haklı çıkaracak şekilde tasarlanmıştı: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti.” Her ne kadar öğrencileri arasında “Frankfurt Okulu” olarak anılan ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’ndeki lisans öğrenimimim boyunca hemen her ders Marx’a en az bir atıfla geçse de hatta Ortodoksundan Revizyonistine, Lenin’den Enver Hoca’ya kadar fraksiyonlarını da bilsem de, proleter bir babanın oğlu olarak ne Marksizm’i ne de herhangi bir anlamda sosyalizmi benimseyebildim. Hoş, babamın işçi hatta sendika temsilcisi olmasına rağmen karşı devrimci bir küçük burjuva olarak yaşadığını, sendikasının da sarı sendika olarak nitelendirildiğini bu literatür sayesinde öğrenmiştim. Bundan kelli Bekri Mustafa Küçük Ayasofya’ya imam olsa da Marksizm veya sosyalizm propagandası yapmak bana yakışmaz da düşmez de. Komünizmin Ortodoks anlamda mülkiyet araçlarının bireysel veya kurumsal illiyetten çıkartılıp herkesin sahip olacağı şekilde kamulaştırılması bana hep ütopik gelmiştir. Bunu ilk öğrendiğimde “Peki boğazdaki yalılar kimin olacak?” şeklindeki naif sorum Dr. Jivago filmiyle kısmen yanıtlansa da yine de içimin rahat olduğunu söyleyemeyeceğim. Komünizm, sonuna -izm takısıyla birer ideolojiye dönüşen tüm fikirlerde olduğu gibi bu takıyla tercihini izhar ederken komünü bireyin hilafına üstün kılması günün sonunda özgürlüklere ket vurmasıyla özdeşleştiğinden, bana sırf bu yüzden cezbedici gelmemiştir.

 

Ekonomik Krizin Tetiklediği Enerji Krizi

 

Ekonomik krizin enerji krizini tetiklediğini şu örnekle biliyoruz: 2001’de Türkiye o zamana dek Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik kriziyle karşı karşıya kalınca artan işsizlik, insanları kaloriferli evlerden sobalı olanlara, hatta ailecek baba ocağına dönmeye zorlamıştı. Bunu da belki sözcük anlamında bir tür komünizm olarak okumak mümkün. Bu kış Türkiye’de doğalgaz faturalarının cepleri yakması haricinde en azından bir enerji darboğazıyla karşı karşıya olmadığımızı veya kışı en fazla geçen yıl olduğu gibi bir hafta-10 gün sanayinin kademeli olarak kapatılmasıyla atlatacağımızı umuyoruz. Ama Avrupa öyle mi? Üstünde komünizmin hayaleti yeniden dolaşan Avrupa’da yeni bir Paris Komünü, Fransa’da enerji şirketlerinin kamulaştırılacağı yönündeki açıklamalarla sanki uç vermiş gibi. Hatta Marx’a atıf yapmak gerekirse Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’nde belirttiği gibi “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: Birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak”. Lakin Marx’ın haksız olduğu nokta yine aşırı determinizminden kaynaklanırken enerji ya da herhangi bir şeyin kıtlığı kaç kere yaşanırsa yaşansın asla komediye dönüşmeyecektir.

 

Enerji güvenliği akademik anlamda genelde Uluslararası İlişkiler ve özelde de Uluslararası Politik Ekonomi disiplinlerinin son 20 yıldaki en popüler başlıklarından olagelmiştir. Lisansüstü çalışmalarda tez konusu soran öğrencilere ilk önerdiğim konu da budur. Enerji arzı, tedariki ve lojistiği neredeyse dünyanın her bir noktasını yekdiğerine bağımlı kıldığından bizi küreselleştirdiği gibi gezegenimizdeki göreceli barışın sürdürülebilirliğini de buna koşut kılıyor. İki dünya savaşının nasıl çıktığı zaten hepimizin hafızalarında tarih dersleri aracılığıyla oldukça taze. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç, tam da bu pamuk ipliğine bağlı barışın zedelendiğinde başta bölgesini ve sonrasında da nasıl tüm dünyayı olumsuz bir şekilde etkileyebildiğini bize sarahaten gösterdi. AB ülkelerinin ABD’yi müteakiben Rusya’yı başladığı işgalden hızla vazgeçirmek üzere kurguladıkları yaptırımlar elinde patladı. Çünkü Rusya’nın elindeki doğalgaz kartını başta müşterisi olan Avrupa ülkelerine karşı bir şantaj aracı olarak kullanmasıyla AB ülkeleri panikle daha öncesi eşi benzeri görülmemiş tedbirler almaya başladı. Aslında Murphy’nin altın kuralı “Altını olan kuralı koyar” gereği Rusya’nın yaptırımlara cevabı, Avrupa’nın doğalgazını süresiz keserek “AB mi yaman Putin mi yaman?” şeklinde soru cümlesi olan bir cevap niteliğindeydi.

 

Eylül’ün bitişi kuzey yarımkürede sonbaharın habercisi olduğuna göre artık yumurta kapıya dayanmıştır ve Ekim’den itibaren bariz bir şekilde havaların kademeli olarak soğuyacağını tahmin etmek için medyum veya meteorolog olmaya gerek yok. 1998’de Rusya’nın tecrübe ettiği ekonomik krizde ülke nüfusu 1 milyon kadar azalmış ve özellikle de çok düşük emekli maaşları nedeniyle göreceli cüzi doğalgaz faturalarını bile ödeyemediklerinden ölen yaşlılar epey haber malzemesi olmuştu. Küresel ısınmayla mevsim normallerinin üzerinde artan sıcaklarda uyarılara rağmen dışarıya çıktıklarında ölen yaşlılardan sonra bu kış Avrupa’dan gelecek soğuktan ölen yaşlıların haberleri de hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Bunun için yaşlanan toplumunu sıcak ülkelere göndermeye çalışan Avrupa ülkeleri ve bu pazardan Türkiye’nin de pay alma gayretleri haber bültenlerinde zaten önümüze düşmekte. Aday ülkelere geçmeleri gereken bir baraj olarak sunduğu Maastricht Kriterleri ile refahın ve demokrasinin kalesi AB’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini hızlıca sonlandırmak için aldığı ambargo ve yaptırım kararlarından -Almanya örneğinde olduğu gibi- kısmen hızlıca çark etmek durumunda kalması, sadece reelpolitik ile açıklanamayacak derecede bir çaresizliğin yansıması haline geliyor. Doğru kullanıldığında sadece kalemin kılıçtan keskin olması değil her şeyin ama her şeyin etkin bir silaha dönüşmesini, Rusya’nın enerji kartına bu işlevi nasıl da beceriklice yüklediğini tüm dünya ayan beyan izliyoruz.

 

Modern dünyanın bize öğrettiklerinden bir tanesi de, mesela emek piyasaları gibi her alanda olmasa da, artık başta finans olmak üzere küresel/leşen bir ağ toplumunun parçası olduğumuzdur. Örneğin, nasıl ki bireysel anlamda doğalgazla ısınan bir apartmanda veya sitede oturuyorsanız bu fikrinizden cayıp kömür veya odunla ısınmaya kalkamazsınız. Hatta yeni binalarda soba bacası yeri bile konmadığı düşünülürse çaresizliğimiz ortadadır. Aynı şekilde bir ülkede endüstri ve hanelerin ısınması için kahir ekseriyetle doğalgaz kullanımı belirlenmişse alternatif enerji kaynaklarına geçiş veya alternatif enerji tedarikçilerine ulaşılması bir gecede hatta bir yılda külliyen gerçekleştirilemez. Bu da ülkelerin çaresizliğidir. Artık enerji konusunda hovardalık yapamayacağını anlayan başta Avrupa olmak üzere tüm dünya, iktisadın temel kuralı olan kıt kaynakların en verimli şekilde kullanılmasından hareketle şimdi bu enerji kıtlığını aşmanın yollarını ivedilikle tasarrufta aramaktadır. Bunların bazıları duşta kalma sürelerinin kısıtlanması gibi kamu spotu tadında olsa da şehir meydanlarının ışıklandırılmasının azaltılması gibi asayiş problemlerini tetikleyebilecek olanları da bizi enerji kaynaklı başka problemlerin beklediğini gösteriyor. Kıtlık denince aklımıza öncelikle kadim tarımsal ürünlerinin kıtlığı gelirken doğalgaz fiyatlarının bir yılda 10 kat artmasıyla enerji kıtlığı ilk sırayı almıştır.

 

Avrupa’yı Bekleyen Demokrasi Krizi

 

1971 ve 1973 petrol krizlerini hatırladığımızda, Avrupa o sorunlu dönemi endüstriyel avantajıyla göreceli ucuz atlatmıştı. Bugün ortaya çıkan enerji açığı nedeniyle alternatif enerjilere ve depolama teknolojilerine yatırım yapan ülkeler de bu krizi daha az yara bere içinde atlatacaklar. Bu enerji krizi sonrasında Rusya önemli müşterilerini kaybetmiş olacak. O yüzden Rusya’nın petrolü için Asya’dan müşteriler bulmakta zorlanıp zorlanmayacağını, aynı şekilde doğalgaz için de bunu sağlayıp sağlayamayacağını zamanla göreceğiz. Ya Avrupa kendisine yeni tedarikçiler ya da Rusya kendisine yeni pazarlar bulacak ve bunu başarabilen de zamana karşı kazanacak. Şu an için kazançlı çıkanın Rusya olduğu aşikâr, zira Avrupa’da tam bir panik havası yaşanıyor. Lakin resesyonun daha da derinleşmesiyle düşmeye başlayan petrol fiyatları Rusya için rüzgârın tersinden esmesini de tetikleyebilir. Yaptırımlarla “Rusya’yı taş devrine döndürme” argümanının çok da anlamlı olmadığı kısa sürede belirginleşti. Zira ambargolar demokratik ülkelerde işe yararken otoriter veya totaliter rejimler ambargolar karşısında kendilerini hızla konsolide ediyorlar. Bu da söz konusu rejimlerin toplumlarına propaganda mekanizmalarıyla tüm dünyanın kendilerine karşı olduğu için birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri gerektiğini dillendirme imkânı sağlıyor. Dahası küresel karaborsadan mal temin etmek veya mal sunmanın şartlarını sağladıktan sonra bu rejimler varlıklarını devam ettirebiliyorlar. I. Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’a uygulanan ambargoda ilaç bulamadığı için ölen çocuklara olan olurken Saddam yönetiminin varlığını korumayı başarması oldukça öğreticidir.

 

Sonuç olarak Avrupa’ya komünizm gelmeyebilir, lakin başta enerji olmak üzere kıt kaynaklarımızı daha verimli kullanabilmek için komüniteryen değerlerin daha baskın olacağı bir dünya bizi beklerken, bunun artan küresel otoriterleşme hatta totaliterleşme dalgasına da su taşıyacağı ortada. Demokrasinin, doğası gereği özgürlük-güvenlik dengesini bireyin özgürlükleri lehine işletebildiği için, pahalı bir rejim olarak daha da pahalanacağını beklemek hiç de şaşırtıcı olmayacak. Eğer Avrupa enerji krizini aşamazsa bir sonraki daha derin kriz küresel demokrasi krizi olacaktır.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.