Çerkes Temsili Dibe Vurunca

Çerkesler geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de yerel davranışlara göre hareket etti, çevresindeki genel kitleye benzer biçimde oy tercihinde bulundu. Geçmiş dönemlerle kıyaslarsak Çerkes milletvekili sayısı hiç olmadığı kadar düştü. Meclis’te kökenleri Kafkasya’ya dayanan 10-15 milletvekili olduğu biliniyor. Ancak birçoğu Çerkes kimlikleriyle değil, parti kimlikleriyle tanınıyor ve Kafkas toplumunda ciddi bir karşılıkları yok.

çerkes kökenli milletvekilleri

Türkiye’de milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri nihayet tamamlandı. Seçim süreci boyunca vatandaşın makro konulara odaklandırıldığını, güvenlik ve ekonomi meselesi dışında neredeyse hiçbir şey konuşulmadığını gördük. Mikro konular dikkat çekmedi, halbuki küçük gibi görünen konulardan yola çıkılarak genel bir durum analizi yapılabilir. Seçimin ardından kimliklerin yeterince tartışılmadığı anlaşıldı. Oy verme davranışlarında kimlikler her zaman cephe olarak algılanan, var oluş alanı gibi kodlanan bir konumda bulunuyordu, ki insanların birçoğu bu arka planla sandığa gitti.

 

14/28 Mayıs’ta diğer dikkat çeken nokta, seçimlerin hiç olmaması gerektiği kadar önemli olmasıydı. Burada demokrasiye verilen önemden ziyade, kamu merkezli kaynağın paylaşımıyla ilgili bir kaygı öne çıkıyor. Çeşitli gruplar maddi olanaklarla donanmış kamu kurumlarını ele geçirmeye çalışıyor, siyaset burada bir araç. Demokratik rejimlerin vazgeçilmezi hukuki kurallar, demokrasi standartları, kurumların bağımsızlığı, sivil toplumun yaygınlığı vb. önemsenmezken sadece sandığın öne çıkması, seçim sonucunda kitlelerin galibiyet ya da mağlubiyet hissine kapılması, Türkiye’nin kimlikler arası çatışma içerisinde sağlıksız bir ülke olduğunu gösteriyor.

 

Çerkes kimliği ve Meclis’teki temsili üzerinden büyük fotoğrafa dair ipuçları yakalamak mümkün. Çerkesler geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de yerel davranışlara göre hareket etti, çevresindeki genel kitleye benzer biçimde oy tercihinde bulundu. Çerkes kimlikleriyle sahada oy isteyen Yeşil Sol Parti adayı Metin Kılıç ve bağımsız aday Mutlu Akkaya milletvekili seçilemedi, Çerkes toplumunun bütün halde onların arkasında durduğunu iddia etmek zor. Büyük partilerden, özellikle AK Parti’den milletvekili adayı ve aday adaylığı süreçlerinden geçen Çerkesler de başarısız oldu. Geçmiş dönemlerle kıyaslarsak Çerkes milletvekili sayısı hiç olmadığı kadar düştü, elbette Meclis’in işlevselliğinin ortadan kaldırıldığı, irrasyonel politikaların her yanı sardığı bir ülkede bu durum pek dikkat çekmedi.

 

Seçimlere Genel Bakış

 

Çerkes temsiline girmeden evvel son seçimlerde neler olduğunu kısaca açmak lazım. 14 Mayıs günü Türkiye’de yaklaşık olarak 56 milyon seçmen, milletvekillerini ve cumhurbaşkanını belirlemek için sandığa gitti. 28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde toplam 600 aday Meclis’e girmeye hak kazandı. Meclis çoğunluğu, aralarında AK Parti, MHP, YRP, BBP, DSP gibi partilerin olduğu Cumhur İttifakı’na geçti. Cumhurbaşkanı seçiminde ise Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Sinan Oğan isimleri yarıştı. İnce, 14 Mayıs’a günler kala adaylıktan çekildiğini söyledi. Adaylardan hiçbiri yüzde 50 oy oranını geçemeyince seçim ikinci tura kaldı. Oğan, kendisini aday olarak gösteren partiler ve ittifaka danışmadan 28 Mayıs’taki ikinci turda Erdoğan’ı destekleyeceğini belirtti. Oğan’ın büyük ortağı Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ da Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini söyledi.

 

Seçimlerde gözler milletvekili adaylarından daha çok cumhurbaşkanı adayları Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’na çevrilmişti; çünkü 2017 yılında gerçekleştirilen referandumun ardından cumhurbaşkanının partili olmasının önü açıldı ve zamanla yetkileri sınırsız hale geldi. Teorik anlamda parlamento varlığını koruyor, ancak Meclis ve milletvekilleri önemsizleştirildi. Seçim sürecinde Erdoğan ve Kılıçdaroğlu yüzde 50 oy oranını geçip cumhurbaşkanı olmaya çalıştı. Böylesi bir atmosferde, bu zamana kadar önemsenmemiş, marjinal bulunan partilere, küçük görülen grupların desteğine ihtiyaç ortaya çıktı.

 

Temsil gücü az olan, ciddiye alınmayan bu partiler seçimlerde kıymete bindi. Aslında bu, Türkiye için bir şans olabilirdi, bütün seslerin Meclis’te temsil edilmesi kazanımdır. Fakat bu planlı bir şekilde yaşanmadı, demokrasi için küçük partilere dönülmedi, büyük partiler kazanmak için küçük partilere tavizler verdi. Örneğin partilerin veya ittifakların sivil toplum kuruluşlarıyla ya da farklı toplumsal kesimlerle sağlıklı bir diyalog geliştirmemeleri, yaşanan sürecin demokratik bir kazanım olmasından ziyade, sadece iktidarı ele geçirme amacı taşıdığını gösterdi. Sonuç olarak Cumhur İttifakı, AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan, büyük şehirleri kaybetse bile 28 Mayıs’ta genel zaferi kazandı. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki ikinci turda 64 milyon seçmen arasından 54 milyonunun sandığa gitmesi küskün, kırgın ve bir o kadar kızgın bir seçmen kitlesinin varlığını gösterdi. Ayrıca seçilen milletvekillerinin toplumda çok az karşılığı var, Meclis’in özgül ağırlığı hızla aşağı seviyelere iniyor ve Çerkes temsili hiç olmadığı kadar düştü. Peki geçmişte kayda değer Çerkes milletvekilleri var mıydı?

 

Geçmişte Çerkes Temsili

 

Ortalama bir vatandaş, son yıllarda Çerkes siyasetçi olup olmadığıyla ilgili zihnini biraz zorlarsa aklına Abdüllatif Şener, Engin Özkoç ve Hülya Nergis gibi isimler gelebilir. Bu üç örnek ismin kariyerlerini ve yaptıklarını açmak gerekiyor. Abdüllatif Şener’in kamuoyuna verdiği bilgilere göre baba tarafı Karaçay-Malkar, anne tarafı ise Çeçen. Üniversitede akademik hayatı iyi giden Şener’in siyasi kariyeri 1991 yılında memleketi Sivas’tan Refah Partisi milletvekili olarak başlamıştı. 1996 yılında Necmettin Erbakan’ın başbakan olduğu dönemde Maliye Bakanı olarak görev yapan Şener, Meclis kürsülerinde Çeçen meselesiyle ilgili yaptığı konuşmalarla hatırlanır. AK Parti’nin kurucularından olan Şener, çeşitli bakanlık ve üst düzey görevlerinin ardından 2007 yılında aldığı kararla partiden istifa etti ve 2009 yılında Türkiye Partisi’ni kurdu. Şener, 2018 yılından itibaren CHP Konya milletvekili olarak görev yaptı ve bu seçimde herhangi bir partiden milletvekili adayı olmadı, belki bu yüzden olsa gerek, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeteri kadar desteklemedi.

 

Yine son dönem büyük partiler içerisinde olup Çerkes kimliğiyle öne çıkan bir diğer isim Engin Özkoç’tur. Sakarya’nın Erenler ilçesine bağlı Kayalar köyünde doğan Özkoç, CHP Sakarya milletvekili olarak 2011 yılında Meclis’e girmişti. 2017 yılında CHP Grup Başkanvekili olan Özkoç’un Abhazya’yla ilgili faaliyetleri biliniyor. Meclis’teki konuşmalarında kendisini Abhaz olarak tanımlayan, Abhazya’yı ata vatanı olarak gören Özkoç, Abhazya’nın tanınması, Türkiye’yle hava yolu ve deniz yolu ulaşımının açılması gerektiğini belirtmişti. Abhazya’nın başkenti Sohum ile İstanbul arasında kardeş kent ilişkisi kurmak için çabalayan Özkoç, 2014 yılında Abhazya Cumhurbaşkanlığı seçimi için Kadıköy’de kurulan seçim sandığına mahkeme kararıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından yapılan müdahaleye karşı duruşuyla dikkatleri bir kere daha üzerine çekmeyi başarmıştı. 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı ile ilgili Kafkas halklarının yaşadığı sorunların tespiti ve çözümüyle ilgili Meclis’e araştırma önergesi sunan Özkoç, son olarak Kılıçdaroğlu’yla birlikte yol yürümek için milletvekili adayı olmadığını belirtti.

 

2015 yılında AK Parti’den Kayseri milletvekili olan Hülya Nergis de Çerkes kimliğiyle öne çıkan diğer bir profildi. Kafkas toplumuyla ilişki kurmaya çalışan Nergis’in milletvekili olma süreci anlamlı. Kayseri şehri Çerkeslerin bir arada yaşadığı, ağırlıklı olarak muhafazakâr ve milliyetçi oy tercihiyle bilinen bir bölge. AK Parti uzun yıllardır bu şehirde en fazla milletvekili çıkaran parti konumunda, fakat 7 Haziran 2015 seçimlerinde seçilebilecek sırada Çerkes aday gösterilmiyor. Bunun üzerine Çerkesler de Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin desteklediği Kayseri bağımsız milletvekili adayı Emine Sezgin’e 5 bin kadar oy veriyor. Türkiye’de hükümet kurulamayınca, 1 Kasım 2015’te gelen erken seçimlerde AK Parti Kayseri’de seçilebilecek sıradan, Çerkes kökenli Hülya Nergis’i aday gösteriyor. Nergis, sonuç olarak Kayseri’deki Çerkeslerin kendi tercihlerini göstermeleri sonucu ortaya çıkan bir isim, varlığını bir çeşit Çerkes toplumuna borçlu. Bundan kaynaklı olarak gündemi Çerkeslerin gündemiyle paralel olarak şekilleniyor ve Kafkas sivil toplum kuruluşlarıyla her zaman iç içe bir görüntü veriyor, fakat Kayserili Çerkesler tarafından pek tutulduğu söylenemez. Bundan kaynaklı olabilir, Nergis de bu seçimlerde milletvekili adayı olmadı. Önümüzdeki dönem bu üç isim Meclis’te olmayacak, fakat başka aktif Çerkes siyasetçiler var mı?

 

Önümüzdeki Dönem Çerkes Temsili

 

Önümüzdeki yıllarda aktif olabilecek Çerkes siyasetçilerin kimler olduğuyla ilgili tarama yapıldığı zaman yine üç örnek isimle karşılaşıyoruz; Hulusi Akar, Talih Özcan ve Hasan Seymen. Hulusi Akar bu seçimlerde AK Parti birinci sıradan aday gösterildiği Kayseri’den milletvekili oldu. Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı gibi çeşitli kritik roller üstlenen Akar, AK Parti kadroları tarafından seçimden 10 gün önce hazırlanan kahvaltı programında Kayseri’deki Çerkeslerle bir araya geldi. AK Parti’ye yakın konumlanan Birleşik Kafkasya Derneği Başkanı Cemil Görücü ve Uluslararası Kafkas Derneği Başkanı Oğuz Berk de dernek üyeleriyle birlikte organizasyona katılım sağladı. Çerkes gazeteci Recep Bulut’un iddialarına göre, protokol masasında Akar’a, “Çerkes misin?” sorusu yöneltildi. Akar, “Karıştırmayın buraları!” şeklinde masadakileri tersledi. Akar, sanki Çerkesliğiyle ilgili tartışmaları bilinçli bir muğlaklık içerisinde tutuyor. Program sırasında Oğuz Berk tarafından Akar’a kalpak ve şargon giydirilmesi ise sembolik bir öneme sahip, çünkü o sırada diğer bir grup Çerkes, bağımsız Çerkes milletvekili adayı Mutlu Akkaya için çalışmalar yürütmekteydi. Berk, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Akar’ın Çerkes geçmişini doğruladı, fakat sonra ne olduysa bu gönderiyi sildi. Akar, milletvekili olmaya hak kazanırken bakan koltuğunu mutsuz bir şekilde devretti, Akkaya ise yaklaşık 10 bin oy alabildi ve milletvekili olamadı. Sanki bir yandan güvenlik birimlerindeki Çerkes imajı devam ettirilirken, Çerkeslere de devlet içerisindeki görevlerinizde sessizce kalın mesajı veriliyor.

 

Talih Özcan ise Düzce’den CHP milletvekili adayı oldu ve 1999 yılında Düzce il haline getirildikten sonra CHP ilk defa bölgeden milletvekili çıkarmış oldu. Düzce-Sakarya hattındaki Çerkes yoğunluğu düşünülürse, mantıklı bir adımın karşılığı alınmışa benziyor. 1955 yılında Sakarya’da doğan Özcan’ın ailesi 1850’li yıllarda Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına geliyor. Özcan, gençlik yıllarından itibaren CHP’de aktif olmuş biri, 1999’daki seçimde CHP’den Sakarya milletvekili olacak oyu almasına rağmen, partisi baraj altında kaldığı için seçilemiyor. Atalarının geldiği toprak olan Abhazya Cumhuriyeti’ne gidip 15 yıl orada kalan Özcan, 2007-2012 yılları arasında Abhazya’da milletvekilliği yapmış bir isim. Abhazya’da yetkili isimler tarafından hatırlanan, dikkatle takip edilen Özcan’ın Abhazya Meclisi’nde yapılan Rusça konuşmaları Abhaz diline çevirtmesi hâlâ birçok kişinin aklından çıkmış değil. Özcan, en son 21 Mayıs tarihinde yaptığı konuşmada, Kafkas halklarının yaşadığı problemlere değinmiş, ata yurdu olarak Kafkasya’yı, ana yurdu olarak da Türkiye’yi göstermişti. Osmanlı ve Cumhuriyet’in Kafkas halklarına verdiği yaşam imkânına dikkat çeken Özcan, dengeli bir söylem oluşturmaya çabalıyor. Sosyal demokrat ve liberal olarak tanımlanan Özcan, gençliğinden itibaren siyasi olarak aynı çizgide yer aldığını belirtiyor.

 

Son seçimlerde herhangi bir siyasi partiden milletvekili olmasa bile Hasan Seymen vakasının dikkatle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatırlanacağı üzere siyasette İYİ Parti’de yükselen Seymen, 2019 yılında bazı İYİ Partililer tarafından hedef tahtası haline getirilmişti. İşin ilginç tarafı linç girişiminde rol oynayan İYİ Partili İsmail Ok artık AK Parti’de, Ümit Özdağ ise Zafer Partisi’nde liderlik yapıyor. Seymen, 2011 yılında Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Başkan Yardımcısı’yken yaptığı asimilasyon politikalarına değindiği konuşması, 2014 yılında Denge ve Denetleme Ağında (DDA) KAFFED temsilcisi olarak Joe Biden’la fotoğraf çektirmesi gibi kırpılan taraflarıyla hışma uğramış, İYİ Parti’den istifa etmek zorunda kalmıştı. Seymen’in yaşadıkları, Kafkas kurumlarında aktif görev almış, Çerkes kimlikli birinin anaakım siyasette var olmasının zorluklarını göstermesi bakımından dikkat çekici. Seymen, şu an Gelecek Partisi’nde yöneticilik görevine devam ediyor, siyasette yükselecek gibi görünse de her zaman Çerkes Hasan olarak bilinmeye devam edecek ve bu durum belki onun yükselmesindeki en büyük engeli oluşturacak. Nihayetinde Meclis’te kökenleri Kafkasya’ya dayanan 10-15 milletvekili olduğu biliniyor. Ancak birçoğu Çerkes kimlikleriyle değil, parti kimlikleriyle tanınıyor ve Kafkas toplumunda ciddi bir karşılıkları yok.

 

Kimlikler Hayatın Merkezinde

 

Çerkes meselesi direkt gündeme gelmese bile seçim günü yaklaşıkça kimlik siyasetiyle ilgili görüşler daha bir belirginleşmeye başlamıştı. İktidar ve muhalefet, Türkiye’deki kimliklerin pek fazla gündeme gelmesini istemedi. 14/28 Mayıs’ta seçmen davranışını belirleyecek en önemli etkenin tartışmasız bir biçimde iktidar tarafında devletin güvenliği ya da muhalefet tarafında ekonomik gidişat gibi genel konular olması gerektiği düşünüldü. Böylesi bir atmosferde Çerkeslerin ya da diğer kimliklerin hakları, kaygıları, temsilleri önemsizleştirildi.

 

Hükümetin karşısında konumlanan partilerin devletin bütün imkânları kullanılarak terörle ilişkilendirilmeye çalışıldığını izledik. Kimlik merkezli siyaset yapanlar veya oy verenler, zaten yıllardır bölücülük, teröristlik gibi suçlamalara maruz kalıyordu. HDP ve geçmişte aynı çizgide olup kapatılan partiler PKK’nın Meclis’teki uzantısı olarak tanımlanıyor. Kimliklerin Meclis’te temsil edilmesi gerektiğini düşünenlere karşı siyasi partilerin, ortalama vatandaşın bakış açısı aşağı yukarı bu. Çerkeslerin doğal haklarıyla ilgili cümle kuranlara, “Kürtlerden sonra bir de siz mi çıktınız?” gibi bir mantıkla yaklaşılması mevcut atmosfer açısından normal. İnsanların yaşadığı günlük hayat problemleri; açlık, barınma, savaş, göç gibi meseleler varken, kimlikle ilgili mücadele yürütmenin bencilce, mantıksız bir siyasi hamle olduğu imajı çizildi.

 

Ayrıca ilk turda Muharrem İnce’nin seçimlerden çekildiğini açıklamasıyla yıldızı parlayan Türk muhalif milliyetçilerinin cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’ın seçimin ikinci tura kalmasını hedeflediklerini belirtmesi ve yüzde 5 oy alıp bunu başarması, Türk kimliği ve milliyetçiliğinin görmezden gelinemeyeceğini gösterdi. Halbuki seçimden önceki atmosfer, Kürt oylarını alan adayın seçimi kazanacağı yönündeydi. Her şeye rağmen, Türk milliyetçiliği dahil diğer kimlik siyasetlerinin belirli alanlarda söz söyleyen, açık, anlaşılabilir bir vaka olduğunun altını çizmek lazım. Türkiye’nin çoktan kimlik meselesini aşması gerekirdi, ancak hâlâ bu konu sağlıklı bir şekilde değerlendirilmediği için gündeme gelip kaybolduğu görülüyor. Ancak kimlikle bağlantılı olarak tartışılmayan, hatta görülmeyen ciddi bir konu daha var: AK Parti ve CHP teşkilatları içerisinde nihai kertede ne istedikleri meçhul hemşehri dayanışma grupları.

 

Hemşehricilik Görünümlü Bölgecilik

 

Ortalama seçmenin oy verme davranışlarında hemşehricilik, bölgecilik ve etnik aidiyetlerin önemli bir yeri bulunuyor. Ulus devletler çözülme görüntüsü verirken, yıllardır baskı altında kalan büyük ve küçük bütün kimlikler hortlamaya başladı. Kendisini kamuoyuna karşı açık bir şekilde ifade eden Türk, Kürt ya da Çerkes’ten ziyade, bir şekilde kendini AK Parti’de Karadenizlilik, CHP’de Alevilik çatısı altında, milliyetçilik ya da demokratlık görünümleriyle kamufle etmiş bölgesel ağlara odaklanmak, oraları açmak lazım. Bölgeciliğin ya da hemşehriciliğin ne olduğunu anlamak kolay değil. Ortalama pragmatik seçmen bölgecilik odaklı hareket edenlere itiraz etmediği gibi, çoğu zaman tam o işin merkezinde yer alıyor.

 

Türkiye’de çeşitli kliklere mensup insanlar, kamu merkezli ekonomik kaynaklara yasalara aykırı bir şekilde ulaşmak istiyor ve potansiyel enerji bu gruplar arasındaki mücadelede kayboluyor. Kitlenin önemli bir kısmı büyük partiler içerisinde nüfusa kayıtlı olduğu illere göre pozisyon alıp bundan çıkar elde ediyor. İlişkilerin hemşehricilik görünümlü bölgecilik ağlarıyla doğrudan bir bağlantısı var. Yaşananlar masum bir hemşehricilik gibi görünebilir ama örneğin İstanbul’da, Tokatlı ve Sivaslı gibi yoğun bir nüfus bulunmasına rağmen, bu gruplar çok etkili değil, yani hayatın her alanında bölgecilik yapmıyorlar. Fakat bir de AK Parti lideri Karadenizli Erdoğan ve CHP lideri Alevi Kılıçdaroğlu’na bakarsak farklı bir tablo görürüz, onların kökenleri partilerini ve etki edebildikleri her alanı etkiliyor. Eğer kimlik meselesinin bu tarafına bakılırsa, bölgesel ağların iyi bir şekilde açılması gerektiği ortaya çıkar.

 

Kamu kuruluşlarında, belediyelerde, bakanlıklarda, siyasette, ticarette, mafyada, dinde vb. öne çıkan klikler var. AK Parti’nin iktidar cephesinde bu grup, Rize-Trabzon merkezli olmak üzere Karadenizlilik; CHP’de ise İç Anadolu merkezli olarak Alevilik. 14 Mayıs’taki genel seçimlerde AK Parti’nin bütün illerde ağırlıklı oyu aldığı tek bölgenin Karadeniz olması tesadüfle açıklanamaz. Kılıçdaroğlu yenildiğine göre galip taraf Karadenizliler. Hatta önümüzdeki dönem iktidar cephesi, karşısında rakip olarak Karadenizli muhalif hemşehrilerini görmek isteyebilir. Hemşehricilik kılıfıyla sergilenen dayanışma hayatın her alanında baskın, ekonomik çıkar merkezli bir tutum. Beğenilir ya da beğenilmez fakat Türk milliyetçisinin, Kürt ve Çerkes siyasetçinin ne istediği az çok belli, Karadenizlilik, Alevilik ya da diğer bölgeci dayanışma ağları tam olarak ne istiyor?

 

Son olarak yeni Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve gelirken söylediği, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır” tespitinin açık bir itiraf ve özeleştiri olduğunun altı çizilmesi gerekiyor. Haksızlık edilmemeli, yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın, “Görev ve sorumluluklarımızın bilincindeyiz, temel referansımız hukuk ve insan haklarıdır, bundan asla taviz verilmeyecektir” ifadesi de dikkat çekici. 20 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti’de lidere mutlak itaat belirginleşmiş, bütün problemler dış güçlere bağlanmıştı. Kimliklere verilen hakların dahil olduğu bütün kazanımlar ilk önce durma, sonra gerileme noktasına doğru gidiyordu, Şimşek ve Yerlikaya’nın çıkışları hataların kabulü anlamında bir çatlağı temsil ediyor. Şimşek’in işaret ettiği rasyonel zeminden sapmanın sadece ekonomi alanını kapsadığını düşünmek ise saflık olur, yaşanan hiçbir şey son yıllarda inat ve kibirle uygulanan irrasyonel politikalardan bağımsız değildi. Türkiye’deki tuhaf düzensizlik hali değişmeden Çerkes temsilinin dibe vurması ya da Karadeniz bölgeciliğinin yükselmesi tablosundan çıkılamayacağı gibi bu konuları tartışmaya açacak asgari akıl sağlığı bile zamanla yitirilebilir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.