Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Bekleyen Bağdat

Cumhurbaşkanı Erdoğan yarın Irak’a gidiyor. Betül Doğan Akkaş, Erdoğan’ın ziyaretinin hemen öncesinde Bağdat’ta idi ve Erdoğan’ı nasıl bir Bağdat’ın beklediğini yazdı.

erdoğan bağdat

Geçtiğimiz hafta Türkiye ve Irak düşünce kuruluşları toplantısı kapsamında, ORSAM ve Naram Sin kuruluşlarının ev sahipliğinde Irak’ın başkenti Bağdat’taydık. Bir grup akademisyen ve araştırmacı olarak yerel aktörlerle temaslarda bulunduk. İran saldırılarının ve Gazze’de devam eden savaşın gündemde olduğu böylesine kritik bir zamanda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinden hemen önce orada bulunmak gözlemlerimiz adına önemli oldu. Irak’ın eski başbakanı Nuri Al-Maliki, Haşdi Şabi heyeti başkanı Falih el-Feyyad, Hikme Hareketi lideri Ammar el-Hekim, Irak İslam Yüksek Konseyi Başkanı Humam Hammudi ve Fetih Koalisyonu ve Bedir Örgütü temsilcileriyle görüştük. Ziyaretler esnasında, Irak politikasında kritik öneme sahip isimlerle ve gruplarla, bölgenin ve dünyanın içinde bulunduğu bu süreçte, Bağdat ve Ankara ikili ilişkilerini nasıl geliştirebileceği temel soruydu.

 

Konuşmasına başlayan hemen her Iraklı temsilcinin ilk cümlesi ‘ikinci eviniz Irak’a hoş geldiniz’ oldu. Orta Doğu’nun savaşlarını ve küresel siyasetin geldiği noktayı düşününce, halen bir resmi karşılamada Türkiye’nin böylesi içerden bir aktör olarak görülmesi, ilişkiler adına güzel bir gelişme fakat temel ilerleme noktası bu söylemlerin ötesinde, ortak sosyal, ekonomik ve siyasi sermaye inşasına dayanmalı.

 

Ziyareti bir cümleyle özetlersek, genel olarak, Türkiye’nin politikalarına ve ilişkilerdeki olası değişikliklere yönelik söylemler olumluydu fakat güvenlik ve ekonomi alanlarında görüş birliği ve eşgüdümün devamlılığının olmaması; iki ülkeden de bağımsız olarak bölgede devam eden diğer siyasi süreçlerin politika yapıcıların manevra alanlarını etkilemesi temel problemler olarak karşımıza çıktı.  

 

Geçtiğimiz Eylül’de Irak’ın Kürdistan bölgesine bir ziyarette bulunduğum için, Erbil ve Bağdat’ı kaçınılmaz olarak karşılaştırdım ve kadim Arap başkentinin altyapı ve imar eksiklikleri oldukça görünür bir durumdaydı. Görüşmeler esnasında sık sık elektrikler gitti ve şehrin içinde hareket ederken, Erbil’in aksine çok daha az yeni inşa edilmiş mahallelere rastladık. Özellikle Bağdat’ın ve genel olarak Irak’ın savaş yorgunu siyasi ve ekonomik yapısı düşünüldüğünde, bu elbette doğal bir durum. Hemen bu noktada, ikili ilişkilerin aslında güçlenmeye ilk müsait dosyası karşımıza çıkıyor çünkü Türkiye gibi coğrafi olarak yakın, bölgenin yapısına hâkim ve uzun süredir iş birliği içinde olunan bir siyasi aktörün Irak’ın altyapısı için kritik yatırımların paydaşı olması mantıklı bir ortaklık olacaktır. 

 

Kalkınma Yolu Projesi

 

Türkiye ve Irak’ın ortaklığında, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de açıkladığı üzere Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak bir kuru kanal, Kalkınma Yolu projesi yürütülüyor. Henüz yolunda başında olan bu proje, tıpkı Çin’in Kuşak ve Yol Projesi ve Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru gibi (IMEC) dünya ticaretine yeni rotalar ve limanlar kazandırmayı hedefliyor. Kalkınma Yolu projesi, bir yandan ekonomi koridoru girişimlerine alternatif olma iddiası taşısa da bir yandan da özellikle Kuşak ve Yol’a eklemlenebilecek bir destinasyon çiziyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezisinde en öne çıkması planlanan başlıklardan birisi bu kalkınma yolu projesinin hızlandırılması ve bu nedenle projenin geçiş yolu üzerinde olan Nasiriye, Divaniye, Necef, Hille, Kerbela, Bağdat, Selahaddin, Beyci ve Musul gibi şehirlerin güvenliğinin sağlanması olacaktır. Basra Körfezi’ndeki Büyük Faw Limanı’ndan başlayıp Irak’ın kuzeyine doğru devam ederek, Bölgesel Kürt yönetiminin sınırlarının ardından, Türkiye’ye ulaşmayı hedef alan bu yatırım, 17 milyar dolarlık bir bütçeye sahip. Bu ekonomik koridorun toplamda 1200 kilometre uzunluğunda demiryolu ve karayolu altyapısı içermesi öngörülüyor.  Bu denli büyük bir teknik altyapı yatırımı olmanın yanı sıra, eğer Kalkınma Yolu tamamlanırsa, Irak’ın toprak bütünlüğü ve geçiş yollarının güvenliği üzerinden siyasi istikrarın güçlenmesi mümkün olur. Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içindeki şehirler de proje kapsamında olduğu için Bağdat hükümeti ve Erbil arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesi gibi kapsamlı hedeflere ulaşılabilir. Dr. Necmettin Acar’ın altını çizdiği üzere;

 

Irak’ı bu projeyle Türkiye üzerinden dünyaya açılmaya sevk eden temel faktör ülkenin Körfez’e çıkışını kısıtlayan suni sınır düzenlemesi. Zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan Irak, Körfez’de derin su limanı inşa edebilecek sınırlara sahip değil. Bu durum da rezervlerin taşınmasında ve pazarlanmasında ciddi güçlüklere yol açıyor.

Bu nedenle, hem kaynakların lojistiği, hem de Irak’ın bölge ve dünya ticaretinde tekrar öne çıkması adına bu ekonomik koridor hayati bir önem taşıyor. Fakat Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun da ifade ettiği üzere, Kalkınma Yolunun diğer geçiş yollarına göre daha kısa bir alternatif olması, projenin yapım aşamasında bölgesel ve küresel olarak belli rekabet unsurlarını göz önünde bulundurmayı gerektirebilir. Çünkü, Bakan Uraloğlu’nun sözleriyle;

 

Son zamanlarda en çok gündeme gelen özellikle Süveyş kanalındaki sıkıntılar sonra Ümit Burnuna dönen taşımacılık…Eğer burada biz bugün düşündüğümüz Kalkınma Yolu’nu hayata geçirmiş olsaydık, Pekin’den çıkan bir yük Londra’ya sadece 26 günde ulaşabilecekti. Süveyş kanalından 35 günde ulaşabiliyor. Ama yaşanan sıkıntılardan dolayı bu Ümit Burnu’na ağırlıklı olarak dönmüş durumda ve yaklaşık 45 günde bu nakliye, bu ticaret gerçekleşebiliyor.

Bu kritik öneme sahip yatırım ve Irak’ın Türkiye güvenliği ve terörle mücadelesi adına stratejik rolü, 12 yıl sonra gerçekleşecek bu ziyaretin ana maddesi olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretine Erbil rotasını da eklemesi elbette terörle mücadele kapsamında ele alınabilir ama bir yandan Kalkınma Yolunun rotasında siyasi istikrar oluşturma amacıyla örtüşen bir ortak güvenlik anlaşması da yapılabilir. PKK doğrudan Irak makamları tarafından terör örgütü olarak tanınmasa da yasaklı parti olduğu için manevra alanı kısıtlanıyor. Belki bu ziyaret sonrasında bu tanımlamaların çerçevesi değişebilir. 

 

Su Güvenliği

 

İki devletin ilişkilerindeki en kritik maddelerden birisi su güvenliği. Yapılan anlaşmalara göre Türkiye’nin Irak’a belli kotalarda su geçişi sağlaması gerekiyor ki ziyaretimizde de ana konulardan birisi ülkenin içinde bulunduğu kaynak eksikliği idi. Fakat bu tartışma dosyası da bizleri ortak altyapı ve planlama hedefine götürüyor çünkü ne anlaşmaların yapıldığı dönemdeki çevre koşulları ne de nüfus oranları bugün geçerli değil. O nedenle, su meselesinin bir kriz noktası olmaktan çıkıp, Irak’ın ve Türkiye’nin değişen iklim ve demografi koşullarına göre, bir altyapı projesi ve ortak ve sürdürülebilir kaynak kullanımı haline gelmesi gerekiyor. 

 

Sosyal Unsurlar

 

İkili ilişkilerin diğer ayaklarına bakıldığında, ilk göze çarpan unsur, Irak’tan Türkiye’ye yoğun insan hareketliliği. Göç İdaresi Başkanlığı’nın verilerine göre 2023 yılı ortalarında ikamet izni ile Türkiye’de bulunan Iraklı sayısı yüz on beş bin ile ikinci sırada yer alıyor. Benzer şekilde Iraklı turist sayısı da 2023 yılında bir milyonun üzerinde olarak kayda geçmiş. Iraklı vatandaşların bu ziyaret sonrasında değişmesini bekledikleri ilk sosyal  dinamik, Türkiye vizesinin kolaylaşması. Hem resmi prosedürü hem de ekonomik yükü son yıllarda artan vize işlemleri nedeniyle, Türkiye’nin tercih edilen ilk rota olmaktan çıkmaya başladığını dile getirdiler. Ziyaret esnasında, paydaşlarla dikkatimizi çeken bir diğer sosyal unsur, her iki ülkeden araştırmacılar ve akademisyenlerin birbirlerinin siyasi ve ekonomik yapısına dair, örneğin su sorununa kalıcı bir çözüm adına, ortak araştırma ve proje geliştirme girişimlerinin eksikliğiydi. Bu noktada, resmi makamlar bir eğitim ve araştırma anlaşması imzalarlarsa, ortak bir bilgi üretimi iştiyakı oluşursa, her iki ülkenin üniversiteleri ve araştırma merkezleri için birinci elden bilgi edinme imkanı ve kültürü oluşabilir. 

 

Reaksiyoner Değil Oyun Kurucu İşbirliği

 

Dr. Bilgay Duman’ın dile getirdiği gibi, Irak’la ilişkilerinde dönem dönem sorunlar olsa bile, Türkiye, Irak politikasında anlamlı bir aktör olarak kalmaya çalıştı ve kaldı. Karar alıcı zümreden pek çok üst düzey bürokrat ve siyasetçi düzenli aralıklarla iş birliği ve müzakere amaçlı görüşmeler için Iraklı ve Türkiyeli makamlar olarak bir araya gelseler de bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıl önceki ziyaretinde bıraktığından bambaşka bir Irak var. Üstelik, bölge Ekim’den bu yana Gazze’de bir soykırımı ve bir haftadır da İran-İsrail arasındaki çatışmaları hazmediyor. Türkiye’nin hali hazırdaki Suriye ve IKBY operasyonları zaten Irak ve Türkiye ekseninden bölge güvenliğine dair konuşma başlıkları içeriyor. Bu nedenle, ziyaretin ikili ilişkilerde kritik birkaç anlaşmaya yol açması temel beklenti. Irak’ta görüştüğümüz makamlar Türkiye’nin ekonomik olarak rolünün artmasının ülkenin altyapısını adına olumlu olduğunu söylüyorlar. Fakat görünen o ki, özellikle ABD’nin Irak’ı işgali ve 2011 Arap Baharı sonrası Ortadoğu politik atmosferiyle, iki devletin ilişkileri temel olarak reaksiyoner politikalar üzerinden ilerliyor. Bölgede oluşan güvenlik sorunları, Irak’ın siyasi istikrarsızlığı ve tarafların ulusal çıkar kaygısı bu reaksiyonerliği kaçınılmaz olarak tetikliyor. Oysa hem Irak’ı bölgedeki tarihi ağırlığı ve meşruiyeti; hem de Türkiye’nin bölgede ekonomik ve siyasi girişimleriyle öne çıkan bir dış politika izlemesi, reaksiyoner siyasetin üstüne bir oyun kurucu işbirliği ekleyebilir. Tahmin ediyoruz tam olarak bu nedenlerle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Irak’a ziyarette bulunarak bir takım ön görüşmeler gerçekleştirdi. Diğer bir deyişle, Irak ve Türkiye işbirliği her iki başkentin ulusal menfaatlerine ek, bölgesel rolleri ve projeksiyonları açısından ne vaat ediyor? Ziyaretin bu soruya vereceği cevap, daha dinamik, uzun vadeli hedefleri olan bir iş birliğinin adımları mı atılıyor yoksa gündemdeki sorunlar mı önceleniyor, bunun belirleyicisi olacak. Bölge politikasına reaksiyon gösteren değil, ortak ve sürdürülebilir bölge politikası üreten iki ülke olmak hem terörün kırılması hem Kalkınma Yolunun inşası için kritik bir ihtiyaç.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.