Davos Hafifçe Sağa Kayıyor

Davos konsensüsü güçlü bir şekilde Trump karşıtlığını sürdürüyor, ancak sol-liberal yönetimin Trump’ı Beyaz Saray’dan uzak tutup tutamayacağı ya da büyük güçler savaşına ve düzensizliğe doğru küresel sürüklenmeyi durdurup durduramayacağı konusunda gerçek bir şüphe var.

davos sağa kayıyor

Bu yıl Davos’ta beklenmedik bir şey oldu. Genel kanı sağa doğru belli belirsiz birkaç adım attı.

 

2008-09 mali krizinden bu yana, her yıl Dünya Ekonomik Forumu’nda iş dünyası, siyaset ve toplumsal liderler arasındaki “küresel sohbetler” sola eğilimliydi. Seçkin Batı’nın görüşü, devlet planlamasına daha fazla, piyasaların iktidarına ise daha az inanır olmaya meyilli görünüyordu.

 

Bu değişimin nedenleri vardı. Çin’in ekonomideki başarısı merkezi planlamanın geçerliliğini gösteriyor gibiydi. İnsanlar geniş çaplı devlet müdahalesinin sıfır sera gazı salımının olduğu bir dünyaya doğru hızlı, ucuz ve etkili bir geçiş sağlayacağına inanıyordu. Ekonomik kriz, Amerikan tarzı “kovboy kapitalizminin” bir fiyasko olduğunu gösteriyordu. Destekçiler, “paydaş kapitalizmi” ve çevresel, sosyal ve yönetimsel yatırımların en az eskisi kadar kârlı ve eskisinden önemli ölçüde daha popüler olacağını vaat ediyordu. İş dünyası liderlerinin duyarlı bir dünyaya uyum sağlamaları gerekiyordu.

 

Çin’in ekonomik modelinin etkili, Amerikan tarzı kapitalizmin ise başarısız olduğu, hükümetlerin makul bir maliyetle başarılı bir enerji dönüşümü planlayabileceği, iş dünyasının bir dizi sosyal amacı benimsemek için kâr arayışının ötesine geçmesi gerektiği ve radikal bir sosyal gündemi takip etmenin iyi bir ticari karar olduğu görüşü yeni genel kanıda yer etmişti.

 

2024 güçlü bir tepkinin başlangıcını getirebilir.

 

Bu yıl Davos’ta Adam Smith için yürüyüşler ya da Milton Friedman posterleri yoktu. Arjantin’in yeni liberter Başkanı Javier Milei’nin serbest piyasaları ateşli bir şekilde savunması kibarlıktan ziyade coşkuyla alkışlandı. Durgunluk yılları ile modern dönemin hızla ilerleme mucizesi arasındaki zıtlığa atıfta bulunan Milei, dinleyicilerine “bir ekonomi sistemi olarak serbest ticaret kapitalizmi sorunlarımızın nedeni olmaktan uzak, gezegenimizdeki açlık, yoksulluk ve sefaleti sona erdirmek için elimizdeki tek araç” olduğunu hatırlattı.

 

Birbiri ardına gelen panellerde de duyulduğu üzere devletçi görüş modasının ampirik temelleri parçalanıyor gibi göründüğü için Milei’nin sözleri yankı uyandırdı. Şimdilik en azından Çin mucizesi sona ermiş görünüyor. Pekin yalnızca ardı ardına ekonomik şoklar yaşamakla kalmıyor. Demografik düşüş, emlak balonu, üretime aşırı yatırım ve hem yabancı hem de yerli işletmelere karşı keyfi kamu müdahaleleri korkusu gibi oldukça önemli sorunları hükümet planlamasının yanlışlığından kaynaklanıyor. Çin baskıyı artırdıkça ekonomik sorunları daha da ağırlaşıyor.

 

Bu arada, sıkı bir şekilde regüle edilen Avrupa, mali krizden 15 yıl sonra ABD’nin gerisine düştü. Kur dalgalanmalarının etkisini en aza indirmek için konsolide 2015 doları kullanıldığında, 2008 yılı Avrupa Birliği’nin toplam gayri safi yurtiçi hasılası ABD’ninkinin yüzde 81’i kadardı. 2022’de ise bu oran yüzde 73 oldu ki bu Avrupa’nın yöntemini savunmaya pek de uygun değil.

 

Küresel enerji dönüşümü sıkıntıda. Yeşil bürokratlara ve onların ekonomik hırslarına karşı duranlar sadece Fox News izleyen Amerikalılar değil. Hollandalı, Romanyalı, Alman ve Fransız çiftçiler de yaşam tarzlarını tehdit eden politika değişikliklerine karşı ayaklandılar. Çarpıcı bir dönüş. Avrupalı çiftçiler eskiden kısmen Avrupa tarımını ABD gibi yerlerdeki “fabrika çiftliklerinin” rekabetinden korudukları için yeşil politikaları destekliyordu. Ancak AB, 2050 yılına kadar “iklim nötr” olma yönündeki büyük planlarının başarıya ulaşması için tarım araçları için yakıtı ve mahsuller için gübreyi önemli ölçüde daha pahalı hale getirmek zorunda.

 

Slaytlarda harika görünen diğer yeşil fikirler gerçek dünyada sorunlu olabiliyor. Elektrikli araçlara geçiş Avrupa’nın otomobil şirketleri için kâbusa dönüşüyor. Almanya’da evlere ısı pompası kurulmasını zorunlu kılan yeşil talepler, seçmenler bunun neye mal olacağını hesap edince Almanların S-Fırtına (İngilizce’deki Storm’dan alıntı bir kelime, S-Storm) diye isimlendirdiği bir durum yarattı. Enerji maliyetleri, kilit endüstrileri Avrupa dışına itecek seviyelere yükseliyor.

 

Bu arada, Atlantik’in her iki yakasındaki işletmeler, ESG (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim) yatırımlarının ve paydaş kapitalizminin, paranın ağaçta yetişmediği bir dünyada, sıfır faiz oranlarıyla çok daha iyi işlediğini keşfediyor. Anheuser-Busch ve Disney gibi şirketler “ilerici” sosyal değerlere sahip olmanın beklenmedik maliyetleri olabileceğini öğrendi.

 

Bir başka faktör daha iş başında. Ukrayna’daki savaş, Ortadoğu’daki çatışmalar ve Uzak Doğu’da bir kargaşa olabileceği endişesi Davoslulara değer verdikleri her şeyin nihayetinde Amerikan gücüne ve Amerikalıların ortak çıkarı savunmaya hazır olmalarına bağlı olduğunu hatırlattı.

 

Davos konsensüsü güçlü bir şekilde Trump karşıtlığını sürdürüyor, ancak sol-liberal yönetimin Trump’ı Beyaz Saray’dan uzak tutup tutamayacağı ya da büyük güçler savaşına ve düzensizliğe doğru küresel sürüklenmeyi durdurup durduramayacağı konusunda gerçek bir şüphe var. Davos Adamı, küresel sistemin sadece müreffeh ve kendine güvenen bir Amerika’nın sunabileceği liderliğe ne kadar bağımlı olduğunu rahatsız edici bir şekilde fark ediyor. Henüz o noktada değiliz ama Davos’taki genel kanı bu şekilde salınmayı sürdürürse Reagan nostaljisi İsviçre Alpleri’nde kendine bir yuva bulabilir.

 

Bu yazı MSN sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.