Demokrasinin Küresel Krizi

Uzun süreli demokratik gerileme, gitgide küresel mahiyet almış; en zalim diktatörlükler altında yaşayanlar kadar, istikrarlı demokrasilerin vatandaşları tarafından da hissedilecek derecede genişlemiştir. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75’i, geçen yıl gerileyen ülkelerin birinde yaşamaktadır.

Perspektif’te 14 Nisan tarihinde yayımlanan yazımda, iki ünlü milletlerarası demokrasi ölçüm kuruluşunun (Hürriyet Evi / Freedom House, FH ve Demokrasi İndeksi, Dİ / Democracy Index) 2021 raporlarındaki Türkiye’ye ilişkin tespitleri ele almıştım. Bu yazıda da aynı kuruluşların demokrasinin küresel krizine ilişkin bulgu ve gözlemlerine yer vereceğim.

 

Her iki raporun ittifak halinde oldukları bir nokta, demokrasinin küresel krizinin ağırlaşarak devam ettiğidir. FH’in raporu, “Demokrasi Kuşatma Altında” (Democracy Under Siege) başlığını taşımaktadır. Bu raporun ifadeleriyle, demokrasinin maruz kaldığı darbeler “hürriyetin küresel düzeydeki sürekli gerileyişinin 15’inci yılını oluşturmaktadır. Gerileme gösteren ülkelerin sayısı, ilerleme gösterenlerinkini, 2006’da negatif eğilimin başlamasından bu yana kaydedilen en büyük farkla aşmaktadır. Uzun süreli demokratik gerileme, gitgide küresel mahiyet almış; en zalim diktatörlükler altında yaşayanlar kadar, istikrarlı demokrasilerin vatandaşları tarafından da hissedilecek derecede genişlemiştir. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75’i, geçen yıl gerileyen ülkelerin birinde yaşamaktadır” (FH, s. 1). FH ölçümlerine göre, hür ülkelerin sayısı, 2005 yılından bu yana en düşük seviyesi olan 82’ye düşmüş, hür olmayan ülkelerin sayısı ise gene 2005’ten bu yana en yüksek seviyesi olan 54’e yükselmiştir (FH, s. 4). Hindistan’ın “hür” kategorisinden “kısmen hür” kategorisine düşmesiyle, bugün dünya nüfusunun yüzde 20’den azı, hür ülkelerde yaşamaktadır (FH, s. 3).

 

Demokrasi İndeksi’nin bulguları da benzer niteliktedir. Buna göre, siyasal demokrasinin beş bileşeni içinde 2008 ile 2021 yılları arasında en çok gerileme kaydeden, temel haklar bileşenidir (Dİ, s. 25). 2020-2021 arasında dünyada tam demokrasiler 23’ten 21’e düşmüş, kusurlu demokrasiler 52’den 53’e çıkmış, melez rejimler 35’ten 34’e düşmüş, otoriter rejimler 57’den 59’a çıkmıştır (s. 37). Bu dönemde dünya ortalaması (10 üzerinden) 5,52’den 5,28’e düşmüştür. İlginçtir ki, yerleşik demokrasilerin yer aldığı Kuzey Amerika ve Batı Avrupa bölgelerinde kayda değer bir gerileme görülmektedir: Kuzey Amerika’da 8,64’ten 8,36’ya, Batı Avrupa’da 8,60’tan 8,22’ye (Dİ, s. 39). Türkiye’nin de dâhil edildiği Batı Avrupa bölgesindeki bu gerilemenin önemli bir nedeni, Türkiye’nin 4,35’lik çok düşük skorudur. Türkiye, bölgenin tek “melez rejimi” olma özelliğini de taşımaktadır. Öte yandan en ön sıradaki ülkeler, pek çok benzer araştırmada olduğu gibi İskandinav ülkeleridir. İlk altı sırayla Norveç (9,75), Finlandiya (9,27), İsveç (9,26), İzlanda (9,18), Danimarka (9,09), İrlanda (9,0). Bu ülkeler, Yeni Zelanda’nın katılımıyla dünya sıralamasında da ilk sıralarda bulunmaktadırlar. 167 ülkelik dünya sıralamasında demokrasi skoru en düşük beş ülke ise Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Myanmar ve Afganistan’dır (Dİ, s. 12-16). Bölge açısından ilginç bir değişim de İspanya’nın tam demokrasiler kategorisinden kusurlu demokrasiler kategorisine düşmüş olmasıdır (Dİ, s. 62).

 

Benzer bir durum, Ortadoğu-Kuzey Afrika bölgesinde Tunus bakımından da söz konusudur. Arap Baharı’nın bu en başarılı ülkesi, son yılda geçirdiği siyasal krizler nedeniyle kusurlu demokrasiler kategorisinden melez rejimler kategorisine düşmüştür (Dİ, s. 11, 52).

 

Asya ve Avustralya bölgesinde son yılların en önemli değişikliği, şüphesiz, Hindistan’ın Dİ’ye göre tam demokrasiler kategorisinden kusurlu demokrasiler kategorisine, FH indeksine göre de “hür” ülkeler kategorisinden “kısmen hür” kategorisine düşmüş olmasıdır. Kuruluşundan bu yana yaklaşık 70 yıldır yüksek standartta bir demokrasi olma özelliğini koruyan Hindistan, son yıllarda Hindu milliyetçisi Janata Partisi’nin ve onun lideri Narendra Modi’nin iktidara gelmesinden sonra kayda değer bir gerileme göstermiştir. Son yılda da muhalifler üzerindeki baskılar, Müslümanlara karşı şiddet hareketleri devam etmiştir. FH’in ifadesiyle “demokratik uygulamanın şampiyonu ve Çin benzeri ülkelerden gelen otoriter etkilere karşı bir karşı ağırlık rolünü oynayacak yerde, Modi ve partisi Hindistan’ın kendisini trajik bir biçimde otoriterizme doğru sürüklemektedir” (FH, s. 2, 7-8; Dİ, s. 40, 43).

 

“Çin’in Meydan Okuması”

 

İki raporun ilginç bir ortak noktası, demokrasinin küresel gerileyişi veya duraklayışında Çin’in olumsuz etkisine geniş ölçüde yer vermiş olmalarıdır. Hatta 2021 Demokrasi İndeksi raporu “Çin’in Meydan Okuması” (The China Challenge) başlığını taşımaktadır. Bu görüşe göre Çin’in “devlet kapitalizmi” olarak adlandırılabilecek ekonomi modeli, son 40 yılda bir “mucize” yaratmış, Çin’i yoksul bir gelişmekte olan ülke durumundan, dünyanın ABD’den sonra ikinci ekonomik süper gücü konumuna getirmiştir. Hatta Çin’in, önümüzdeki 10 yıl içinde ABD’yi de yakalayacağı tahmin edilmektedir. Gerçi Çin’in siyasi rejiminin otoriter olduğunda kuşku yoktur. Ancak onun bu muazzam ekonomik gücü ve dünyanın çeşitli bölgelerinde sempatizan bulma çabaları, demokrasinin küresel yaygınlaşması önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır (Dİ, s. 17-24; FH, s. 4-5).

 

İki rapor arasında başka bir ilginç ortak nokta da son yıllarda ABD’de görülen gerilemeyi güçlü bir ifadeyle dile getirmeleri ve eleştirmeleridir. Hürriyet Evi’ne göre, son 10 yılda ABD’nin hürriyet puanı 94’ten 83’e inerek 11 puanlık bir düşüş kaydetmiştir. Bu, ABD’yi son 10 yılda en fazla düşüş kaydeden 25 ülke arasına sokmuştur (FH, s. 10). Gene FH’e göre Başkan Trump’ın çeşitli uygulamaları, özellikle Amerikan seçmeninin iradesini tanımama girişimi, dünyadaki demokrasi karşıtlarının eline güçlü bir silah vermiştir (FH, s. 8-9). Demokrasi İndeksi’ne göre de Amerika’nın skoru, 2021’de ancak 7,85’tir. Bu, onu, dünyada Kanada’nın epey gerisinde 26’ncı sıraya düşürmüştür. ABD 2016 yılından bu yana kusurlu demokrasiler kategorisindedir. Amerikan demokrasisini tehdit eden en önemli faktör, aşırı kutuplaşmadır (Dİ, s. 54-56). Amerika merkezli FH’in ve dünyada Amerika’nın en yakın müttefiki olan İngiltere merkezli Dİ’nin bu acı eleştirilerine rağmen, bu ülkelerde hiç kimsenin söz konusu kuruluşları yabancılara jurnalcilikle ve milli itibara halel getirmekle suçlamaması ve haklarında takibata girişilmemesi gerçekten ilginçtir. Garip şey doğrusu!

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.