Dünya Daha Adil Olmadıkça Daha Yeşil de Olmayacak

İklim krizine karşı hayata geçirilecek eylemlere, yoksulları ve hassas grupları korumaya yönelik bir sosyal sözleşme eşlik etmeli.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

İklim politikası konusunda araştırma yapan biri olarak bana sıklıkla şu soru sorulur: Karbonsuzlaştırmanın önündeki en büyük engel nedir? Bu soruya verdiğim yanıt son birkaç senede önemli ölçüde değişti. Önceden düşük maliyetli yeşil teknolojilerin olmayışına ve siyasi irade yoksunluğuna dikkat çekerdim. Şimdiyse başka birşeye işaret ediyorum. Bu kadar somut olmayan ancak muhtemelen daha çetrefilli bir noktaya: Yeşil bir sosyal sözleşmenin olmayışına.

 

Yeşil teknolojilerin maliyetinin çarpıcı bir biçimde azalması ve yüzyılın ortaları itibariyle iklim nötrlüğü konusunda küresel bir moment, yeşil devrimi yönlendirmeye başladı bile. Peki daha ucuz yeşil teknoloji ve daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi yeşil istek hızla biraraya geliyorsa, yanlış giden ne olabilir? Durum göründüğü kadar basit değil maalesef. Karbonsuzlaştırma ekonomilerimizi ve yaşam tarzlarımızı yeniden şekillendirecek. Hiçbir şey bu sürecin dışında kalmayacak: Yeşil dünya bugün bildiğimiz dünyadan son derece farklı olacak.

 

Ancak böylesine radikal bir dönüşüm, iklim eyleminin maliyetini ülke içinde ve devletler arasında kimin üstleneceği konusunu da gündeme getirir. İklim eyleminin maliyeti orantısız bir şekilde en hassas kesimlerin üzerine yıkılarak eşitsizliği şiddetlendirmemelidir. Bilakis iklim eylemi sosyal eşitliği sağlayacak bir biçimde planlanmalıdır. Ve yeni bir yeşil sosyal sözleşme de tam olarak buna dair olmalıdır.

 

Fransa’nın gilets jaunes (sarı yelekliler) hareketi deneyimi, dünya genelinde devletlerin vatandaşlarını fosil yakıtlardan uzaklaştırmaya çalıştığında karşı karşıya kalacağı tehlikelerin ve siyasal dalgalanmaların en açık örneğini temsil ediyor. Fransa Hükümeti 2018’de, taşımacılık alanında karbon için bir fiyat düzenlemesi getirmekte haklıydı. Ancak bu düzenleme, Fransa’nın kırsalda yaşayanları, bu nedenle kentlerdekilerin sahip olduğu toplu taşıma olanaklarına sahip olmayanları ve aynı zamanda gelirleri hiç artmayanları çok daha sert vuracak, daha yüksek benzin ve mazot fiyatları olarak yorumlanacaktı.

 

Karbon vergisi planı en hassasların aldığı darbeyi hafifletecek tazmin mekanizmalarına yer vermiş olsaydı bu karşı çıkış önlenebilirdi. Nobel ödüllü 28 bilim insanı ve geçmişte ABD Merkez Bankası’na başkanlık eden dört kişinin – aralarında Janet Yellen de var – yer aldığı bir grup ekonomistin Amerika Birleşik Devletleri’nde tam olarak istediği şey buydu: En hassas kesimlere “karbon kâr payları”ndan artırılmış enerji fiyatlarına ödediklerinden daha fazla almak yoluyla mali olarak fayda sağlamasını garantileyecek bir tazmin sistemiyle birlikte güçlü bir karbon vergisi uygulaması.

 

Bu tartışma, eşitlik ve adaletin iklim politikaları planına dâhil edilmesinin ne derece önemli olduğunu gösteriyor. Küresel iklim politikasında önde giden Avrupa’da dahi iklim tedbirlerine verilen destek büyük ama yüzeysel. Open Society European Policy Institute’un (Açık Toplum Avrupa Politikası Enstitüsü) sekiz Avrupa ülkesinde yaptığı yakın tarihli bir anket, ankete katılanların neredeyse tümünün daha az plastik alıyor olmaktan mutluluk duyduğunu ancak çok azının akaryakıta ya da uçakla seyahat etmeye daha fazla ödemeye istekli olduğunu gösterdi. Kısacası, iklim politikaları güçleniyorken kıtada yeni sarı yelekliler tarzı hareketler ortaya çıkabilir. Olası hareketler, karbon yoğun endüstrilere son derece bağlı olan Polonya’nın kömür madeni bölgelerinden, belediyeleri dizel arabalara savaş açan kentlere kadar yayılır.

 

Popülistler ve kültür savaşçıları, kentli seçkinler politikalara yön verirken bedeli “sıradan” vatandaşların yüklendiğini öne sürerek, kendilerine iklim politikasına dair yeni bir dert bulabilir. Bu da aşırı uçlardaki partiler seçmenlere kolay bir alternatif sundukları için anaakım siyasi partilerin gerçekten yeşilleşmesini siyasal açıdan daha tehlikeli hâle getirme riski taşır. Ama yeni bir yeşil sosyal sözleşme bu siyasal kısır döngüyü kırabilir.

 

 

Eşitlik ve adalet mülahazaları ulusal sınırların oldukça ötesine geçer. Gelişmiş ülkeler, ülke içinde iklim düzenlemelerini artırırken, muhtemelen endüstrileri iklim politikaları bakımından zayıf kalan ülkelerdeki rakipleri tarafından zarara uğratılmasın diye – karbon sınır vergileri gibi – önlemlere başvuracaklardır. Avrupa Birliği’nde gelişiminin ilk aşamasında olan bu tür tedbirler, seçim çalışmalarının bir parçası olarak Joe Biden tarafından da vaat edilmişti. Boris Johnson da bir karbon sınır vergileri birliği oluşturmaya çalışmak için G7 başkanlığını kullanmayı değerlendiriyor.

 

Ne var ki karbon sınır vergileri en yoksul ülkelerin ekonomilerini etkileyebilir. Konrad Adenauer Vakfı tarafından yürütülen Asya-Pasifik bölgesindeki karar vericilerin algılarına ilişkin yakın zamanlı bir araştırma, karbon sınır vergilerinin gelişmekte olan ülkelere karşı ne denli koruyucu ve ayrımcı olarak algılandığını ortaya koymaktadır. Bu sorun, yurtiçi karbon vergilerinde olduğu gibi, tedbir planlarına eşitlik ve adaletin dâhil edilmesiyle önlenebilir. Örneğin en yoksul ülkeler gümrük vergilerinden muaf tutulabilir. Olası bir diğer çözüm de karbon sınır vergilerinden elde edilen gelirleri bu ülkelerdeki yeşil projelere sağlanacak uluslararası fonları artırmaya kullanmak olacaktır. Bu tartışma yeni yeşil sosyal sözleşmenin uluslararası boyutunun merkezinde yer almalıdır.

 

Ulusal düzeyde ülkeler, sosyal adalet ve eşitlikten kaynaklanan iklim çözümlerini belirlemeyi amaçlayan bir doğrudan demokrasi deneyi sayılabilecek İklim için Yurttaş Konvansiyonu’nu başlatarak sarı yelekliler krizine yanıt veren Fransa örneğinden ders çıkarabilir. Uluslararası düzeyde ise Glasgow’da gerçekleşek Cop26 BM iklim görüşmelerinin merkezinde de aynı ilkelere yer verilmelidir. Bu tür eylemler yeşil dönüşüm için uzun vadeli sosyal desteğin sağlanması ve gezegen için yıkıcı sonuçları olabilecek bir sapmayı önlemek için gereklidir.

 

Bu yazı The Guardian sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.