Dünyanın Hala Batı’ya İhtiyacı var mı?

Kendi ülkelerinde demokratik ehliyetleri çöpe atılan Batı’nın yurt dışında demokrasi yanlısı hareket ve çabaları güvenilir bir şekilde desteklemesinin daha da zorlaşma tehlikesi var. Bu ihtimal, özgürlükleri daha da fazla kısıtlama peşinde olan otoriter yöneticileri cesaretlendirebilir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Başta Birleşik Krallık (BK) ve kolonisinden doğan ABD olmak üzere Batı Avrupa ve Kuzey Afrika ülkeleri birkaç yüzyıl boyunca ekonomik, askeri ve kültürel açılardan dünyaya hakim oldu. Batı dünyayı uygun gördüğü şekilde yaratıp yeniden yarattı ve kendisini insan başarısının zirvesi olarak öne çıkardı. Kendisini gururla “gelişmiş dünya,” insanlığın geri kalan “gelişmemiş” kesimleri için bir aydınlanma modeli olarak tanımladı. İnşa ettiği bu dünyanın amacı da bu hiyerarşiyi pekiştirmekti.

 

Kuşkusuz aydınlanma anlatısının çoğu da bir mitten, başka insanların bastırılıp sömürülmesinden ve toplumlarının yıkımından vahşice kazanç elde etmeyi örtmek için uydurulan münasip bir hikayeden fazlası değildi. Yine de başkalarından aldığı servetle şişmanlayan Batı, küresel köle çiftliğine nazır malikanesinin verandasında otururken kendi ırksal ve ahlaki üstünlük retoriğine inanmaya başladı.

 

Ancak geçen dört yıl, bu bilgiç taslamanın altında yatan iki yüzlülüğün üzerindeki perdeyi kaldıracak birçok gelişmeye tanık oldu. Sadece birkaç yıl önce tarihin sonunu ve demokrasi, liberalizm ve kapitalizmin meş’aleleri olarak kendi zaferlerini ilan eden ülkeler, yer küreyi dolaşıp üçüncü dünyanın yolsuz muz cumhuriyetlerinin daha talihsiz sakinlerine iyi yönetişim, hesap verebilirlik ve şeffaf hükümet vaazları veren milletlerin kendisi otoriter, sağcı popülizmin çekiciliğine teslim oldu.

 

Uyduruk savaşlar ve yıkıcı ekonomik yaptırımlarla demokrasiyi uygulatmaya çalıştıkları sarhoş edici günler geride kaldı. Bugün demokrasi şimdiye kadar Kenya ve başka yerlerde ne kadar tehdit altında olduysa ABD ve Birleşik Krallık da bir o kadar tehlikede.

 

Elbette bu durum dünya genelinde Batı’nın düştüğü acıklı hale sevinilmesine neden oldu. Mevcut ABD başkanlık seçimi kampanyası boyunca, özellikle de Başkan Donald Trump ile rakibi Joe Biden arasındaki trajikomik münazarayı izleyen dünya narsisist ve bir şekilde psikotik bir süper gücün ifşa olmasını ön sıralardan izleme fırsatı buldu.

 

Bu hiç de hoş bir görüntü değildi: sokaklarında şiddet olayları, korona virüsünden ölen yaklaşık çeyrek milyon insan, dibe vurmuş ekonomisi, seçimlerinin ve kurumlarının güvenirliğinden şüphe duyulması ve liderinin etrafında oluşan ve totaliter diktatörlükler altında yaşayanlara her geçen gün giderek daha da tanıdık hale gelen bir kişi kültü.

 

Başkan yardımcısı adaylarının münazarasının ardından Utah’ın Cumhuriyetçi Senatör Mike Lee “Demokrasi değiliz” diye tweet attı. Bir zamanlar “b*k çukuru ülkelere” özgü düşünülen şiddetli darbe hayaleti Michigan eyaletinin Demokrat valisini kaçırıp hükümetini devirmeyi amaçlayan bir sağcı komplonun önünün alınmasıyla ABD’de de kendini göstermiş oldu.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

 

Çeşitli derecelerde de olsa benzer kötü yönetişim, otoriterlik, yolsuzluk ve kurumsal bozulma sorunları Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerinde de mevcut. Ancak Batı’nın demokrasiyi beceremediklerini düşündüğü başkalarına dayattığı rezalet ve sonuçların aynısıyla karşılaşma ihtimali düşük. Yöneticilerine hiçbir yaptırım, varlık dondurma veya seyahat yasağı uygulanmadı, BM’den onları kınama kararı alınmadı ve uluslararası mahkemelerde yargılanma tehditleriyle karşılaşmadılar. Saygın dünya liderlerinin ABD’nin beklenen seçim ihtilaflarında arabuluculuk yapmak üzere ülkeye gitmeleri de muhtemel değil.

 

Yine de Batı’nın prestij ve kibrinin buharlaşmasının dünyanın diğer yerlerinde demokrasi için sonuçları olacaktır. Tüm hata ve iki yüzlülüklerine rağmen “gelişmekte olan” dünyanın çoğunda Batılı elçilik ve STK’lar, yönetimi demokratikleştirme çabasının müttefiki olageldiler. Öyle ki Afrika’nın çoğu yerinde otoriter hükümetler hala sinsice insan hakları ve demokrasinin evrensel değil, Batılı kavramlar olduğunu öne sürüyor. Kendi ülkelerinde demokratik ehliyetleri çöpe atılan Batı’nın yurt dışında demokrasi yanlısı hareket ve çabaları güvenilir bir şekilde desteklemesinin daha da zorlaşma tehlikesi var.

 

Bu da Donald Trump ve Boris Johnson gibilerinin oluşturduğu örnekle beraber, kurdukları baskının Batı’dan bir ayıplamaya veya kötü sonuçlara yol açma ihtimalinin düşük olduğunu hesap eden ve özgürlükleri daha fazla kısıtlama peşinde olan otoriter yöneticileri de cesaretlendirebilir.

 

Bu tehlikelerin yanında dünyanın kendisini Batı’nın üstenci hegemonyasından kurtarma fırsatları da var. Mesela Afrika’da Afrika Birliği son zamanlarda askeri darbeler ve seçim sonuçlarına saygı göstermeyen iktidarlara karşı daha güçlü bir duruş sergileyerek diktatörler kulübü imajını silmek için çok çaba gösteriyor. Demokrasi timsali olarak tanımlanması için daha çok mesafe kat etmesi gerekiyor ama Batı’nın çekilmesi yöneticiler yerine halkla beraber durabildiğini gösterme fırsatı tanıdı.

 

Sivil toplum gruplarının da başka hamiler araması gerekecek. Batılı elçiliklerin Kenya gibi ülkelerde 30 yıl öncesine kıyasla reform hareketlerini destekleme rolü zaten oldukça azalmıştı. Ama Batılı hükümet ve kuruluşların fonlamasına bağımlılık yerel grupların zayıf noktası olmaya devam edip onları yabancı çıkarlarına hizmet ettiklerini iddia ederek meşruiyetlerini zedelemek veya alabilecekleri destek miktarına yasal sınırlamalar getirerek onları aç bırakmak isteyen hükümetler için de kolay hedef haline getiriyor.

 

Kenya’da sosyal medya ile para aktarma uygulamaları yerel grupların fon toplamaları için etkili platformlar olarak ortaya çıktı ki hükümetler bile bunlardan yararlanmaktan utanmıyor. Yönetişim alanında faaliyet gösteren STK’ler için yerel bağışlar onların kötü hükümetler karşısındaki savunmasızlığını azaltmakla kalmayıp belki de bir halk desteği ölçütü olarak güçlerini de arttıracak. Elbette bunlar reform gündeminin yerelde sahiplenilmesini teşvik etmek için de önemli bir yol olacak. Ve Batı’nın kendisine atfettiği demokrasi polisi rolünün üzerine güneş batarken bu sahiplenme hiç şüphesiz iyi bir şey.

 

Bu yazı 12 Ekim 2020 tarihinde Al Jazeera sitesinde yayınlanmış olup Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.