Emekli Maaşları – Yaşlılık Aylıkları Sorunsalı
5510 sayılı Kanun, geçmişteki dağınık sosyal sigorta sistemlerini düzenleyerek hem kazanılmış hakları korumuş hem de yeni sigortalılar için esaslar getirmişti. Bu sistemde “yaşlılık aylığı” adı altında yapılan ödemeler, sigortalının primlerine, kazançlarına ve yıllar içindeki güncelleme katsayılarına göre hesaplanmakta; düşük prim ödeyenlere yapılan fark ödemeleri ise sosyal yardım niteliği taşımaktadır.
“Galât-ı meşhur lugât-ı fasihten evlâdır.”
Genç neslin de anlayabilmesi için günümüz Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçesiyle şöyle ifade edilebilir: “Yaygın yanlış kelime, açık ve düzgün kelimeden daha iyidir.”
Bir deyiş/atasözü ile giriş yapıldığına göre bunun sebebini de belirtmek gerekir. Sosyal sigorta hukuku sistemimizde “emekli maaşı” diye bir kavram bulunmamaktadır. Doğrusu “yaşlılık aylığı”dır. Ancak yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada konuya ilişkin bir haber, yorum vb. yapılırken ve halk arasında “emekli maaşı” olarak ifade edilmektedir.
Bir diğer galât-ı meşhur ise yine yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada son günlerin en sık duyulan kavramlarından olan “en düşük emekli maaşı/aylığı” ile “kök aylık” ve yapılması düşünüldüğü belirtilen artışın “en düşük emekli aylığı”na mı yoksa “kök aylığı”na mı yapılacağı şeklindeki haberlerde kullanılan kavramlardır. Medyanın bu şekildeki kullanımı halk arasında da bu şekilde kullanım bir oluşturmuştur.
Madem “emekli maaşı”, “emekli aylığı”, “en düşük emekli maaşı” ve “kök aylık” gibi galât-ı meşhur hâle gelmiş kavramlar var, bunların doğruları nedir?
Bu kavramların doğrularını belirleyebilmek için hazırlanmasında bu satırların yazarının da katkısı bulunan, henüz yürürlüğe girmeden Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.2006 tarihinde (E. 2006/111, K. 2006/112) vermiş olduğu iptal kararı¹ nedeniyle ancak 2008 yılı ekim ayı başında tüm hükümleriyle birlikte yürürlüğe girebilen Sosyal Güvenlik Reformunun en önemli kanunu olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa bakmak yeterli olacaktır.
Gelir dağılımı veya gelirin yeniden dağılımı ile ilgili en geniş anlamıyla “sosyal siyaset” ve “sosyal koruma” kavramlarının anlamını hayata geçirecek en önemli ve en geniş kapsamlı olanı “sosyal güvenlik”tir. “Sosyal güvenlik” kavramı sigortalıların (ve onları çalıştıranların) ödedikleri (biriktirdikleri) primlere dayalı “sosyal sigorta” ile kişilerin herhangi bir şey ödemesine bağlı olmaksızın belirli kriterlere göre belirlenmiş bir gelir seviyesinin altında geliri olan veya hiçbir geliri olmayan insanlara karşılıksız olarak yapılan “sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler”den oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile “primli rejim” ve “primsiz rejim”.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, devletin niteliklerine ve devlete yüklediği görevlere baktığımızda “Türkiye Cumhuriyeti, … sosyal bir hukuk Devletidir.” (m. 2) “Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; … insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” (m. 5) “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. / Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” (m. 60) “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.” (m. 65)
5510 Sayılı Kanundan önce sosyal sigorta sistemini düzenleyen ve çoğu bu Kanunla ya tamamen ya da bazı hükümleri hariç yürürlükten kaldırılan çok sayıda kanundan başlıcaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
- Memurların sosyal sigortasının düzenlendiği 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu,
- İşçilerin sosyal sigortasının düzenlendiği 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, (SSK)
- Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların sosyal sigortasının düzenlendiği 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, (BAĞKUR)
- Tarımda işçi olarak çalışanların sosyal sigortasının düzenlendiği 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, (Tarım SSK)
- Çiftçilerin sosyal sigortasının düzenlendiği 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu. (Tarım BAĞKUR)
Popülist politikalar sonucu yapılan değişikliklerle ekonomik, mali ve sosyal olarak sürdürülemez hâle gelen, sigortalıları “1. Sınıf”, “2. Sınıf”, “3. Sınıf” “ve diğerleri” şeklinde sıralayan, standart ve norm birliği olmayan bu dağınık yapının ortadan kaldırılarak “standart ve norm birliği çerçevesinde, adil, kolay erişilebilir, yoksulluğa karşı etkin koruma sağlayan, mali açıdan sürdürülebilir bir sosyal koruma sistemi oluşturma amacıyla yeni bir Sosyal Güvenlik Sistemi”² kurmak üzere 2006 yılında (sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler kısmı hariç) Sosyal Güvenlik Reformunun mevzuat alt yapısı oluşturulmuştur.
Sosyal sigorta sistemleri ve kamu personel sistemleri gibi alanlarda radikal düzenleme yapılmak istendiğinde, müktesep (kazanılmış) hak kavramı çerçevesinde yürürlükteki mevzuata göre sisteme girmiş son kişinin bu sistemden çıkacağı zamana kadar geçecek uzun bir geçiş dönemi kararlaştırmak, hukuk devletlerinde, hukuk güvenliği bakımından gerekmektedir. Dolayısıyla, mesela sosyal sigorta sistemini tamamen yeniliyorsanız 40-50 yılı kapsayacak bir geçiş dönemi düzenlemek gerekmektedir. Esasen bu gibi alanlarda sistemde bulunanlar bakımından mevcut sistemin bir “müktesep hak” mı yoksa bir “beklemece hak” mı olduğu da tartışılabilir.³
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu da önceki tüm sistemleri yürürlükten kaldırarak yeni bir sistem getiren düzenleme olduğundan önceki sistemlerin geçerli olduğu zamanlarda sisteme giren kişilerin haklarını koruyan geçiş düzenlemeleri de içermektedir. Bu nedenle özellikle sosyal sigorta sisteminin en temel sosyal riski olan “yaşlanma riskine” karşı korumayı öngören “yaşlılık aylığı” konusunda, iki farklı durum ortaya çıkmıştır: 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sisteme girip sonrasında sigortalılığını sürdürenler için eski sistemin sağladığı haklar; kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ilk kez sisteme dahil olanlar için ise yeni sistemin öngördüğü haklar geçerli olmuştur. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun, her iki durumu da ayrı ayrı düzenlemiştir. Dolayısıyla, bu tür köklü değişiklikler yapıldığında paralel rejimlerin oluşturulması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Sosyal sigorta sistemlerinin kapsamını evrensel olarak belirleyen ve Türkiye tarafından da onaylanarak iç hukukun bir parçası hâline getirilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 28 Haziran 1952 tarihli “Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 1952 (No. 102)” (ILO – 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi)⁴ ile toplam dokuz sosyal risk öngörülmüş bulunmaktadır. Bunlar “hastalık”, “işsizlik”, “ihtiyarlık (yaşlılık)”, “iş kazası”, “meslek hastalığı”, “aile”, “analık”, “malullük” ve “ölüm” riskleri ve bu risklerin gerçekleşmesi halinde sağlanacak yardımlardır/ödemelerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu dokuz riskten sadece “aile yardımlarını” bir sosyal sigorta kolu olarak düzenlememiş,⁵ diğer sekiz riski, sonuncusu 1999 reformunda “işsizlik sigortası” olmak üzere sosyal sigorta mevzuatında düzenlemiş bulunmaktadır.
Bir başka yazımda da belirttiğim gibi (https://www.perspektif.online/sosyal-sigorta-sistemi-ne-kadar-ekmek-o-kadar-kofte-mi/) sosyal sigorta sisteminin esası “ne ka ekmek o ka köfte” deyişine dayanmaktadır. Diğer bir deyişle sigortalılar aktif çalışma gücüne sahip olup çalışıyorlarken prim adı altında ne kadar bir tasarrufta bulunabilirlerse, herhangi bir sebeple ve nihayet yaşlılık sebebiyle çalışamaz hâle geldiklerinde biriktirmiş oldukları tasarruflarından geçinmesini sağlamak üzere bir gelir elde edecektir. Bu gelir bazı hâllerde süreklidir, bazı hâllerde ise geçicidir. Genel olarak eğer “yaşlılık” nedeniyle çalışılamaz hâle gelinmişse “yaşlılık aylığı”; malullük nedeniyle çalışılamaz hâle gelinmişse “malullük aylığı”; iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici bir süre çalışılamaz hâle gelinmişse günlük “geçici iş göremezlik ödeneği”, sürekli çalışılamaz hâle gelinmişse “sürekli iş göremezlik geliri”, vefat etmişse hak sahiplerine (desteğinden yoksun kalan eş, çocuk, anne-baba) “ölüm aylığı” ve nihayetinde aktif ve pasif sigortalıların ölümü hâlinde hak sahiplerine (desteğinden yoksun kalan eş, çocuk, anne-baba) “ölüm aylığı” adı altında söz konusu gelirler verilecektir. Ayrıca bir defaya mahsus verilen bazı gelirler de bulunmaktadır: “Kız çocuklarına evlenme ödeneği”, “cenaze ödeneği”, “emzirme ödeneği” vd.
Şimdi asıl konumuza dönecek olursak. Yaşlılık aylığı, 5510 sayılı Kanunda öngörülen şartların yerine getirilmesi hâlinde (genel olarak kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olma ve hizmet akdine tabi olarak çalışan sigortalılar bakımından 7.200 gün, diğer sigortalılar bakımından 9.000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş/ödenmiş olması) sigortalıya bağlanan aylıktır. Bu aylığın ilk bağlanmasındaki hesaplama teknik bir konu olup “ortalama aylık kazanç” ile “aylık bağlama oranı” kavramlarını bilmek gerekmektedir. 5510 sayılı Kanuna göre, ortalama aylık kazanç şu şekilde hesaplanır: Sigortalının her yıla ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu yıldan aylık talep tarihine kadar geçen yıllar için her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenir. Güncellenmiş kazançların toplamı, itibarî hizmet süresi ve fiilî hizmet süresi zammı hariç olmak üzere toplam prim ödeme gün sayısına bölünür. Elde edilen ortalama günlük kazancın otuz katı, sigortalının ortalama aylık kazancını oluşturur.(m. 29/2).
Aylık bağlama oranı sigortalının malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi geçen toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü için %2’dir. (m. 29/3)⁶
Güncelleme katsayısı ise “Her yılın aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının % 100’ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının % 30’unun toplamına (1) tam sayısının ilâve edilmesi sonucunda bulunan değer” olarak tanımlanmıştır.⁷(m. 3/29)
Yukarıda belirtilen hesaplama esasları ilk kez ekim 2008 tarihinden itibaren sigortalı olanlar için geçerli olan hesaplama esaslarıdır. Eğer bu tarihten önce kişinin sigortalılığı var ise (T.C. Emekli Sandığı, SSK, BAĞKUR, Tarım SSK, Tarım BAĞKUR) bu tarihe kadar sigortalılık statüsünün girdiği düzenlemeye göre aylık hesaplaması, bu tarihten sonrası için ise yukarıda belirtmiş olduğumuz esasa göre aylık hesaplaması yapılacak ve sigortalının toplam sigortalılık süresi içindeki ağırlığına göre de bu aylıklar birleştirilerek ödenecek aylık tespit edilecektir.
Bir kez yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra bağlanan aylık, her yılın ocak ve temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki 6 aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılacaktır. (m. 55) Diğer bir deyişle her yılın ocak ve temmuz aylarından önce gerçekleşen 6 aylık TÜFE oranında yaşlılık aylıkları artırılacaktır.⁸
5510 Sayılı Kanunun tüm hükümleriyle birlikte yürürlüğe girdiği 2008 yılından sonra ilk kez sigortalı olanlardan henüz yaşlılık aylığı bağlanacak herhangi bir sigortalı söz konusu olmadığından yaşlılık aylığına hak kazandıracak tüm sigortalılık süresini bu kanun döneminde geçirenlere bağlanacak en düşük yaşlılık aylığının ne kadar olduğunu bilmiyoruz. O zaman “en düşük emekli maaşı/aylığı” ile “kök aylık” gibi kavramlar nereden çıkıyor ve bunlar için neden ilave bir ödeme (tutarı) belirleniyor?
5510 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte bulunan sistemlere göre sigortalı olanlardan özellikle “tarım SSK” ve “tarım BAĞKUR” olarak bilinen sigortalıların ödedikleri primler çok düşük olduğundan bu kişilere bağlanan yaşlılık aylıkları da çok düşük olmaktaydı. Diğer bir deyişle bu kapsama girenler çok az miktarlarda prim ödedikleri için aylıkları da buna bağlı olarak düşük miktarda oluyordu. Bunların aylıklarında gerçekleşen TÜFE oranlarında yapılan artışlara rağmen aldıkları aylıklar yine çok düşük miktarda devam etmekteydi.
Gerek kamuoyu baskısı gerek popülizm gerekse sosyal devlet ilkesi bu tutarlarda yaşlılık aylıklarının devamını mümkün kılmıyordu. Bu nedenle 5510 sayılı Kanuna 2019’da eklenen 7161 Sayılı Kanunun (RG: 18 Ocak 2019-30659) ek madde 19’la “Bu Kanun veya bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre malullük ve yaşlılık sigortasından ödenen aylıklar ve aylıklar ile birlikte her ay itibarıyla yapılan ödemeler toplamı dosya bazında, 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uyarınca yapılacak ek ödeme dâhil 1.000 Türk lirasından az olamaz. / Bu Kanun kapsamında hesaplanan aylıklar, bu madde ile belirlenen tutardan düşükse aradaki fark Hazineden tahsil edilir.”⁹ hükmü getirildi. Bu hükümle birlikte sosyal sigorta hukukuna “en düşük emekli maaşı/aylığı” ve bu aylığa verilecek ilave ödeme bakımından da “kök aylık” kavramları girmiş oldu. Ancak hemen belirtelim ve ayrıca bilinsin ki, yine 5510 sayılı Kanuna göre ve gerekirse bu Kanundan önce yürürlükte olan kanunlara göre şartlarını taşıyan sigortalılara normal olarak hesap edilmesi gereken yaşlılık veya malullük aylığı hesap edilerek bağlanacaktır. Eğer bu tutar 5510 sayılı Kanuna eklenen ek madde 19’da belirtilen tutarın altında kalırsa aradaki fark merkezî yönetim bütçesinden (genel bütçeden) sigortalılara ödenecektir. Dolayısıyla bu şekildeki ödeme yaşlılık veya malullük aylığı ödemesi değil tamamen bir sosyal yardım ödemesidir.
Bu vesile ile iki öneri ile yazıyı tamamlayalım.
Birinci öneri aylık artış oranları ile ilgili. Kamuoyunda ve akademi dünyasında yaşlılık aylıklarının her yıl sadece TÜFE oranında artırılıyor olması, ayrıca bir refah payı verilmemesi eleştirilmekte ve bu düzeydeki artışın orta ve uzun vadede aylıklarda reel gerileme oluşturacağı ifade edilmektedir. Buna karşılık olarak ise yaşlılık aylıkları ilk hesaplanırken ortalama aylık kazancın tespitinde refah payı ilave edilmiş olan bir güncelleme katsayısı ile aylığın hesaplandığı ifade edilmektedir. Diğer bir ifade ile en az 25 yıl (9.000 gün) birikmiş primler güncellenirken TÜFE’ye ilave olarak GSYİH’nın yüzde 30’u eklenerek bulunan katsayı ile güncelleme yapılmaktadır. Netice itibarıyla 5510 sayılı Kanun kapsamında bağlanan gelir ve aylıkların her yıl sadece TÜFE oranında artırılmasının aylıklarda orta ve uzun vadede reel gerilemelere yol açacağı bir gerçektir. Bu nedenle yine her yıl Ocak ve Temmuz dönemlerinde TÜFE’ye endekslenmiş bir artış oranı yanında bir önceki yıl gerçekleşmiş GSYİH’nın, güncelleme katsayısında olduğu gibi belirli bir oranının, hiç değilse yılda bir kez artış oranına yansıtılması söz konusu reel gerilemeyi ortadan kaldıracak, böylece uzun yıllar çalışma hayatında bulunup artık emeklilik dönemini yaşayan emeklilere de refahtan bir pay verilmiş olacaktır.
İkinci öneri ise aylık bağlama oranı ile ilgili olacak. Yukarıda da ifade edildiği üzere yaşlılık aylıkları ortalama aylık kazancın, sigortalının her bir yıllık sigortalılığına karşılık yüzde 2 olan aylık bağlama oranı ile çarpılması suretiyle belirlenmektedir. 2006 Sosyal Güvenlik Reformundan önce yürürlükte bulunan sistemlerde (esasen sadece SSK’da) aylık bağlama oranı daha yüksek idi. 5510 sayılı Kanunla birlikte yüzde 2 olarak tespit edildi. Bu konudaki önerim kademeli bir şekilde aylık bağlama oranının belirlenmesidir. Mesela toplam sigortalılık süresinin ilk sekiz (veya on) yıllık süresi için yüzde 2 (veya 2,5), sonraki sekiz (veya on) yıllık süresi için yüzde 2,5 (veya 3), sonraki süreler için ise yüzde 3 (veya 3,5) olarak aylık bağlama oranı tespit edilebilir. Böylece mevcut sisteme göre 25 yıl sigortalılığı bulunan bir kişinin aylık bağlama oranı (25 x 2 = %50) iken, önerimiz doğrultusunda bir düzenleme yapıldığında [(8 x 2 = 16) + (8 x 2,5 = 20) + (9 x 3 = 27) = %63)] olacaktır.
Ayrıca 5510 sayılı Kanunda aylık bağlama oranının %90’ı geçemeyeceği hükme bağlanmıştır. (m. 29/3) Dolayısıyla toplam sigortalılık süresi 45 yılı geçenlerin (45 x 2 = 90) sistemde kalmaya devam etmeleri hâlinde aylık bağlama oranına bunun bir etkisi olmayacaktır. Bu tavan %100 olarak düzenlenmelidir.
Yukarıda önerildiği şekilde sistemde daha uzun süre kaldıkça artan oranda aylık bağlama oranının kazanılıyor olması ve ayrıca bir tavan sınırlaması olmaması sigortalıları, şartlar yerine getirilir getirilmez yaşlılık aylığına (emekliliğe) müracaat etmek yerine daha uzun süre sistemde kalmaya teşvik edecektir.
__
¹Karar için bkz. https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2006/112. Anayasa Mahkemesinin temel iptal gerekçesi memurlar (kamu görevlileri) ile işçiler ve bağımsız çalışanların sosyal sigorta bakımından eşit tutularak düzenlenmesidir.
²T.C. Başbakanlık, Sosyal Güvenlik Reformu: Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma 9, Ankara, Nisan 2005
³“Müktesep hak”tan söz edebilmek için hakkın tüm unsurlarının/şartlarının gerçekleşmiş ve o hakkın elde edilmiş olması gerekir. Buna karşılık hakkın sadece belirli unsurları gerçekleşmiş (mesela sisteme girilmiş) ama kazanılması için gereken diğer unsurlar/şartlar henüz tamamlanmamışsa, diğer bir ifade ile henüz kazanılmamış ama ileride kazanılması muhtemel durumlarda ise “beklemece hak”tan söz edilecektir. Hukuk devletinin egemen olduğu devletlerde “müktesep hak”kın bir kanunla veya idari işlemle geri alınması söz konusu olamazken “beklemece hak” niteliğinde olan durumlarda değişiklikler yapmak, kazanma şartlarını değiştirmek, zorlaştırmak mümkündür.
⁴29/07/1971 tarihli ve 1451 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulundu (RG: 10.08.1971/13922); 1/04/1974 tarihli ve 7/7964 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de kabul edildi (RG: 15.10.1974/15037).
⁵Esasen “aile yardımları” kapsamında değerlendirilebilecek mesela “eş yardımı”, çocuk sayısına bağlı olarak “çocuk yardımı”, “cenaze yardımı” gibi çok sayıda ödeme sistemimizde bulunmaktadır. ILO’nun 102 sayılı Sözleşmesine göre aile yardımının amacı çocuklu ailelerin çocuklarından dolayı katlandıkları maliyete devlet tarafından destek sağlanmasıdır. Aile yardımı ya istihdam esaslı olarak ya da ikamet esaslı olarak yapılabilir. Yapılacak yardımlar periyodik ödeme şeklinde olabileceği gibi çocuklara yiyecek, giyecek, mesken, tatil geçirme yerleri, ev idaresinde yardım sağlanması gibi de olabilir veyahut her ikisinin karmasından oluşabilir. Yardım tutarı ise çocuk başına eğer istihdam esaslı kabul edilecekse brüt asgari ücretin yüzde 3’ü, ikamet esaslı kabul edilecekse yüzde 1,5’i tutarında olacaktır. Bu yardımların finansmanı istihdam edilenlerden kesilecek primlerden ve/veya merkezi idare bütçesinden olabilecektir.
⁶Burada belirtilen esaslar eğer sigortalı Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanı yardımcılığı, Bakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği (milletvekili) görevlerinde bulunanlardan biri ise geçerli değildir. Çünkü bu sigortalıların yaşlılık (emeklilik) aylıklarının bağlanmasında özel bir düzenleme bulunmaktadır.
⁷Mesela TÜFE %50, GSYİH yüzde 5 olarak gerçekleşti. Bu durumda güncelleme katsayısı 50 + (5 x 0,30 = 1,5) + 1= 1,515 olmaktadır.
⁸Ancak Anayasanın “Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı” başlıklı 53 üncü maddesine 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunla eklenen fıkralara göre “Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler” ve “… toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, … hususlar kanunla düzenlenir.” hükmü kapsamında 25/06/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun 28 inci maddesinde 4/4/2012 tarihli ve 6289 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe göre “… 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılık hali esas alınarak bağlanan yaşlılık, malullük veya ölüm aylıklarında yapılacak artışlar hakkında 5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin ikinci fıkrası uygulanmaz ve bu aylıklar toplu sözleşme hükümlerine göre belirlenen aylık ve taban aylık katsayılarındaki artış dikkate alınarak artırılır.” Dolayısıyla kamu görevlilerinden yaşlılık aylığı alanların aylıkları çalışan kamu görevlileri (devlet memurları) için yetkili sendika ile yapılan toplu sözleşmede kararlaştırılan artış oranları dikkate alınarak artırılacaktır. Diğer taraftan 5510 sayılı Kanunun 99 uncu maddesine göre ise “Sosyal güvenlik hak ve yükümlülükleri ile ilgili yapılacak her türlü kanunî düzenlemeler bu Kanunda yapılır.” Eğer sosyal sigorta sisteminde standart ve norm birliği sağlanması temel amaçlardan biri ise ya tüm pasif sigortalılar (emekliler) için toplu sözleşmelerle belirlenen artış oranları kabul edilmeli ya da kamu görevlileri için getirilen farklı artış uygulamasından vazgeçilerek tüm statüler için aynı esaslarda artış sistemi kabul edilmelidir.
⁹1.000 TL olan tutar 2020 yılında 1.500 TL’ye; 2022 yılında önce 2.500 TL’ye, sonra 3.500 TL’ye; 2023 yılında önce 5.500 TL’ye, sonra 7.500 TL’ye; 2024 yılında önce 10.000 TL’ye, sonra 12.500 TL’ye; 2025 yılında önce 14.469 TL’ye sonra ise 16.881 TL’ye yükseltilmiştir.
M. EMİN ZARARSIZ