Erdoğanizm’in Esasları

Erdoğanizm üç ana esasın bileşiminden oluşuyor: Dinamizmini mümkün kılan fazlalık, kendiliğindenlik olgusu ve denge mecburiyeti. Bu üç esas, çok büyük olasılıkla, Türk siyasetinin geleceğini belirleyecek yaklaşımların zeminini teşkil edecek.

erdoğanizmin esasları

Türkiye, ikinci yüzyılına girerken kurumsal muhalefetin kendi kendini felç eden siyasal stratejileri ve performansları gereği, ülkenin son çeyreğine damgasını vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında belirginleşen ama onu da aşacak şekilde Cumhuriyet’in yeni yüzyılına yön verebilecek bir Erdoğanizm üzerine düşünmek zorunda.

 

Öte yandan Erdoğanizm, iç politikadaki Erdoğan egemenliğinin ötesinde küresel değişimlere Türkiye’nin verdiği yanıtlar ve bu yanıtlara kaynaklık eden kapasite ile de ilgili. 

 

Erdoğanizm bu anlamda hem kurumsal muhalefetin, giderek kültürelleşen bir tepkiye sıkışıp kalarak siyasal bir alternatif olamamasına hem de Soğuk Savaş sonrasında da ana ilke olmayı sürdüren Batı endeksli dış politikaya Türkiye’nin verdiği bir yanıttır. 

 

Nitekim Ukrayna-Rus savaşının Belarus ekseninde genişleme olasılığı, ABD ve Fransa’nın vatandaşlarının bu ülkeden acilen ayrılmasını istemeleriyle giderek kesinlik kazanırken Türkiye’nin izleyeceği dış politika da Erdoğanizm çerçevesinde şekillenecektir. 

 

Bu anlamda dogmatik ve doktriner bir içeriğe sahip olmaktan ziyade Erdoğanizm, millet iradesinin yol açtığı, kendiliğinden bir çerçeveye sahip olan bir siyasal performansın adıdır. 

 

Dolayısıyla karşımızdaki siyasal gerçekliğin etki etme kapasitesine dair bölümüne, yani Erdoğan iktidarının anlamına odaklanıp ona içerik kazandırmakta fayda var.

 

Keza diğer bölüm, yani kurumsal muhalefet bölümünü tartışmak ise kendi başına bir anlam taşımaktan öte, özellikle 14-28 Mayıs seçim sonuçlarına verdikleri yanıtla giderek gereksizleşiyor. 

 

Kurumsal muhalefetin, başta CHP olmak üzere aktörler düzeyinde kazandığı hüviyet, kendi konumlarını sorgulamama ve ne pahasına olursa olsun onu korumaya odaklanmış durumda. Dünyadaki gelişmeleri ele alma biçimi de tıpkı seçim sonuçlarına verdikleri yanıtlar gibi, bu katı “muhafazakâr” tutumunun ezberlerinde şekilleniyor. 

 

Hâliyle bu politik manzaraya baktığımızda Erdoğanizm en dinamik siyasal paradigma ve geleceği şekillendirme kapasitesi ile bu doğrultuda güncel bir kılavuz olma özelliğine sahip bir mefhum olarak karşımıza çıkıyor. 

 

Alanında uzman isimlerin 2001 krizi öncesi bir ekonomik durumla karşı karşıya olduğumuzu vurgulaması da bu dinamizmi değiştirmiyor. Bu dinamizm, Erdoğan’ın yeni bir ekonomi yönetimiyle seçim sonrası süreci inşa etmesi ve önceki politikaların terkinde ifadesini buluyor. 

 

Burada bu politika kararının zamanlamasından ziyade kurumsal muhalefete kıyasla Erdoğan yönetiminin “mecburiyetler” karşısında farklı konumlar alabilme kapasitesine vurgu yapıyoruz. Alternatif siyasal bir ufuk inşasından ziyade mevzi koruma peşinde, değişimi bile durağan kılacak denli katılaşmış bir kurumsal muhalefetin yanında siyasal alanı domine etme potansiyeline sahip Erdoğanizm dinamizmine işaret ediyoruz.

 

Fazlalık

 

Fakat Erdoğanizm, iktidarın izlediği politikaların birebir yansımasından fazlasıdır. Bu “fazla”, değişim dinamiğini, yeterli olup olmadığından bağımsız bir şekilde, işletebilmesinin ve buna dair toplumsal güveni sağlamasının bir sonucu. Öyle ki Erdoğanizm, kurumsal muhalefetin yaşadığı ve kurtulma konusunda pek de çaba sarf etmediği çöküş karşısında kendi içinden bir sosyal demokrat perspektif bile ortaya koyabilir, onun doğumuna vesile olabilir. 

 

Bu bağlamda Erdoğanizm’in esaslarını işaret ederken söz konusu “fazlalık” kapasitesini göz önünde bulunduracağız. 

 

Kendiliğindenlik

 

İkinci olarak Erdoğanizm, “kendiliğindenlik” niteliği ile gündeme gelen bir olgu. Tekrara düşmek pahasına vurgulamak gerekiyor: Kurumsal muhalefetin izlediği stratejilerin bile Erdoğan imajı nezdinde şekillenmesi bu kendiliğindenlik olgusunun ana sebebi.

 

Kurumsal ve toplumsal muhalefetin içinden çıkamadığı handikap, bu “kendiliğindenlik” olgusunu anlamak için önemli bir parametre. Keza muhalefet, her iki boyutuyla da siyasal bir kazanım elde edememenin neticesinde yaşam tarzı, edebiyat ve geçmişin nostaljik imajlarından oluşan kültürel bir boyuta hapsoluyor giderek. 

 

Siyasal etkinliğin yerini kültürel imajlar alıyor, muhalefet bağlamında politik temsil kültürel imajların meşrulaştırıcı mecburiyetinden ibaret bir hâl kazanıyor. 

 

Siyasal boyuttaki bu boşluk da Erdoğanizm tarafından telafi ediliyor ki iktidardan ziyade boşluk kaldırmayan bizatihi politikanın kendisidir. 

 

Erdoğanizm’in “kendiliğinden” bir şekilde siyasal alanı ve stratejileri, etki yaratma ve güven inşası bağlamında asıl belirleyen olmasının nedeni de budur: Meşrulaştırıcı mecburiyetleriyle seçmenleri bir zorunlu tercihle baş başa bırakan bir muhalif akıl. 

 

Denge

 

Bununla birlikte üçüncü esasa, bu boşluk ile ilintili olarak geçebiliriz: Denge. 

 

Erdoğanizm, siyasal alandaki boşluğu bir denge ile kendinden ibaret kılma potansiyeline sahip. Bu potansiyelin adı ise vatanseverlik olgusu. 

 

Şöyle düşünelim: 

 

Organik olarak kendinize ait olmayan bir siyasal alanı, kendi terminolojiniz ile tanımlamak nasıl mümkün olabilir? Milliyetçilik mi? İşinde gücünde bir yurttaşın gözünde fazlasıyla siyasal bir olgu bu. Dolayısıyla boşluk, siyasal yükü fazla ağır kavram ve performans ile doldurulamaz. 

 

Oysa vatanseverlik, bu ülkede yaşama iradesi ve politik kurumlara güven gibi iki asli parametresiyle bu boşluğu, siyasal yüklerin ötesinde temsil edebilir. Erdoğanizm’in kendi dinamiği içine, siyasallaştırmadan katması gereken ve onun dengesini kuvvetlendirecek olgu, bu bakımdan vatanseverliktir. 

 

Bununla birlikte bu “denge” mefhumunun dış politikadaki karşılığı da ülkenin kapasitesinin etkin bir şekilde farkındalığıdır. Somut durumda, Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanlığı bu farkındalığın bir örneğine işaret ediyor. Batı ve Doğu, tek bir paradigma etrafında gözden yitirilmeyecek şekilde birlikte ele alınıyor. 

 

Toparlayacak olursak Erdoğanizm üç ana esasın bileşiminden oluşuyor: Dinamizmini mümkün kılan fazlalık, kendiliğindenlik olgusu ve denge mecburiyeti. 

 

Bu üç esas, çok büyük olasılıkla, Türk siyasetinin geleceğini belirleyecek yaklaşımların zeminini teşkil edecek.  

 

Başta da belirttiğim üzere, siyasal alana bakışımızı bu pencereden sürdürmek Türkiye’nin geleceğine dair sağlıklı analizlerin önünü açacak potansiyele sahiptir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.