Etimoloji Tartışmalarına Bir ‘Örnek’

‘Örnek’ sözcüğünün kökeniyle ilgili çok sayıda dilbilimci ve etimolog görüş bildirdi, makaleler yazıldı; bilenler de bilmeyenler de kendi durdukları yerden, kendilerini ait hissettikleri siyaset, ırk, inanç ve düşüncenin penceresi ve söyleminden tartışmaya katıldı. Konu etimoloji olmaktan çıkıp, temsil edilen, ait hissedilen yerin itibarına dönüştürüldü ve iş inatlaşmaya vardırıldı. Aslında bu durum yalnız ‘örnek’ sözcüğü için değil, dilbilim/etimoloji dünyasındaki çok sayıda durum ve sözcük için geçerli.

etimoloji

Dille, dilbilimle, etimolojiyle ilgili gelişmeler, gündemler ve tartışmalar, toplumun başka güncel ve popüler gündemleri/konuları karşısında daha ‘düşük yoğunluklu’, daha heyecansız görüldüğünden dar bir kesimin dışında genellikle ilgi çekmez ve gündem olmaz. Bu durum Türkiye gibi ülkelerde katı bir geçerlilik taşır. Ancak elbet filoloji dünyasının da kendince gündemleri, tartışmaları bulunur. Bu çerçevede Türk diliyle ilgili alanlarda azımsanmayacak sayıda tartışmalı kurallar, tartışmalı sözcükler ve su götürür başka konular vardır. Dilbilim arenasındaki gelişmeler, tartışmalar, değişen anlayışlar, kurallar, eleştiriler yeri gelir bir politika kadar, bir ekonomi kadar topluma etki eder.

 

Bu yazıda, yeni ulaşılan veriler ışığında ‘örnek’ sözcüğünün kökeniyle ilgili dilbilimsel/etimolojik saptamalarda bulunacağız. Sokaktaki ortalama bireyin, çoğunlukla bu sözcüğü Türkçe kökenli diye bilmesine karşın, özellikle dilbilimciler bu konuda ikiye bölünmüş durumdadır. İnişli çıkışlı bir yoğunluk gösteren ‘Örnek’ sözcüğünün kökenine ilişkin tartışmalar, akademik düzlemlerde ve sosyal medyadaki dil/etimoloji meraklıları arasında arada bir parlayıp sönen konulardan biridir.

 

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, Türkçe kökenli olduğu su götürmez biçimde kabul edilen sözcüğün kökeninin, sonraki süreçte bazı sözlükçüler, etimologlar ve dilbilimcilerce Ermeni dilindeki ‘orinag/orinak’ (model, numune, misal, tarz, usul) ve ‘oren’e (usul, adet, töre, kural), oradan da daha eskilerde Pehlevice ‘awden/awidayana’ya (ayin, töre, usul) bağlanması, tartışmayı yalnızca etimoloji alanıyla sınırlı bırakmadı. Üstüne üçüncü bir köken iddiası ortaya atılıp, sözcüğün Türkçe, Farsça ya da Ermenice kaynaklı değil, Anadolu kaynaklı olduğu yönünde bir görüş belirdi ancak ilerleyen süreçte ciddiye alınacak bir yanı olmadığı anlaşıldı. Konuyla ilgili çok sayıda dilbilimci ve etimolog görüş bildirdi, makaleler yazıldı, konu son yıllarda sosyal medyaya taşınıp tartışma ortamları oluşturuldu; bilenler de bilmeyenler de kendi durdukları yerden, kendilerini ait hissettikleri siyaset, ırk, inanç ve düşüncenin penceresi ve söyleminden tartışmaya katıldı. İşin içine siyaset, ideoloji, ırk/kan gibi ilgili ilgisiz alt-başlıklar katıldı, konu etimoloji olmaktan çıkıp, temsil edilen, ait hissedilen yerin itibarına dönüştürüldü ve iş inatlaşmaya vardırıldı. Aslında bu durum yalnız ‘örnek’ sözcüğü için değil, dilbilim/etimoloji dünyasındaki çok sayıda durum ve sözcük için geçerli.

 

Türkçede kullanılan bir sözcüğün Ermenice, Pehlevice/Farsça ya da başka bir dil kökenli olması elbet kimseyi rahatsız etmemeli. Dil tutuculuğu/faşizmi hem onu yapanları hem de ilgili dili geliştirmez, köreltir. Bununla birlikte bir sözcük birtakım moda anlayışlar, saldırgan tutumlar, yanlı dilbilimsel yorumlar ve çıkarımlar yüzünden, ait olmadığı bir dilinmiş gibi gösterilmemeli de.

 

Dünyada sayısız alanda her gün yeni gelişmeler yaşanıyor; bu yeniliklere ilişkin kavramlar ve terimler üretiliyor. Dilbilimciler, medya, üniversiteler, endüstriyel ve bilimsel üretim ortamları, sosyal medya ve başka ilgili yerler açısından yeni kavram ve terimlerin bir dile (konumuz bağlamında Türkçeye) alınıp alınmamasındaki ölçü ve anlayış şu olmalıdır: Bu yeni sözcüğü karşılayacak sözcük benim dilimde varsa, yeni sözcüğü değil, kendi dilimdekini kullanırım. Yoksa, mevcut ve ilgili kök yapıları arasından uygun yapım ekleriyle sözcük türetirim. Bunu yapmak dil tutuculuğu/kıskançlığı değil, tam tersine, dünyada birçok dilde örneği görüldüğü üzere (Fransa, İsrail, Macaristan, İtalya, Almanya, İspanya, İsveç, Yunanistan, Arnavutluk vd.) kendi dilini korumak, güçlendirmek, geliştirmek için yapılan, yapılması gereken işlerden, önlemlerden biridir. Kök yapılarında da bu olanak bulunamıyorsa, o zaman, üretildiği yabancı dilden o terimi/kavramı almak gerekir ki yukarıdaki durum bir dil faşizmi olamayacağı gibi, bu da dil işgali değildir; bilimin, teknolojinin, halkların, ilişkilerin, kültürün ve dil geçişliliğinin olabildiğince arttığı bir çağda kaçınılmaz zorunluluktur. Hele ki günümüzde hiçbir dil saf, arı, katışıksız kalamaz ve olamaz; bunu savunmak hayalcilikten öte bir şey değildir. Tıpkı sırf başka dilleri biliyor görünmek, farklı algılanmak, üstünlük izlenimi oluşturmayı istemek gibi tutumlarla olur olmaz yabancı sözcükleri kullanıp, kendi dilini bir işgale ve unutulmaya maruz bırakmanın bilinçsiz bir bencillikten öte bir şey olmadığı gibi… Yabancılaşma, halkına ve diline ihanet, milliyetçi tutumlar ve faşizm gibi suçlama ve saldırılara maruz kalmayı getirebilecek, uçlardaymış gibi görünen bu iki tutumun arasında, bilinçli bir dil politikası/kullanımı oturtup her iki uca sürüklenmemek dilin geleceği ve kaderi için önemlidir. Burada köken ve yapı durumunu inceleyeceğimiz ‘örnek’ için de bu açıdan bakmak gerekir.

 

‘Örnek’in Kökeni

 

Konuyu/sözcüğü aydınlatmak adına bu yazıda iki önemli yeni gelişmeden söz edeceğim. Biri, Clauson’un uzun emekler vererek hazırladığı, Türkçenin 1200’lü yılların öncesindeki çağlarını kapsayan söz varlığıyla ilgili önemli etimolojik sözlüğünde bulunan ve dikkatlerden kaçmış bazı söz yapıları; diğeri de, uzun yıllara dayalı alan araştırmaları sonunda benim hazırladığım, hiçbiri Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüklerinde bulunmayan yaklaşık 21 bin madde başlığı içeren sözlükte Anadolu ağızlarından aktardığımız bazı yeni sözcükler ve anlamları. 

 

Ermenice köken olasılığı, sözcüğün 11’inci yüzyılda yazılan Türkçe yapıtlarda görülmesi, dahası Ermenilerle ve Ermeniceyle gerek coğrafi gerekse dilsel senkretizm açısından ilgisiz konumlardaki Çağatay, Uygur, Tatar, Kazak, Hakas vd. Türk dillerinde Orta Türkçe çağlarından beri bulunması yüzünden epeyce zayıflamaktadır. Anadolu Türkçesinde ise 1200’lü yıllardan itibaren, ‘awidayana/awden’e ya da ‘orinak’a benzer ya da andırır biçimde değil, doğrudan ‘örnek’ biçiminde görülür. Yani ‘awidayana/awden/orinak’tan ‘örnek’e dönüştüğü iddia edilen sürece ilişkin kayıt yoktur, varsayılan zincirin halkaları ortada değildir. Aşağıda ayrıntısına gireceğimiz yeni veriler ışığında sözcüğün ‘kö-, gö-, gör-’ kökünün üzerinde, önündeki bir modelden, daha önce oluşmuş bir kalıptan/misalden esinlenerek, onu görerek taklit etme, benzerini yapma’ amaçlı kurulan sözcüklerden olduğu savunulabilir. Özellikle Batı Türkçesindeki ötümlüleşmeyi göz önüne alarak, ‘gör-’ eylem kipinin Eski/Orta Türkçe çağlarında ‘kör-’ biçiminde bulunduğunu, dahası günümüzün bazı Türk dillerinde de bu biçimin korunduğunu anımsatalım.

 

İngiliz Türkolog ve dilbilimci Sir Gerard Clauson’un Türk diliyle ilgili yapılmış en dikkate değer ve ciddi etimoloji çalışmalarından biri durumundaki An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish (On Üçüncü Yüzyıl Öncesi Türkçenin Etimolojik Sözlüğü) adındaki önemli çalışması konuya ilişkin ilgi çekici ipuçları vermektedir. Bu verilerin/yapıların dilbilimciler ve tartışıcıların dikkatinden kaçmış olması hem ilginç hem de anlamlı. Clauson’a göre ‘orna-’ eylemiyle ‘birinin ya da bir şeyin yerini almak, konumlanmak, yerleştirmek, benzeştirmek, kurmak’ anlamlarında sözcükler yapılmaktadır. İngiliz Türkoloğun bu etimoloji çalışmasının 13’üncü yüzyıldan önceki çağların Türk dilleriyle ilgili madde başlıkları içermesi, konumuz açısından da taşıdığı verilerin önemini yükseltmektedir. Clauson’un çalışmasında ‘or-, orn-, orna-’ ile başlayan başka madde başlıkları da var ve bunlarda, başka karşılıkların yanı sıra ‘modellemek, örneklemek, benzetmek, yerine koymak, yerine ikame etmek’ anlamları da bulunur. Sözcüklerin yaşı ve yapısı dikkate alındığında, süreç içinde ‘örnek’ biçimini ve anlam çerçevesini kazandığını söylememek için hiçbir neden yoktur. Dilbilimde bir ilke/yasa durumunda bulunan söyleyişi kolaylaştırma, basitleştirme eğilimini göz önüne aldığımızda, söylenişi görece daha güç olan ‘o-’ ses köklü bazı sözcüklerin, söylenişi biraz daha kolaylaştırılıp inceltilerek ‘ö-’ ile başlatılmış olduğu varsayılabilir. 

 

Sözcükle ilgili tartışmalar zaman zaman alevlenerek süredursun, Türkçenin Kayıp Kelimeleri-2 adlı sözlük çalışmamda yer verdiğim bazı madde başlıkları da bu tartışmaya açıklık getirecek niteliktedir. Bu sözlükte ‘örnek’le ilgili yeni ortaya koyduğum verileri aktaralım… Mersin Anamur, Mut, Silifke yöreleri boyunca yurt tutan Yörüklerin dilinde varlığını sürdüren ‘görenek’ sözcüğü, daha çok kadınların ve gelinlik kızların dilinde yaygındır ve ‘oya, nakış, dokuma gibi işlerde örnek olarak bakılan, daha önceden işlenmiş/dokunmuş desen, nakış, model’ anlamına gelmektedir. Bu sözcük, TDK sözlüklerinde belirttiğimiz anlamıyla bulunmaz. ‘Görenek’, yine Yörük ağzına özgü olmak üzere Antalya-Alanya yöresinde ‘örenek’ biçimini alır ve öncekiyle aynı anlamda kullanılır ki sözcük bu biçimiyle TDK sözlüklerinde hiç yoktur. Yörüklerin ağırlıkta bulunduğu Manisa Demirci yöresinde sözcük, konumuz açısından daha aydınlatıcı bir görünüme kavuşur ve ‘dokunmak istenen halının deseni ve bu desenin çizildiği kâğıt/mukavva’ anlamında ‘örnek’ biçimini alır. ‘Örnek’ sözcüğü Bursa, Afyonkarahisar Emirdağ ve Malatya Güzelyurt yörelerinin Yörük/Türkmen ağızlarında da ‘halı, kilim, çuval, çul, oya, tığ vb. dokumacılığında/örmeciliğinde, bakarak/görerek aynı biçimde yeni dokuma yapılan, daha önce dokunmuş/örülmüş model ya da modelin çizimi’ anlamında varlığını sürdürmektedir. Sözcüğün bu anlamı da TDK’da yoktur. Kıbrıs Türk ağzında ‘göstermek’ anlamında ‘körlemek’ fiil mastarına rastladığımızı, burada ‘kör-’ eylem kökünün eskicil bir biçim olarak günümüze ulaşmış olabileceğini de belirtelim. Alan araştırmalarımız kapsamında gittiğimiz bu sayılan yörelerde ve görüşme gerçekleştirdiğimiz yöre insanları arasında özellikle yaşlı kadınlar, sözcüğü ninelerinden, analarından böyle öğrendiklerini, onların da kendi ninelerinden ve analarından taşıdıklarını bildirmişlerdir. 

 

Önemle ve özellikle bir kez daha belirtmeliyiz ki, tartışma konusu sözcüğün kökenine ışık tutması için verdiğimiz bu sözcükler aktardığımız biçim ve anlam içerikleriyle TDK sözlüklerinde bulunmuyor. Yine çalışmamızda yer alan, TDK sözlüklerinde bulunmayan, konu bağlamında ipucu verebilecek durumdaki birkaç sözcüğü daha aktaralım: Giresun yöresinin Çepni ağızlarında varlığını sürdüren ‘örkenmek, örkürmek’ sözcükleri ‘imrenmek, özenmek, taklit etmek’ anlamlarında kullanılmaktadır. Antalya Gazipaşa ağzında, mecaz anlamıyla kullanılan ‘görenek keçisi’ tamlaması ‘kötü filler/suçlar işleyerek başkalarına olumsuz örnek olan kimse’ anlamındadır. Giresun ağızlarında ‘ibret alınması, ders/örnek alınması gereken durum ve olay’ için ‘görgülük’ sözcüğü bulunur. Çorum ağzında, ip ağacı adındaki tezgâhta dokunan dokumalara ‘örnekli’ denir.

 

Yörükler, Çepniler, Manavlar gibi görece kapalı görünüme sahip olan ve özellikle sözlü kültür ve el sanatları gibi soyut/somut kültürel varlıklarını koruyup sürdürmede kıskanç/ısrarcı topluluklarda, konumuz özelinde belirtecek olursak, örgü ve dokumaya ilişkin terim ve söz kalıplarının yüzyıllar öncesinden günümüze değişmeksizin geldiğini vurgulamalıyız. Bu durum dili de ilgilendiren, öncelikle sosyo-psikolojik, sosyo-kültürel bir olgudur.

 

Türkçede ‘ko-, kö-, go-, gö-, ur-, or-, ör-’ eylem kökleri vardır ve işlektir. Bu bağlamda ‘örnek’in kaynağını bu köklerde aramak etimoloji bilimi açısından mümkün ve yerindedir. ‘Ör-’ köküyle oluşmuş yapılar Orta Türkçe çağında ‘belirmek, görünmek, ortaya çıkmak’ anlamlarına gelmiştir. ‘Örnek’, Türkiye Türkçesinde çok sayıda farklı ek alıp çeşitlenmiş ya da kalıp, deyim vb. oluşturmada kullanılmış, böylelikle zengin bir işletime kavuşmuştur: Örnekli, örneklik, örnekseme, örneklemek, örneklendirmek, örnek getirmek, örnek vermek, örnek kişilik, örnek almak, örnek yaşamak, hepsi bir örnek…

 

Türk dillerinde ‘ör-, gör-’ kökü ‘bağlama, ilerleme, üreme, çoğalma, örme’ gibi anlamlar taşır; bu çerçeveli sözcüklere kök olur. Kazakçada tıpkı Türkiye Türkçesindeki gibi ‘örnek’ biçiminde yazılan sözcük ‘numune, nakışlama, örnek’ anlamlarını verir; bu sözcüğün ekler almasıyla yapılan yakın anlamlı sözcüklerden bazıları şöyledir: ‘Örnekti – nakışlı, işlemeli; örnektelüv – nakışlamak; örnektenüv – nakışlamak; örnektetüv – nakışlatmak; örnektev – nakışlamak, üzerini işlemek, güzelleştirmek’. Kazakçadaki bu yapılar, Anadolu ağızlarından verdiğimiz ‘örnek, örenek, görenek’ sözcükleriyle ve karşılıklarıyla örtüşmektedir. Kuman-Kıpçak Türkçesindeki ‘ornamak-ornatmak-yerleştirmek, ikame etmek’ sözcüğünün, konumuz olan sözcükle ve anlamıyla ilgisine de dikkat çekmek gerekir. ‘Örnek, misal, model, numune, pekiştirme, yerleştirme’ sözcüklerinin tanımladığı yakın alanları nitelemede kullanılan çok sayıda ses yapısı diğer Türk lehçelerinde de bulunur; ‘örnek’ de bunlardan biridir. Bu yapılardan yalnız birkaçını sıralayacak olursak: Kip, sanaka, ülgüt, alaca, cılga (Türkiye), görmelik, örnek (Burhân-ı Katı, İran Türkçesi), ürnek, küserges, ölgö, ölgölö (Başkurt), orna- (ornak-pekişmiş, ornamak-pekiştirmek, Çağatay Türkçesi), örnek (Azerbaycan), örnek (Türkmen), elke/ilke, tislih (Çuvaş), örnök (Kırgız), örnek (Özbek), körim, körim/körimnig (Hakas), körnek/görnek (Karakalpak), ürnek, ölge (Tatar), görnek (Karaçay-Balkar), örnek (Kırım Tatar), örnek (Kumuk), örnek/ernek (Karay), örnek (Nogay), örnek (Uygur). Konuya yabancı olanlar için bu noktada basit bir gerçeği anımsatalım: Türk dillerinde bir sözcük, lehçeyi oluşturan birtakım etkenler, kurallar gereği az ya da çok değişime uğrar.

 

Türkçe köken tezini destekleyen başka veriler de vardır: Türk diliyle köken birliği gösteren dillerden Moğolcada bulunan ve ciddi bir köken araştırması sonucunda ‘örnek’le aynı köke sahip olduğu ortaya konması pekâlâ mümkün ‘gorim, övörmis’ sözcüklerinin içerdiği anlamlar arasında ‘örnek, numune, alıntı’ gibi karşılıklar görülür… Yeni Uygurcada ‘örnek’ sözcüğü vardır ve Türkiye Türkçesindeki anlamıyla birebir örtüşür. Yine bu dilde ‘or-, ornf’ köküyle yapılan sözcükler ‘yerine geçme, yerini alma, yerli yerinde, yeri geldiğinde, yerine, yerinde söyleme, yerleşme’ anlamlarına gelen sözcükler yapar ve bu, günümüz Türkiye Türkçesindeki ‘örnek’ sözcüğünün kapsadığı anlam alanıyla doğrudan ilgilidir. Yeni Uygurcada hem ‘örnek’in bulunması hem de bu sözcüğün anlam çerçevesine çok yakın karşılıklara sahip ‘or-, orn-’ köklü sözcüklerin görülmesi, Türk dilindeki ses özellikleri ve ünlü uyumu konularıyla ilgilidir. Kalın ünlü görünümündeki ‘or-, orn’lu sözcükler, ‘örnek’te ince ünlü biçimini almıştır; bu da Türk dillerinde kalın seslilerin ilerleyen çağlarda inceye yönelmesi eğilimine uygundur… Karahanlı çağı Türkçesinde ‘örnek vermek, misal getirmek’ için ‘urmak’ sözcüğü yaygındı… Türkçenin eski metinlerinin söz varlığının taranmasıyla oluşturulan Tarama Sözlüğü’nde ‘örnek’ geçmektedir ve ‘hisse, ibret’ anlamı taşır; bu da günümüz kullanımına uygundur.

 

Sözcüğümüzün ‘misal’ anlamından önce ‘dikiş nakış modeli, örnek alınacak desen’ anlamında kullanıldığına ilişkin yukarıdaki verilere ek olarak Besim Atalay’ın Türk Dilinin Ekleri ve Kökleri Üzerine Bir Deneme adlı eserinde geçen sözcüğü aktaralım. Orada Atalay, İnebolu yöresine ait ‘örgüt’ sözcüğünü verir ve ‘örnek, numune’ anlamına geldiğini, sözcüğün kökününse ‘örgü’ olduğunu belirtir.

 

Bu anlam çerçevesi Osmanlı çağı şairlerinin, içinde ilgili sözcüğün geçtiği şiirlerinde de belirgin biçimde görülür. Şeyh Galip: Bakub her renkden bir örnek almış / Televvünde işi Allah’a kalmış… Sümbülzade Vehbi: Nakşun alurdı bakub örneğine / Semt-i Yağlıkçı’dan zen derneğine… İzzet Molla: Her ne örnek câme giysen yârsın bildim seni / Âşıka reng eyleyen dildârsın bildim seni… İzzet Molla: Bin dallı şerhâ örneği bir nev kumâştan / Giydin biri biri üzerine kabâ-yi iyd… Enderunlu Vâsıf: Al elden örnek işle geçin kît-i lâyemût / Olma sokak süpürgesi kadın kadıncıl ol… Verdiğimiz bu örneklerden anlaşılacağı üzere sözcük, ‘işlemede/dokumada bakılarak/görülerek örnek alınan desen/model/dokuma/giysi’ anlamından, anlam genişlemesine uğrayarak ‘misal’ çerçevesini de kapsamıştır. Osmanlı döneminde ayrıca ‘misal’ anlamıyla da kullanılmakla birlikte, bu yönde ağırlık kazanması daha çok Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleşmiştir. Günümüz Türkçesinde/Türkiye’sinde birinci anlamı, bazı taşra/Anadolu ağızları dışında güncel kullanım varlığını yitirmiştir.

 

Etimoloji Sözlüklerinde ‘Örnek’

 

Türkiye’de yazılan etimoloji sözlüklerinde ‘örnek’in nasıl açıklandığına gelince. İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü adlı çalışmasında sözcüğün kökenini belirsiz bir ‘Anadoluluk’ kaynağıyla ve ‘görmek/körmek’ bağlantısıyla açıklamıştır. Tuncer Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü adlı eserinde sözcüğün kökünü Orta Türkçeye bağlar ve ‘benzetilmek istenen şey, model’ biçiminde açıklar. Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı adlı etimoloji sözlüğünde sözcüğü Ermenice ‘orinag’, Orta Farsça ‘ewodenak’ ve Avesta dilinde ‘avidayana’ çizgisine yerleştirir. İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te (Kubbealtı Lugatı) kökene ilişkin zıt görüşleri aktardıktan sonra, sözcüğün diğer Türk lehçelerinde de bulunuşunu göz önüne alarak Türkçe kökenli oluşunu daha ağırlıklı gördüğünü belirtmiştir. Hasan Eren, Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü’nün ilk baskılarında ‘örnek’ sözcüğüne yer vermemiştir ancak değişik ortamlarda, kurultaylarda konu hakkında bildiriler sunmuş, makalelerinde yer vermiştir. TDK’nın resmi internet sitesinde çeşitli eklemelerle yer verilen Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü’nde, Eren’in 11. Dil Kurultayı’nda, sözcüğün Ermeniceden geldiğini öne sürenleri eleştirip, onların, bu biçimin Tatarca, Başkurtça gibi uzak dillerde bulunuşunu göz ardı ettiklerini belirttiği aktarılmıştır. Eren sözcüğü, Karakalpakçadaki ‘körnek’ten hareketle açıklamış ve Türkçe kökenli olduğunu savunmuştur.

 

Ermenilerin tarih boyunca bulunduğu yerlere çok uzak Türk yurtlarında bile ‘örnek’in varlığını dikkate alarak, Pehlevice/Farsça-Ermenice tezindeki Ermeni halkasını çıkarsak ve sözcüğün doğrudan Pehleviceden/Farsçadan Türkçeye geçtiğini varsaysak bile, Türk dillerini konuşan halkların gırtlak yapıları, ses özellikleri ve eğilimleri dikkate alındığında, sırf kapsadığı anlam yakınlık gösteriyor diye ‘örnek’in kökünde yatan sözcüğün Pehlevice/Farsça ‘awden/awidayana’ olduğunu düşünmek, savunmak dilbilim ve etimoloji gerçeklerine aykırıdır. Etimolojinin mucizevi gerçeklerle dolu evreninde bile ‘awidayana’ yapısının, yüzyıllar içinde ne denli yoğrulursa yoğrulsun ‘örnek’e dönüşmesi olanaksıza yakın bir olasılıktır.

 

Türk dillerinde ‘or-, ör-, kör-, gör- kor-, gor-’ kökleri vardır ve doğrudan doğruya ‘görmek, göz önüne almak, gözlerle bakmak, ona bakarak onun gibisini yapmak’ anlamlarına gelen sözcükler oluşturur. Gerek Clauson’un etimoloji sözlüğündeki yapılardan gerekse alan araştırmalarıyla Anadolu ağızlarında bulduğumuz sözcüklerden ‘örnek’e ulaşılması bu köklerle kurulan yapılar üzerinden gerçekleşmiş olmalıdır. Bize göre sözcük, Batı Türkçesinde ‘kör-, gör-, ör-’ çizgisi üzerinden gelişmiştir. ‘Kör-, görenek, görnek’ yapılarının ‘örnek’e dönüşmesi dilbilim kurallarına uygundur ve evrensel bir yasa olan ‘dilde söyleyişi kolaylaştırma eğilimi’ gereği, baştaki sessiz harf önce ötümlüleşmeye uğrayıp ‘g-’ durumunu almış, sonraki süreçte tümden ortadan kalkmıştır. Türkçe sözcük başlarında ‘k’nin ötümlüleşmesi ve düşmesi olağan durumlardan biri olmakla birlikte, akademik ortamlarda ve hatta dil kurultaylarında sık sık tartışılmıştır. ‘Örnek’in yapı çözümlemesine gelince… Sözcüğümüzün ‘ör-’ kökü fiil köküdür. Türkçede fiilden isim yapan ‘-anak, -enek’ eklerinden, küçük ünlü uyumu yasasının yuvarlaklık kuralı gereği ‘-enek’i almıştır. Baştaki ötümlüleşmeden kaynaklı düşmeden sonra ‘örenek’ görünümü alan sözcüğün ikinci hecesindeki ‘e’, dilde kolay söyleme eğilimi/yasası gereği önce kısalıp belirsizleşmiş, ardından düşmüştür.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.