Facebook’a Makyaj

Serbest piyasa hiçbir zaman herkese serbest olmadıysa da teknoloji şirketleri uzunca bir süredir iş modellerinde birkaç kısıtlamayla çalışıyor. Yaşanan son Facebook skandalının, devletlerin dijital işletim izinlerini uygulamaya koymasından başlayarak etkili bir biçimde harekete geçmeleri için gereken ivmeyi nihayet sağlaması muhtemel.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Facebook’un eski veri bilimcilerinden biri olan muhbir Frances Haugen’ın ABD Senatosu’nun alt komitesinde verdiği ifade, bize teknoloji şirketlerinin kendi kendilerini regüle etmesine bel bağlayamayacağımızı söylüyor. Zaten neden bunu kendilerinin yapması gereksin? Modern iktisat biliminin temel ilkesi gereği ticari faaliyet şartlarını hükûmetler belirler. Asıl sorun hükûmetlerin teknoloji sektörü söz konusu olduğunda bu yetkiyi en iyi şekilde nasıl uygulayabileceğidir.

 

Facebook, Google, Amazon ve diğer teknoloji şirketlerinin, coğrafi konum da dahil olmak üzere kişisel verileri aralıksız olarak tutmasına ve kullanıcıların pazarlama hedefli içerikle manipülasyonuna yer veren örneği görülmemiş, gözetime dayalı iş modelleri geliştirmelerine izin verildi. Buna rağmen, Haugen’ın ifadesinde de yer aldığı gibi, “Facebook’un içinde neler olduğunu Facebook dışından neredeyse kimse bilmez.” Bu durum KGB’yi kıskandırırdı.

 

Ama teknoloji şirketleri faydalı bir amaca da hizmet ediyor. Arama motorları, küresel haber ve sosyal paylaşım portalları, GPS’e dayanan navigasyon uygulamaları, çevrimiçi ticari ve iş pazarları, film, müzik ve canlı yayın platformları da dahil olmak üzere, dijital çağın paylaşımlı altyapısının önemli bir kısmını oluşturuyorlar.

 

Hükûmetler dijital platformların zararlarını en aza indirirken, faydalı rollerini sürdürmelerini de sağlamak için, bu platformlardan “dijital işletim lisansı” almasını istemelidir. Bunun bir dolu örneği bulunuyor: Marketlerden nükleer santrallere ve ilaç üretim tesislerine kadar, geleneksel işletmeler faaliyet göstermeye başlayabilmek için özellikle çalışanların, müşterilerin, çevrenin ve toplumun güvenliğini garantileyen birçok lisans ve izin almak zorunda.

 

Teknoloji şirketlerinin de dijital işletim lisansı almak için benzer şekilde bazı koşulları yerine getirmesi gerekiyor. Bu koşullardan ilki, kişisel verileri tutmadan önce periyodik olarak yenilenmesi zorunlu olan “ayrılma\vazgeçme” sistemi yerine “tercih”e dayanan bir onay sistemi kullanarak, kullanıcılardan açık ve net bir biçimde izin almak olur.

 

İş modellerini ilk olarak geliştirmeye başladıklarından bugüne teknoloji şirketlerinin en fazla gelir getiren temel kaynağı kullanıcıların özel verileri oldu. Şirketler kullanıcılarının psikografik profillerini, daha sonra bu kullanıcıları manipülatif içerikle hedef alan reklamcılara ve siyaset teknisyenlerine satıyor. Bilgilerin sızdırıldığı da oluyor. Örneğin 2014’te, siyasi danışmanlık hizmeti veren Cambridge Analytica 87 milyondan fazla kullanıcının Facebook profilinden bilgi topladı ve bu bilgiyi seçmenleri etkileyerek yönlendirmeye çalışmak için kullanıldı. Bundan beş yıl sonra ise Facebook, 530 milyon kullanıcısının özel verisini sızdırdı.

 

Teknoloji yöneticileri, topladıkları verilerin kullanıcıların bireysel isteklerine cevap veren kişiselleştirilmiş reklamlar sağlama yoluyla kullanıcıların faydasına olduğunu öne sürüyorlar. Ama bir kez satın aldıktan sonra daha kaç kez yürüyüş botu reklamı görmeniz gerekir ki? Gözetim kapitalizminin iş modelinin getirdiği riskler, faydalarından çok daha ağır basıyor.

 

Dijital işletim izni şirketlerin, kullanıcıların çevrimiçi deneyimlerini yönetmelerine yardımcı olan üçüncü parti ara yazılımları, “ara katman yazılımı” ile uyum sağlamasını da gerektirebilir. Online reklamları bloke eden yazılımlar buna örnek verilebilir. Bir diğer yazılımsa, kullanıcıların veri toplamayı ve konumlarının takibini isterlerse bir dokunuşla açıp kapatabildikleri bir akıllı telefon uygulamasıdır. Taksi çağırmak mı istiyorsunuz? Konum takibini açarsınız ve bu sayede taksi şoförü sizi nerede bulacağını bilir. Sonra konum takibini kapatırsınız –  kapattıktan sonra da ne izlenirsiniz ne de hareketinize ilişkin veriler tutulur. Apple’ın iPhone iOS’unda sınırlı bir sürümü bulunan bu işlev yaygınlaşırsa, Facebook’un “kar amaçlı veri gasbı” modelini alt üst edebilir.

 

Başka bir ara katman yazılımı, platform tasarımında kullanıcıyı istemediği bir şeye dahil etmeye çalışan veya yapmaya çalıştığı şeyden uzaklaştıran “karanlık örüntüler”i hedef alabilir: Kullanıcıların istekleri dışında bir yerlere tıklamasını ve istemediği şeyleri görmesini sağlayan sonsuz kaydırma gibi aldatmacalarla uğraşma, otomatik oynatma, kendi kendine açılan pencereler ve kullanıcıların tıklamasını ve görmesini sağlayan otomatikleştirilmiş tavsiyeler. Facebook gibi platformlar, kullanıcıların reklamları görmeye devam etmesini sağlamak için bu yolla “davranışsal dürtüleri” harekete geçirmektedir – Facebook’un 86 milyar dolarlık yıllık gelirinin en büyük özel kaynağı da budur.

 

Dijital izin sistemi Büyük Teknoloji’nin tekel sorununa eğilmeye de yardımcı olabilir. Örneğin 2.8 milyar kullanıcısı olan Facebook, WhatsApp’ın (2 milyar kullanıcı) ve Instagram’ın (1.1 milyar kullanıcı) da sahibi. Artan tekelleşme karşıtı çağrılar haklıysa da, bu üç platformun her biri ayrı ayrı bile devasa bir güce sahip olacaktır.

 

Dijital izin, takipçi kitlesinin büyüklüğünü katı bir biçimde sınırlayarak büyük sosyal medya platformlarının pazar payının azaltılmasına yardımcı olabilir: Kullanıcı tarafından oluşturulan her bir içerik, söz gelimi en fazla 1.000 kişiye sunulabilir ki bu da kullanıcıların pek çoğunun aslında tanıdıklarından ya da düzenli olarak irtibat halinde olduklarından çok daha fazla sayıda kişiye karşılık geldiği için pek bir kayıp sayılmaz. Sosyal medya eleştirmeni Tristan Harris, Facebook’un bir içeriğin, içeriği oluşturan kullanıcıdan başka iki kez “atlanınca” Paylaş/Yeniden Paylaş seçeneğini kapatmasını öneriyor. Facebook bu yaklaşımın işe yaradığını biliyor: 2020 ABD Başkanlık seçiminde bunun bir örneğini uyguladı.

 

Elbette bu hususta, haberler, müzik, bilgiler ve lider, sanatçı ve düşünürlerin videoları da dahil olmak üzere istisnalar olacaktır. Teknoloji platformlarının halihazırda insan moderatör ekipleri var – Facebook 15,000 kişi istihdam ediyor ve bu moderatörler böylesi “toplumun yararına içerik”leri belirlemekle görevlendirilebilir. Bu yaklaşım, bilgi akışında gerekli ihtilafı sağlayarak yalan haberlerin ve dezenformasyonun yayılmasını azaltacak ve moderatörlerin zamanını yalanları tespit edip ortadan kaldırmaya çalışmaktan çok daha etkili bir biçimde kullanmalarını sağlayacaktır.

 

Böyle bir sistem Facebook, Twitter ve YouTube gibi platformları yalnızca “herkese açık meydanlar” olarak değil aynı zamanda yayınevleri ve yayımcılar olarak da tanıyacaktır. Bu bakımdan, bu platformların New York Times, BBC ve Sun ile pek çok analistin kabul etmek istediğinden çok daha fazla ortak özelliği vardır.

 

Aslında bu platformların etki alanı bu mecralardan çok daha geniştir. Facebook, tarihin en büyük medyası, YouTube da en büyük görsel medya kanalıdır. Bir çalışmada, Covid-19 hakkında yanlış bilgilere yer veren sadece 100 gönderinin Facebook’ta 1.7 milyon kez paylaşıldığı ve 117 milyon kez de görüntülendiği tespit edildi.

 

Sosyal medya platformları yayıncılık gücünü kullanmaktan çekinmiyor. 6 Ocak’ta ABD Kongre Binası’nın yağmalanmasının ardından zamanın ABD Başkanı Donal Trump’ı “yayınlanma”ya son vermeye karar verdiler. Bu yılın başlarında Facebook, reklam gelirlerinin paylaşımı konusundaki bir anlaşmazlık sırasında, tüm Avustralya’nın akışlarındaki haberlere erişimini engelledi. Google da 2014’te İspanya’ya aynısını yapmıştı.

 

Dijital işletim izinlerinin getirilmesi, sosyal medya platformlarının arkadaşlar, aile ve iş arkadaşları ağlarındaki küçük gruplar için konuşma özgürlüğü meydanları olarak kalmasına izin verirken, yalan haber ve dezenformasyon virallerini etkili bir biçimde azaltacaktır. Facebook ilk yıllarında, henüz havalı bir icatken, bu şekilde çalışıyordu.

 

Bu yazı The Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.