G20: Aile Yeniden Toplanıyor

Bazı özel taahhütler ya da dil üzerinde anlaşma çabalarına rağmen tarihsel olarak G20’de ilerlemeye yön veren şey liderler arasındaki ilişkiler olmuştur. Ancak liderler arasındaki bu ilişki sanal toplantılar ve ABD-Çin arasındaki çekişmelerle birlikte gerginleşmiştir. Roma zirvesinde grubun önceliği bu ilişkileri onarmak olmalıdır.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

G20 liderleri yılda bir gerçekleşen zirve için bugün Roma’da bir araya geliyor. Peki la grande bellezza’da (“muhteşem güzellik”, Roma) geçirdikleri süreyi anlaşmazlıklarını çözmeye ve gelişmiş politika işbirliği için ön hazırlıklar yapmaya kullanırlar mı? Zirve onuruna verilen yemekler, bu süreçte yeni olanların –bazı katılımcılar ABD Başkanı Joe Biden’la ilk kez bir araya gelecek– G20’nin kıdemli üyeleriyle ilişkilerini geliştirmesine imkân vererek ilerlemeyi destekler mi?

 

G20, 2008’de bir liderler zirvesi olduğundan bu yana, zirve için verilen akşam yemeği dünyanın en güçlü insanlarından bazılarının, kendilerinin ve ülkelerinin karşı karşıya olduğu en önemli konuları yüz yüze tartıştıkları değerli bir platform oldu. On yıl önce Cannes’daki yemekte tartışmalara Euro bölgesi borç krizi ağırlığını koymuştu. İddiaya göre konuklardan birkaçı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’yi köşeye sıkıştırarak istifaya ikna etmeye çalışmıştı.

 

Bu yıl yemeğe katılacakların konu bulmaktan yana sıkıntısı olmayacak. Zirveye ev sahipliği yapan İtalya Başbakanı Mario Draghi, Afganistan’ın insani ve jeopolitik durumunu tartışmaya hevesli. Aslında geçenlerde bu konuda olağanüstü bir G20 liderleri toplantısına da başkanlık etti. Düşük gelirli ülkelere aşı sağlama zorunluluğunun gündeme gelmesi de muhtemel –yaklaşık 23 milyar doz aşı gerekiyor ve bu da koordine çaba ve aşı tedarik zinciri için açık ticaret gerektiriyor. Ve belki de konuklar enerji tedariki sıkıntısını hafifletmek ve fiyat baskısını azaltmak doğrultusunda bir takım enerji koordinasyonlarını da dikkate alırlar.

 

Daha önce büyük bir partiye ya da ailenin bir araya geleceği bir davete ev sahipliği yapanlar, söz konusu toplantının inceliğini kaybetmemesi için, yemek masasında bazı konulardan uzak durmanın en iyi yöntem olduğunu bilir. Bu G20 yemeği de, konular oldukça riskli ve sonuçları daha ağır olsa dahi, pek farklı olmayacak.

 

Ayrıca, son yıllarda liderlerin tutumları giderek daha da kutuplaştı. Bu nedenle çok taraflı sürecin kendisi yumuşasa da ilerleme kaydetmek daha da zorlaştı. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin hemen hemen hiç konuşmuyor ve Rusya’nın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Türkiye’nin dördü G20 ülkelerinden olmak üzere on büyükelçiyi ülkeden çıkarmakla tehdit etmesi –ve Draghi’nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “diktatör” olarak adlandırması– daha fazla gerilim yarattı.

 

G20 etkili birçok uluslu forum olarak kalacaksa, ortak zemin bulmak ve bu zirveyi sadece katılımcıları için değil herkes için daha keyifli bir hale getirmek zorunlu.

 

Neyse ki Draghi birbiri ile yarışan talepler ve çakışan çıkarları yönlendirmek konusunda oldukça deneyimli –Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı görevinde bulunduğu süre içinde oldukça geliştirdiği bir beceri bu ve şimdi İtalya koalisyon hükümetinin idaresinde de aynı beceriyi gösteriyor. Draghi büyük olasılıkla G20 yemeğinde anlaşmazlıkların çığırından çıkmasını önlemek için koordineli eylemin oldukça muhtemel olduğu ortak ilgi alanları gibi kolay hedefler belirleme girişiminde bulunacaktır.

 

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirveye katılmama kararı bu anlamda işi kolaylaştırabilir. Bunun örneği de var: Şi’nin selefi 2009’de İtalya ev sahipliğinde gerçekleşen ve Çin’in denkten ziyade “konuk” olacağı bir başka zirveye, L’Aquila’daki G8’e katılma davetini geri çevirmişti. (Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Roma’daki müzakerelere katılmayacak.)

 

Çin’in G20 zirvesine katılmama kararı uzlaşmaya varmayı kolaylaştırabilirse de oldukça kaygılandırıcı. Belli ki Şi G20 gibi nispeten küçük ve yapılandırılmamış çok taraflı toplantılara katılma konusunda artık kendini pek rahat hissetmiyor. Diğer dünya liderleriyle, özellikle de Biden’la bir araya gelme gibi değerli bir fırsatı kaçırmayı, tuzağa düşürülme ve sayılmama riskine tercih ediyor. Donald Trump’ın sürekli Çin’i hedef alması ve Çin’e ağır yüklenmesi derin izler bıraktı.

 

Vakıa bugünlerde Çin geniş anlamda çok taraflı angajmanlarla daha az ilgileniyor gibi görünüyor. Çok taraflı inisiyatiflere, özellikle de finans ve mali politika üzerine olanlara bilfiil katılırdı. Ancak artık bu alanlarda işbirliği özellikle zor ve İtalya’nın G20 başkanlığı süresince Çin’in bunu deneyecek motivasyonu yokmuş gibi görünüyor.

 

Bu ciddi bir sorun. Çin olmadan –bilhassa G20’ye aktif ve olumlu bir şekilde katkı sunan bir Çin olmadan– COVID-19 pandemisini sonlandıramayız, tırmanmakta olan iklim krizinin üzerine gidemeyiz ya da küresel ekonomide iyileşmenin raydan çıkmasını sağlayabilecek olan enerji tedarikinin kritik durumunu hafifletemeyiz.

 

Diğer G20 güçleri Çin’i geri dönmeye ve özellikle ABD ile daha uzlaşmacı bir tutum benimsemeye ikna etmeliler. Bu durum Çin’in her çıkarını veya tercihini sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmiyor. Daha ziyade, karmaşık ve kademeli bir ekonomik ve sosyal dönüşümden geçen Çin’in değişen ihtiyaçlarına mümkün olduğu ölçüde uyum sağlamak anlamına geliyor. Aynı zamanda kredinin gerekli olduğu yerde ve zamanda Çin’e kredi vermek anlamına da geliyor.

 

Çin biraz çaba da gösterdi. G20 İtalya başkanlığının başarı hikayelerinden biri Çin’in geçen yıl Kasım ayında sürdürülemez borçlara sahip düşük gelirli ülkelere destek sağlamak amacıyla onaylanan Borçlara İlişkin Ortak Çerçeve’ye (Common Framework for Debt Treatments) üyeliği oldu. Geçtiğimiz ay 12 ülke borç yapılandırması için başvuran Çad ve Zambiya’nın yanı sıra Etiyopya ile müzakereleri başlatmak üzere ilk kreditörler kurulunu oluşturdu. Kurulun eş başkanı Çin oldu. Bu ülkelerin borçlarının çoğu özel ya da Çinli kreditörlere olan borçlar.

 

Bu da gösteriyor ki doğru bağlamda ve koşullarda Çin belirli konularda diğer ülkelerle işbirliği içinde olmayı istiyor. Örneğin Çin egemen kreditörlerden oluşan Paris Kulübü’ne üye değil ve G7 ülkeleri ile olan müzakerelerde özerkliğini azaltabilecek teşekküllere katılma hususunda gönülsüz. Çin’in de şeffaflık ve açıklığa ilişkin özel talepleri var. Gelecek yıl başkanlığı başlayacak olan Endonezya da dahil olmak üzere diğer G20 ülkeleri Çin’in aralarına dönmesini sağlama girişimlerinde bunu hesaba katmalı.

 

İtalya’ya gelince, G20 başkanlığı sırasında odağı ortak hedeflerde tutarak ve pandeminin müzakerelere etkisini sınırlayarak iyi bir iş çıkardı. Açık ticaret, uluslararası yardım ve cinsiyet eşitliği gibi konulara birtakım somut yaklaşımlar da getirdi. Şimdi artık başkanlık dönemi kapanıyorken Draghi bu çok önemli şahsi ilişkilerini takviye etmelidir; özellikle de önümüzdeki zirve yemeğinde. Ve her büyük aile toplantısında olduğu gibi bu bir araya geliş orada bulunmaktan memnun liderlerin “aile fotoğrafı” ile sonlanmalıdır.

 

Bu yazı The Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.