Geçiş Dönemi Senaryoları

Önümüzdeki seçimler; sağ ile sol, muhafazakarlıkla devrimcilik arasında bir iktidar mücadelesi değil, demokrasi ile otokrasi arasında bir hayat-memat mücadelesidir ve bunun sonucu, önümüzdeki uzun bir dönem için Türkiye’nin kaderini belirleyecektir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Erken veya zamanında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin, matematiksel olarak üç farklı tablo doğurması mümkündür. Birincisi, Cumhur İttifakının hem Cumhurbaşkanlığını hem TBMM çoğunluğunu kazanmasıdır, ki bu takdirde gerçek bir demokrasiye dönüş ümitlerine görünür gelecek için elveda etmek gerekecektir. İktidar çevreleri, bu sonucu, milli iradenin Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemini bir kez daha onayladığı şeklinde yorumlayacak, yürürlükteki rekabetçi otoriter rejim, muhtemelen, otoriter unsurları daha da güçlenerek, yarışmacılık unsurları ise daha da zayıflayarak hüküm sürmeye devam edecektir.

 

Son kamuoyu araştırmalarına göre Cumhur İttifakının toplam oyu yüzde 40’lar civarında göründüğü, dolayısıyla bu senaryonun gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğu ileri sürülebilirse bile yine de yüzde 40’ların ihmâl edilemeyecek bir destek oranı olduğu, seçimlerin çok eşitsiz şartlar altında geçeceği, iktidar bloğunun devletin bütün kaynaklarını ve imkânlarını kendi lehine kullanacağı düşünülürse, bu senaryonun çok da zayıf bir ihtimal olmadığı açıktır.

 

Bu olumsuz senaryonun gerçekleşmesini önlemenin tek yolu, demokratik bir dönüşümü arzulayan bütün muhalefet partilerinin, aralarındaki farkları bir yana bırakarak ortak bir demokrasi cephesi oluşturmalarıdır. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklı olarak belirttiği gibi, önümüzdeki seçimler; sağ ile sol, muhafazakarlıkla devrimcilik arasında bir iktidar mücadelesi değil, demokrasi ile otokrasi arasında bir hayat-memat mücadelesidir ve bunun sonucu, önümüzdeki uzun bir dönem için Türkiye’nin kaderini belirleyecektir.

 

 

İkinci senaryo, muhalefet bloğunun hem Cumhurbaşkanlığını hem TBMM’de asgari beşte üç çoğunluğu kazanmasıdır. Bu takdirde tümüyle yeni bir anayasanın yapılması veya mevcut anayasanın radikal şekilde değiştirilerek güçlendirilmiş (iyileştirilmiş ya da gerçek) parlâmenter rejime dönülmesi konusunda hukukî bir engel kalmamış olacaktır. Ancak burada da iki değişik alt-senaryo gündeme gelebilir.

 

Birincisi, doğrudan doğruya bir anayasa yapımı sürecine girişmek, ikincisi ilkin güçlendirilmiş parlâmenter rejimi gerçekleştirmek, tümüyle yeni bir anayasa yapımını ise ikinci aşama olarak ele almak. Kişisel görüşüm, ikinci alt-senaryonun daha gerçekçi olduğudur. Bütün muhalefet partilerinin parlâmenter rejime dönüş konusunda müttefik olmaları, bunun gerçekleştirilmesini kolaylaştıracaktır.

 

Elbette bu kısmî anayasa değişikliği, yasama-yürütme ilişkilerinin parlâmenter rejim esaslarına göre düzenlenmesinin yanında, yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi diğer bazı hayatî konulara ilişkin düzenlemeleri de içermelidir. Oysa doğrudan doğruya tümüyle yeni bir anayasa girişimi, muhalefet bloğunu oluşturan partiler arasında, özellikle din-devlet ilişkileri, Kürt sorunu gibi toplumu derinden bölen konularda görüş ayrılıklarını ön plana çıkaracak ve anayasa yapım süreci tıkanabilecektir. Nitekim 2011 seçimlerinden sonra büyük ümitlerle kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları da bu nedenle sonuçsuz kalmıştır. Bu bölücü sorunların çözümünü ileriye, zamanla toplumda daha uzlaşmacı bir atmosferin oluşmasına ertelemek, İsrailli anayasa teorisyeni Hanna Lerner’in deyimiyle bir “perakendeci anayasa yapımı yöntemi” (incrementalist approach to constitution-making) izlemek, muhtemelen daha gerçekçi bir yol olacaktır.

 

Bu senaryo başlığı altında tartışılması gereken bir soru da yenik Cumhur İttifakı ortaklarının tutumunun ne olacağıdır. Acaba bu iki ortak, daha büyük ihtimalle büyük ortak AKP, yeni siyasal düzende etkilerini bir ölçüde muhafaza edebilmek amacıyla böyle bir anayasa değişikliği sürecine katılabilir veya destek olabilirler mi? Gerçi her iki partinin geçmişinde radikal U dönüşü örnekleri vardır ancak ben, yaklaşık dört yıldır neredeyse her gün, Türk toplumunu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin faziletleri ve parlâmenter rejimin nasıl bir musibet olduğu yolunda iknaya çalışan bu iki partinin, bu kadar radikal bir dönüşü gerçekleştiremeyeceği ve gerçekleştirmek istemeyeceği kanısındayım.

 

AKP en çok, mahir olduğu algı yönetimi stratejisinin yeni bir örneği olarak, yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi üzerinde bazı kozmetik değişikliklere razı olabilir. Parlâmenter rejime geçişte kararlı olan muhalefet partilerinin ise bu aldatmacaya ortak olmaları beklenemez. [1]

 

Üçüncü bir senaryo, muhalefet bloğunun Cumhurbaşkanlığını ve TBMM çoğunluğunu ele geçirmesi, fakat Anayasayı değiştirmek için gerekli beşte üçlük Meclis çoğunluğuna ulaşamamasıdır. Seçim araştırmalarının bulgularına göre bu, gerçekleşmesi en muhtemel senaryo olmakla birlikte, kamuoyundaki tartışmalarda bu ihtimale fazla yer verilmiyor olması ilginçtir. Elbette böyle kısmî bir değişim dahi, ülkede hissedilir bir ferahlama yaratacak, muhalefetin ortak adayı olarak Cumhurbaşkanı seçilen kişi, yetkilerini çok daha etkili bir istişare süreci ile kullanacaktır.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Anayasada aksine açık hüküm bulunmayan konularda kanunî düzenlemelerle iyileştirmeler sağlanabilecektir. Bunların başında şüphesiz Seçim ve Siyasi Partiler Kanunlarında yapılacak değişiklikler gelmektedir. Gerçekten bu iki kanun, siyasal rejimin işleyişinde belki anayasalar kadar etkili metinlerdir. Bu alanda yapılabilecek reformları, başka bir yazımda ele almayı düşünüyorum. Ama herhalde Siyasi Partiler Kanunu’ndaki çağ dışı siyaset yasakları kaldırılmalı, Seçim Kanunu’ndaki hiçbir demokratik ülkede benzeri olmayan yüzde 10’luk ülke barajı yüzde 3-4 gibi makul bir düzeye indirilmelidir.

 

TBMM İçtüzüğü’nde yapılacak değişiklikler de Meclisin denetim fonksiyonunu daha etkili şekilde yerine getirmesine yardımcı olabilir. Gerçi Anayasa değişmedikçe gensoru ve sözlü soru gibi en etkili denetim araçlarını canlandırmak mümkün olamaz; ancak 2017 Anayasa değişikliğinin Meclisin denetim araçları olarak tanıdığı yazılı soru, genel görüşme ve meclis araştırması mekanizmalarının daha etkili kılınması, İçtüzük değişikliği ile mümkündür. Mesela yazılı sorulara hiç veya vaktinde cevap vermeyen bakanlar hakkında bazı müeyyideler getirilebilir; belli sayıda veya belli oranda milletvekilinin talebi üzerine genel görüşme açılması ve meclis araştırması komisyonu kurulması zorunlu hale getirilebilir; meclis komisyonları güçlendirilebilir. [2]

 

___

 

[1] Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni demokratik bir başkanlık sistemi yönünde değiştirme konusunda bazı öneriler için bkz. “2021’e Girerken Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi: Yasama ve Yürütme”, Denge ve Denetleme Ağı, Demokrasi Barometresi Analiz Raporu, No. 13, 21 Aralık 2020

 

[2] Parlâmento-içi muhalefetin etkinliğini arttıracak düzenlemeler konusunda Venedik Komisyonu Raporu için bkz. “Draft Report on the Role of the Opposition in a Democratic Parliament”, 6 October 2010, CDL(2010)100, Study No. 497/2008, Strasbourg

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.