Hizbullah ve Halk Yeni Bir Lübnan’ı Tartışmak Zorunda Kalacak

Beyrut limanı patlaması muhtemelen Lübnan’ın siyasal yapılanmasında bir dönüm noktası olarak tarihe geçecek.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Geride 200’den fazla ölü, 6000’den fazla yaralı bırakıp şehrin büyük bir kısmını harabeye çeviren patlama Ekim 2019’dan beri siyasi elit sınıfını tamamen devirmeye çalışan Lübnan protesto hareketini yeniden canlandırdı. Geçen yıl ekonomi altından kalkılamayacak borç ve kötü yönetim altında çöktüğünde birçok Lübnanlı hükümetten çok az temel hizmet ve geleceğe dair çok az bir umutla kendi ülkelerinde yoksulluk, mülksüzlük ve dışlanmaya mahkum edildiklerinin, kendi başlarına hayatta kalmak zorunda bırakıldıklarının farkına vardı.

 

7 Ağustos’tan bu yana sokaklara inan on binlerce vatandaş kifayetsizliği ve halkın yararına gösterdiği umursamazlığın liman patlamasına izin verdiği hükümetlerine karşı zirve yapan güvensizlik ve öfkelerini gösterdi. Protestolarda kurulan sembolik darağaçları kendilerini uzun yıllardır yönetip tüm ekonomiyi iflas ve borç batağına sürükleyen siyasi elitlere duyduğu katıksız tiksintiyi açıkça ortaya koyuyor.

 

Bakanlık binaları ve kamu kurumlarının taşlanıp işgal edilmesi halkın yönetimi doğrudan kontrol etmek istediğini ve aynı umursamaz, hırsız, suçlu ve ihmalkâr politikacıların iktidarı tekrar ele geçirmesine izin vermeyeceğini gösteriyor.

 

Protestolarda atılan “hepsi, hepsi demek” sloganları yeniden vurgulandı ve halk tüm politik güçlere duyduğu öfkeyi ifade etti. Protestocular ayrıca Hizbullah’ı da açıktan “mafya” veya “hırsızlar ve suçlular çetesi” dedikleri mezhepçi yönetimin bir üyesi diye eleştirdi. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah Cumhurbaşkanı Michel Aoun’un liman patlamasının uluslararası kuruluşlarca soruşturulmasını reddetmesine katıldı ve partisinin limanda patlayan amonyum nitrat hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını söylemesi gözden düşmüş diğer politikacıları andırıyordu.

 

Son birkaç günde yaşananlar zalim yakın geçmişi bir kenara bırakıp yeni bir yönetim sistemine geçiş için şimdi savaşacak veya daha büyük ihtimalle müzakere edecek birkaç güç merkezini gün yüzüne çıkardı.

 

Çatışma önümüzdeki aylarda çözülene kadar vatandaşların devletlerine karşı durmasının yeni dalga ve yöntemlerini ve devletin askeri olarak karşı saldırıya geçmesini görebiliriz. Mesela bu hafta vatandaşlar yabancı bağışçıların yardımı çalmasından, satmasından veya sadece mezhepçi yandaşlarıyla paylaşmasından korktukları hükümet üzerinden yapılmamasını talep etti.

 

Halk isyanı hayra alamet olmayan mesajını vererek yönetici elit içindeki çatlakları ortaya çıkardı. 9 Ağustos’ta birkaç milletvekili ve bakan sokaktan gelen baskılar üzerine istifa etti. Bir gün sonra da kabinenin geri kalanı talihsiz Başbakan Hasan Diab ile beraber istifa ederek vatandaş karşısında bir otoritenin olmadığını resmileştirmiş oldu.

 

Lübnan diğer Arap ülkelerinin 2010’dan beri yaşadığı dinamiklerin aynısını yaşıyor: yerinden kımıldamayan bir iktidar yapısını devirmek için sokaklara inen öfkeli ve yoksul vatandaşların karşı konulamayan gücü. Ancak Sudan, Cezayir, Suriye, Mısır, Irak ve başka yerlerde olduğu gibi Lübnan’ın yorgun ve aşağılanmış vatandaşları iktidardan düşürülmesi kolay olmayan köklü bir askeri rejime karşı mücadele etti.

 

Fakat Lübnan’ın iktidar yapısı diğer hiçbir Arap ülkesine benzemiyor ve karşı çıkılması da çok daha zor. Sünni, Hristiyan, Dürzi ve diğer grupların ana mezhebi/dini partileri tehdit edildiklerinde biraz çekilip güç paylaşımı sistemini kendilerini yine yönetimde ve para çarkında tutacak şekilde yapılandıracaklarını gösterdi.

 

Geçen yıl yaşanan olaylar ana mezhepsel/dini partilerin çoğu Lübnanlının, yaşam standartları düşen bazı destekçilerinin dahi gözündeki itibarını düşürdü. Bu partiler şimdi yapısal değişim taleplerine tek başlarına karşı koyamayacak görünüyor. Cumhurbaşkanı Aoun’un Özgür Vatansever Hareket ve Saad Hariri’nin Gelecek Hareketi gibi partiler son yıllarda görüldüğü gibi ancak Hizbullah’ın desteğiyle hüküm sürebilir.

 

Hizbullah bambaşka bir olguyu temsil ediyor. Askeri anlamda devletten daha güçlü ve diğer tüm mezhep örgütünden daha sağlam. Ayrıca yapısal olarak İran, Suriye ve bölgesel “direniş” cephesindeki diğer milis aktörlerle bağlantılı. Hizbullah daha çok perde arkasından, desteklediği ardışık hükümetlerdeki önde gelen Hristiyan, Şii ve Sünni gruplarla değişen ittifaklar üzerinden faaliyet gösteriyor.

 

Lübnan’da bir tarafta Hizbullah öte tarafta ise koordine olmayan ama muhtemelen durdurulamayacak, mevcut iktidar yapısını daha demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim sistemiyle değiştirmek isteyen protesto hareketinin olduğu en güçlü iki aktörün ortaya çıktığı bir aşamaya girmiş olabilir.

 

Protestocular ezici halk desteğini hedefleri olan siyasi bir sürece çevirirse mevcut iktidar elitleriyle mücadele edip onları devirebilir ve daha sonra iki temel talepleri kapsamında bağımsız grupların gözetiminde parlamento seçimlerini düzenleyebilirler. Yeni ve mezhepçi olmayan bir seçim kanunu için yoğun müzakerelere ve ardından yeni bir cumhurbaşkanı ve kökten yenilenmiş bir yönetim sistemine tanık olmayı beklemeliyiz. Bu aşama idealde ekonomiyi istikrara kavuşturup muhtaç halkın çoğunluğunu desteklemeye odaklanmış saygın teknokratlardan oluşan bir olağanüstü geçiş hükümeti tarafından yönetilecektir.

 

Şu an itibarsızlaşmış mezhepçi elitler buna karşı çıkacaktır ama Hizbullah belirli ilkelere uyulması koşuluyla bunu kabul edebilir. Grup, Lübnan devletinin çökmesine müsaade etmeyecek ve tek başına Lübnan’ı yönetmek de istemiyor. Ama aynı zamanda İsrail’i iki kez ateşkese zorlamış ve İsrail-Lübnan sınırında caydırıcılık kazanmış kompleks silahlarını ve askeri kapasitesini de teslim etmeyecektir.

 

Dolayısıyla protestocuları ve tüm Lübnanlıları bekleyen büyük zorluk şu: vatandaşlar ve Hizbullah ciddi ve yetkin bir hükümetin ülkenin ihyasını başlatabilecek uzun bir geçiş dönemi için iktidarı devralmasına imkan tanırken Hizbullah’ın silahlarını şimdilik masaya getirmeyecek bir taviz anlaşmasına varabilir mi? Bu gerçekleşir ve Lübnan halkı Hizbullah’ın otonom askeri gücünü bırakmasını talep ettiği gün gelirse bu gücün savunma bakanlığı bünyesine ve ilgili bir sınır güvenlik sistemine dahil edilmesi ihtimali öngörülebilir mi?

 

Birçok Lübnanlı bu ve benzeri ihtimalleri yıllardır düşünüyor ama henüz bir mutabakat sağlanmış değil. Bu da eski müflis yönetim sistemini Hizbullah’ın da desteğiyle bu kadar uzun ayakta kalıp ülkenin mevcut duruma sürüklenmesine izin verdi.  Yolsuz ve kifayetsiz yetkililerin önde, Hizbullah ve destekçilerinin arka planda olduğu bu sistem çoğu Lübnanlı için artık sona erdi.

 

Hesaplaşma anı geldi. Siyasi elitlerin halktan çalacağı bir şey kalmadı, insanların da sabrı tükendi ve tüm siyasi liderleri asmak istiyorlar. Hizbullah’ın da hem kendisine hem de isyan eden Lübnan halkına eşit şekilde yarayacak yeni bir strateji belirlemesi gerekiyor.

 

Bu yazı 10 Ağustos 2020 tarihinde Al Jazeera sitesinde yayınlanmış olup Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.