Hukuk Yoluyla Siyaset Mühendisliği

Parlâmento çoğunluğunun müteakip seçimlerde kendisini rakipleri karşısında avantajlı kılmak üzere seçim kanunlarında değişiklik yapma tutumu, seçimlerin eşit yarış esasına dayanması gerektiği yönündeki hukukî ve ahlâkî ilkelerle bağdaşmadığından 2001’de Anayasamızın 67. maddesine şu hüküm eklenmiştir: “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Türkiye kamuoyunu sıkça meşgul eden tartışmalardan biri seçim sistemleridir. Bunun nedeni, iktidarda olan siyasi partilerin izledikleri politikalarla karşılaşmaları muhtemel oy kayıplarını önlemek için neredeyse her seçim öncesinde seçim kanunları üzerinde değişiklik yapmayı alışkanlık haline getirmeleridir.

 

Parlâmento çoğunluğunun müteakip seçimlerde kendisini rakipleri karşısında avantajlı kılmak üzere seçim kanunlarında değişiklik yapma tutumu, seçimlerin eşit yarış esasına dayanması gerektiği yönündeki hukukî ve ahlâkî ilkelerle bağdaşmadığından 2001’de Anayasamızın 67. maddesine şu hüküm eklenmiştir: “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”

 

Askerî Yöneticiler de Siyaset Mühendisliği Yapmıştır

 

12 Eylül 1980 askerî müdahalesini gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi, sadece 1982 Anayasasının yapımıyla yetinmemiş; beş yüzü aşkın kanun kabul ederek geniş çaplı bir siyaset ve toplum mühendisliği yapmıştır.[1] Konsey yönetiminin siyaset mühendisliğine aracılık eden kanunlardan biri 10 Haziran 1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu olmuştur. Kanunun 33. maddesi halen yürürlükte olan yüzde on ülke barajına yer vermektedir. Bu hüküm şöyledir: “Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların yüzde onunu geçmeyen partiler milletvekili çıkaramazlar.”

 

Kanunun 34. maddesinin ilk iki fıkrası ise çevre barajına yer vermektedir. Bu hüküm şöyledir: “Bağımsız adaylar ile yukarıdaki maddede yazılı oranı aşan siyasi partilerin, bir seçim çevresinde elde edecekleri milletvekili sayısı aşağıdaki şekilde hesaplanır: Bir seçim çevresinde, kullanılan geçerli oyların toplamının, o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az oy alan siyasî partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilmez.”

 

Konsey yönetiminin dünyada emsali olmayan yüzde on ülke barajını kabul etmekteki amacı, küçük siyasi partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmelerini önlemek, böylece Meclis’teki sandalyelerin büyük partiler arasında paylaşılmasını sağlamaktır. Bu yöntem, nispeten az sayıda siyasi partinin Meclis’te temsiline olanak sağlarken barajı aşmayı başaran partilere oylarıyla orantısız bir temsil gücü sunmaktadır. Bu ise Milli Güvenlik Konseyi yönetimini, asıl amacına, yani yönetimde istikrar sağlamaya ulaştıracaktır. Çünkü Konsey yöneticilerine göre 12 Eylül 1980 öncesindeki hükümet istikrarsızlığının sebeplerinden biri, o tarihte uygulanan nispî temsilin barajsız d’Hondt modelinin küçük siyasi partilere Meclis’te temsil gücü sunması ve bu partilere koalisyonlarda sandalye sayılarıyla ters orantılı pazarlık gücü sağlamasıdır.

 

İşte bu yüzden Konsey yönetimi, sadece yüzde on ülke barajıyla yetinmemiş; aynı zamanda Kanunun 34. maddesiyle çevre barajını düzenlemiştir. Kanunun çevre barajını düzenleyen 34. maddesinin 2. fıkrası, Anayasa Mahkemesi tarafından 1995’te iptal edilmiştir [E. 1995/54, K. 1995/59, k.t. 18.11.1995, AMKD, Sayı 31, Cilt 2, s. 851-853].[2] Böylece ülkemizin seçim sistemi, 1995’ten itibaren sadece yüzde on ülke barajı esasına dayanan nispî temsilin d’Hondt sistemidir.

 

d’Hondt Sistemi Nedir?

 

d’Hondt sistemi, nispî temsilin bir alt türüdür. Nispî temsil sistemi, doğası gereği olarak hem artık oylara hem de artık sandalyelere yol açmaktadır. Buna karşılık nispî temsilin bir alt türü olan d’Hondt sistemi, ne artık oy ne de artık sandalye bırakmaktadır.

 

Prof. Dr. Ergun Özbudun d’Hondt sistemini şöyle tanımlamaktadır: “Nisbî temsilin çeşitlerinden biri olan d’Hondt sistemi, adını Belçikalı bir matematikçiden almıştır. Sistemin en büyük özelliği, milletvekilliklerini artık bırakmayacak şekilde dağıtmasıdır. Bu sistemde, siyasal partilerin ve bağımsız adayların elde ettikleri milletvekili sayısı şöyle hesaplanır: Seçime katılmış olan siyasal partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oy sayıları da hizalarına yazılır. Bu rakamlar önce bire, sonra ikiye, sonra üçe, vs., o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar, parti ayrımı yapılmaksızın, en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. Milletvekillikleri, bu payların sahibi olan partilere ve bağımsız adaylara, rakamların büyüklük sırasına göre tahsis olunur. Son kalan milletvekilliği için birbirine eşit rakamlar bulunduğu takdirde, bunlar arasında ad çekilmek suretiyle tahsis yapılır.”[3]

 

Oyların sandalyeye dönüştürülmesinde uygulanan bu dahiyane yöntem, herhangi bir örnek üzerinde uygulandığında ne artık bir oy ne de artık bir sandalye kalmaktadır.

 

d’Hondt Sistemi Halen Geçerli Mi?

 

21 Ocak 2017 tarihli ve 6771 sayılı Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesini takiben Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş; bu hükümet sistemine geçişi sağlayan Cumhur İttifakı, aynı zamanda Seçim Kanununda ittifak modelini geçerli kılan bir değişikliğe imza atmıştır. İttifak modeline geçişten sonra da d’Hondt sistemi devam etmektedir.

 

 

Prof. Dr. Kemal Gözler’in konuya ilişkin açıklamaları şöyledir: “Seçime birden fazla parti ittifak yaparak katılmış ise, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 34’üncü maddesinin 13 Mart 2018 tarih ve 7102 sayılı Kanun ile değişik şekline göre ‘ittifakın elde edeceği milletvekili sayısının hesaplanmasında, ittifak yapan siyasi partilerin toplam oyu esas alınır.’ Aynı maddeye göre, ‘ittifakın elde ettiği toplam milletvekili sayısı, ittifak yapan siyasi partiler arasında her birinin aldığı geçerli oy sayısı esas alınarak bu maddedeki usule göre paylaştırılır. Bu hükümde gönderme yapılan ‘madde’, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 34’üncü maddesidir. Bu maddede (…) d’Hondt usulü düzenlenmektedir. Yani ittifakın kendi içinde milletvekili paylaşımı, diğer bir ifadeyle ittifak yapan partiler arasında ittifakın elde edeceği toplam milletvekili sayısının paylaştırılması da d’Hondt usulüyle yapılır. Yani d’Hondt usulü, ittifak içinde de geçerlidir. Bu nedenle buna ‘iç d’Hondt usulü’ denebilir.”[4]

 

Görüldüğü gibi Türkiye’de 1983’ten bu yana nispî temsilin bir alt türü olan d’Hondt sistemi uygulanmaktadır. Seçim Kanununda 13 Mart 2018 tarihinde yapılan değişiklik, bu gerçeği değiştirmemiştir. Bu nedenle ittifak modelinin varlığına rağmen artık oy ve artık sandalye bırakmayan d’Hondt modeli halen yürürlüktedir.

 

Cumhur İttifakının müteakip seçimler öncesinde kendileri için avantaj sağlayacak bir Seçim Kanunu değişikliği üzerinde çalıştığı bilinmektedir. Ancak ittifak ortaklarının nasıl bir model üzerinde anlaşacakları belirsizdir. Şu an için öngörebildiğimiz tek husus, Anayasanın 67. maddesi (son fıkra) gereğince müteakip seçimlerin en erken olası bir Seçim Kanunu değişikliğini izleyen bir yılın tamamlanmasından sonra yapılabileceğidir. 

 

__

[1] Serap Yazıcı, Türkiye’de Askeri Müdahalelerin Anayasal Etkileri, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 1997, s. 38.

[2] Ayrıntılar için bakınız Serap Yazıcı, “Seçim Sistemi”, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2012, s. 63-65.

[3] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s. 267-268.

[4] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Yayınevi, Bursa, 2018, s. 191-192.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.