İdlib: HTŞ’nin Mikro Devleti ve Ufukta Beliren Operasyon

Uzunca bir süredir Suriye rejimi ve müttefikleri İdlib’in güneyinde askerî tahkimatını arttırmış durumda. Kuzeybatı Suriye’de son dönemde yaşanan tüm gelişmeler yeni bir çatışma sürecinin yaklaştığının habercisi.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Suriye muhalefetinin son kalesi İdlib’de tansiyonun giderek yükseleceği bir evreye doğru adım adım yaklaşıyoruz.

 

Bahar Kalkanı Operasyonu akabinde Türkiye ve Rusya’nın üzerinde uzlaştığı, Perspektif’teki önceki yazımda Soçi 2.0 olarak da kabul edilebileceğini belirttiğim 5 Mart tarihli Moskova mutabakatında, Halep ile Lazkiye’yi bağlayan stratejik önemi haiz M4 yolunun kuzeyi ve güneyinde altışar kilometrelik bir güvenli koridor oluşturulması ve bu hatta Türk-Rus ortak devriyelerinin yapılması kararlaştırılmıştı. Halkın yoğun tepkisine rağmen ilki 15 Mart’ta gerçekleştirilen devriyelerin yirmi beşincisi kısa bir süre önce icra edildi.

 

Moskova’da üzerinde uzlaşılan ateşkesin sürekliliği konusunda baştaki karamsarlığa ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile diğer muhalif askerî oluşumların anlaşma sonrasındaki ilk muhalefetine rağmen ateşkese büyük oranda uyuldu ve devriyeler gerçekleşti. Her ne kadar ilk devriyeler provokasyon tehdidi gerekçesiyle kısa kesilmiş olsa da bugüne kadar gelindi.

 

Ne var ki Kuzeybatı Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmeler yeni bir çatışma sürecinin yaklaştığının habercisi. Uzunca bir süredir Suriye rejimi ve müttefikleri İdlib’in güneyinde askerî tahkimatını arttırmış durumda. Özellikle Cebel El Zaviye ve Ğab Ovası bölgesinde askerî yığınağın arttığı biliniyor.

 

Yığınağın arttığı bu zaman diliminde İdlib’in güneyi ayrıca rejim ve Rus topçu ateşinin hedefi olmuş, bu ihlallere bazı hava saldırıları da eşlik etmişti. Öte yandan Suriye askerî muhalefeti de olası bir saldırıya dönük olarak hazırlıklarını arttırmış durumda.

 

Ortak Devriyelere Saldırılar

 

Yapılan askerî tahkimat ve gerçekleşen rejim-Rus saldırılarının yanı sıra bölgedeki çatışma sürecini tetiklemesi beklenen diğer bir önemli dinamik de Türk-Rus ortak devriyelerine karşı gerçekleştirilen saldırılar.  Mayıs ayında başlayan saldırılar Hattab Şişani Ketibeleri adındaki yeni bir oluşumun saldırılarıyla devam etti.

 

Suriye sahasında kısa bir süre öncesine kadar ismi hiç duyulmayan bir örgüt olan Hattab Şişani Ketibeleri devriyelere ardı ardına saldırılar gerçekleştirip bunları üstlendiği açıklamalar yayımladı.

 

Örgüt ilk olarak 16 Haziran’da ortak devriyeye bir EYP saldırısı gerçekleştirdi. Bu saldırıyı 14 Temmuz’daki yeni bir saldırı takip etti. Sansasyonel bir bombalı araç saldırısı olan bu saldırıda 3 Rus askeri yaralandı. Bu saldırının akabinde örgüt, cihadi söylemlerle bezediği sofistike bir videoyu da dolaşıma da soktu. Dolaşıma sokulan bombalı araç saldırısı görüntülerinin bir drone vasıtasıyla kaydedilmiş olması da dikkat celbedici bir durum.

 

Yayımlanan videoda Türkiye’yi, devriyeleri ve HTŞ’yi açıkça hedef alan IŞİDvari bir söyleme sahip Hattab Şişani Ketibeleri, HTŞ’ye muhalefetiyle bilinen diğer askerî oluşumlara da devriyeleri engelleme hususunda yeterince faal olmamaları nedeniyle sitemde bulunuyor ve onları tabiri caizse direnişe çağırıyordu.

 

Hattab Şişani Ketibeleri’nin son saldırısı ise 17 Ağustos’ta gerçekleşti. Türk-Rus ortak devriyesi sırasında bu kez bir Türk zırhlı aracı EYP ile hedef alındı. Maddi kayıp dışında herhangi bir kayıp yaşanmadı bu saldırıda. Her ne kadar Hattab Şişani Ketibeleri’nin varlığı kanıtlanamamış olsa da devriyeleri hedef alan bu saldırıların Suriye rejimi ve Rusya’ya, İdlib’e yeni bir saldırı başlatmak için aradıkları bahaneyi altın tepside sunduğu ifade edilebilir.

 

Peki ortak devriyeler konusunda İdlib’in fiili yöneticisi HTŞ nerede duruyor ve örgüt neden daha radikal oluşumlar tarafından hedef tahtasına konuluyor?

 

HTŞ ve İdlib: Etkileşimle Gelen Dönüşüm

 

HTŞ uzun zamandır ciddi bir dönüşüm süreci içerisine girmiş durumda. Örgütün 2016 yazında Şam’ın Fethi Cephesi’ne dönüşmesi, daha sonraki süreçte ise Halep’in rejim ve müttefiklerine kaybedilmesi sonrası yaşanan travma, 2017 yılında Astana sürecinin başlaması ve başlayan siyasi sürecin muhalif yapılar arasındaki güvensizliği ve problemleri derinleştirmesi gibi gelişmeler Suriye askerî muhalefeti arasında sıcak çatışmaya neden oldu. Yaşanan çatışmalar HTŞ’nin kurulması ve örgütün El Kaide’den kopuşu ile neticelendi.

 

Her ne kadar Suriye’de muhaliflerin kapsamlı bir askerî birlikteliğinin gerçekleşebilmesi adına Nusra Cephesi ilk olarak Şam’ın Fethi Cephesi’ne 2017 başında da HTŞ’ye dönüşmüş olsa da arzulanan askerî birliktelik hiçbir zaman gerçekleşmedi. Yaşadığı dönüşüm ile beraber HTŞ zaman içerisinde daha pragmatik adımlar atmaya başladı. Gerek iç gerekse de dış şartların örgütü dönüşmeye zorladığı su götürmez bir gerçek.

 

HTŞ’nin Meşru Bir Aktöre Dönüşme Arayışı

 

Zamanla HTŞ yaklaşık 4 milyon insanın yaşadığı İdlib’de daha çok yönetime odaklanmaya başlayarak kullandığı cihadi retoriği azalttı ve daha ılımlı bir söylem benimsedi. Daha doğru bir ifadeyle, İdlib’de farklı muhalif oluşumların var olması, Astana çatışmasızlık bölgelerinin teker teker ele geçirilmesi sonrasında İdlib’deki nüfusun artması ve buna eşlik eden diğer bazı iç ve dış faktörler örgüt üzerindeki baskıyı arttırdı. Bu durum da HTŞ’yi salt askerî güç ve ideolojiye dayanmamaya ve rıza üretimi için muhtelif yollara tevessül etmeye zorladı.

 

Halkın zihnini ve kalbini kazanarak içteki ve dıştaki aktörlere hitap edebilecek bir hüviyet kazanma girişimi içerisine girmiş oldu HTŞ böylelikle. Yani, örgüt toplumsal ve siyasal bir meşruiyet arayışı içerisine girdi. Örgütün yaşadığı dönüşüm ABD tarafından dahi gözlenmiş durumda. Her ne kadar HTŞ, hâlâ ABD’nin terör örgütleri listesinde olsa da ABD’nin örgüte yönelik tavrının yumuşadığını söyleyebiliriz.

 

ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey 2020 yılının başında, HTŞ’nin bir süredir uluslararası bir tehdit oluşturduğunu görmediklerini belirtmişti. Jeffrey, HTŞ’nin Suriye Ordusuna ve Rusya’ya karşı tehdit oluşturan ve ABD kabul etmese de kendisini “vatansever muhalif” bir oluşum olarak öne süren bir yapı olduğunu da konuşmasında dile getirmişti.

 

ABD’nin HTŞ’ye yönelik tavrının değiştiğini gösteren bir başka veri de radikal olarak görülen Hurras ed-Din gibi örgütlerin mensuplarının hava saldırılarında hedef alınmasına rağmen, HTŞ’nin bir süredir hedef alınmaması. HTŞ dışındaki muhaliflerin hedef alınması da örgüte yönelik eleştiri oklarını arttırıyor.

 

HTŞ Lideri Cevlani’nin Siyasi Bir Lidere Dönüşme Hamleleri

 

Yerelleşme projesi bağlamında HTŞ, dış ülkelere tehdit oluşturmayan ulusal ve ılımlı bir direniş örgütü olduğunu kanıtlamaya, terör örgütleri listesinden çıkmaya ve Suriye’nin geleceğini belirlemesi muhtemel bir siyasi anlaşmada göz ardı edilemeyecek bir aktör olarak koltuğunu garanti altına almaya çalışıyor.

 

Bu amaçla örgüt lideri Ebu Muhammed el-Cevlani son aylarda İdlib’deki görünürlüğünü çok arttırdı. Halkı, mülteci kamplarını, bölgedeki aşiret liderlerini ziyaret ediyor ve dertlerini dinliyor örgüt lideri. Dahası, gazetecilerle basın toplantıları düzenliyor, lokantalarda halka yemek dağıtıyor ve onlarla beraber yemek yiyor. Bu şekilde PR kampanyasını sürdürüyor. Esasen Cevlani’nin sadece askerî bir lider olarak görülmek istemediği dile getirilebilir. HTŞ lideri yaptıklarıyla siyasi bir lider görüntüsü kazanmaya, kendisini bu şekilde sunmaya da çabalıyor.

 

İdlib’de Doğan Mikro Devlet

 

Değinilmesi gereken bir diğer konu da İdlib’de HTŞ’nin desteklediği Kurtuluş Hükümeti adında 10 Bakanlığa[1] sahip sivil bir hükümetin varlığı. HTŞ, 2017 yılında kurulan bu hükümet vasıtasıyla İdlib’i tabiri caizse mikro bir devlet gibi yönetmeye çabalıyor. Ancak, bu hükümetin de ciddi sorunlar yaşadığı ve halk tarafından defalarca protesto edildiği bilinmeli. Hatta, gerçekleşen protestolar nedeniyle hükümetin kabinesi 2020 yılı başında üçüncü kez değişti.

 

HTŞ’nin yaşadığı bu ciddi dönüşüm cihadi cenahta büyük bir tepkiye neden oldu. Yapının El Kaide’den kopuşunu cihat yolundan bir sapma olarak değerlendiren daha radikal kişiler HTŞ’den ayrılarak 2018 Şubat’ında Suriye El Kaidesi olarak bilinen Hurras Ed-Din’i kurdular. El Kaide Merkez Yönetimi ve Ebu Muhammed el-Makdisi gibi bazı küresel cihat ideologları da HTŞ’yi yaşadığı dönüşüm ve bazı eylemleri nedeniyle eleştiriyorlar.

 

Bunların dışında İdlib’de HTŞ’ye muhalif olan çeşitli askerî oluşumlar mevcut. Bu gruplar HTŞ’den bağımsız hareket etmeye başladıklarında HTŞ’nin baskı ve saldırılarına maruz kalıyor. Örneğin HTŞ yakın bir zamanda kendisine muhalif olan oluşumlara, Fesbutu (Sebat Edin) adlı bir operasyon odası kurmaları sebebiyle saldırdı. Bu vesileyle HTŞ dış aktörlere/ülkelere aşırıcı oluşumları kontrol altına aldığını göstermeye ve İdlib’de güvenlik zafiyeti yaratan değil, aksine güvenlik sağlayan bir yapı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Yani, örgüt kendisini daha ılımlı bir oluşum olarak lanse etmeye çabalıyor. Daha önce de HTŞ, düzenlediği operasyonlarla IŞİD hücrelerine çok ciddi bir darbe vurmuştu İdlib’de.

 

Ayrıca HTŞ İdlib’deki askerî durumu tek bir merkezden yönetme arzusunda. Bu nedenle rejime karşı mücadele etmek isteyen her askerî grubun kendi kontrolündeki Fethul Mübin operasyon odasına katılmasını ve buradan hareket etmesini talep ediyor. Böylelikle otoritesini pekiştirmeyi ve diğer muhalifleri kontrol altında tutmayı hedefliyor. Bu durum da beklenebileceği üzere bölgede gerginliğe sebebiyet veriyor.

 

Bir başka önemli husus da şu: Radikal oluşumlar HTŞ’yi ortak devriyelerden ve Rusya’nın İdlib’de olmasından sorumlu tutuyor ve örgütü Türkiye’nin güdümüne girmekle suçluyorlar. El Kaide çizgisindeki oluşumların Türkiye’nin İdlib’deki varlığından memnun olmadığı bir sır değil ancak bu yapıların temel problemleri Rusya ile.

 

HTŞ’ye dönecek olursak örgüt Moskova mutabakatını ilk olarak tanımadığını belirtse de sonraki süreçte bu devriyelere göz yummak mecburiyetinde kaldı. Şu açık ki, HTŞ İdlib’de siyaset ve askerî güç arasında bir denge politikası takip etmeye çalışan pragmatik bir örgüt olarak temayüz ediyor. Bunlarla birlikte, HTŞ Türkiye’nin İdlib’deki askerî varlığı sebebiyle Ankara ile iyi geçinmek mecburiyetinde olduğunun farkında. Bu durumun aksine daha radikal oluşumlar temelde İdlib’deki sorunun çözümünü askerî olarak görüyor ve olaya ideolojik bir bakış açısıyla yaklaşıyor.

 

İdlib’de Ufukta Beliren Operasyona Doğru

 

Hattab Şişani Ketibelerinin saldırıları Esed rejimi ve Rusya için zaten kırılgan bir zeminde ilerleyen ateşkes anlaşmasını ihlal etmek için bulunmaz bir fırsat. Devriyelere yönelik saldırılardan sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova 13 Ağustos’taki brifinginde ortak devriyelerin geçici olarak askıya alındığını belirtmişti.

 

Bu gelişmenin akabinde icra edilen 25. ortak devriyede de Türk Silahlı Kuvvetleri zırhlısı hedef alındı. Devriyeye yönelik gerçekleşen bu saldırıdan sonra da Rusya İdlib’de bazı bölgeleri yeniden hedef aldı. Bu noktalar bir bağlama oturtulduğunda Rusya ve rejimin kara operasyonunu başlatması yakın görünüyor.

 

Mamafih, İdlib’de geniş kapsamlı bir rejim-Rus saldırısının yapılması hiç de kolay olmayacaktır. Zira İdlib’deki güç dengesi bir hayli değişmiş durumda. Türkiye’nin İdlib’de çok ciddi bir askerî yığınağı olduğu biliniyor. 50’den fazla askerî noktada askeri bulunan Türkiye uzunca bir süredir, İdlib’in kuzeyini tabiri caizse fiili bir güvenli bölgeye çevirme uğraşında.

 

Ülkenin ekonomik ve toplumsal açıdan yeni bir mülteci dalgasını daha kaldıramayacağı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin topyekûn yeni bir askerî harekâta hem Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle hem de İdlib’de desteklediği Suriye Milli Ordusu’na bağlı Ulusal Kurtuluş Cephesi unsurları vasıtasıyla cevap verme ihtimali çok yüksek görünüyor.

 

Ankara, bölgedeki statükoyu korumak için askerî güç unsurlarına müracaat etmekten imtina etmeyecektir. Nitekim 18 Ağustos’ta İdlib’de Rusya’nın bir insansız hava aracının Türkiye destekli muhaliflerce düşürüldüğü iddia edildi. Ertesi gün ise HTŞ kontrolündeki Fethul Mubin operasyon odasının İdlib’in güneyinde rejim ve Rus mevzilerini ağır silahlarla hedef aldığı farklı kaynaklarca aktarıldı.

 

Bunlara ek olarak, Suriye ve Libya savaşlarının adeta iç içe geçtiği ve bölgesel nüfuz elde etme savaşının iki farklı veçhesi olduğu göz önüne alındığında İdlib’de Ankara’yı zor duruma düşürecek bir askerî operasyonun Libya sahasında yankılanması ihtimal dahilinde. Hülasa, yıllardır bir kördüğüm hâlinde olan İdlib, Suriye savaşı için daha pek çok şeye gebe.

___

[1] Aymenn Jawad Al-Tamimi, “Idlib and Its Environs: Narrowing Prospects for a Rebel Holdout”, Policy Notes (Washington D.C.: The Washington Institute for Near East Policy, Şubat 2020), s.7.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.